Yıldızların Uzaklıkları Nasıl Bulunur? (Paralaks Yöntemi)

Yıldızlar ile ilgili belgesel izlerken gözümüze takılan ilk şey genellikle yıldızların Dünya’ya olan uzaklıklarıdır. Peki, bu uzaklıkların (en azından belli bir noktaya kadar) nasıl hesaplandığını hiç merak ettiniz mi?

Cevap basit bir lise geometrisinden ibaret. Evet, lise yıllarında bir çoğumuzun korkulu rüyası olan geometri.

Evrendeki diğer yıldızları tanımamız için ilk önce en yakın yıldız olan Güneş’i tanımalıyız. Eğer Güneş’e olan uzaklığı hesaplayabilirsek, diğer yıldızlara olan uzaklığı basit bir geometri hesabı ile bulabiliriz. Tarihte Aristarkus (MÖ 310-230) paralaks hesaplamasını düşünen ilk kişidir. Fakat o yıllarda bu derece hassas ölçümleri yapabilecekleri bir teleskop olmadığı için bu hesap fikrini ispatlayamamıştır.

paralaksyontemi

Paralaks, Dünya Güneş’in her iki tarafındayken gözlemlenen yıldızın arkaplanındaki yıldızlara göre belirli bir açı değerinde farklı konumlarda görülmesi olarak tanımlanabilir.

Şimdi Güneş’e olan uzaklığı (başka bir yazıda açıklayacağız) bulduğumuza göre, aynı tekniği diğer yıldızlara uygulayabiliriz. Yunanlılar bilimde çok başarılıydı ama bazı felsefi inançlardan dolayı Dünya’nın Güneş etrafında dolandığını bir türlü kabullenemediler. Paralaks’ın mantığı da bunu gerektirdiği için, bu keşif yüzyıllarca gecikti. Konuya dönersek, 6 ay içerisinde gözlemlemekte olduğumuz yıldızın sözde pozisyon kaymasını gözlemlediğimizde aslında onun açısal ayrımını gözlemlemiş oluyoruz. Örneklendirecek olursak:

Bir gözünüz kapatın ve işaret parmağınızı burun hizasına getirin. Şimdi kapalı gözünüzü açıp diğer gözünüzü kapatın. Ne gözlemlediniz? Parmağınız yer değiştirdi değil mi? Peki parmağınızı yaklaştırdığınızda bu yer değişimin artığını da farkettiniz mi?

paralaks

Şimdi, gözleriniz Dünya’nın iki ayrı pozisyonu, burnunuz Güneş ve parmağınız da bir tane yıldız olsun. Gözünüz ve burun arasındaki mesafeyi (Dünya ve Güneş) biliyoruz, açıyı da zaten iki ayrı noktadan gözlem yaparak bulmuştuk.

Güneş’e olan uzaklığı 1 astronomik birim (AB) diye tanımlarsak yıldızın uzaklığı(d), 6 aylık süreçte yıldızın açısal değişiminin tanjantına bağlı çıkacaktır. Yani 1/d = tan(a) olarak bulunur. Burada a yıldızın açısal değişimi, 1 Güneş ile Yer arasındaki mesafe (1 astronomik birim), d ise yıldızın uzaklığıdır.

Ama bir dakika, tanjantı hesap makinesi olmadan nasıl bulacağız? Aslında küçük açılar için, bir açının tanjantı açının kendisine eşittir (radyan biriminde geçerli, örneğin tan (0.03)=0.03). Dolayısıyla yıldıza olan uzaklık Güneş’e olan uzaklığın radyan cinsinden ölçtüğünüz açıya bölümüne eşittir (d=1/a). Bu işlem sonucunda çıkan değer, parsek birimindendir. 1 parsek de yaklaşık olarak 3.26 ışık yılıdır.

Paralaks

Örneğin bize en yakın yıldız olan Proxima Centauri’nin paralaks değeri 768mas (miliarcsecond)’dır. Bu gözlemler sonucunda ölçülen kayma miktarıdır. Lakin bize arcsecond (yay saniyesi) değeri lazımdır, bu da 1000’de 1’lik orandan ötürü 0.768 yay saniyesidir. Bir yay saniyesinin 1 derecenin 3.600’de biri olduğunu ifade etmekte fayda var.

Yani bize en yakın yıldız gökyüzünde derecenin 3.600’de 1’inden daha küçük değerlerde yer değiştiriyor gibi görünür. Bu sebeple bu kaymayı çıplak gözle ayırt etmek mümkün değildir.

Şimdi basit geometrik hesabımızı uygulayacak olursak d=1/0.768’den d=1.3 sonucunu buluruz. Fakat Proxima Centauri bize yaklaşık 4.22 ışık yılı uzaklıktadır. Sonucun farklı olmasının sebebi, yukarıda da belirttiğimiz gibi çıkan sonucun parsek biriminden olmasından dolayıdır. 1.3 parsek = 1.3 x 3.26 = 4.24 ışık yılı çıkacaktır. Ki bu da çıkması gereken değere çok yakın bir değerdir.

Alperen Erol




VY Canis Majoris Efsanesi

Evet Canis Majoris çok büyüktür; çapı Güneş‘in yaklaşık 1.500 katı kadardır. Ancak, bu görülen büyüklüğü onu galaksimizin en muazzam yıldızı yapmaz.

VY Canis Majoris’in, kütlesi (yani içerdiği madde miktarı, kabaca ağırlığı) sadece yaklaşık 18 Güneş kütlesine denk gelir. Çapıyla kütlesini oranladığımızda, Vy Canis Majoris’in “aşırı şişmiş” ölmek üzere olan bir kırmızı dev olduğunu görürüz. (üstteki görselde göstermek zor olduğu için Güneş’i sol altta beyaz bir çember içine almak zorunda kaldık).

Canis Majoris, ömrünün sonuna gelmiş ve şişmeye başlamış olan tipik bir kırmızı dev yıldızdır. Bu yıldızların merkezlerinde üretilen enerji o kadar büyüktür ki, yıldız akıl almayacak kadar muazzam boyutlara ulaşabilir. Canis Majoris işte böyle bir şişmenin ürünüdür. Bir yıldızın kırmızı dev evresine giriş süreciyle ilgili şu kapsamlı makalemizi okuyabilirsiniz.

Daha başka bir ifadeyle, yaklaşık 3.820 ışık yılı uzağımızdaki bu yıldız “çok seyrek“tir. Yüzeyindeki çekim gücü, o kadar azdır ki, Dünya’nın bile yarısı kadardır. Nasıl yapacaksınız bilmiyorum ama, Canis Majoris’in yüzeyinde dursaydınız, Dünya’da olduğunuzun yarısı ağırlıkta olacaktınız. Devasa boyutlarına karşın, yaklaşık 3.200 santigrat derecelik yüzey sıcaklığının (Güneş’inki yaklaşık 6 bin derece) sağladığı aydınlatma gücü, Güneş’in ancak 270-280 bin katı kadar (Tamam, Güneş’ten muazzam ölçüde fazla ama, çapı 1.500 katı zaten, olsun o kadar. Güneş bu yıldızın yanında küçük bir nokta kadar kalıyor).

VY Canis Majoris

VY Canis Majoris’in ESO’nun (Avrupa Uzay Gözlemevi) Şili’deki “Çok Büyük Teleskop” ile alınmış olan bir fotoğrafı (üzerine tıklayıp büyütebilirsiniz).

Bu arada ek bir bilgi verelim; yıldızların veya Jüpiter, Satürn, Neptün gibi gaz devi gezegenlerin bir yüzeyi yoktur. Bu soruna çözüm bulmak için, bilim insanları; bu tür gökcisimlerinde “gaz yoğunluğunun” Dünya’da deniz seviyesine denk gelen 1 atmosferlik basınca ulaştığı yeri yıldızın veya gaz devinin yüzeyi kabul ederler.

Gerçek bir “dev” için ise “ölmek üzere olmayan” bir anakol yıldızına, mesela Eta Carinae‘ya (Eta Karina) bakabilirsiniz:

Eta Carinae’nın çapı Güneş’in sadece 150 katı kadardır fakat, kütlesi Güneş’in en az 120 katıdır. Kütleçekimi ise, bırakın Güneş’i, Vy Canis Majoris’i bile 5’e katlar. 40 bin santigrat derecelik yüzey sıcaklığının sağladığı aydınlatma gücü Canis Majoris’in 10 katı, Güneş’in ise tam 5 milyon katıdır.

Özetle evet, Canis Majoris “boyut” açısından çok ama çok büyüktür. Ancak, gerek kütleçekim, gerekse aydınlatma gücü bakımından yirmide biri boyutlarındaki dev kütleli yıldızların yanına bile yaklaşamayan bir ihtiyardır. Kendisinden daha büyük boyuta sahip olan UY Scuti yıldızı da Canis Majoris ile aynı kaderi paylaşır; o da şişirilmiş bir balondur.

Son olarak, ömrünün sonuna gelmiş bu yıldız, önümüzdeki birkaç yüzbin yıl içinde devasa bir süpernova patlaması ile yok olacak. Sürekli kütle kaybettiği için, bu patlamanın olduğu zamanda kalan kütlesinin ne olacağını kestiremiyoruz. Nihayetinde, süpernovadan sonra bir nötron yıldızı mı, yoksa bir kara delik mi ortaya çıkacak; bilmemiz güç.

Şu anda gökyüzünde çıplak gözle görülemeyen bu yıldız, her an gerçekleşebilecek olan süpernova patlaması sonrasında yaklaşık 10-15 gün boyunca gökyüzünde çıplak gözle görülebilecek. Ancak, çok parlak görüneceğini düşünmeyin, çok uzak olduğu için normal bir yıldız gibi göreceksiniz.

Zafer Emecan

İlk olarak 2014 tarihinde yayınlanan bu yazımız, güncellenerek tekrar yayına sunulmuştur. 




Messier 87 (M87) Galaksisi

Üstte fotoğrafını gördüğünüz Messier 87 (M87), bizden 52-53 milyon ışık yılı uzakta yer alan dev boyutlu bir eliptik galaksidir. Adından da anlaşılacağı üzere, ünlü astronom Charles Messier tarafından 1781 yılında keşfedilmiştir.

Bir çoğunuz, çok daha görkemli göründüğü için sarmal kollara sahip ışıltılı galaksi fotoğraflarına bakmaktan, tüm galaksileri sarmal yapıya sahip rengarenk objeler olarak algılıyor olabilirsiniz. Ancak, M87 gibi eliptik, tekdüze görünüşlü gökadalar evrende en az sarmal galaksiler kadar yaygın, hatta onlardan sayıca daha fazladır.

Berenis’in Saçı Takımyıldızı yönünde yer alan Messier 87 (bir diğer adı NGC 4486), 120 bin ışık yılını aşan çapıyla bizim galaksimiz Samanyolu’ndan daha büyüktür. Ancak, 1 trilyona yakın yıldız içermesine rağmen; yeni yıldızların doğabilmesi için gerekli olan gaz galaksi içinde artık çok az bulunduğundan, yeni yıldız oluşumu nadiren gerçekleşir. Bu da, M87’nin yaşlı yıldızlardan oluşan bir gökada haline gelmesine sebep olmuştur. Galaksinin genel anlamda sarımsı bir tonda görülmesinin nedeni de, bu yaşlı yıldızlar ve artık ölmek üzere olan kırmızı dev yıldızlardır. 

Çıplak gözle görülemeyen ama, küçük bir teleskopla dahi rahatlıkla izlenebilen bu galaksi içerisinde, Samanyolu’nda bolca görmeye alışık olduğumuz (ve de geceleri gökyüzüne baktığınızda gördüğünüz) büyük kütleli mavi-beyaz ışıltılı yıldızların sayısı çok az sayıdadır. Çünkü mavi beyaz ışıltılı dev yıldızlar birkaç on milyon yıl gibi çok kısa ömürlere sahiptirler ve Messier 87 galaksisinde hemen hemen tümü ölüp yok olmuş, yerlerine yenileri de gelememiştir.

Messier 87 - M87

M87’nin merkezindeki kara delikten püsküren yüksek enerjili parçacıklar, radyo dalga boyunda güçlü bir ışıma yaparlar. Fotoğraf telif: ESO – NASA/Canada-France-Hawaii Telescope, J.-C. Cuillandre (CFHT)

Bununla beraber, bu dev galaksi 15 bin civarında küresel yıldız kümesine ev sahipliği yapar. Galaksimiz Samanyolu’nun hepi topu 150 civarında küresel kümeye sahip olduğu düşünülürse, bu rakamın ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılabilir sanırız. Bu kadar fazla küresel kümeye ev sahipliği yapıyor olması, galaksinin eski gençlik günlerinde çok fazla sayıda cüce galaksiyi bünyesine katması olarak düşünülüyor. Zaten, bu büyüklüğe ulaşabilmesinin nedeni de çok sayıda galaksi birleşmesi yaşamış olması. 

M87, aynı zamanda merkezindeki olası bir kara delikten fışkıranjet” akımlarıyla da tanınıyor. Yani, merkezdeki süper kütleli kara deliğin kutuplarından yüzbinlerce ışık yılı uzağa yüksek enerjili parçacıklar fırlatıyor. Bu da galaksiyi çok güçlü bir radyo ışınımı kaynağına dönüştürüyor. Eğer gözlerimiz ışığın radyo dalga boyunu görebilseydi, M87 gökyüzündeki en parlak nesnelerden biri olacaktı.

Bu güçlü parçacık akımlarının nedeni; merkezdeki süper kütleli kara deliğin çevresini sarmış olan yoğun gaz ve toz diski. Diski oluşturan madde, kara deliğin çevresinde büyük bir hızla dönerken, içeri doğru çekilen maddenin bir kısmı yüksek hızları nedeniyle yutulmaktan kurtulup, dönüş eksenine aksi yönde fırlıyorlar. Bu da, kara deliğin kutuplarından fışkıran bir parçacık fiskiyesi oluşturuyor.

En üstteki kapak fotoğrafı, amatör bir gökbilimci olan Robert Gendler‘a ait. Bu adam gökcisimlerini fotoğraflamayı iyi biliyor evet…

Zafer Emecan

https://www.eso.org/public/news/eso1525/
https://www.nasa.gov/feature/goddard/2017/messier-87
http://www.messier.seds.org/m/m087.html




En Parlak Yıldızlar 11: Antares

Dünya göklerinin en parlak 15’inci yıldızı olan Antares, Akrep Takımyıldızı yönünde, özellikle yaz aylarında sarımsı parlak ışıltısıyla kolayca farkedilip diğer yıldızlardan ayırd edilebilir.

İsminin kökeni Antik Yunan’dan gelir. Gökyüzünde sarımsı ışıltısı nedeniyle Mars’a benzetildiği için “Anti Ares” olarak adlandırılmıştır. Yunanca Ares (Roma isimlendirmesi Mars), dönemin savaş tanrısıdır.

Bizden yaklaşık 550-600 ışık yılı uzakta yer alan Antares, gökyüzünde gördüğünüz çoğu parlak yıldız gibi, dev bir yıldızdır. Biliyorsunuz, yıldızlararası mesafenin büyüklüğü nedeniyle, eğer çok yakınımızda yer almıyorlarsa normal büyüklükte olan yıldızların ışıkları bize çok soluk ulaşır ve çıplak gözle görebilmek mümkün değildir.

Antares

Antares yıldızının teleskopla alınmış bir fotoğrafı (Telif: Fred Espenak)

O nedenle, aslında geceleri gökyüzüne baktığımızda, tüm yıldızlar içinde çok küçük bir yüzdeyi oluşturan parlak dev yıldızları görüyoruz. “Akrebin Kalbi” olarak da nitelenen bu yıldız da çıplak gözle görülebilen ve ömrünün sonlarına yaklaşan dev bir “çift yıldız“dır.

Sistem ve Yapısı

Dev bir yıldızdır demiştik. Gökbilimcilerin Antares A olarak adlandırdığı, boyutları oldukça büyük olan sistemin ana yıldızı, Güneş’in yaklaşık 700 katı büyüklükte, yani yaklaşık 980 milyon kilometrelik bir çapa sahiptir. Toplam kütlesi de, Güneş’in yaklaşık 12 – 15 katı kadardır. Bu arada, kütle kavramını aynı şey olmasa da ağırlık olarak düşünebilirsiniz. Yani, bu yıldız Güneş’den 700 kat büyük ve 15 kat daha ağır.

Ömrünün son demlerine girip artık bir kırmızı dev aşamasına gelmiş olan Antares, 3.500 santigrat derece civarındaki yüzey ısısı ve olağanüstü büyüklükteki çapı nedeniyle, bizim yıldızımız Güneş’ten 60-65 bin kat daha fazla parlaktır ve daha fazla enerji yayar.

Antares

Antares A ve B yıldızlarının görünümü. Bu iki yıldız, küçük bir teleskopla birbirinden ayırd edilemese de, 10 cm ve üzeri çapa sahip amatör teleskoplarla gözlemlenebilir. Bu fotoğraf, amatör astrofotoğrafçı Edison Urdaneta tarafından 114 mm’lik bir teleskop kullanılarak çekilmiştir.

Sistemin ikinci üyesi olan Antares B ise, Güneş’in yaklaşık 7 katı kütleye sahip B tayf sınıfı dev bir anakol yıldızıdır. İlk kez İskoç astronom James William Grant tarafından 1844 yılında keşfedilen bu yıldız, ömrünün hala sağlıklı günlerindedir ve Güneş’in yaklaşık 5 katı çapı ve 19 bin santigrat dereceyi bulan yüzey sıcaklığı ile 2 bin katından fazla ışıma gücüne sahiptir.

Her iki yıldız, birbirlerinin ortak kütle çekim merkezi etrafında dolanırlar. Ancak, Antares A yıldızının değişken yapısı nedeniyle yörünge periyotlarını tam olarak ölçmek mümkün olmuyor. Ömrünün son aşamalarında olan Antares A, bir değişen yıldız olduğu için, şişip büzülmeleri nedeniyle hem parlaklığı, hem de çapı, dolayısıyla sistemdeki kütle çekim dengesi de değişiyor. Bu durum da, iki yıldızın birbirleri etrafındaki dolanım süresinin 1.600 ila 2500 yıl arasında bir değerle hesaplanabilmesine neden oluyor.

Olası Gelecek

Yıldız sisteminin yaklaşık 11 milyon yaşında ve büyük kütleli ana yıldız Antares A‘nın artık bir kırmızı dev olduğu düşünüldüğünde, önümüzdeki 1 milyon yıl içinde Dünya göklerinde bir süpernova patlamasına şahit olacağımız aşikar. Patlama gerçekleştiğinde, yıldızın gökbilim ölçeklerine göre bize çok yakın olması nedeniyle yaklaşık 1 ay süresince bir göksel şölen yaşanacak.

Antares

Antares yıldızının astrofotoğrafçı Mustafa Aydın tarafından çekilmiş bir fotoğrafı.

Yıldız o kadar parlak olacak ki, geceleri yeryüzünü Ay kadar olmasa da aydınlatacak ve gündüzleri de görülebilecek. Sonra ise, yavaşça sönüp gözden kaybolacak. Antares A’nın, süpernova öncesi kalan kütlesine göre, bir nötron yıldızı veya kara delik haline dönüşeceği düşünülüyor.

Antares B ise bahsettiğimiz gibi ömrünün hala sağlıklı dönemlerinde ve eşi Antares A öldükten sonra da parlak ışıltısıyla hayatına devam edecek. Ancak, o anki Güneş’in 2 bin katı civarındaki ışıltısı, kendisini yeryüzünden çıplak gözle görmemize yeterli gelmeyecek. Buna rağmen, dev bir yıldız olduğu için, ömrü Antares A kadar olmasa da kısa. O da yaklaşık 10 milyon yıl içinde yakıtı olan hidrojeni tüketip yavaşça kırmızı dev aşamasına girmeye başlayacak ve yeniden yeryüzünden çıplak gözle parlak bir yıldız olarak görünecek.

Nihayetinde Antares B de ölüm aşamasına gelecek ancak, dev bir yıldız olmasına rağmen kütlesi bir süpernova patlaması oluşturmaya yeterli gelmeyeceği için yavaşça dağılarak bir gezegenimsi bulutsuya dönüşüp, bir beyaz cüce olarak hayata veda edecek.

Böylece, 4.5 milyar yıllık Dünya tarihinin sadece 15-20 milyon yılında gökyüzünü süsleyen bu yıldız sistemi, bir daha görünmemek üzere gözden kaybolacak…

Zafer Emecan

https://www.universeguide.com/star/antares
https://www.space.com/21905-antares.html
https://www.britannica.com/place/Antares-star
http://www.constellation-guide.com/antares/




Messier 83 (M83) Galaksisi

Üstteki Hubble teleskobu ile alınmış fotoğrafta, Nicolas Louis de Lacaille tarafından 1752 yılında keşfedilen ve Charles Messier’in ünlü “Messier Kataloğu”nda yer verdiği M83 Galaksisi’nin spiral kollarından birine yakından bir bakış görüyorsunuz.

M83, bize sadece 15 milyon ışık yılı uzaklıktadır ve tıpkı gökadamız Samanyolu gibi sarmal bir yapıya sahiptir. Görmüş olduğunuz kırmızı alanlar, yoğun yeni yıldız oluşumlarının yaşandığı bulutsulardır. Eğer Samanyolu’nun dışına çıkıp galaksimize uzaktan bakabilseydik, içlerinde milyonlarca yeni yıldızın oluştuğu nebulaların yani Türkçesi; bulutsuların galaksimizin sarmal kolları boyunca bu şekilde dizildiğini görebilecektik.

Ancak şimdilik bunu yapma imkanına sahip değiliz ve galaksimizi sadece içeriden gözlemleyebiliyoruz. Fakat M83 gibi Samanyolu’na türdeş gökadaları, bu fotoğrafta gördüğünüz gibi gözlemleyerek kendi galaksimizin doğası hakkında bilgi edinmemiz mümkün oluyor.

M83

M83 Gökadası’nın Hubble Uzay teleskobu tarafından çekilmiş detaylı bir genel görüntüsü. Bu genel görüntüde bile; galaksinin sarmal kollarında büyük miktarda yıldız oluşum bölgesinin yer aldığı görülebiliyor.

Bilimsel açıdan NGC 5236 olarak da isimlendirilen bu galaksi, bizim yerel galaksi grubumuza çok yakın başka bir küçük grubun üyesidir. Samanyolu’ndan biraz küçük, 60 bin ışık yılı civarındaki çapıyla aslında yerel grubumuzun üçüncü büyük gökadası olan Üçgen Galaksisi ile yakın boyutlara sahiptir.

Yapısal benzerliği nedeniyle çoğu zaman “Fırıldak Galaksisi” denilen Messier 101 ile karıştırıldığını da belirtmemiz gerekli. Messier 83’e de yanlış biçimde fırıldak galaksisi denildiği oluyor. Doğrusu şudur; Messier 83 Güneyin Fırıldak Galaksisi olarak isimlendirilir.

Gökbilimcilerin “yıldızlarla dolup taşan” (starburst galaxy) tanımlamasında bulunduğu; büyük miktarda yıldız oluşumunun hızlı biçimde gerçekleştiği gökadalar arasında yer alan M83, aynı zamanda en fazla süpernova patlaması gözlemlenen evren adalarından biri konumunda.

Zafer Emecan




Yakınımızdaki Yıldızlar: Barnard Yıldızı

Barnard Yıldızı, Centauri sisteminden sonra, sadece 6 ışık yılı uzaklığı ile bize en yakın ikinci yıldız ve önümüzdeki 10 bin yıl içinde bize en yakın yıldız haline geleceği düşünülüyor.

Yılancı Takımyıldızı yönünde yer alan ve Güneş’e göre olan hareketi göz önünde bulundurulduğunda, en hareketli yıldız olarak bilinen Barnard Yıldızı (Barnard’s Star), gökyüzünde bir dolunay büyüklüğünde mesafeyi sadece 180 yılda katediyor. Yani, arka planındaki yıldızlara göre yeri çok hızlı biçimde değişiyor.

Barnard Yıldızı, Güneş’in sadece %15’i kütleye sahip bir kırmızı cüce yıldızdır. Çapı, 1.4 milyon kilometre çapa sahip olan Güneş’in yanında sadece 270 bin km ile oldukça küçük sayılır. Kıyas yapmak için, Dünya’nın çapının 12 bin km olduğunu hatırlatalım. Şu linke tıklayarak cüce yıldızlar hakkında daha fazla bilgi alabilirsiniz

Yapısı

Telif: Rick Johnson.

Yanda, amatör astronom Rick Johnson tarafınan 9 yıllık bir çalışmanın sonunda arka planındaki diğer yıldızlara oranla hareketi görüntülenmiş olan Barnard Yıldızı’nın yüzey sıcaklığı yaklaşık 2.900 santigrat derece. Hem düşük yüzey sıcaklığı, hem de boyut olarak küçüklüğü nedeniyle Güneş’in sadece 0.0035’i kadar ışık ve enerji yayabiliyor. Bu arada Barnard Yıldızı çok yakın olmasına karşın, düşük ışıma gücü nedeniyle Dünya’dan çıplak gözle görünemeyecek kadar soluktur. Ama bir dürbün yahut teleskop yardımıyla, konumunu da biliyorsanız görebilirsiniz.

Yaklaşık 10 milyar yaşında olan yıldız, Güneş’ten 2 kat daha yaşlı ve çoğu kırmızı cüce yıldız gibi biraz “deli dolu“. Üzerinde yapılan gözlemler, yüzey ısısının zaman zaman 8.000 dereceye kadar çıktığını gösteriyor. Bu da, yıldızın çok güçlü Güneş patlamaları oluşturduğuna bir kanıt. Güneşimizde de böyle patlamalar meydana geliyor ama, hiçbiri Barnard Yıldızı’ndaki bu patlamalar kadar güçlü değil.

Yani, Barnard Yıldızı’nının öyle ufak tefek göründüğüne aldanmayın. Bu yıldız en az 500 milyar yıl daha yaşayacak, Güneş ise 5-6 milyar yıl içinde çoktan ölmüş olacak. Kısacası o hancı, biz yolcuyuz

Olası Yaşam

Yıldızın çok küçük olduğunu söylemiştik ve bu da şu anlama gelir: Eğer Dünya onun çevresinde dönseydi, Güneş’ten aldığı kadar ısı ve ışık alabilmesi için 15 milyon km uzağında bir yörüngede dolanmak zorundaydı. Dünyamızın şu anda Güneş’e 150 milyon km uzakta bir yörüngede dolanmakta olduğunu söyleyerek kıyaslayabilmenize yardımcı olalım.

Çok uzun yıllardır araştırılmasına rağmen, Barnard Yıldızı’nın çevresinde dolanan bir gezegenin varlığı kanıtlanamadı. Ancak, yaşam kuşağı da dahil olmak üzere yıldızın çevresinde çok sayıda gezegen olduğuna yönelik güçlü şüpheler var. Ancak henüz varlığı onaylanmış bir gezegen yok ve araştırmalar devam ediyor.

Barnard Yıldızı’nın gökyüzündeki konumu (Telif: allthesky.com).

Eğer Barnard Yıldızı’nın çevresindeki yaşam kuşağında (suyun sıvı halde kalabildiği bölge) yer alsaydık, Dünya yıldıza kütleçekim kilidiyle bağlanmış olacaktı. Yani, bir yüzü sürekli yıldıza dönük iken, diğer yüzü sürekli karanlıkta kalacaktı. Bu durumda yıldıza bakan taraf oldukça sıcakken, gece tarafı çok soğuk, kutupları andıran bir sıcaklığa sahip olacaktı. Ancak, gezegenin kalın bir atmosferi varsa, oluşacak hava sirkülasyonu, sıcaklığı eşit bir biçimde dağıtabilir ve her iki yüzün de yaşama elverişli ısıda kalmasını sağlayabilirdi.

Dünya’nın şu anki atmosferi bu eşit dağılımı sağlayabilecek kadar kalın ve yoğun değildir maalesef. Bir kırmızı cüce yıldız çevresindeki gezegende olası yaşam ihtimali için şu makalemizi okuyabilirsiniz.

Zeka ve Yerleşme İhtimali

1970’li yılların ortasında insanoğlu bu yıldıza gitmeyi amaçlayan projeler geliştirmiştir. O günlerde, yapılabileceği düşünülen nükleer tepkimeli uzay araçları kullanılarak ışık hızının %12’sine ulaşılabileceği, böylelikle Barnard Yıldızı’na yaklaşık 50 yıl içinde varılabileceği düşünülmüştür. Ancak, bu araçları geliştirmenin düşünülenden çok daha zor olduğu anlaşıldığından, Barnard Yıldızı’na bir robot uzay aracı gönderme fikri rafa kaldırıldı.

Yıldızın yaşı düşünüldüğünde (bizden 2 kat fazla); buradaki bir gezegende insanla kıyaslanabilir zekaya sahip bir uygarlık “hâlâ” varsa, bizden çok daha ileri bir seviyede olmalılar. Ancak çok araştırılmasına rağmen, burnumuzun dibindeki bu yıldızda böylesi bir uygarlığın izine rastlanılamadı.

En üstte yer alan ve bir sanatçı tarafından hazırlanmış görselde, Barnard Yıldızı’na uzak bir yörüngede dolanan olası bir Jüpiter benzeri gezegen resmedilmiş.

Zafer Emecan

https://www.universetoday.com/121996/amateur-astronomer-chases-down-barnards-star-you-can-too/
https://www.britannica.com/place/Barnards-star
https://www.space.com/37533-red-dots-hunt-planets-barnards-star.html




Sen Sirius Olamazsın! (Gaia 1 Yıldız Kümesi)

Amatör astronom Harald Kaiser, parlak bir yıldız olan Sirius’un ışıltısını maskeleyerek ilk kez ESA’nın Gaia görevinde keşfedilen ve nesiller boyu astronomlardan gizlenmeyi başaran bir yıldız kümesini görüntülemeyi başardı.

Eğer kış aylarında gece gökyüzüne dikkatlice bakmış iseniz, Orion takımyıldızına yakın bir yerlerde yer alan çok parlak bir yıldıza rastlamış olabilirsiniz. Bu yıldız, en kuzeyde yer alan bölgeler hariç Dünya’nın hemen hemen her yerinde görülebilen ve tüm gece göğünün en parlak yıldızı olan Sirius yıldızıdır. Sirius, Güneşimizin yakınlarında (sadece sekiz ışık yılı uzaklıkta) bulunan bir çift yıldız sistemidir.

Antik çağlardan beri bilinen bu yıldız; gökyüzündeki dönüşünün Nil Nehri‘nin yıllık sel taşkını ile bağlantısı olmasından dolayı, Eski Mısır uygarlığındaki tarım faaliyetlerinde ve zamanı kontrol etme de anahtar bir rol oynamıştır. Eski Yunan mitolojisinde ise, Canis Major (Büyük Köpek) takımyıldızının gözünü yani Avcı Orion’u sebatla takip eden “Muhteşem Köpek”i (The Great Dog) temsil etmektedir.

Sirius gibi göz kamaştırıcı yıldızlar, astronomlar için hem bir lütüf hem de bir lanettir. Parlak görünüşleri, özellikleri hakkında bilgi edinmek için bize bolca ışık sağlar ancak, gökyüzünün aynı kısmında yer alan diğer göksel cisimleri de parlaklıklarıyla örterler.

Almanya’nın güneybatısında bir şehir olan Karlsrue de bulunan amatör astronom Harald Kaiser, işte bu yüzden 10 ocak’ta çektiği bu resimde Sirius’u maskelemiştir.

Sirius’un parlak ışığı maskelendiğinde, hemen arkasına gizlenmiş olan yıldız kümesi açığa çıkıyor.

Sirius’un parıltısı ortadan kaldırıldığı zaman, sol tarafında ilginç bir nesne görünebilir hale gelmektedir: Geçtiğimiz yıl ESA’nın Gaia uydusu kullanılarak ilk defa tespit edilen Yıldız Kümesi Gaia 1. (Küme’nin ESA tarafından keşif serüveni için bu videoyu izleyebilirsiniz).

Gaia 1, bütün yıldızların aynı anda doğup kütle çekim ile birbirlerine tutunduğu bir aile olan bir açık yıldız kümesidir ve yaklaşık 15.000 ışık yılı uzaklıkta yer almaktadır. Bakış açımıza göre hemen yanında hizalanması nedeniyle parlak Sirius, bu kümeyi dört yüzyıldan fazla bir süredir gökyüzünü teleskopları ile tarayan astronomlardan gizli tutmuştur. Ancak galaksimiz Samanyolu’ndaki milyarlarca yıldızı kayıt altına alan Gaia uydusunun meraklı gözlerinden gizleyememiştir.

Amatör astronom Kaiser, Gaia görevindeki halka açık bir konuşma esnasında bu kümenin keşfini duydu ve cansiperane bir şekilde 30 cm çapındaki amatör teleskobu ile onu görmek ve resimlemek için havanın açık olduğu bir günü bekledi. Sirius’u, görüntüde karanlık bir daire şekline getiren bir teleskop sensörü ile kapattıktan sonra, Gaia 1 kümesindeki birkaç parlak yıldızı görüntülemeyi başardı.

Gaia 1; Eylül 2016’da açıklanan ilk Gaia görevi verilerindeki yıldızların sayımı ile keşfedilen, daha önce bilinmeyen iki yıldız kümesinden biridir. Astronomlar şu anda, 25 Nisan 2018 için planlanan; çok fazla yeni ve heyecan verici keşif imkanı sağlayacak olan Gaia’nın ikinci veri duyurusunu dört gözle beklemektedirler.

Çeviri: Burcu Ergül

http://www.esa.int/spaceinimages/Images/2018/01/Obscured_Sirius_reveals_Gaia_1_cluster




Gelecekteki Komşu Yıldızımız: Gliese 710

Üstte yakışıklı bir fotoğrafını gördüğünüz, şu an bize 64 ışık yılı uzaktaki Gliese 710 yıldızı; yaklaşık 1.5 milyon yıl sonra Güneş’e en yakın yıldız olacak. Hatta gökbilim ölçüleriyle; neredeyse “burnumuzun dibine” kadar yaklaşacak diyebiliriz.

Galaksimiz Samanyolu’nun bulunduğumuz bölgesinde ve sarmal kolların genelinde, yıldız sistemleri arasındaki mesafe oldukça büyük; çoğunlukla 3-4 ışık yılı kadardır. Ancak bu durum, yıldızların zaman zaman birbirleriyle yakınlaşmadıkları anlamına gelmez. Samanyolu çevresindeki yüz milyonlarca yıl süren yörüngeleri boyunca yıldızlar birbirlerine zaman zaman yaklaşıp, zaman zaman uzaklaşırlar.

Güneş’in %60’ı kadar bir kütleye ve yüzde 1 aydınlatma gücüne sahip olan Gliese 710 yıldızı, kendisini Güneş sistemimize yaklaşık 1 ışık yılı kadar yakınlaştıracak bir yörünge izliyor. Evrensel ölçülere göre çok da uzak diyemeyeceğimiz, yakın bir gelecek sayılan 1.5 milyon yıl sonra, Gliese 710 gökyüzünde neredeyse -3 kadire ulaşan parlaklığı ile gökyüzünü süsleyecek.

1045089_299753000171186_1818876405_n

Güneş’in Samanyolu’nda bulunduğu yer, yakın çevresindeki yıldızlar ve hareket yönü.

Parlaklıkta dönem dönem akşamları veya sabahları gördüğünüz Venüs gezegeni ile yarışacak olan yıldız, bin yıllar sürecek çok uzun bir dönem boyunca görülebilen en parlak yıldız olacak. 

“Şu anda” bizden 64 ışık yılı uzaktaki, Güneş’in %60’ı kütleye ve yarısından biraz daha fazla çapa (yaklaşık 900 bin km) sahip bu K tayf sınıfı turuncu yıldızın bize bu kadar yakınlaşması, elbette Oort Bulutu üzerinde bazı bozucu etkilere yol açabilir. Çünkü hem yıldızın kendisi, hem de çevresinde dolanan olası gezegenler, asteroidler ve asteroid kuşakları Güneş Sistemi’ni çevreleyen Oort Bulutu ile iç içe geçecek.

Bu yakınlaşma nedeniyle bölgede bulunan çok sayıda kuyruklu yıldızın Güneş sisteminin iç kesimlerine doğru hareket etmesi olası. Bu da, birkaç milyon yıl sonra bizim bulunduğumuz iç Güneş sistemine doğru bir kuyruklu yıldız akınına, yani Dünya (aslında bizler) için bir tehlikeye neden olabilir.

4.5 milyar yıllık ömrü boyunca gezegenimiz bu türden meteor ve kuyrukluyıldız yağmurlarına defalarca uğramış, yaşam bu yıkıcı etkiler nedeniyle tekrar tekrar şekillenmek zorunda kalmıştır. Açıkcası Dünya için sıradan, ama üzerindeki yaşam için bol maceralı bir deneyim olacak Gliese 710 ile yaşayacağımız komşuluk ilişkisi…

Zafer Emecan




Sırıtkan Kedi Galaksi Grubu

Samanyolu’nun ve tüm galaksilerin arasında çok fazla karanlık madde bulunuyor. Kütle çekimsel kırılma etkisiyle ışıkta gerçekleşen bozulma ise bu kediyi oluşturuyor. (Kütleçekim mercek etkisi denilen bu olay hakkında daha fazla bilgi için bu yazımızı okuyabilirsiniz.)

Chandra X-Işını Gözlem Evi bu fotoğrafı 23 Kasım 2015’te ortaya çıkardı. Fotoğraf, Sırıtkan Kedi olarak adlandırılan bir galaksi grubuna ait. Bu kediyi, ışığı kütle çekimsel mercek etkisi tarafından gerilmiş ve bozulmuş uzak galaksiler oluşturuyor. Işıktaki bu bozulma, bizimle bu uzak galaksiler arasındaki çok büyük bir kütlenin en güçlü kanıtı ve Chandra’nın ölçümlerine göre bu kütlenin büyük kısmı karanlık maddeye ait. Chandra X-Işını Gözlemevi yetkilileri, Sırıtkan Kedi Galaksi Grubu hakkında şu açıklamayı yapıyor:

“…uzak galaksilerin ışıklarının sapmasına sebep olan kütlenin çevresinde; iki dev ‘göz’ galaksisi ve bir ‘burun’ galaksisi bulunuyor. Sırıtkan Kedi’nin ‘yüz’ündeki çoklu yaylar ‘göz’ galaksilerinin ardında bulunan dört tane arka plan galaksisinden gelen ışıkların kütle çekimsel kırılma yaşamasıyla oluşmuştur.”

Galaksi grubuna ismini veren, Alis Harikalar Diyarı romanındaki ünlü "cheshire cat"...

Galaksi grubuna ismini veren, Alis Harikalar Diyarı romanındaki ünlü sırıtkan kedi; “cheshire cat”…

Chandra’nın X-Işını gözlemlerine göre, gözleri oluşturan galaksiler ve bunlarla ilişkili küçük galaksiler arasında, devasa çarpışmalar gerçekleşiyor.

“Her bir ‘göz’ galaksisi, kendi galaksi gruplarının en parlak üyesi ve bu iki grup galaksi birbirlerine saatte yaklaşık 300,000 mil (500,000 km’ye yakın) gibi bir hızla yaklaşıyorlar. NASA Chandra X-Işını Gözlemevi’nden gelen veriler bu galaksilerin birbirine çarpacağını kanıtlar nitelikte. Mor renkle gösterilen galaksilerin milyonlarca dereceye ulaşan sıcak gazları Chandra tarafından gözlenebiliyor. Chandra’nın X-Işını verileri Sırıtkan Kedi’nin sol gözünü oluşturan galaksi grubunun aktif olarak galaksinin merkezindeki büyük kara deliği beslediğini de ortaya çıkardı.”

Belki de Sırıtkan Kedi Galaksi Grubu yapım aşamasında bir fosil galaksi grubudur. Belki de büyük bir eliptik galaksiyi ve diğer daha küçük, zayıf galaksileri içeren toplama bir galaksidir. Astronomlar fosil galaksi gruplarının, tüm galaksilerin evrimleri süresinde bir kere de olsa yaşadığı geçici bir galaksi formunu temsil ettiğini düşünüyor. Bu yüzden astronomlar fosil galaksi grupları üzerinde çalışmak istiyor ve bu oluşumu gözlemek için Sırıtkan Kedi galaksi grubu ilk fırsatları.

cheshire-cat-optical-hubble

Sırıtkan Kedi galaksi grubunun Hubble uzay teleskobu tarafından görünür ışıkta alınmış bir fotoğrafı.

Astronomlar bir milyar yıl sonra bu kedinin çarpışan iki gözünün, ardında çok büyük bir galaksi ve düzinelerce küçük galaksi içeren bir karma grup bırakarak yok olacağını öngörüyor. Bu noktada Sırıtkan Kedi görüntüsü de bu grupla beraber kaybolacak ve grup bir fosil galaksi grubuna dönüşecek.

(En üstteki mor tonlara sahip görsel: Sırıtkan kedi galaksi grubunun X-Ray görüntüsü ve optik görüntünün birleşiminden oluşmuş bir fotoğrafıdır. Optik görüntü; NASA Hubble Uzay Teleskobu’ndan, X-Ray görüntüsü; Chandra X Işını Gözlemevi’nden alınmıştır.)

Çeviren: Ece Özen

Kaynak: http://earthsky.org/space/the-cheshire-cat-group-of-galaxies




NGC 4889’un Kalbinde Uyuyan Dev Kara Delik!

NGC 4889 gökadasının kalbinde devasa büklükte kütleye sahip bir kara delik gizleniyor. Astronomlar bu devin beslenmesinin durduğunu ve durağanlaştığını düşünüyor.

Uzaklardaki NGC 4889 gökadasının merkezinde şimdiye kadar keşfedilmiş en büyük kütleli kara deliklerden birinin gizlendiği ortaya çıktı. Bunu ortaya çıkaran ise Hubble Uzay Teleskobu’ndan fotoğraflar.

Yukarıdaki fotoğraftaki en parlak ve en büyük gökada olan NGC 4889, 300 milyon ışık yılı uzaklıkta Coma Kümesi’nde bulunuyor. Bu devasa eliptik galaksi, kütlesiyle rekor kıran bir süper kütleli kara deliğe ev sahipliği yapıyor. Bahsettiğimiz bu kara deliğin kütlesi 21 milyar Güneş kütlesine eşittir. Kütle çekimsel kavraması sebebiyle yüzeyinden ışığın bile kaçamadığı bu kara delik 130 milyar kilometre çapında bir olay ufkuna sahip. Karşılaştırma yapabilmeniz için şunu söyleyelim. Samanyolu Gökadası’nın merkezindeki süper kütleli kara deliğin kütlesinin dört milyon Güneş kütlesine eşit olduğu düşünülüyor. Bu kara deliğin olay ufkunun çapı ise Merkür’ün yörüngesinin yalnızca beşte biri kadar.

Ama NGC 4889’un ev sahipliği yaptığı kara deliğin çevresindeki yıldızları yuttuğu ve tozu silip süpürdüğü günler geride kaldı. Astronomlar bu devasa kara deliğin beslenmesinin durduğunu; NGC 4889’un kozmik mutfağında bir ziyafet çektikten sonra, dinlenmeye çekildiğini düşünüyorlar. Gökadanın çevresi şu an barış içinde. Kalan gazlardan yıldızlar oluşuyor ve merkezdeki kara delik tarafından rahatsız edilmeden turluyorlar.

NGC 4889

NGC 4889 gökadası çevresindeki bölgenin geniş açılı görünümü. Fotoğraf Telif:: NASA, ESA, Digitized Sky Survey 2

Bu süper kütleli kara delik aktifken, sıcak yığılma olarak adlandırılan bir işlem tarafından körükleniyordu. Gaz, toz ve diğer kalıntılar gibi galaktik malzemeler yavaş yavaş kara deliğin içine düşerken, biriktiler ve bir yığılma diski oluşturdular. Kara deliğin yörüngesinde dönen bu malzemeler kara deliğin muazzam kütle çekim kuvvetinin etkisiyle hızlandılar ve çok yüksek derecelere kadar ısındılar. Bu ısınmış malzemeler aynı zamanda devasa ve enerjik fışkırmaları da dışarı attı. Kara deliğin aktif olduğu bu dönemde astronomlar NGC 4889’u bir kuasar olarak sınıflandırıyorlardı. Bu kara deliğin etrafındaki disk dışarıya, Samanyolu Gökadası’nın yaydığı enerjiden bin kat daha fazla enerji yayıyordu.

Bu yığılma diski, kara deliğin iştahını etrafındaki galaktik materyal bitene kadar sürekli besledi. Gelecek göksel atıştırmalığını beklediği zamanki gibi sessizce uyuklayan süper kütleli kara delik şu an durağan. Buna rağmen, bu kara deliğin varlığı evrenin ilk zamanlarında ortaya çıkan hâlâ gizemli ve tarifi zor olan kuasarların nasıl ortaya çıktıkları ve nerede oldukları ile ilgili soruların gelecekte cevaplandırılmasını kolaylaştıracak.

Kara delikler, muazzam kütle çekimleri sebebiyle ışığın dâhi dışarı kaçmasını engeller. Bu sebepten dolayı kara deliklerin doğrudan gözlemlenmesi imkansızdır. Ancak kütleleri dolaylı yoldan belirlenebilir. Keck II Gözlemevi’ndeki aletleri ve Gemini Kuzey Teleskobu’nu kullanarak astronomlar NGC 4889’un merkezindeki yıldızların hızlarını ölçtüler. Etrafında turladıkları cisme bağlı olan bu hızlar bahsettiğimiz süper kütleli kara deliğin muazzam kütlesini ortaya çıkardı.

Çeviren: Ece Özen

http://earthsky.org/space/black-hole-is-sleeping-giant




En Uzun Süreli Değişen Yıldız Tutulması

Öyle bir Dünya hayal edin ki, Güneş’iniz tam tutulmayla 69 yılda bir kaybolsun ve bu tutulma toplam üç buçuk yıl sürsün. Dünya’dan 10 bin ışık yılı uzaklıktaki henüz isimlendirilmeyen bir çift yıldız sisteminde gerçekleşen olayın bundan ibaret olduğunu söyleyebiliriz.

Keşfedilen ve tutulma süresi ile en uzun dönem rekorlarını kıran değişen yıldız sistemi henüz sadece katalog ismi olan “TYC 2505-672-1” olarak anılıyor. Bu çift yıldız sistemi gelmiş geçmiş en uzun tutulma süresi ve tutulmalar arasında geçen en uzun zaman (kısaca dönem) rekorununun sahibi. Daha önce rekoru elinde bulunduran Epsilon Aurigae, yoldaş yıldızı tarafından her 27 yılda bir örtülen ve toplam tutulma süresi 640 ila 730 gün arasında süren bir dev yıldızdı.

Epsilon Aurigae Dünya’ya bu yeni keşfedilen sistemden 2.200 ışık yılı uzaklıkla çok daha yakın bir konumda. Ayrıca çok daha parlak olduğu için astronomlar önceleri bu sistemi detaylı bir şekilde çalışma imkanı bulmuşlardı. Epsilon Auriage sistemi, bir sarı dev yıldız ile bu yıldız etrafından yörüngede dolanan Güneş’ten biraz daha büyük ve daha “normal” bir yıldızdan oluşuyor.

tutulma

Sistemin sıra dışı özellikleri Vanderbilt ve Harvard’lı astronomlar tarafından Lehigh Koleji, Ohio ve Pensilvanya Üniversiteleri ile Las Cumbres Gözlemevi Teleskop Ağı ve Amerikan Değişen Yıldız Gözlemcileri Organizasyonunun destekleri ile tespit edilmiş.

Astronominin karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, bazı önemli gök olaylarının astronomik zaman aralıklarında gerçekleşiyor olmasıdır. Bununla birlikte insan ömrü bu konuda oldukça kısıtlayıcı etkenlerden birisi. Çünkü, “kısa” diye tabir edebileceğimiz astronomik zaman ölçüleri bile insan ömründen çok daha uzun olabiliyor.

İki büyük astronomi kaynağı tarafından gösterilen çabanın keşfi mümkün hale getirdiğini söyleyebiliriz: Kısaltması AAVSO olan Amerikan Değişen Yıldız Gözlemcileri Birliği ve Harvard’ın DASCH programı. AAVSO amatör ve profesyonel astronomlar tarafından ortaklaşa kurulmuş, kar amacı gütmeyen bir organizasyon. TYC 2505-672-1’in gösterdiği tutulmanın son birkaç yüz gözlemi bu kuruluştan gelirken, DASCH ise 1890 ile 1989 yılları arasında Harvard’lı astronomlar tarafından elde edilen fotoğraflardan bu yıldıza ilişkin verileri temin etmiş.

LightCurves

Üstte önceki rekortmen Epsilon Aurigae’ya ait ışık eğrisi, aşağıda ise yeni rekortmen TYC 2505-672-1’e ait ışık eğrisi. Aradaki zaman farkı yıllar cinsinden görülüyor.

Vanderbilt Üniversitesi’nden Joey Rodriguez’in bir konferansta, Harvard’dan Sumin Tang’ın TYC 2505-672-1 sistemi ile ilgili bulgularını sunması sonrası, sistemle ilgilenmeye başlaması ve sistemin gözlemlerini bulmak için KELT (Kilodegree Extremely Little Telescope) verilerine bakması neticesinde geçtiğimiz sekiz yılı içeren dokuz bine yakın yeni veriye ulaşılmış. Harvard tarafından geçen yüzyıl boyunca yapılan gözlemlerin de bir araya getirilmesi ve AAVSO’nun da sisteme ilişkin birkaç yüz gözlem verisini sağlamasıyla, sistemin yapısı gün ışığına çıkmış.

Yapılan analizler sonucu sistemin Epsilon Aurigae türü bir sisteme birkaç farkla benzediği sonucuna varılmış. Yeni bulanan sistem bir çift kırmızı dev barındırırken, yıldızlardan birisi göreceli olarak dış katmanlarını yitirerek daha küçük bir yapıya bürünmüş. Yaşanan aşırı uzun süreli tutulmanın ise, soyulan yıldızdan saçılan bu aşırı büyük çevresel diskten kaynaklandığı düşünülüyor.

Rodriguez böylesi uzun bir tutulmanın ancak çok büyük ve aynı zamanda da ışığı geçirmeyen bir maddeden oluşmuş bir disk tarafından sağlanabileceğini söylüyor. Bundan başka bir şeyin, bir yıldızın ışığını aylarca süreyle durdurabilecek kadar büyük olamayacağını da ekliyor.

TYC-2505-672-1 sisteminin oldukça uzak bir sistem olması nedeniyle astronomların görüntülerden elde edebildikleri veriler kısıtlı miktarda kalmış. Bununla birlikte, yoldaş yıldızın yüzey sıcaklığını hesaplamayı başarmışlar. Yıldızın yüzey sıcaklığı yaklaşık 2.250 Kelvin. Yıldızın dış katmanları soyulmuş bir dev yıldız olduğu düşünülürken, soyulmadan kaynaklı oluşan çevresel diskin, tutulmanın uzun süresinin kaynağı olduğu düşünülüyor.

İki tutulma arasında 69 yıllık bir dönem sağlamak için yıldızlar arasındaki mesafenin yaklaşık 20 astronomi birimi (yaklaşık 3 milyar km) olması gerekiyor. Bu da hemen hemen Güneş ve Uranüs arasındaki mesafe kadar. Sistemin bir sonraki tutulmasının ise 2080 yılında gerçekleşeceği öngörülüyor.

Çeviren: Utku Demirhan

Not: Bu çevirideki “yıldız tutulması” kavramını daha iyi anlayabilmek için çift yıldızlar hakkındaki şu “örten çiftler” yazımızı okuyabilirsiniz. Hatta, çift yıldızlar yazı dizimizin tümünü okursanız daha iyi olur. Fazla bilgi göz çıkarmaz. 

Kaynak




Yakınımızdaki Yıldızlar: Capella

Dünya göğünde, çıplak gözle görülebilen en parlak 10. yıldızdır Capella. O kadar parlaktır ki, yaklaşık 42 ışık yılı uzakta yer almasına rağmen, büyük şehirlerde ışık kirliliği altında bile rahatlıkla görülebilir.

Çıplak gözle gökyüzünde gördüğümüz birçok yıldız gibi, Capella da aslında tek bir yıldız değildir. Birbiri etrafında dolanan iki parlak sarı yıldızdan oluşan bir yıldız sistemidir. Dünya’dan çok parlak olarak görebilmemizin nedeni, bu iki yıldızın ortak ışınım gücüdür. Eğer tek bir yıldız olsaydı, bu kadar parlak göremeyecektik. Tabii, herşey bu iki yıldızla sınırlı değil.

Sistem

Sistemin ana bileşenini oluşturan iki parlak yıldız, Capella Aa ve Capella Ab olarak isimlendirilir. Aa yıldızı, Güneş’ten 2.7 kat büyük kütleye ve 78 kat fazla aydınlatma gücüne sahiptir. Biraz daha küçük olan Ab ise, yaklaşık 2.5 Güneş kütlesine sahiptir ve Güneş’ten 77 kat daha parlaktır. Yıldızlar birbirlerinin çevresinde 100 milyon km’lik uzaklıkta, 104 gün süren bir yörünge periyodunda dolanırlar.

Capella-01w

Dünya’dan sıradan bir teleskopla bakıldığında oldukça parlak tek bir yıldız gibi görünmesine rağmen, Capella aslında 4’lü bir yıldız sistemidir (Fotoğraf Telif: F. Espenak).

Her iki yıldızın da yaklaşık 500 milyon yaşında olduğu hesaplanıyor. Yaşları ve kütleleri göz önünde bulundurulduğunda, yıldızların ikisinin de yavaş yavaş yaşlanıp kırmızı dev aşamasına evrilmekte olduklarını söyleyebiliriz. Zaten sağlıklı gençlik dönemleri olan anakol evresinde parlak beyaz ışık saçması gereken iki yıldızın ışığı da sarıya dönüşmeye başlamış durumda. Bu da, önümüzdeki birkaç yüz milyon yıl içinde yıldızların kırmızı deve dönüşeceği ve 500 milyon yıl içinde dış katmanlarını uzaya saçıp birer beyaz cüce olarak öleceklerini gösteriyor.

Herşeyin bu iki yıldızla sınırlı olmadığını söylemiştik. Çünkü bir çift yıldız sistemi değil, dörtlü bir yıldız sistemidir. Bu iki büyük parlak yıldızın yaklaşık 1.5 trilyon kilometre uzağında bir yörüngede dolanan başka bir yıldız çifti daha vardır. Bu iki yıldız, birbirinin çevresinde dolanan birer kırmızı cüce çiftidir ve Capella Ha ile Capella Hb olarak isimlendirilirler.

Capella Ha, Güneş’in %30’u kadar kütleye ve yarısı kadar (700 bin km) çapa sahiptir. Capella Hb ise çok daha küçük, Güneş’in sadece %10’u kütleye ve dörtte biri (350 bin km) çapa sahiptir. Birbirlerinden yaklaşık 7 milyar km uzakta, yüzlerce yıl süren bir yörünge periyodunda dolanırlar.

Capella

Capella’nın gökyüzünde diğer yıldızlara göre konumu. Capella, Arabacı (Auriga) Takımyıldızı’nda yer alır ve Avcı (Orion) Takımyıldızını kullanarak kolayca bulunabilir.

Gelişim ve Son

500 milyon yıl içinde iki büyük ve parlak yıldız ölüp birer beyaz cüceye dönüşecekler demiştik. Bu olduğunda, yani 500 milyon yıl sonra Capella sistemi Dünya göklerinde çıplak gözle görünemez hale gelecek.

Diğer iki kırmızı cüce ise, yüz milyarlarca yıl boyunca parlamaya devam edecekler. Ancak, büyük yıldız çiftine çok uzak oldukları için, bunlar beyaz cüceye dönüşüp kütleleri azaldığında serbest kalarak sistemden ayrılıp, ayrı bir yıldız çifti olarak Samanyolu’nda kendilerine ait bir yörüngeye girme ihtimalleri var.

Olası Yaşam

Capella Aa ve Ab, yüksek ışıma gücüne sahip iki dev yıldızdır. Böylesi büyük kütleli yıldızların çevresinde yaşam barındırabilecek gezegenlerin oluşma imkanı oldukça düşüktür ve oluşması nadiren de olsa mümkün olan gezegenler, yıldızlardan yayılan yoğun yıldız rüzgarları ve radyasyon nedeniyle bildiğimiz türde yaşama düşman bir ortamda yer alacaklardır.

Capella Sistemi

Capella Sistemi’ni oluşturan yıldızların boyutlarının kendi aralarında ve Güneş ile karşılaştırılması (Görsel: Omnidoom at wikipedia.org)

Cüce yıldızlardan Capella Hb, çok düşük kütlesi nedeniyle gelişkin yaşama ev sahipliği yapmaktan uzak bir yıldız. Çünkü, bu yaşam kuşağı (habitable zone) yıldıza çok yakındır ve tehlikeli kütle atımları nedeniyle gezegen üzerindeki olası yaşam tehdit altındadır.

Capella Ha ise, bu sistemdeki yaşama en elverişli yıldız olarak nitelenebilir. Ha’nın yörüngesinde olabilecek karasal bir gezegen, eğer yaşam kuşağında yer alıyorsa, dost canlısı bir ortamda yaşam gelişiminin mümkün olmaması için hiçbir neden bulunmuyor. Ancak, şimdiye kadar bu sistemde hiçbir gezegene rastlanılamadı. Bu durum, olmayacağı anlamına elbette gelmiyor. Uzak olmayan bir gelecekte, sistemde bir gezegen keşfedebiliriz.

Zafer Emecan

Not: İlk olarak 6 Haziran 2014, saat 23:31’de yayınladığımız bu yazımız, Türkçe olarak internette Capella hakkında bulabileceğiniz ilk ve tek detaylı popüler bilim makalesidir. Buna rağmen, ilginç biçimde Akdeniz Üniversitesi Amatör Astronomi Kulübü’nün de adıdır. Yazımız, aradan geçen 3.5 yılda edinilen yeni bilgiler eşliğinde gözden geçirilip, tekrar yayınlanmıştır. 

http://earthsky.org/brightest-stars/capella-is-the-stellar-beacon-of-auriga-the-charioteer
https://www.space.com/21989-capella-star.html
https://www.britannica.com/place/Capella-star




Değişen Yıldızlar (Örten Çiftler, Cepheid Değişenleri)

Yıldızlar gökyüzünde hep aynı şiddette parlamazlar. “Değişen yıldızlar” (variable star) olarak nitelenen içlerinden bazıları, düzenli veya düzensiz olarak parlaklık değişimi gösterir.

Bunun birkaç nedeni var; Tek zannettiğimiz yıldız gerçekte bir “çift yıldız” olabilir. Dolayısıyla bakış açımız da uygunsa, daha sönük olan diğerinin önünden geçerken parlaklığı düşürür, arkasına geçtiğinde parlaklık artar.

Üstteki kapak fotoğrafında gördüğünüz ilüstrasyonda örneklenen; “Örten çift yıldızlar” olarak nitelenen bu yıldızların en bilinen örneği, değişimleri gözle bile takip edilebilen Algol yıldızıdır. Algol, yaklaşık 69 saat arayla bakış açımıza göre birbirinin önünden geçen iki yıldızdan oluşur ve parlaklığı bu periyotta (geçişin olduğu 10 saatlik süre için) 2.5 kat azalır. Yandaki animasyonda, Algol’un parlaklık değişiminin hızlandırılmış çekimle alınmış bir görüntüsünü görüyorsunuz. Bizden yaklaşık 92 ışık yılı uzaklıkta bulunan yıldız, çıplak gözle  rahatlıkla görülebildiği için, bu değişim 1600’lü yıllardan beri gökbilimciler tarafından takip ediliyor.   

Cepheid” (sefeid veya sefe) olarak sınıflandırılan bazı değişen yıldızlar ise, ömrünün son aşamalarına gelmiş (kırmızı dev), bir şişip bir büzüşen yıldızlardır. Bazı cepheid yıldızlarında ise, yıldızın merkez çekirdeği çevresinde birikmiş olan helyum katmanı zaman zaman nükleer reaksiyona girerek yıldızı parlaklaştırır. Fakat bu reaksiyonun yarattığı dışa doğru ışınım basıncı yıldızı genişlemeye zorladığı için, helyum katmanındaki basınç düşer ve bir süre sonra reaksiyon sona erer. Bu durumda, yıldız eski parlaklığına geri döner ve milyonlarca yıl buyunca böyle tekrarlanır durur. Yaşanan süreçle ilgili daha detaylı bilgi için bu yazımızı okumalısınız. 

Değişken Yıldızlar V838

Fotoğrafta, büzülüp genişleyerek şiddetli parlaklık değişimleri gösteren, 20.000 ışık yılı uzaktaki V838 Mon yıldızı görülüyor. Yıldızın çevresindeki bulutsu, parlaklık değişimleri sırasında kütlesinin önemli bir bölümünü çevreye saçmasıyla oluşmuştur (Fotoğraf: NASA/ESA Hubble Teleskobu).

Ölüm döşeğinde olmayıp, sağlıklı günlerini yaşayan kimi dev yıldızlar için de durum bazen yukarıdaki cepheid değişenleri gibidir. Yıldızın çekirdeğinde çok büyük bir alanda gerçekleşen şiddetli nükleer reaksiyon yıldızın dış katmanlarını dışa doğru iter ve genişletir. Bu durumda yıldızın kütlesinin çekirdeğe uyguladığı kütleçekim basıncı azalır ve çekirdekteki reaksiyonlar da azalan basınçla birlikte yavaşlar. Hal böyle olunca, yıldızın parlaklığında düzenli bir azalma meydana gelir.

Kütlesi çok fazla olan bazı dev yıldızlar ise, biraz daha şanssızdır. Çekirdekte meydana gelen enerjinin yarattığı ışınım basıncı o kadar fazla olur ki,  genişleyen dış katmanları yıldızdan koparak ayrılır. Yıldızdan ayrılan bu büyük miktardaki gaz, çevresini sararak yıldızın dışarıdan görülen parlaklığında düzensiz biçimde  azalmaya sebep olur. Bu parlaklık azalması bazen öyle boyutlarda olur ki, yeryüzünden bakıldığında en parlak yıldızlardan biri olarak görünmesine rağmen, sonradan tümüyle görünmez hale gelebilir. Bir süre sonra yıldızı örten gaz katmanı dağılır ve yıldız yeniden daha parlak görünmeye başlar. Bu durumun en bilinen örneği, Eta Carinae yıldızıdır.

Düzenli bir periyot dahilinde parlaklıkları değişen yıldızlar gökbilim için oldukça önemli. Çünkü bu parlaklık değişimleri sayesinde uzaklıklarını hesaplamak çok kolay olur. Onun içindir ki, gökbilimciler galaksi ve yıldız kümelerinin uzaklığını hesaplamadan önce, oralarda bulunan değişen yıldızları tespit etmeye çalışırlar. Bunlardan birkaç tane bulduktan sonra uzaklığı ölçmek (elbette bilim insanları için) zaten çocuk oyuncağı sayılır… 

Hazırlayan: Zafer Emecan
Düzenleyen: Prof. Dr. İbrahim Küçük




Yakınımızdaki Yıldızlar: Epsilon Indi (Epsilon Hintli)

Bize 11.8 ışık yılı uzaklığı ile kapı komşumuz olan yıldızlardan biridir Epsilon Indi. Ancak, geceleri çıplak gözle görülmesi mümkün olmadığı için bu kadar yakınımızda olmasına rağmen pek bilinmeyen bir yıldızdır.

Dolayısıyla, hiçbir UFOcunun uyduruk hikayelerinde Epsilon Indi’den gelen uzaylı hikayeleri duyamazsınız. Çünkü UFOcular astronomi bilimi konusunda cahildir ve sadece çıplak gözle görebildikleri, ama yaşam için hiçbir şans barındırmayan Sirius yıldızı, Pleiades kümesi gibi gök cisimlerinden bahsederler.

Epsilon Indi (Epsilon Hintli, GJ 845, HIP 108870), Güneşimizden biraz daha küçük, onun %76’sı kadar kütleye ve %73’ü kadar çapa sahip (1 milyon 20 bin km) K tayf sınıfı turuncu bir yıldızdır. Görece düşük kütlesi nedeniyle yüzey sıcaklığı 4.400 santigrat derece kadardır. Çapı ve yüzey sıcaklığını baz alıp bir hesap yaparsak, aydınlatma gücünün Güneş’in yaklaşık %20’si kadar olduğu sonucuna ulaşırız. Zaten bu nedenle Dünya’dan, yani 11.8 ışık yılı uzaktan çıplak gözle görülemez.

Habitable Zone

Her yıldızın, kütlesi ve sıcaklığıyla orantılı olarak uzaklığı değişen bir yaşam kuşağı (yeşil bölge) bulunur. Bu kuşakta yer alan gezegenler, yıldızdan yüzeylerinde suyun sıvı halde bulunabileceği kadar ısı ve ışık alırlar. Bu bölgenin dışında kalan alanlarda (mavi) su yüzeyde donmuş halde yer alırken, bölgenin iç tarafında kalan (kırmızı) yörüngelerde su malesef buharlaşarak kaybolur.

Bildiğiniz gibi, her yıldızın Dünya benzeri yaşama izin veren; “suyun bir gezegenin yüzeyinde sıvı halde kalabildiği” bir yörünge uzaklığı (Habitable Zone) vardır. Güneş için bu uzaklık 110-120 milyon km’den başlayıp 250 milyon km’ye kadar uzanır. Epsilon Indi için de aynı yörünge mesafesi 50 milyon km’den başlayıp 100 milyon km’ye kadar uzanıyor.

Yıldız Sistemi

Yıldızı ilginç kılan nedenlerden biri, kendisinden oldukça uzakta bir kahverengi cüce sistemine ev sahipliği yapıyor olması. T tayf sınıfı İki adet kahverengi cüce, yıldızdan 230 milyar km uzaklıkta bir yörüngede yer alıyorlar. Kahverengi cücelerin birbirine uzaklığı da yaklaşık 300 milyon km. Yani Güneş ile Dünya arasındaki mesafenin yaklaşık iki katı. Bu mesafeden iki cüce birbirlerinin ortak kütleçekim merkezi etrafında yaklaşık 15 yıllık bir periyotta dönüyorlar.

Kahverengi cücelerin yıldıza olan uzaklığı o kadar fazladır ki, Güneş ile kıyaslarsak bizim Kuiper Kuşağı dediğimiz bölgenin bile dışında yer alırlar. Yani ana yıldız olan Epsilon Indi A’nın koruma kalkanının çok dışında, neredeyse yıldızlararası ortamda bir yörünge edinmişler kendilerine.

Epsilon Indi

Epsilon Indi A (sağda yarısı görülen parlak yıldız) ve Epsilon Indi B (solda daire içinde). Bu fotoğrafta, sistemin Ba ve Bb kahverengi cüce bileşenleri görsel olarak birbirinden ayırd edilemiyor (Telif: ESO 3.5-m New Technology Telescope (NTT) at the La Silla)

Kahverengi cücelerden “Ba” olarak isimlendirileni Jüpiter‘den yaklaşık 45 kat, “Bb” ise yaklaşık 30 kat fazla kütleye sahip. Ancak ikisi de Jüpiter’den biraz daha küçük, yaklaşık 130 bin km’lik çapa sahipler. Bunun nedeni çok daha büyük kütlelerinin yarattığı yüksek kütle çekim etkisiyle Jüpiter’den çok daha fazla sıkışmış durumda olmaları.

Her iki kahverengi cüce de oldukça etkili sıcaklığa sahipler. Büyük kütleli olanının yüzey sıcaklığı 1.100 santigrat dereceyi bulurken, küçük olanı yaklaşık 700 santigrat derece ısıya sahip. Yani ikisi de görünür ışık dalga boyunda rahatlıkla farkedilebilecek bir ışıltıyla parlıyorlar. Fakat bu ışıltı uzun sürmeyecek; önümüzdeki milyar yıllar içinde her iki kahverengi cüce de iyice soğuyacak ve gözden kaybolacaklar. Bu olduktan sonra kendilerine kahverengi cüce değil “gezegen” demeye başlayacağız.

Olası Yaşam ve Geleceği

Epsilon Indi, yaklaşık 1.3 milyar yıllık yaşıyla oldukça genç bir yıldız sistemi. Sistemin ana öğesini oluşturan Epsilon Indi A yıldızı, gerek kütlesi, gerekse 30 milyar yılı bulacak olan uzun ömrüyle (Güneş’in ömrü 10 milyar yıldır) Dünya benzeri bir hayata ev sahipliği yapma potansiyeli açısında oldukça iyi bir aday.

Epsilon Indi

Epsilon Indi A’nın çevresindeki olası bir gaz devi gezegenin uydusundan gökyüzüne bakış. Sistem henüz çok genç olduğu için, sistemde yer alan gaz devi gezegenler hala sıcak ve ışıldıyor olabilir.

Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda, ana yıldız Epsilon Indi A’nın çevresinde bir gezegen sistemi bulunamadı. Ancak, gökbilimcilerin şüphelendiği birçok olası aday gezegenin varlığına yönelik gözlemler mevcut. Bunlardan biri, yıldızdan yaklaşık 1.2 milyar km ötede dolanan hemen hemen Jüpiter büyüklüğünde bir gaz devi. Ancak olası gezegenlerin varlığının doğrulanması için zaman gerekiyor. Şu anda doğrulanmış bir gezegen yok.

Eğer Epsilon Indi A yıldızının çevresinde yaşama uygun kuşaktaki bir gezegende olsaydık, bahsettiğimiz iki dev kütleli kahverengi cüceyi geceleri çıplak gözle malesef göremeyecektik. Çünkü her ne kadar parlıyor olsalar da, uzaklıkları nedeniyle ışıkları son derece soluk olacağından gözlerimiz tarafından farkedilemeyecekti. Ancak, iyi bir teleskopla gözlem yapmamız mümkün olabilecekti. Yani, teknoloji iyice gelişene kadar bu sistemde yaşayanlar en önemli bu yoldaşlarından haberdar olamayacaklardı.

Yaşı göz önünde bulundurulduğunda, Epsilon Indi A yıldızının çevresindeki yaşanabilir bölgede Dünya benzeri yaşama izin verebilecek boyut ve özelliklerde gezegenler varsa bile, bu gezegenler henüz pek dost canlısı hale bürünmemiş olmalı. Volkanik faliyetlerin çok yoğun olduğu, hatta meteor fırtınalarının sıklıkla yaşandığı gezegenler olmalılar. Sistem 1-2 milyar yıl daha yaşlanıp gezegenlerin kabukları iyice soğuyup, atmosferleri daha stabil hale geldiğinde burada -uygun gezegenler varsa- gelişkin yaşamın filizlenmesi beklenebilir.

Zafer Emecan

https://www.eso.org/public/news/eso0303/
https://youtu.be/K1ON-PD-CPs
http://simbad.u-strasbg.fr/simbad/sim-id?Ident=epsilon%20indi




Samanyolu’nda Kaç Tane Kara Delik Var?

Çoğumuz, galaksimiz Samanyolu’nun merkezdeki dev kütleli kara delik haricinde çok büyük sayıda kara deliğe ev sahipliği yaptığını bilmeyiz. Oysa şu bir gerçek ki; kara delikler de tıpkı yıldız ve gezegenler gibi Samanyolu içine dağılmış, olağan yürüngelerinde dolanan sıradan gökcisimleridir.

Bir yıldızın kara deliğe dönüşebilmesi için oldukça büyük bir kütleye sahip olması gerekir. Ancak, büyük kütleli yıldızlar kısa ömür süreleri boyunca kütlelerinin büyük kısmını uzay boşluğuna “atarlar“. Yine de, başlangıç kütlesi kabaca Güneş’in 7-8 katı olan bir yıldızın, ömrünün sonuna geldiğinde bir karadeliğe dönüşebilecek kütleye (Güneş’in en az 3 katı) hala sahip olması düşük olmayan bir olasılıktır. Bir yıldızın karadeliğe dönüşme serüveni için bu yazımıza göz atabilirsiniz.

Ancak, böylesi büyük kütlelere sahip yıldızlar çok nadir görülürler. Samanyolu’ndaki yaklaşık 200 milyar yıldızın sadece %0.00001’inin kütlesi bu boyutlardadır. Bu da gösteriyor ki, şu anda galaksimiz Samanyolu’nda önümüzdeki 10 milyon yıl içinde kara deliğe dönüşecek yaklaşık 2 milyon yıldız var.

Kara Delik Dünya

Neyşınıl Cografikçiler rahat olun, Dünya’nın bir karadelik tarafından yutulma olasılığı, üç büyüklerin sırayla Şampiyonlar Ligi Kupası’nı alma olasılığından milyonlarca kat daha düşük.

Galaksimizin bugünkü büyüklüğüne* yaklaşık 5 milyar yıl önce kavuştuğunu farzedersek, son 5 milyar yılda kara deliğe dönüşmüş olan yıldız sayısının 10 milyar civarında olduğunu hesaplayabiliriz. Yani galaksimiz Samanyolu içinde başıboş halde dolanan “en az” 10 milyar karadelik mevcut. Bu sayı, galaksimizdeki toplam Güneş benzeri yıldız sayısından daha fazladır.

Yazımızın sonunu kara deliklerin bir gün Dünya’yı yutacağından korkanlar için bağlayalım: Dünya’nın Samanyolu Galaksisi içerisindeki en az 200 milyar yıldızdan biri tarafından yutulma olasılığı neyse, bir kara delik ile karşılaşma olasılığı ondan çok daha azdır. Yıldızlar arası boşluğun, gök cisimleri arasındaki mesafelerin çok ama çok büyük olduğunu unutmamalısınız. Yani, rahat olun, sıkıntı yok 😉 İlla ki korkacaksanız, sıradan bir yıldız tarafından yutulma olasılığımızın çok daha büyük olduğu aklınızda olsun.

(*) Samanyolu’nun yaşı 5 milyar yıldan daha fazla, 10 milyar yılın üzerindedir. Bununla beraber, daha küçük galaksilerin birleşmesiyle oluştuğu için, bugünkü boyutlarıyla değerlendirdiğimizde 5 milyar yıl gibi bir yaş ortaya çıkar. Bu nedenle, Samanyolu, Andromeda vs gibi büyük ve yaşlı galaksilere yaş belirlemek oldukça zordur. Örneğin, galaksimizin içinde yaşı 13 milyar yıla yakın olan yıldızlar da bulunur. Ancak, bu yıldızın yaşını Samanyolu’nun yaşı olarak nitelemek doğru olmaz. 

Zafer Emecan




Yıldız İsimleri Ve Arapça

Gece göğüne baktığınızda çıplak gözle görebildiğiniz parlak yıldızlara verilen isimlerinin birçoğu, köken olarak Arapça’dan gelmektedir.

İslam’ın bilimde altın çağı olarak adlandırılan 700-1100 yılları arasında, kaybolmaya yüz tutmuş Antik Yunan kaynaklarını, müslüman devletlerin bilim insanları yeniden gün yüzüne çıkarıp kendi dillerine çevirmişlerdi. Sonrasında bu kaynakların üzerine kendi çalışmalarını da ekleyerek genişlettiler ve yeni eserler ortaya koydular.

Avrupalı Orta Çağ astronomları, Arap öncüllerinin Antik Yunan çevirilerinden ve üzerine ekledikleri çalışmalarından bolca faydalanmış ve bu sırada Arapça yıldız isimleri aynen alıp kullanılmıştır. 1100’lü yılların sonunda İslam toplumu kendi iç dinamikleri, eğitim sistemlerindeki hatalar sonucu taassubun yaygınlaşmaya başlaması ve aralarındaki iç çekişmeler nedeniyle bilimsel üretimden uzaklaşmış, bilimsel alanda hızla geriye doğru giderek bu alandaki öncüllüğünü batı toplumlarına kaptırmıştır. Şimdi dilerseniz, Arapça kökenli yıldız isimlerinin günümüzde de yaygın biçimde kullanılanlardan bazılarını örnekleyelim.

Aşağıda öncelikle İngilizcesi (veya yaygın olarak bilinen adı), sonrasında Arapçası, en sonda ise Türkçe anlamı verilmektedir:

Achernar – Akhir an Nahr (آخر النهر) Nehir Ağzı
Aldebaran – Ad-Dabaran (الدبران) – Takipçi
Algol – Ra’s Al-Ghul (رأس الغول) – Canavar Kafası (Şeytan Yıldızı)
Alkor – Al Kaffar (الخوّار) – Solgun, Unutulmuş, Baygın
Alnilam – An-Nizam (النظام) – İnci Şeridi
Altair – An-nasr At-tair (النسر الطائر) – Uçan Kartal
Betelgeuse – Yad el-Cauza (يد الجوزاء) – Cauza’nın Eli
Deneb – Daneb ad-Dajaja (ذنب الدجاجة) – Tavuk Kuyruğu
Denebola – Daneb ül Asad (ذنب الاسد) – Aslanın Kuyruğu
Fomalhaut – Fam al-Hut (فُمْ اَلْحَوْتْ) – Güneyli Balığın Ağzı
Hadar – Hadar (حضار) – Yerleşim, Köy, İskan
Menkar – Al-Minkhar (منخر) – Burun Deliği
Mizar – Mizar (مئزر) – Kemer (Kuşak)
Rigel – Riğl el-Gabbar (رجل الجبار) – Devin Ayağı
Vega – Vakî (الواقع)– Düşen

Not: Katkılarından dolayı Evrim Ağacı’ndan ÇMB’ye teşekkür ederiz.

En üstteki fotoğrafta, NGC 6362 küresel yıldız kümesinde yer alan yıldızların Hubble Uzay Teleskobu ile alınmış bir görüntüsünü görüyorsunuz.

Zafer Emecan




Yakınımızdaki Yıldızlar: Alpha Centauri Sistemi

Alpha Centauri (Alfa Erboğa, Rigil Kentaurus), 4.37 ışık yılı, yani yaklaşık 40 trilyon kilometre uzaklığı ile Güneş sistemimize en yakın yıldız sistemidir. Gezegenimizin sadece Güney Yarımküresinden gözlemlenebilen bu yıldız sistemi, aynı zamanda Dünya göklerinin en parlak yıldızıdır.

Üçlü bir sistem olan Alpha Centauri; birbirine görece yakın (ortalama 3.7 milyar km) mesafede yer alan, biri yaklaşık Güneş büyüklüğünde G tayf sınıfı, diğeri ise biraz daha küçük olan K sınıfı iki yıldız ile, bu ikisinin birden çevresinde çok daha uzakta (0.2 ışık yılı yani 1.2 trilyon km uzakta) dolanan “proxima centauri” isimli küçük soluk bir kırmızı cüce yıldızdan oluşur.

Sistem

G sınıfı yıldızın (A) kütlesi Güneş’in 1.1 katı ve aydınlatma gücü Güneş’ten 1.5 kat kadar fazla iken, K sınıfı yıldız (B) Güneş’in %90’ı kadar kütleye ve yaklaşık yarısı kadar bir aydınlatma gücüne sahip. Uzaktaki M tayf sınıfı kırmızı cüce yıldız (Proxima Centauri) ise fazlasıyla küçük (Güneş’in %12’si) olduğu için Güneş’in sadece 0.0017’si kadar ısı ve ışık yayar.

Alpha Centauri

Alpha Centauri Sistemi birbirine yakın iki Güneş benzeri yıldızdan ve bunların çok uzağında dolanan küçük bir kırmızı cüce yıldızdan oluşur.

İki büyük yıldız, birbirlerinin ortak kütleçekim merkezi etrafında 80 yıllık bir sürede dolanır. Uzaktaki kırmızı cücenin bu ikisinin çevresindeki bir turu ise yaklaşık 1 milyon yıl sürer. Açıkcası, büyük iki yıldızın çevresindeki bir gezegenden bakanlar için Proxima Centauri çıplak gözle çok zor seçilebilecek kadar soluk olmalı. Büyük ihtimalle görünmüyordur bile. Bu küçük yıldız hakkında daha detaylı bilgi için şu yazımıza bakabilirsiniz.

Gezegenler ve yaşam

Bu sistemin tahmini yaşı bizim güneşimiz ile hemen hemen aynı; 5 milyar yıl kadar. Dolayısıyla eğer uygun şartlar oluşmuşsa, sistemdeki iki büyük yıldızın çevresinde Dünya’ya benzer gezegenlerin var olması ve burada bir yaşamın gelişmesi olası. Ayrıca her iki yıldız da, oldukça konuksever, yeterli ömür ve ışımaya sahipler. Şimdilik en yakın komşumuzdaki yaşam ve gezegenler hakkında pek bir bilgimiz yok.

Ancak, sistemin K sınıfı turuncu yıldızının (Alpha Centauri B) çevresinde henüz onaylanmamış olmasına rağmen; Dünya kütlesine yakın karasal bir gezegen keşfetmeyi başardık. Yaklaşık 20 günlük bir periyotla dolanan bu gezegen, malesef yıldızına çok yakın (yaklaşık 21 milyon km) olduğu için sıcaktan kavrulan bu gezegende yaşam olasılığı görülmüyor.

Alpha Centauri

Alpha Centauri sisteminin normal bir teleskopla alınmış görüntüsü. Bu görüntüden, sistemin ikili (aslında üçlü) bir yıldız olduğunu anlamak mümkün değildir.

Eğer Alpha Centauri B’nin çevresindeki yaşam gelişimine uygun uzaklıkta bir gezegen varsa, buradan baktığınızda B yıldızı Güneş kadar parlak görünecekti. 3.7 milyar km uzaktaki Alpha Centauri A ise, gezegeni 15 watlık bir ampulün küçük bir odayı aydınlattığı kadar aydınlatabilecek.

Tabii uzaktaki yıldız (A) “yıllık” ilginç olaylara da yol açacak. Yılın belli dönemlerinde, gezegenin sadece gündüzleri gökyüzünde olacak. Ancak, gündüz aydınlığında bile rahatlıkla görülebilecek. Yılın diğer yarısında ise, uzaktaki yıldız sadece “geceleri doğacak“. Böylelikle, yılın yarısı loş aydınlık geceler yaşanacak, hava neredeyse hiç kararmayacak. Benzer bir durum, diğer yıldızın (A) çevresindeki olası gezegenler için de geçerli.

Centauri sistemindeki bir gezegenden bakıldığında Güneş; geceleri gökyüzündeki en parlak yıldızlardan biridir. Öyle ki, sistemin üçüncü üyesi olan kırmızı cüce yıldız bir dürbünle zar zor seçilirken, Güneş gece göğünde çok parlak biçimde yerini alacaktır.

Avrupa Güney Gözlemevi (ESO) tarafından hazırlanan en üstteki görselde, Alpha Centauri B’nin çevresindeki gezegenin yörüngesinden hem yıldız sistemine, hem de bizim güneşimize bir bakış resmedilmeye çalışılmış.

Zafer Emecan

https://www.astrobio.net/also-in-news/new-approach-detecting-planets-alpha-centauri-system/
https://www.britannica.com/place/Alpha-Centauri
http://simbad.u-strasbg.fr/simbad/sim-id?Ident=Alpha+Centauri
https://www.sciencealert.com/the-closest-star-system-to-earth-could-be-concealing-a-dark-long-kept-secret




Cüce Galaksi KISO 5639

Üstteki NASA/ESA Hubble Uzay Teleskopu görüntüsünde, yıldız doğumundan kaynaklanan bir ateş fırtınasının cüce galaksi KISO 5639’un bir ucunu aydınlatması görülmektedir.

KISO 5639’nın şekli bir krep gibidir ancak, yana yatmış kenarı yüzünden muhteşem alevli kafası ve uzun yıldızlı kuyruğu ile bir havai fişeği andırmaktadır. Görüntüsü, “iribaş” galaksiler sınıfında yer kazanmaktadır.

Parlak pembe başı, yeni yıldızların patlamaları ile ortaya çıkan yanan hidrojenin parlaklığından oluşmaktadır. Bu genç yıldızların kütlesi, bir milyon güneş kütlesine denktir. Bu yıldızlar, bir milyon yıldan az bir sürede oluşmuş geniş kümelerde toplanmışlardır. Yıldızlar, daha çok hidrojen ve helyum barındırılar ancak oksijen ve karbon gibi daha ağır elementleri de üretebilirler. Yıldızlar öldükleri zaman, içlerindeki ağır elementleri ortaya çıkarıp çevrelerini saran gaz bulutunu zenginleştirirler. 

KISO 5638’da ise; galaksinin başındaki parlak gaz bulutu, galaksinin geri kalanına göre daha az ağır element içermektedir. Astronomların düşüncelerine göre; son yıldız oluşum olayları, galaksiler arası uzayın daha fazla eskiden kalma hidrojen zengini gaz barındırmasından dolayı galaksi çevresindeki ilk oluşan gazlar ile birleştiğinde tetiklenmiştir. Gaz bulutundaki boşluklar, gökyüzünde patlayan havai fişekler gibi olup, süper ısınmış gaz delikleri oluşturan çok sayıdaki süpernova patlaması sebebiyle oluşmuştur.

Galaksinin başından itibaren yayılmış ve parlak mavi yıldızlar ile dağılmış gibi görünen uzun kuyruğu, en az dört uzak yıldız-oluşum bölgesini içermektedir. Bu yıldızlar, görünüşe göre başta bulunan yıldız oluşum bölgesindeki yıldızlara göre daha yaşlıdır.
Ufacık iplikçikler, bunları içeren gazlar ve bazı yıldızlar kozmik iribaşın esas gövdesinden yayılmaktadır. 

Bu gözlemler, 2015’in şubat ve haziran aylarında Hubble’ın Geniş Açılı Kamerası 3 ile edinilmiştir. KISO 5639, bizden 82 milyon ışık yılı uzaklıktadır ve başı yaklaşık 2700 ışık yılı genişliğindedir.

Çeviri: Burcu Ergül

http://www.esa.int/spaceinimages/Images/2018/01/Dwarf_galaxy_Kiso_5639




Yıldızların Hiç Görünmediği Bir Gökyüzü Olabilir Mi?

Düşünün; tek bir yıldız yok, geceleri gökyüzü bomboş. Sadece Ay var, başka hiçbir şey görmüyorsunuz. Çoğumuz bu soruya, galaksimiz Samanyolu içinde 400 milyar civarı yıldız varken, gökyüzünün yıldızsız olması mümkün değil, diye cevap verecektir. Bu cevap büyük oranda doğru, ama “her zaman” değil.

Yıldızımız Güneş, bizi de peşinde sürükleyerek Samanyolu’ndaki yörüngesinde yaklaşık 230 milyon yılda bir tur atar. Ancak, çevresindeki diğer yıldızlar ve bulutsular kendisiyle birlikte aynı hızda hareket etmediğinden, manzarası sürekli değişim halindedir. Manzaramızdaki bu değişim, Güneş’in yaklaşık her beş milyon yılda bir galakside çevresindeki yerel yıldız topluluğuna göre aldığı 250 ışık yılı mesafe ile daha belirgin hale gelir. Güneş ve komşularının Samanyolu’ndaki şu anki yerini aşağıdaki görselden görebilirsiniz.

Samanyolu, aktif yıldız oluşumu süren ve bu oluşumu daha milyarlarca yıl devam ettirecek, yeni yıldız oluşum bölgeleri (nebulalar) meydana getirecek kadar gaz ve toza sahip aktif bir galaksidir. İşte Güneş, galaksi çevresindeki yörüngesi boyunca hareket ederken, sürekli olarak bu gaz ve toz alanlarının içinde yol alır. Kimi yerlerde düşük yoğunluklu olan bu gaz, kimi bölgelerde oldukça yoğundur.

Samanyolu

Şu anda Güneş’in galaksi içerisinde yol aldığı bölge, santimetreküp başına, 0,3 atom düşen, gaz yoğunluğu düşük bir alan. Bu gazın sıcaklığı yaklaşık yedi bin santigrat derecedir. Yapılan çalışmalar, güneşimizin son birkaç milyon yıldır bu düşük gaz yoğunluklu bölge içinde hareket ettiğini gösteriyor. Şuradan güneşimizin yerel çevresini ve hareketini görebilirsiniz.

Aslında son birkaç milyon yıldır oldukça şanslı olduğumuzu söyleyebiliriz çünkü Güneş, galaksi çevresindeki hareketi süresince her birkaç milyon yılda bir, yüksek yoğunluklu gaz ortamlarının içinden geçer. Tipik bir yoğun gaz ortamında, santimetreküpteki atom sayısı 100-1.000 adet arasındadır. Bu da şu anlama gelir; böyle bir gaz ortamının içinden geçtiğimiz milyonlarca yıl boyunca, galaksimizdeki yıldızların ışığı bize kolay kolay ulaşamaz.

Peki bu orandaki (100-1.000 atom/cm3) gaz ne kadar yoğundur? Bu aslında çok düşük bir orandır, neredeyse laboratuvar ortamında oluşturulan vakum kadar boş sayılır, Mars’ın atmosferinden bile binlerce kez daha az yoğundur ve ışık içinde rahatça yol alabilir. Ancak, gazın yoğunluğu çok düşük olsa dahi, kalınlığının milyonlarca, trilyonlarca kilometre mertebesinde olduğu unutulmamalı.

Anne Bebek Havuz

Su, belli bir derinliğe (kalınlığa) kadar Güneş ışığını rahatça geçirebilecek kadar saydamdır. Ancak, kalınlık artmaya başladıkçı Güneş ışığının da işi zorlaşır… (Fotoğraf telif: Zena Holloway)

Gündelik hayatınızda bir bardak su düşünün. Su, saydamdır ve baktığınızda arkasındakini görürsünüz. Oysa su miktarı artmaya, “kalınlaşmaya” başladığında bu saydamlık yavaş yavaş azalır ve bir noktadan sonra ışık su katmanından geçemez hale gelir. Kilometrelerce derindeki okyanus diplerine Güneş ışığının ulaşamamasının sebebi budur.

Trilyonlarca kilometre boyunca uzanan düşük yoğunluklu gaz da aynı etkiyi gösterir ve o gaz katmanını ışığın geçemeyeceği aşılmaz bir perde haline getirir. Tipik bir yoğun gaz bulutunu ve özelliklerini görmek için tıklayın.

Yani böyle bir ortamda bulunsaydık, geceleri gökyüzü Ay, bize yıldızlara oranla çok çok yakın olan Mars, Satürn, Jüpiter, Venüs ve Merkür gezegenleri dışında hiçbir şeyin olmadığı bir boşluktan ibaret olacaktı.

gokyuzu-gozlemi-teleskop

Bugün gökyüzü binlerce yıldız ile süslü. Bunun böyle olması elbette Samanyolu’nun yüz milyarlarca yıldız içeriyor olması yanında, bizim de biraz şanslı bir dönemde yaşıyor olmamızla ilgili.

Dahası da var: Eğer içinde bulunduğumuz ortam santimetreküpte 1.000 atom civarında olsaydı; Jüpiter ve Satürn’ü de çok soluk biçimde zar zor görebilecektik çünkü Güneş rüzgarları, ancak Mars gezegeninin ötesine kadar Güneş Sistemi’ni yoğun yıldızlararası gazdan koruyabilecekti. Bu durum, geçmişteki milyarlarca yıl içinde defalarca oldu ve gezegenimizin kalan ömrü süresince de defalarca olmaya devam edecek.

Eğer insanlık, güneşimiz böyle bir bölgeden geçerken ortaya çıkmış olsaydı ne olacaktı? Öncelikle yıldızlar hakkında hiçbir fikrimiz olmayacaktı. Yıldızlara bakarak yön tayin edemediğimiz için denizcilik gelişemeyecek, insanlar bir yerden bir yere “yolunu bilerek” gidip gelemediği için belki de uygarlık yerinde sayacaktı. Evren hakkındaki bilgimiz birkaç ışık noktasından ibaret olacağı için, astronomi de gelişemeyecek, düşünsel atılımlar yapılamayacaktı. Tek iyi bir yanı olurdu; burç denilen uydurmalar da bilinmeyeceği için astroloji falcılığı olmayacaktı.

Diğer yıldızların varlığını, ancak kızılötesi teleskoplar keşfedildikten sonra fark edecek ve çok şaşıracaktık (kızılötesi ışık, kalın gaz katmanlarından daha kolay geçebilir). Belki de yıldızları göremediğimiz için, gökyüzü insanlar açısından bir merak konusu olmayacak ve bu tür teleskopları yapmak aklımıza bile gelmeyecek, Dünya’yı evrendeki tek gezegen, Güneş’i de tek yıldız zannetmeyi bugün bile sürdürecektik. Hatta Güneş’in bir yıldız olduğunu bile fark etmeyecektik zira, hiç yıldız görmemiş olacaktık.

Zafer Emecan