Mars’ta Keşfedilen Su “İçilebilir” Mi?

Mars’ı bırakın Dünya’da bile bulduğunuz her suyu içemezsiniz, önce bunu bilmek gerekiyor. Dünya keşifler ve kaşifler tarihi, gittiği yerde bulduğu suyu içip, bilmediği şeyleri yediği için ölen maceraperestlerle doludur. Neyse, bu bilgiye artık sahip olduğunuza göre devam edebiliriz.

Mars’ta akışkan halde suyun var olabileceği uzun yıllardır biliniyor. Buz halinde kutuplarda ve yer altında su olduğu ise çok daha uzun süre önce insanlığın bilgi dağarcığında yerini almıştı. Ama bizi ilgilendiren kısmı “akışkan haldeki sıvı su“. Niçin peki?

Çünkü akışkan haldeki su, canlılar tarafından kullanılabilir. Akışkan suyun içinde tek hücreli organizmalar hayat bulabilirler. Bu hayat, Dünya’da alışık olduğumuz türde bir yaşam da olabilir, bilmediğimiz çok farklı bir yaşam şekli de… Ama canlılığın oluşabilmesi için türü ne olursa olsun organizmaların kullanabileceği bir sıvıya ihtiyaç vardır.

afrika-su

Çeşmenizden akan suyun kıymetini bilin. Sizin diş fırçalarken harcadığınız miktarda içilebilir suya ulaşmak, yeryüzündeki birkaç milyar insan için büyük bir lüks.

Gezegenlerde bulabileceğiniz hangi tür yaşam biçimi olursa olsun su; akışkan sıvılar arasında canlıların metabolizmalarının işleyişini sağlayabildiği “en uygun” sıvıdır. Birçok kişi canlılığın Dünya’da olduğu gibi sadece karbon-oksijen-su temelli olmayabileceğini savunuyor. Silisyum temelli veya sıvı hidrokarbon kullanan canlılar olabilir. Ama, her halükarda yapılarında sıvı bir madde bulunmak zorundadır. Su, tüm sıvılar arasında en verimli ve uygun çözücü konumundadır. Tıpkı dizel arabaların zeytinyağı ile de rahatlıkla çalışabilmesi ama, mazot kullanıldığında elde edilen verime yaklaşamaması gibi…

Ama konumuz bu da değil. Biz bu suyun içilip içilemeyeceğini merak ediyorduk.

Hayır, bu suyu bulunduğu yerde ağzınızı dayayarak içemezsiniz! Zehirli olduğundan veya mikrop taşıyabileceğinden ötürü değil. En başta bu su, sandığınız gibi saf halde akmıyor. Çok yoğun bir tuz çözeltisi şeklinde, adeta koyu bal kıvamında ama akışkan bir çamur halinde akıyor. Tuz dediğimiz de, denizlerden veya evlerinizden bildiğiniz tuz, yani sodyum klorür (NaCl) değil.

Mars Su

Bu insanların içinde debelenip eğlendiği çamurlu su, Mars suyundan daha temiz, daha akışkan ve içilebilir halde.

Mars suyunda yer alan bu tuzlara Dünya’da da aşinayız. Bunlara perklorat deniliyor ve perkloratlar ClO4 şeklinde formülize ediliyor. Çeşitleri oldukça fazla: Amonyum Perklorat (NH4ClO4), Sodyum Perklorat (NaClO4), Potasyum Perklorat (KClO4) gibi. Bunlar suda çok kolay biçimde çözünebiliyorlar.

Dolayısıyla az miktarda su, muazzam miktarda perklorat çözeltisi oluşturabiliyor. Mars suyunda, bu maddelerin miktarı o kadar fazla ki, bu akışkan maddeyi elinize alıp çamurla oynar gibi oynayabilirsiniz. İşte Mars’ta sıvı su var derken, bu akışkan maddeden söz ediyoruz. Zaten, Mars’ın atmosfer basıncı ve düşük ısısı altında, içinde perklorat çözeltileri yer almadığı sürece, suyun sıvı halde bulunması imkansız.

clean-water-myanmar1

Hiç içme suyuna ulaşmak için kurbağalı bir dere kıyısında saatlerce bekleyeceğiniz bir kuyruğa girmediniz değil mi?

Tahmin edeceğiniz gibi bu karışım insan için oldukça zehirli. “Yerseniz” veya doğru düzgün ayrıştırmadan içerseniz ölürsünüz.

Fakat, perklorat çözeltisi içindeki suyu ayrıştırmak kolaydır. Yani, yanınızda uygun bir arıtıcı cihaz varsa, arıtıp afiyetle içebilirsiniz. Ya da ısıtıp kaynatır, buharını yoğunlaştırır, sonra bir kapta toplar; saf su olarak tüketebilirsiniz.

Son olarak şunu diyelim; bulduğunuz her suyu içmeyin. Çeşmeden akan Terkos Suyu’nu bile içmeyen insanlarsınız ama, “Mars’taki su içilir mi?” diye merak ediyorsunuz.

Hazırlayan: Zafer Emecan
Düzenleme:
Belkıs Dalkıranoğlu




Elon Musk: Çok Gezegenli Bir Tür Haline Dönüşmemiz

SpaceX’in milyarder kurucusu ve CEO’su, Elon Musk, Eylül 2016’da Meksika’daki bir konferansta New Space dergisinde açıkladığı planı yayınlamıştı.

Musk’ın “İnsanlığı Çok Gezegenli  Bir Tür Haline Getirme” başlıklı makalesine, New Space web sitesinden 5 Temmuz‘a kadar ücretsiz olarak ulaşılabiliyor.

“Bence bu makalenin yayımlanması sadece uzay yolculuğu topluluğunun, SpaceX vizyonunu yazılı bir şekilde ve detaylarıyla okuması için bir fırsat değil, aynı zamanda gelecekteki çalışmalar ve planlama için değerli bir arşiv referansı olarak sunuyor” -New Space Editörü- (Ve Eski NASA “Mars Çarı”) Scott Hubbard’ın Görüntülerdeki Mars için Gezegenlerarası Taşımacılık yazısındaki röportajı-

SpaceX’in Mars Görev Merkezi, Gezegenlerarası Taşımacılık Sistemi (ITS) olarak adlandırılan yeniden kullanılabilir bir roket ve uzay kompleksi üzerine odaklanıyor. Musk, hem güçlendirici hem de uzay gemisi, SpaceX’in geliştirmeye devam ettiği  Raptor motoru tarafından desteklenen roketin, Merlin motorlarının güçlendirdiği Falcon 9 roketinden yaklaşık üç kat daha güçlü olacağını söylüyor.

Elon Musk

SpaceX’in geliştirdiği Falcon 9 roketi

Güçlendirici, 42 Raptor ile, gelmiş geçmiş en güçlü roket olacak. Alçak Dünya yörüngesi (LEO) için 300 metrik ton (330 ton) veya harcanabilir varyant için 550 metrik ton (600 ton) kadar fırlatma kapasitesine sahip olacak. Karşılaştırma için belirtelim, NASA’nın ünlü Saturn V moon roketi, şu anki  rekoru “sadece” 135 metrik ton (150 ton) ile elinde bulunduruyor.

Gezegenlerarası Taşımacılık Sistemi (ITS) roketleri, uzay gemilerini Dünya yörüngesine fırlatacak ve ardından yaklaşık 20 dakika sonra iniş yeri belirlemek için aşağı inecek. Anlaşılan o ki, iniş yerini belirlemek abartılması gereken bir şey değil. Çünkü Musk, New Space’deki  yazısında SpaceX’in gittikçe hassaslaşan Falcon 9’un ilk aşamadaki inişlerinden yola çıkarak, “manevra iticileri eklenmesiyle, güçlendiriciyi fırlatma standına geri koyabileceğimizi düşünüyoruz” diyor.

ITS güçlendiricileri, birçok uzay gemisini ve uzay gemilerinin tanklarını dolduracak olan yakıt tankerlerini operasyonel yaşamları boyunca yörüngeye fırlatacak. Yine Musk’ın ifade ettiğine göre roketlerin her biri yaklaşık 1.000 kez uçacak şekilde tasarlanacak. Bu arada uzay gemileri yörüngede beklemede kalıp, Dünya ve Mars elverişli hizaya geldiklerinde topluca hareket edecekler. Bu da her 26 ayda bir olacak.

Sonuç olarak Musk, bu Mars “pencereleri”nden, her seferinde Dünya yörüngesinden ayrılacak olan ve her biri 100 veya daha fazla insanın bulunduğu 1.000 veya daha fazla ITS uzay gemisi planlıyor ve  önümüzdeki 50 ila 100 yıl içerisinde Mars’a 1 milyon insanın yerleşebileceğini düşünüyor.

Gemiler, kızıl gezegende üretilen dokuz Raptor motorunu ve metan bazlı iticiyi kullanarak Mars’tan geri uçacaklar. Musk yazısında, her ITS gemisinin muhtemelen operasyon süresince 12 ila 15 derin uzay yolculuğu yapabileceğini ve her yakıt tankerinin büyük olasılıkla Dünya yörüngesine 100 veya daha fazla uçuş yapabileceğini de anlatıyor.

ITS’in tekrar kullanılabilirliği, Mars kolonizasyonunu mali açıdan makul hale getirmenin anahtarı… Bu tekrar kullanılabilirlik – Dünya yörüngesindeki uzay gemilerine yakıt ikmali yapmak ve Mars’ta uzay gemisi yakıtı yapmak gibi diğer unsurlarla birlikte – kızıl gezegen seyahatinde standart bir uzay uçuşu sistemini kullanacaklar için tahmini 10 milyar dolar olan kişi başı fiyatını 200.000 dolara (belki da daha da az)  düşürebilir.

Her şey iyi giderse ITS uzay gemilerinin bundan yaklaşık 10 yıl sonra Mars’a uçmaya başlayabileceğini ekleyen Musk, başarının garanti edilebilmekten çok uzakta olduğunu da belirtiyor.

“Çok büyük bir risk var. Başaramama şansımız çok yüksek, ama elimizden geleni yapacağız ve mümkün olduğunca ilerleme kaydetmeye çalışacağız” diyor Musk…

SpaceX’in bir de zor ihtimalleri aşma geçmişi var. Musk 2002’de şirketi kurduğunda “yörüngeye roket gönderme şansımız da dahil olmak üzere herhangi bir şey yapabilme ihtimalimizin yüzde 10 olduğunu düşünüyorum ama bunun ötesine geçip Mars’ı ciddiye almalıyız” diye yazmış.

Musk’ın Mars dokümanlarının ücretsiz kopyasını buradan indirebilirsiniz.  http://online.liebertpub.com/doi/full/10.1089/space.2017.29009.emu

Yazının orjinali:
https://www.space.com/37200-read-elon-musk-spacex-mars-colony-plan.html

Bilimle ve Sevgiyle Kalın…

Çeviren: Hakan Cibelik




The Martian (Marslı) Filmi ve Uzay Hukuku

Ridley Scott’un yönettiği 2015 yapımı The Martian – Marslı filmde, Mars’taki bir görev sırasında çıkan bir fırtınayla ekipten ayrı kalan ve o noktadan sonra da geride kalanlar tarafından bulunamayınca ölmüş olarak kabul edilen bir astronot Watney’i anlatıyor.

Söz konusu karakter oldukça şahsına münhasır, kendisiyle dalga geçebilme yeteneğine sahip esprili bir kişilik sergiliyor. Marslı filminin vizyona girmesi ile uzaya meraklı arkadaşlar sıklıkla Uzay Hukukunu da ilgilendiren bir replikten söz etmeye başladılar. Kahramanımız Watney, SOL 381 başlıklı kayıtta şu fikirleri ifade ediyor:

“Uzun bir süredir Mars hakkındaki kanunları düşünüyorum. Biliyorum bu tip şeyleri düşünmek biraz şapşalca ama evet düşünmek için oldukça çok boş vaktim var. Hiçbir ülkenin Dünya dışındaki hiçbir şey üzerinde hak iddia edemeyeceğine ilişkin bir uluslararası antlaşma var. Ve yine başka bir antlaşmada, eğer hiçbir ülkenin sınırları içinde değilseniz deniz hukuku kuralları uygulanır. Yani bu durumda Mars, uluslararası sular hükümlerine tabidir. NASA, askeri amaç taşımayan sivil bir Amerikan kurumudur ve Sığınak NASA’YA aittir. Bu durumda ben sığınaktayken Amerikan hukukuna, sığınak dışına adım attığımda ise uluslararası deniz hukukuna ve yüzey aracına bindiğimde tekrar Amerikan hukukuna tabi olacağım. İşin havalı kısmı şu ki, Schiaparelli’ye gidip Ares 4’e kumanda edeceğim. Hiç kimse bana bunu yapmam için izin vermedi ve Ares 4’e ulaşıp kumanda edene kadar da veremez. NASA ile konuşana kadar, uluslararası sularda izinsiz bir şekilde bir aracı kontrol ediyor olacağım. Bu beni bir korsan yapıyor, bir uzay korsanı!”

Marslı

Şimdi bu repliği parça parça inceleyelim ve Uzay Hukuku bakımında doğru veya yanlış kısımları tespit edelim hep beraber.

1) “Hiçbir ülkenin Dünya dışındaki hiçbir şey üzerinde hak iddia edemeyeceğine ilişkin bir uluslararası antlaşma var.”

DOĞRU

Dış Uzay Anlaşması Madde 2 der ki, Ay ve diğer gök cisimleri dâhil, uzay, egemenlik ilanı, kullanma veya işgal suretiyle veya diğer her hangi bir suretle millî iktisaba konu olamaz.

Kahramanımız Watney bu hususta haklıdır. Uzayda ulusal egemenlik kurulamaz. Geçtiğimiz yıllarda ABD, Apollo astronotlarının Ay’da bıraktıkları izlere ait yerleri “Ulusal Park” ilan etmek istediğinde bu duruma Dış Uzay Anlaşmasının 2. Maddesi bağlamında karşı çıkılmıştı ve park projesi rafa kaldırılmıştı.

2) “Ve yine başka bir antlaşmada, eğer hiçbir ülkenin sınırları içinde değilseniz deniz hukuku kuralları uygulanır. Yani bu durumda Mars, uluslararası sular hükümlerine tabidir.”

YANLIŞ

Öncelikle bir ülkenin sınırları dışındaysanız deniz hukuku uygulanır, prensibi getiren bir “diğer anlaşma” bulunmamaktadır. Watney’in yanlış beyan ettiği ilke, dış uzaya erişirken serbest geçiş ile ilgili oluşturulan teamül kurallarıdır. Bu uluslararası norm, Dış Uzay Anlaşması ya da bir diğer resmi anlaşma ile değil, uluslararası hukuk içinde teamül yoluyla yaratılmıştır.

Curiosity

Curiosity, NASA’nın Mars Bilim Laboratuvarı misyonunun bir parçası olarak Mars’ta Gale kraterinde keşifte bulunan otomobil büyüklüğündeki kaşif robotu. Vikipedi

Kaldı ki Deniz hukuku, Uzay hukuku için boşluk doldurucu kurallar getirmemektdir. Kuşkusuz, deniz hukukunun bazı ilkeleri uzay hukukuna benzer ancak bu benzerliklerden ayrı olarak, kendilerine özgü hak ve yükümlülüklere sahip iki ayrı hukuk alanıdır. Uzay hukuku için boşluk doldurucu sayılabilecek uluslararası hukuk metni, 1959 Antarktika Antlaşması olacaktır. Bununla birlikte, “deniz hukuku” hatası birkaç sahne sonrasında Mars Misyon Direktörü tarafından tekrarlandı.

Bu noktada geçmişte Sovyetler Birliği Sputnik’i fırlatırken ve ekvator ülkeleri de yere eş zamanlı yörüngenin kullanımı açısından kendi kara ve deniz sınırları hizasından olmak üzere bir hava sınırının olmadığı ve uzaya değin egemenlik haklarının devam ettiğini iddia etmişlerdir. Bu fikirlerin uluslararası uzay hukuku bakımından destek bulmadığını da hatırlatalım.

3) “NASA, askeri amaç taşımayan sivil bir Amerikan kurumudur ve Sığınak NASA’YA aittir.”

KISMEN DOĞRU

Watney’in ifadesi, askeri bir organizasyon ile “askeri olmayan” bir organizasyon arasındaki ayrımı vurgulamaya çalışıyor. Fakat Dış Uzay Anlaşmasında yer alan gerçek ayrım kamusal ile kamu dışı organizasyonlar arasındadır. Örneğin, Dış Uzay Antlaşması’nın 6. Maddesinin 1. fıkrasını ele alalım:

Phoenix’in kameralarından Mars yüzeyi, aracın Güneş panelleri ve kazıcı kepçesi.

Antlaşmaya Taraf Devletler, ay ve diğer gök cisimleri dâhil, uzayda gerek Hükümet teşekkülleri, gerek Hükümetler – dışı teşekküller tarafından yürütülen millî faaliyetlerde ve millî faaliyetlerin işbu Antlaşmada yer alan hükümler uyarınca yürütülmesinde milletlerarası sorumluluk taşırlar. Hükümetler – dışı teşekküllerin ay ve diğer gök cisimleri dâhil, uzaydaki faaliyetleri ilgili Devletin müsaadesine ve devamlı nezaretine tâbi olmalıdır. Ay ve diğer gök cisimleri dâhil, uzaydaki faaliyetlerin bir milletlerarası teşkilât tarafından yürütülmesi halinde, işbu Antlaşma hükümlerine riayetten doğan sorumluluk milletlerarası teşkilât ile söz konusu teşkilata mensup bulunan bu Antlaşmaya Taraf Devletlere ait olacaktır.

Sonuç olarak, daha doğru bir açıklama “NASA bir hükümet ajansıydı …” şeklinde olmalıydı.

Ayrıca, NASA’nın Watney tarafından askeri olmayan bir organizasyon olarak sınıflandırılması, uluslararası uzay hukuku tarafından askeri faaliyetlerin yasaklandığını öne sürüyor. Bu da yanlış. Dış Uzay Antlaşması’nın 4. Maddesinin 2. Fıkrası bu husus ile ilgilidir:

Antlaşmaya Taraf bütün Devletler ay ve diğer gök cisimlerini münhasıran barışçı amaçlarla, kullanacaklardır. Gök cisimleri üzerinde askerî üs ve tesisler kurulması ve tahkimat yapılması, her tip silâhın denenmesi ve askerî manevralar yapılması yasaktır. Askerî personelin bilimsel araştırma veya diğer bir barışçı amaçla kullanılması yasaklanmamıştır. Ay ve diğer gök cisimlerinin barışçı amaçlarla keşfi için gerekli her türlü teçhizat veya tesisin kullanılması da yasaklanmamıştır.

Dış Uzay Anlaşması, askeri amaçlı misyonların dış uzaya erişimi konusunda, barışçıl olmayan faaliyetlere sahip olanları hariç tutmaktadır.

Peki Sığınak ve Yüzey aracı NASA’YA mı ait?

Dış Uzay Antlaşması 8. maddesinde, Uzaya fırlatılan bir cismin tescil edilmiş bulunduğu Antlaşmaya Taraf bir Devlet, söz konusu cisim ve bu cismin personeli üzerindeki yargı hakkı ve denetlemesini, bu cisim uzayda veya bir gök cisminde bulunduğu sırada da muhafaza edecektir. denilmektedir.

Filmde gördüğümüz kadarı ile bir Alman personel de bulunmaktadır. Buradan hareketle bu misyonun çok uluslu bir görev olduğu düşünülebilir. Uzay faaliyetlerinin Tescili Hakkında Antlaşmanın 2. maddesinde, bir uzay nesnesinin fırlatılması durumunda fırlatan devletin Birleşmiş Milletler nezdinde tutulan bir sicile kayıt yaptırması gerekecektir. Fırlatılan nesne bakımından çok ulusluluk söz konusu ise devletlerin kendi aralarında yapacakları bir anlaşma ile kararlaştırılan bir devlet bu tescil kaydını gerçekleştirebilecektir.

Filmde bu kaydın ABD tarafından yaptırıldığını düşünebiliriz. Bu durumda Watney’in sığınak ve yüzey aracı ile ilgili ifadesi doğru olacaktır.

4) “Bu durumda ben sığınaktayken Amerikan hukukuna, sığınak dışına adım attığımda ise uluslararası deniz hukukuna ve yüzey aracına bindiğimde tekrar Amerikan hukukuna tabi olacağım.”

KISMEN DOĞRU

Bu ifadenin, deniz hukukuna ait kısımları 2. başlıktaki açıklamalarımız ışığında yanlıştır. Bu noktada boşluğu Antarktika Anlaşması ile doldurabiliriz. Antarktika Antlaşması 4. Maddesinde, İşbu Antlaşma yürürlükte kaldığı sürece hiçbir eylem ya da etkinlik, Antarktika’da toprak egemenliğine yönelik iddiaların savunulması, desteklenmesi ya da reddedilmesi veya başka tür egemenlik hakkı öne sürülmesi için gerekçe oluşturmayacaktır. İşbu Antlaşma yürürlükte olduğu sürece, Antarktika’da toprak egemenliği amaçlı hiçbir yeni talep öne sürülmeyecek, var olan taleplerin kapsamının genişletilmesine olanak tanınmayacaktır, hükümlerini getirmektedir. Astronotumuzun Mars yüzeyindeki yürüyüşleri bakımından “serbest geçiş” ilkesi geçerli olacaktır. Bu yönüyle uluslararası sular rejimine benzerlik gösterse de bu benzerlik Mars veya diğer gök cisimleri yüzeylerini uluslararası sular hükmüne sokmamaktadır.

Ama yine 3. Başlıktaki açıklamalar bakımından sığınak ve yüzey aracı içinde iken Watney Amerikan Hukukuna tabi olmaya devam edecektir.

5) “İşin havalı kısmı şu ki, Schiaparelli’ye gidip Ares 4’e kumanda edeceğim. Hiç kimse bana bunu yapmam için izin vermedi ve Ares 4’e ulaşıp kumanda edene kadar da veremez. NASA ile konuşana kadar, uluslararası sularda izinsiz bir şekilde bir aracı kontrol ediyor olacağım. Bu beni bir korsan yapıyor, bir uzay korsanı!”

YANLIŞ

İlk olarak, Watney ABD vatandaşıdır. Dış Uzay Antlaşması gereğince ABD hukukuna tabiyeti devam etmektedir. Amerikan yasaları, korsanlık ile ilgili getirdiği hükümlerde, korsanlık faaliyetinin ABD aleyhine cinayet veya hırsızlık suçlarının “açık denizlerde” icra edilmesi gerektiğini söylemektedir (18 U.S.C. § 1652) .

Tüm yazı boyunca uzayın, açık deniz sayılamayacağını sizlere gösterdiğimiz için takdir edeceksiniz ki Watney kardeşimiz hukuk karşısında herhangi bir korsanlık faaliyetinde bulunmuyor.

Zaten ulaşmaya çalıştığı Ares 4 modülü ABD tarafından kayıtlı bir uzay nesnesi olacaktır. Sığınak ve yüzey aracı gibi modülde de Amerikan hukuku uygulanacaktır. Şöyle bir ihtimal de var: Varsayalım Ares 4 modülü ABD’YE ait değil ama başka bir ülkeye ait kayıtlı bir uzay nesnesi olsun. Bu durumda da korsanlık iddiası geçersiz kalmaya devam edecektir. Çünkü Dış Uzay Antlaşması 5. Maddesinde, Antlaşmaya Taraf Devletler uzay adamlarını insanlığın uzaydaki temsilcileri addedecekler ve onlara kaza, zaruret veya diğer bir Taraf Devlet ülkesine veya açık denize mecburî iniş halinde, mümkün olan her yardımı yapacaklardır. Bu kabîl bir iniş yapan uzay adamları salimen ve süratle uzay gemilerinin tescil edilmiş olduğu Devlete iade edilmelidirler, denilmektedir.

Birçok uzay sever Uzay Hukuku ile belki de ilk kez bu filmdeki ilgili replik ile karşı karşıya gelmiştir. Biz de söz konusu ifadelerin hukukiliğini ve yerindeliğini incelemeye çalıştık.

Yavuz Tüğen




Mars’ı Dünyalaştırma (Terraforming)

Büyük bilim insanı Carl Sagan, Mars’ta hayat bulursak eğer, o yaşamı korumak adına Mars’a bir şey yapmamamızı söylemişti. Onlar mikroorganizma olsa bile Mars onlara aitti ve Sagan bu sözünde haklıydı, yaşama saygı konusunda Dünya’da çok başarılı olamasak bile uzay yepyeni, temiz bir sayfa ve Dünyada yapılan hataları tekrarlamamak için harika bir yer.

“Ama Mars yaşam barındırmıyorsa, o zaman Mars’ı Dünya’ya benzetebilir miyiz?” diye sorgulamaya devam etmişti Sagan. Kızıllığı ile ne kadar güzel olsa da, çok az oksijene sahip, sıvı suyu bulunmayan ve çok fazla ultraviyole ışığa maruz kalan bir gezegen Mars. Ama bütün bunlar “daha fazla hava” sayesinde sorun olmaktan çıkabilir. Yüksek hava basıncı ve sıcaklık, yüzeyde sıvı suyu mümkün kılabilir, ısınan Marsta bitki yetiştirebilir ve havasını nefes alacağımız bir atmosfere dönüştürebiliriz. Mars yeni bir Dünya olabilir. Çünkü Mars, Güneş’in “yaşam kuşağında yer alıyor.

Bizim Dünyamız

Dünyamızın ve Güneş Sistemi’nin şartlarına göre evrimleştik. Dünya üzerinde yaşayan bütün canlılar evrim ağacının dallarında, içinde bulunduğumuz koşullara göre tırmandı. 1 Atmosfer diye tabir edilen 1013.25 milibar (hPa) yüzey basıncı, Güneş’in yaşanabilir Goldilock (habitable zone / yaşanabilir kuşak) bölgesinde uygun sıcaklık ve sıvı su bulunacak bir bölgede bulunmamız ve 78% Nitrojen 21%Oksijen atmosfer karışımı gibi birçok değişken şarta göre şu anki halimize geldik.

rain-girl

Yeryüzündeki bildiğimiz türde hayatın var olabilmesinin tek nedeni sıvı sudur. Suyun sıvı halde bulunabilmesi sayesinde muazzam çeşitlilikteki yaşam, tüm yeryüzünü kaplamıştır.

Güneş’ten ve dış uzaydan gelen radyasyonun manyetik alanımızdan ve ozon tabakamızdan geçen miktarında sorunsuz yaşayabilecek bir şekilde adapte olduk. Bunlar bizim şartlarımız. Uzayda başka gezegenler ararken de bu parametreleri göz önüne alıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, böyle dünyalarda bizimkine benzeyen canlı türleri olabilir. Ama bu arayışın en büyük itici gücü; böylesi dünyalarda bizlerin de özgürce nefes alarak, engin denizlerinde yüzerek yaşayabilmemiz.

Yabancı Dünyalar

1995’ten beri Güneş Sistemi dışında gezegenler keşfediyoruz. Nisan 2017 itibari ile 3.475 onaylanmış ve binlerce onay bekleyen Güneş Sistemi dışı gezegen (ötegezegen / exoplanet) kataloglandı. Bunların birçoğunun şartları bizim için uygun değil.

superdunya4554548

Süper Dünyalar diye tabir ettiğimiz gezegenlerin yerçekimi bize fazla geliyor. Yıldızlarına fazla yakın gezegenlere sıcak dünyalar diyoruz, atmosferinde bol hidrojen-helyum ve yüzeylerinde amonyak okyanusları bulunan Dünya’nın on katı büyüklüğünde gezegenlere mini-neptün diyoruz. Bulunan birçok diğer gezegen ise, Jüpiter‘i yanlarında cüce bırakacak kadar büyük. Bu gaz devlerinin atmosferlerinde yaşayan canlılar veya sıcak, soğuk ya da bol radyasyonlu çeşit çeşit gezegenlerde evrimleşmiş birçok türler bulunabilir. Şüphesiz böylesi canlılar astrobiyolojik olarak inanılmaz bir zenginlik olacaklardır. Ancak böyle gezegenlerde yaşayamayacak olmamız onları “ünlüler” listesinden indiriyor, bir Kepler-296e yada Kepler-438b kadar ilgi çekmiyorlar.

Güneş Sistemi’nin mavi incisi Dünya’nın bir benzerini, neredeyse açgözlülük diye tabir edilecek bir şekilde arıyoruz. Hem kütle olarak gezegenimize benzer, hem de kendi yıldızlarının yaşanabilir “Goldilock” bölgesinde bulunan yüze yakın gezegen keşfedildi. Ancak böylesi uzak objelerin atmosferlerini analiz etmek çok zor. Yakın gelecekte yöntemlerimiz geliştikçe elbette atmosfer olarak bizim için elverişli gezegenler de bulacağız. Ve bunları uzak gelecekte gidip yerleşeceğimiz olası yerler olarak kataloglayacağız.

Elbette bugünün teknolojisi ile en yakın yıldıza erişmemiz dahi çok çok zor. Orion projesi gibi teorik olarak işler duruma gelen projeler bile, Proxima Centauri için en kısa ulaşım süresini 50 yıl verirken şu anda yıldızlar arası yolculuk bize hala biraz uzak. Ancak bu sonsuza kadar böyle kalmayacak.

somalia130687

Açlık, yoksulluk, gelir dağılımı adaletsizliği ve savaşlar yüzünden gezegenimizin birçok bölgesi keşfetmeye çalıştığımız gezegenler kadar yaşama düşman hale gelmiş durumda. Buraları düzeltmeye çalışmak çok daha kolay iken, neden yerleşecek yeni gezegenler arıyoruz ki?

Birçok insan artık başka gezegenlere yayılma fikrini desteklemiyor, “Dünya’yı mahvettik başka gezegenleri mahvetmeyelim” ya da “virüs gibiyiz” argümanlarını öne sürüyorlar. Evet şu anki alışkanlıklarımız zararlı olsa da Ortaçağ’dan beri çok yol kat ettik. Zamanla yaşadığımız yeri ve canlıları koruyacak gerekli olgunluğa da ulaşacağız. Bunun yanında, türümüzün devamlılığı için, hayatta kalmamız için başka dünyalara ulaşmak zorundayız.

Tıpkı Dünya’nın geçmişindeki türlerin %99unu yok eden doğal afetler gibi bizim uygarlığımızı da kıracak olaylar yaşanacaktır. Er ya da geç yakınımızdaki bir yıldızın süpernovaya dönüşmesi, bize yönlü bir gamma ışını patlaması veya en basitinden, durduramayacağımız bir asteroid Dünya’yı yaşanamaz kılabilir. Afetler konusunda çok şanslı olsak dahi, doğal kaynaklar elbete bir gün tükenecektir. İşte bu sebepler ile gözümüz sürekli başka dünyalar arıyor.

Yeni evlerimiz

Ama yerleşeceğimiz ilk başka dünyalar uzak bir yıldızda olmayacak. Gözlerimiz başka bir yıldızın ışığında kamaşmadan ve yabancı bir dünyanın kumsallarında yeni güneşimizin sıcaklığını hissetmeden çok önce kendi Güneş sistemimizin gezegenlerine ve aylarına yerleşmiş olacağız. Mars şüphesiz ayak basacağımız ve koloniler kuracağımız ilk gezegen olacak, onu daha uzak gelecekte Venüs atmosferinde kurulacak koloniler ve/veya Jüpiter’in aylarına, özellikle Europe ve Callisto‘ya kurulacak koloniler izleyecek

Dünyalaştırma - Terraforming

Peki neden Mars? Çünkü diğer bütün adaylardan daha dost canlısı, yüzeyinde bizi kavuracak sıcaklıklar veya yakındaki bir gaz devinden kaynaklanan ölümcül dozda radyasyon yok. Üstelik yüzeyinde bir zamanlar sıvı su vardı, atmosfer basıncı yüksekti ve atmosferi de kalındı, bizler için çok daha uygun, belki de yaşanabilir bir gezegendi.

Ve tekrardan o hale getirebiliriz, Marsı mavi bir gezegen yapabiliriz. Daha ileri gidip Venüs’ü de dünyalaştırmamız mümkün olabilir. Uzak yıldızlarda bile yaşanamayacak gezegenlerin yüzeylerini kendi ihtiyaçlarımıza uygun hale getirebiliriz.

Dünyalaştırma (Terraforming)

Dünyalaştırma bir gezegen mühendisliği alanıdır. Tam tercümesi “Dünya şekline büründürme” olan bu kelime bize Jack Williamson isimli yazarın 1942’de yazdığı bir bilimkurgu öyküsünde kazandırıldı. Bir gezegeni dünyaya benzetme fikri ise 1910’da Octave Beliard tarafından, uydumuz Ay’a atmosfer kazandıran ve üzerinde bitki yetiştirdiği, tehlikedeki türlere ev sahipliği yaptırdığı öyküsü “A Day in Parisian in the 21th Century” isimli hikayesi ile ortaya çıktı.

Dünya’daki deneyimlerimize bakarak, bir gezegenin çevresel yapısını değiştirebileceğimizi biliyoruz, bunu zor yoldan Dünya’yı ısıtarak öğrendik. Eskiden sadece bilimkurgunun bir alanı olsa da, bugün küresel ısınmaya sebep olmamız bile bir gezegenin iklimine, atmosferine etki edebileceğimizin bir kanıtı. Sadece sanayimizin yan ürünü olarak bile bir gezegeni ısıtacak sera etkisine sebep oluyoruz, küresel anlamda etki edebiliyoruz. Bu da demektir ki eğer bir gezegeni bizler için yaşanabilir hale getirmek istesek, gerek hayal gücümüz gerekse teknolojimiz buna izin veriyor.

total-recall-mutants

1990 yapımı Total Recall filmi, bir Mars kolonisinde geçen hayatı ve Mars’ın terraform edilmesini ele alan başarılı bir bilimkurgu yapıtı olarak karşımıza çıkmıştı.

Carl Sagan 1961’de Venüs’ü ve 1973’te Mars’ı nasıl dünyalaştıracağımıza dair fikirlerini Science dergisi ile paylaşmıştı. O zamandan beri hayal gücümüz ve teknolojimiz boş durmayıp yeni bize yeni fikirler sağladı. Özellikle son yıllarda Mars’a gönderdiğimiz robotların esas amacı Mars’ın eskiden sahip olduğu yoğun atmosferi ve dolayısıyla sıvı suyu nasıl kaybettiğini anlamaya yönelik. Her geçen gün kızıl gezegenin bu koşullarını nasıl kaybettiğini anladıkça, gelecekte yaşanır koşullar yaratıp bu koşulları nasıl korumamız gerektiğini de daha iyi anlıyoruz.

Dünyalaştırmanın önündeki en büyük engel kısa vadede getirisi olmaması ve paradır. Şu anki ekonomik yapı buna yakın zamanda izin veremez. Çünkü Mars’ın terraformu birkaç yüzyıl, hatta bin yıl sürecektir. Ancak toplam maliyeti Dünya ülkelerinin bir yıllık “bütün” askeri harcamalarının (yaklaşık 2 trilyon dolar) sadece bir kaç katıdır.

Mars teknolojik ve teorik olarak mümkün bir hedeftir. Venüs ise oldukça zorlu olacaktır ve teknolojik olarak henüz mümkün değildir. Europe ve Titan gibi uzak uyduların ise tam dünyalaştırılmaları pek mümkün değildir. Ama bu uydularda kalıcı yerleşim yerleri kurmaya bir engel yoktur.

Mars’ı Dünyalaştırmak

Eğer bugün Dünya’yı karbon salınımı ile kirlettiğimiz gibi Mars’ı “kirletseydik” ihtiyaç duyduğu ısınmayı sağlar ve orayı yaşanır bir yer yapmak için ilk adımları atmış olurduk.

Dünyalaştırma - Terraforming

Mars’ı dünyalılaştırmanın en temel yolu, belki de atmosferini “kirletmek”.

Böylesi bir çalışma en iyi tahminle günümüzden yüzyıl sonra başlayabilir. Getirisi ise mavi-yeşil bir gezegen olacaktır. Harcanacak emeğe karşılık böyle bir hazineye paha biçilemez.

Mars şu anda 7 aktif araç ile gözlem altında. Her gün bu gezegenle ilgili yeni bir şey öğreniyoruz. Kutuplarında ve toprağının altında bolca su buzu var, ayrıca yüklü miktarda donmuş karbondioksit de içeriyor. Çok soğuk veya çok sıcak değil. Dünya’nın 38%’si kadar olan yer çekimine teorik olarak insan vücudu adapte olabilir, kozmik ve Güneş kaynaklı radyasyondan düşük bir ölçüde de olsa koruyacak bir atmosferi var. Ve en önemlisi, oraya gönderdiğimiz çok sayıda robotun verdiği bilgilere göre, bir zamanlar bizler için çok daha uygun bir gezegendi.

Örneğin yörüngede ki MAVEN uydusu, Mars’ın manyetik alanının zayıflığından dolayı güneş rüzgarlarının etkisiyle sürekli atmosfer kaybettiğini gösterdi. Yüzeyde ki robotlar ise kızıl gezegenin bir zamanlar üstünde sıvı su bulunduğunu ve hala yüzeyinin altında su buzu bulunduğunu doğruladı.

mars-buz5445

Mars’ın özellikle kutup bölgelerinde bol miktarda karbondioksit buzu ve su buzu bulunuyor. Hatta soğuk Mars atmosferinde zaman zaman “karbondioksit karı” yağdığı da görülüyor.

Mars’ı dünyalaştırma işlemi de öncelikle atmosferden yola çıkmak zorunda, Şu anda Mars’ın atmosfer basıncı, Dünyadakinin 1%’inden daha azdır, bu sebeple yüzeyinde sıvı halde su barındıramaz. Ancak Mars, Güneşimizin yaşanabilir bölgesinin (habitable zone) dış sınırına yakındır. Bu da demektir ki yükseltilmiş atmosfer basıncı ile yüzeyde sıvı su bulunduracak kadar ısı ve ışık alabilir.

Şimdi biz önce Mars ve Dünya atmosferlerini karşılaştırıp sonra da yapılması gerekenleri inceleyelim:

MARS

DÜNYA

Basınç

6 hPa

1013hPa

Karbondioksit

96% 0.04%

Argon

2.1% 0.93%

Nitrojen

1.9%

78.08%

Oksijen 0.145%

20.94%

Yüzey sıcaklığı ve atmosfer basıncı

Öncelikle bu atmosferi bizimkine benzetmeliyiz, ısıtmalıyız. Ortalama -63 santigrat derece ile Mars biraz fazla soğuk.

Atmosferin CO2 bakımından zengin olması ve kutuplarda da (özellikle güney kutbunda) donmuş CO2 (kuru buz) bulunması bizim yararımıza. Zira bu bir sera gazıdır ve termal enerjinin hapsolmasını sağlar. Nasıl ki fosil yakıt kullanan sanayimiz karbon salınımı ile Dünya’da sera etkisini arttırıp sıcaklığın kaçmasını engelliyor ve küresel ısınmaya sebep oluyorsa, Mars yüzey sıcaklığını da aynı şekilde sera gazları ile arttırdığımızda bu sıcaklık karbondioksit sayesinde gezegende hapis kalacaktır.

Sıcaklık arttıkça kutuplardan daha fazla kuru buzun çözülüp atmosfere karışması ile zincirleme bir reaksiyon oluşur. Daha fazla karbondioksit hem sera etkisini hem de atmosfer basıncını arttıracaktır. (Kutuplardaki kuru buz rezervleri ile yaklaşık olarak Dünya’nın %30’u miktarı bir atmosfer basıncı -Everest dağının tepesinde ki kadar- beklenmektedir). Bu basınç, basınçlı kıyafet giyme ihtiyacını ortadan kaldırmaktadır ancak, hava hala zehirli ve solunamayacak kadar “incedir”

marsm6wnea

Terraforming işlemlerinin ileri safhalarında bile, yüzeyde gezinirken koruyucu kıyafetlerimizi çıkaracağımız seviyeye gelmemiz kolay olmayacak.

Mavi Mars

Birkaç derecelik sıcaklık artışı kutuplarda zincirleme bir reaksiyon başlatacak miktarda kuru buz sublimleşmesi için bize yeter. İlk ısıtma için birçok farklı yöntem önerilebilir. Örneğin atmosfere, asteroidlerde ve uydularda bolca bulunan amonyak katmak sera etkisini arttırabilir (Amonyakta bulunan Nitrojen sayesinde). Ya da Titan’da bolca bulunan Metan ve diğer hidrokarbonları kullanarak sera etkisine katkıda bulunabiliriz. CFC (kloroflorokarbon) gazlarının kullanımı da sera etkisini oldukça verimli bir şekilde arttırabilir. Ancak bildiğimiz gibi artık salınımları yasak olan bu gazlar ozon tabakalarını yok etmektedir.

Başka bir fikir de, yörüngeye Güneş ışığını yansıtan ince PET filmi yada benzeri bir malzemeden yapılan aynalar yerleştirip, bunlarla kutuplardaki kuru buzun çözülmesine yardımcı olmak ve gezegeni ısıtmaktır. Bununla birlikte hali hazırda Mars’a ulaşan Güneş ışığını daha verimli kullanmak amacıyla koyu bir toz tabakası ile kutupları kaplayıp daha çok ısınmalarını sağlamak da bir çözüm olabilir. (C-tipi kayalar olan Phobos ve Deimos’un renkleri bu amaca hizmet edecek kadar koyudur).

Dünyalaştırma - Terraforming

Mavi Mars: Mars’taki su buzları eridiğinde, bu görselde gördüğünüz alçak bölgelerin suyla kaplanacağı ve büyük okyanuslar oluşabileceği hesaplanıyor.

Ya da bu iki uyduyu kullanmak yerine koyu renkli algler ve yosunlar kullanılabilir. Böylesi mikroorganizmalar atmosferdeki karbondioksidi karbonhidratlara dönüştürürken düşük miktarda oksijen üretimi sağlarlar. Özellikle 26 Nisan 2012 tarihli Alman Havacılık ve Uzay Merkezi’nin (DLR) raporuna göre, Mars Simülasyon Laboratuvarı’nda (MSL) yürütülen çalışmalarda sadece 34 günde yosunların Mars ortamına uyum sağladığı ve şaşırtıcı derecede verimli fotosentez kabiliyeti gösterdikleri tespit edilmiştir.

Amonyak dolu asteroid çarptırmak veya Titan’dan gaz ithal etmek yerine yörüngeye aynalar yerleştirmek ve yosunları kullanmak daha verimli ve ucuz olacak gibi gözüküyor. Özellikle böyle aynaları asteroid madenciliği sayesinde uzaydan çıkartılan hammaddeler ile doğrudan uzayda üretmek, Dünya’da üretip fırlatmaktan çok daha kolay ve ucuzdur. Önümüzdeki yüzyıl içinde uzayda bu şekilde madencilik ve üretim yapabilecek duruma gelinecektir.

Yüzeyi ısıtıp atmosfer basıncını arttırdık. Yükselen atmosfer basıncı uzaydan gelen radyasyon miktarını daha da azalttı. Basınç ve sıcaklık sayesinde kutuplardaki su buzu eriyerek eski okyanus ve göl yataklarını tekrardan doldurdu. Sıcaklık arttıkça yer altındaki buz rezervleri de eriyerek ve buharlaşarak ekosisteme dahil olup, gezegenin okyanus seviyesini daha da arttıracaktır. Şimdi sıra yoğun karbondioksit atmosferi nefes alabileceğimiz bir şeyle değiştirmekte.

greenmarsmaxres

Buzların erimesi ve kalınlaşan atmosferle birlikte, Mars’ta bitki yetiştirme imkanı olacaktır. Geniş bir yeşillendirme çalışmasıyla, Mars’ı ormanlarla kaplı, kendi doğal dengesini koruyabilen bir gezegene dönüştürebiliriz.

Yeşil Mars

Bitki ekiminden önce Mars topraklarını bitkiler için daha uygun,organik bir hale getirmemiz gerekiyor. Bu sebeple Mars’ı eski dostlarımız algler, yosunlar ve diğer mikroorganizmalar ile doldurmalıyız. Bu mikroorganizmalar Mars’ın yoğun CO2 ortamından faydalanarak hem toprağı karbon ve diğer organikler ile dolduracak, hem de oksijen üretimine katkıda bulunacaklardır. Bitki ekimi yapılabilecek toprak zenginliği elde edildiğinde de, kızıl gezegen mavi-yeşil bir bahçeye dönüştürülecek şekilde ekilerek, ormanlarla kaplanacaktır.

Özellikle genetik mühendislik, bu aşamada Mars koşullarına daha iyi uyum sağlayabilecek mikroorganizma ve bitki üretimine şu anda bile olanak sağlamaktadır. Yeterli oksijen zenginliği elde edildiğinde, bir zamanların kızıl gezegeninin ekosistemi hayvancılık ile tamamlanacak ve kendi kendine yeter, düzenli bir hale gelecektir.

Dünyalaştırma tamamlandığında yüzyıllar geçmiş olacak ancak üzerinde yaşanacak, gurur duyabileceğimiz yeni bir dünyaya sahip olmuş olacağız.

Dünyalaştırma - Terraforming

Mars, yüzyıllar içerisinde aşama aşama dünyamıza benzemeye başlayacak.

Yeni Mars, eski sorunlar

Mars dünyalaştırıldıktan sonra elbette sorunlar bitmeyecek. En büyük problem manyetosferin yetersizliği ile atmosfer kaybının devam edecek olması olacak. Güneş rüzgarlarının etkisiyle kaybedilen atmosfer oldukça düşük miktarda olsa da, en nihayetinde milyonlarca yıl içinde etkisi hissedilebilir. Bir diğer problem olan radyasyon ise, şu anki kadar ciddi bir problem olmayacaktır.

Manyetosfer olmadan radyasyonu bir tek yoğun atmosfer yalıtıyor olacak ve elbette bu belli ölçüde bir koruma sağlasa da, en nihayetinde dünyadaki radyasyon dozundan daha yüksek olacaktır. Yine de bilim insanları, yoğun atmosfer altında alınacak radyasyon dozunun ölümcül olmayacağı ve canlıların bu koşullara adapte olabileceği konusunda hemfikir. Zaten Çernobil civarındaki yoğun bitki örtüsüne bakarsak, doğanın radyasyona adaptasyon konusunda oldukça başarılı olduğunu görebiliriz. Gelecek bir kaç yüzyıl içerisinde de, teknolojimiz yoğun radyasyon ortamlarında yaşayabilmemizi sağlayacak meyveler verecektir.

Dünyalaştırma - Terraforming

Mars’ın olmayan manyetik alanı ve düşük kütleçekimi nedeniyle, Güneş rüzgarları tarafından atmosferi sürekli süpürülüyor. Bizim oluşturduğumuz yeni ve kalın atmosferin uzun vadedeki kaderi de bu olacak.

Atmosfer kaybını önlemek için, gezegene manyetosfer sağlayacak bazı fikirler mevcut. Örneğin Mars’ın yörüngesinde inşa edilecek ve gezegeni çevreleyen, güneş enerjisiyle çalışan elektro-mıknatıslarla dolu bir halka gerekli manyetik alanı sağlayabilir. Bu ve birkaç benzeri fikir, dünyalaştırmayla kıyaslanınca bile oldukça “uçuk” kabul edilse dahi, teorik olarak mümkünler. Üstelik önümüzde ki yüzyıllar hatta bin yıllar içerisinde böylesi mühendislik çalışmaları o zamanın sanayisi için çok daha kolay ve mümkün projeler haline gelebilir.

Marsın en büyük problemi ise Dünyaya kıyasla düşük yer çekimidir. Buraya gidip yerleşecek insanlar zamanla bu ortama alışacak. Gelecek nesiller buraya adapte olmuş şekilde doğacak ancak, Mars’ta uzun yıllar yaşamış ya da bizzat Mars’ta doğmuş birinin Dünya’ya gidip sağlıklı bir yaşam sürdürmesi mümkün değil. Dünya’nın güçlü yer çekimi, Mars’ın düşük yerçekimine adapte olmak için zayıflayan kemik yapısı ve fizyoloji için yıkıcı olacaktır. İnsan fizyolojisini, değişen şartlara karşı koruyacak ve güçlendirecek genetik modifikasyon teknolojisi mümkün değil veya mevcut değil ise “Marslıların” Dünyalılardan farklılaşması kaçınılmazdır.

tallest-girl7

Mars’ta yetişecek insan nesilleri, düşük kütleçekimi nedeniyle Dünya’da olduğundan daha uzun boylu ve zayıf kemik yapılı olacaklardır. Bu kişiler Dünya’ya geldiklerinde gezegenimizin 3 kat fazla olan kütleçekimi karşısında ayakta durmakta ve yürümekte büyük zorluk çekecekler. Bugün de çok uzun boylu insanlar benzer kemik ve kas problemlerini gezegenimiz üzerinde yaşıyorlar.

Ne kadar zor görünse de Mars’ın yeni bir Dünya yapılması teorik olarak ve teknolojik olarak mümkün. Elimizdeki yöntemler ile Venüs’ü dünyalaştırmaktan çok daha kolay ve olası. Eğer önümüzdeki yüzyıl içinde dünyalaştırma işlemi başlayacak olursa, harcanacak emek ve yönteme göre birkaç yüzyıl ve birkaç bin yıl içinde Mars yeni bir Dünya haline gelebilir.

Mars mavi-yeşil bir gezegen olduktan sonra sıra daha zorlu bir hedef olan Venüs’e gelecek. Çok daha zorlu olacak bu gezegenle ilgili kolonizasyon ve dünyalaştırma fikirlerine başka bir yazımızda değineceğiz. Güneş sistemimizde ki diğer cazip adaylar Titan, Europa, Ganymede, Callisto ve Ceres’ta da şüphesiz gelecekte koloniler kurulacaktır. Ancak dünyalaştırmak için düşük kütleleri ve Güneş’ten uzaklıkları ile uygun hedefler değiller.

Örneğin Titan atmosferini soğuk olduğu için ve Güneşten uzaklığı sayesinde koruyabiliyor. Çevresine yerleştirilecek aynalar ile güneş ışığını yoğunlaştırıp Titan’ı ısıtsaydık, zamanla atmosferini kaybetmesine sebep olurduk. Üstelik Titan ve Europa’daki var olması muhtemel canlılar nedeniyle bu uyduların doğalarıyla oynamamız doğru olmazdı.

Berkan Alptekin


teleskoplar-2254-2-meade

Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT




Nihayet Mars’ta Uzaylı Buldular!

NASA’nın kızıl gezegen Mars’a gönderdiği uzay aracı Curiosity’nin çektiği görüntüleri izleyen Ufocular, gezegen yüzeyinde uzaylı bir savaşçı bulduklarını iddia etti.

ABD Havacılık ve Uzay Dairesi NASA’nın, Mars’a gönderdiği Curiosity uzay aracı tarafından çekilen fotoğrafları inceleyen uzay meraklıları, şimdi de uzaylı bir savaşçı bulduklarını iddia etti. Video paylaşım platformu YouTube’da kanalı bulunan Paranormal Crucible adlı kullanıcının 14 Ocak’ta paylaştığı Marslı savaşçı videosu, kısa süre içinde yaklaşık binlerce kez izlendi; The Sun, Inquisitr gibi bulvar gazeteleri ile, dünyanın dört bir yanındaki benzeri medya organları tarafından haberleştirildi.

Paranormal Cruccible adlı kullanıcı daha önce de Mars’ta piramit, kurukafa ve heykel benzeri şekiller tespit ettiğini anlatan videolar yayımlamıştı. Son videosunun yarattığı tartışmalarda, internet kullanıcıları “Bu sadece bir kayanın önünde duran başka bir kaya olabilir” diyen de oldu. “Uzaylıların gerçek olduğunu biliyordum” diyen de… NASA ise konuyla ilgili herhangi bir açıklama yayımlamadı.

İlgili görüntülerin içerdiği bir videoya altta yer verdik.

https://www.youtube.com/watch?v=vIQW0pJUSnA

NASA açıklamadı diyoruz ama, farkettiyseniz hiçbir bilim insanı bu konuda bir açıklama yapmadı ve yapmasına da gerek yok. Çünkü, artık bu tür “Mars fotoğraflarında inanılmaz cisim” tarzı haberlerden illallah etmiş durumdalar. Sadece biz, yani Kozmik Anafor bile bu tür iddiaları yanıtlamak zorunda kalmaktan bıktık.

Dünya’nın ciddi ve saygın haber kaynaklarının ve gazetelerinin uzak durup artık yayınlamadığı, bulvar gazetelerinin gözdesi olan böylesi uydurma haberleri, bizim “ciddi” olduğu iddiasında olan medyamız hala yayınlamaya devam ediyor. Malesef bu eğlencelik uydurma haberi ülkemizde Sabah, CNN Türk, Cumhuriyet Gazetesi gibi “ana akım medya“mızın saygınlık iddiasında olan basın organları bile yayınladılar.

Basın organlarımız bilimsel konularda o kadar yetersiz ve araştırmacı gazetecilikten o kadar uzaktalar ki artık, 14 Ocak’ta yayınlandığını iddia ettikleri (çünkü kaynak araştırma huyları yoktur) görüntü, aslında aylardır internette duruyor. Editör koltuğuna oturttukları ve ara sıra “para lazım, çok tıklanacak bir haber bul” direktifi verdiklerinden şüphelendiğimiz çalışanları ise, dönem dönem böyle haberleri servis edip hit ve tıklama kazandırıyor patronlarına.

Ek olarak, fotoğrafı büyüttüğünüzde “Marslı savaşçı“ya benzetilen coğrafi kaya yapısının üzerinde bilgisayarla rötuş yaparak “daha gerçekci” hale getirmeye çalışmışlar. Ama bu küçük detayı gazetelerimiz ve haber sitelerimiz atlayıvermiş nedense.

uzaylı

Mars’ta, ilk gelen düşük çözünürlüklü görüntüler nedeniyle insan yüzüne benzetilen ve yıllarca uzaylı yapı yaygarası koparılan kaya oluşumu.

Daha öncesinde bu tür sahte haberlerle ilgili defarlarca paylaşımda bulunmuştuk. Mars’ta süzülen kaşık ya da Mars’ta görülen yüz gibi “örüntü tanıma” olarak nitelenen, ya da daha doğrusu gerçekte olmayan şekil ve desenleri görme anlamındaki ”pareidolia” vakaları artık rutin haline geldi.

Bulutlarda hayvan veya insan şekilleri görme, coğrafi alanlarda yer şekillerini insan yüzüne benzetme yahut ışık gölge oyunlarında silüetler görmek gibi yeryüzünde de sıklıkla karşılaştığımız bir durum. Tüm bunlar aslında optik ilüzyonların zihnimizi yanıltmasından, beynimizin anlamlandıramadığı görüntüleri bize tanıdık gelen objelere benzetmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Şu yazımızda, bu durumu anlatmaya çalışmıştık.

Sözün özü, Mars’ta savaşçı yok, uzaylı yok. Mars’ta bırakın gelişmiş yaşam türlerine, mikroskobik yaşam şekillerine dair bile herhangi bir kanıtımız, bulgumuz yok.

Bu haberi bize iletip bir kısmını kendisi haberleştiren ve açıklama hazırlamamızı rica eden okurumuz Yusuf TUNA‘ya teşekkür ederiz.


teleskoplar-2254-2-meade

Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadeceGökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT




Uçan Kaşık

Mars Yüzeyinde Süzülen Kaşık

Bu yazıyı, ilk olarak 5 Eylül 2015 tarihinde yayınlamıştık. Aradan bir yıldan fazla zaman geçti ve bulduğu yalan yanlış her şeye atlayıp hit alma peşinde koşan ana akım medyamız yeniden “Mars’ta bulunan kaşık” haberini ısıtıp önümüze koydu…

NASA’nın Curiosity uzay aracı tarafından Mars’ta çekilen fotoğrafta görülen sözde ”havada süzülen kaşık”, bugünlerde sosyal medya ve basında çokça konuşulmaya başladı. Ancak bilim insanlarına göre, aslında bu şekli uzun süre devam eden soğuk Mars rüzgarları oluşturmuş.

Curiosity uzay aracı tarafından görüntülenen kaşık şeklindeki esrarengiz kaya, Curiosity’nin Mars’taki 1,089’uncu gününde fotoğraflandı ve ilerleyen günlerde de internette yayıldı. Fotoğrafta kaya yüzeyinden çıkan çubuk benzeri bir yapının sonunda, tıpkı bir kaşıkta olduğu üzere yuvarlak bir şeklin oluştuğu görülüyor. Yapının hemen altında oluşturduğu gölgesinde ise aynı kaşık şekli görülebiliyor.

Ne yazık ki NASA’ya göre, fotoğrafta görülen ”kaşık” Marslılardan veya Marslıların mutfağından bir kalıntı değil. Tıpkı Mars’ta görülen diğer göz yanılmalarında olduğu gibi bu kaşık benzeri tuhaf yapı da garip bir şekle bürünmüş sıradan bir taş parçası.

Curiosity

Curiosity, NASA’nın Mars Bilim Laboratuvarı misyonunun bir parçası olarak Mars’ta Gale kraterinde keşifte bulunan otomobil büyüklüğündeki kaşif robotu. Vikipedi

Ayrıca NASA yetkilileri bu fotoğrafın açıklama bölümüne şu notu düşmüşler: ”Kaşık yok (There is no spoon -Matrix). Bu ilginç yapı rüzgarlar sayesinde şekil almış bir kaya.”

Mars’ta görülen tuhaf yapılar yalnızca ”havada süzülen kaşık” ile sınırlı değil. Mars’ta görülen esrarengiz şekillerin hikayesi NASA’nın Viking 1 uydusundan alınan fotoğrafta görülen ”Mars’taki Yüz’‘e kadar dayanıyor. Mars’taki Yüz’den sonra NASA’nın gönderdiği birçok fotoğrafın herkes tarafından incelenmesiyle Mars’ta fare, kadın, çörek, yengeç gibi ilginç şekillerin görüldüğü iddia edildi. Ancak bugüne kadar her bir şekli Mars’taki kayaların oluşturduğu kanıtlandı.

Marts'ta uyluk kemiği

Marts’ta uyluk kemiği benzeri taşlar

Gerçekte olmayan şekil ve desenleri görmeye ”pareidolia” adı veriliyor. Yani Mars’ta görülen ”havada süzülen kaşık” benzeri tüm esrarengiz şekiller aslında insan gözünün ve beyninin birlikte oynadığı bir optik oyundan ibaret. Bu tür optik ilüzyonlara Dünya’da da günlük hayatımız sırasında sıkça rastlıyoruz. 

Özellikle fotoğrafların 2 boyutlu doğası, bu örnekteki gibi optik ilüzyonların sıkça yaşanmasına neden olur.

Özellikle fotoğrafların 2 boyutlu doğası, bu örnekteki gibi optik ilüzyonların sıkça yaşanmasına neden olur.

NASA’nın Curiosity uzay aracı Ağustos 2012’de Mars’a iniş yaptı ve şu an Curiosity Mars üzerinde üçüncü yılında. Aynı zamanda Curiosity, Gale Krateri’nin içinde bulunan ve ”Stimson” olarak adlandırılan kaya yapısı hakkında çalışmalar yürütüyor. Curiosity’nin yakın bir zamanda şimdiki konumunun yakınlarında bulunan ”Bridger” bölgesine doğru yönelmesi bekleniyor.

Kemal Cihat Toprakçı

Kaynak: Space




Mars Tipi “Örümcek”

Gönüllü (fahri) bilim insanları Mars’ın Güney Kutbundaki “örümcekleri” keşfediyor.

Mars’ın güney kutup bölgelerini izleyen on binlerce gönüllü “amatör astronom“, yaptıkları gözlemlerle yüzeyi daha yakından tanımlamaya yardımcı oluyorlar. Gönüllüler gözlemleri sayesinde donmuş karbondioksit levhalarının mevsimsel değişikliklerine ve ‘Örümcek’ olarak bilinen erozyonlarına yeni bakış açıları katıyorlar.

Gönüllüler evlerinden ‘Mars Reconnaissance Uydusu’ üzerinden CTX (Context Camera) ile Mars yüzeyini keşfediyor ve güney kutbundaki dönemsel arazilerin türlerini belirliyor. Gönüllüler bu bilgileri  ‘Planet Four : Terrains’ web sitesinde paylaşıyor. Bu veriler  yüksek çözünürlüklü kameralarla (HiRISE) gözlem yapacak bilim insanları için faydalı oluyor ve böylece HiRISE ile daha az sayıda araziye daha detaylı bakılması sağlanıyor.

HiRISE ile yüksek çözünürlüklü görüntüler alınmadan önce gönüllülerin orta çözünürlükte incelediği görüntülerden yola çıkılır. Bu şekilde orta çözünürlüklü görüntüler 20’den fazla bölgenin daha yüksek çözünürlük ile araştırılmasına yardımcı olmuştur. Gezegen bilimci Candice Hansen “Pek çok vatandaşın Mars’ın incelenmesine yardımcı olmak için vakit harcadığını görmek heyecan verici olduğunu ve gönüllü insanların keşif gücü sayesinde işlerinin kolaylaştığını” ifade etti.

Small Troughs Growing on Mars May Become ‘Spiders’

Gezegen bilimci Meg Schwamb (Gemini Gözlemevi, Hilo Havai) ise Thursay projesine ait sonuçları Amerikan Gökbilim Derneği Gezegen Bilimleri Bölümü ve Avrupa Gezegen Bilimi Kongresi’nin yıllık toplantısında paylaştı. Schwamb ‘Örümcek bacaklarını andırır şekilde olması sebebiyle ‘Örümcek olarak ya da yunanca ‘Araneiform’ olarak adlandırılan arazilerin bir çok kanaldan tek bir kanala ulaşır olduğu keşfedilmiştir.

Sonuçlar örümceklerin, alt tabakaların ısınmasıyla üst tabakadaki buzların erimesinden meydana geldiğini göstermektedir.  Çözülmüş karbondioksit gaz basıncını artırır ve gaz kalan buz tabakasındaki deliklerden dışarı akar ki bu da oyuk içine tozu çeker ve böylece örümceğin bacaklarına benzeyen kanallar oluşur. Geçen on yılda bu olay güney kutbu taraflarında HiRISE tarafından görüntülendi.

“Gönüllülerin desteği olmadan bu bölgelerin bahar ve yaz ayları boyunca diğer bölgelere göre nasıl geliştiğini göremezdik” diye ifade etti.

İlgili resim

Gönüllülerin elde ettiği veriler sayesinde daha önce HiRISE ile karbon dioksit buzulları ya da örümcek olarak adlandırılmayan bazı yerlerin örümcekler olarak adlandırılması sağlanmıştır. Gezegen bilimci Candice Hansen “Örümcek arazisi hakkında öğrendiklerimizle daha önce herhangi bir işaretlememiz olmayan bölgelerde de buzul işaretlemeleri yapabildik. Bu belki de arazinin erozyona uğraması ile ilgilidir.

Gönüllülerden elde edilen yeni gözlemlerin bazıları yüzeylerdeki bu örümcek yapılarının çarpma kraterlerinden saçılan (püsküren) materyallerden oluştuğunu  gösteriyor. Kraterler  aşınabilir. Yüzeyleri ise daha fazla aşınıyor olabilir. Örümcek formunu alması için buz levhasının uzun süre kalıcı olması ya da kalın olması gerekmiyor, aşınabilir olması yeterli’. ‘Gönüllerimiz sayesinde cevaplayacak  yeni sorular yeni buluşlara sahibiz” şeklinde yorum yapmıştır.

Mars’ın güney kutbu bölgesinde ilave alanları incelemek için yeni CTX görüntüleri eklenmekte ve gönüllü destekleri devam etmektedir. Daha fazla bilgi almak için aşağıdaki siteyi ziyaret edebilirsiniz.

Aytaç Kokuroğlu

http://terrains.planetfour.org

Kaynak: http://marsmobile.jpl.nasa.gov/news/?NewsID=1945

İkinci görsel http://www.turkla.com/2016/12/20/small-troughs-growing-on-mars-may-become-spiders/ Adresinden alınmıştır.




Mars’taki kuleler

Bir süredir komplo teorisi ve ufolarla ilgili sitelerin gündemine Mars’ta görülen kule şekilli yapılar oturmuş durumda. 5km yüksekliğinde olduğu iddia edilen bu yapılar üzerinden yine dünya dışı uygarlıkların varlığı anlatılıyor. Bilinmeyenin ilgi çekiciliğine kapılan bir çok insan da heyecanla bu yazılanları okuyor. Haber siteleri içinse böyle konular reyting bakımından adeta bir altın madeni görevi gördüğü için, haberin gerçek olup olmadığının bir önemi kalmıyor. Bir popüler bilim sitesi olarak bizim böyle bir bakış açısını kabul etmemiz elbette imkansız. Olaya bilimsel bir açıdan yaklaşmamız gerekiyor.

Bu mars kuleleri ilk olarak Mundodesconocido adlı bir YouTube kanalında dile getirilmiş. Mars’ta çekilen gps görüntülerine göz atarken Terra Meridiani adlı bölgede 3 adet kule benzeri yapı dikkatlerini çekmiş ve bunu hemen akıllı bir varlığın yaptığına yormuşlar.

ancient-mars-civlization

Yukarıdaki görüntü, gps görüntüsünün kendisi değil bilgisayar ortamında oluşturulan 3 boyutlu bir model. Bunun üzerinden ufo siteleri hayalgüçlerini kullanarak inanılmaz yorumlar getiriyorlar. Mars’ın böyle yapılarla dolu olduğunu, orada akıllı yaşam formlarının -bir uygarlığın- olduğunu ileri sürüyorlar. Fakat uzay araçları Mars’ın yörüngesinde ve yüzeyinde olan NASA’daki bilim insanları böyle yapılar görmediklerini belirtmekteler.

Ufocuların bu tarz “buluşları” aslında pareidolia denen; insan beyninin yanılgıya düşmesiyle olan sanrı benzeri bir olgudan kaynaklanıyor. Oldukça bulanık, net olarak görülemeyen ve ne olduğu bilinemeyen şeylerin, beynimiz tarafından bildiğimiz şeylere benzetilmesinin bir sonucu aslında.
cs_mars_face_large-jpg-crop-promo-mediumlarge

Zamanında teknolojinin yetmemesi nedeniyle Viking 1’in düşük çözünürlükte çektiği bir fotoğraftan Mars’ta insan yüzü olduğu, dolayısıyla orada bir uygarlık olduğu ve NASA’nın bunu gizlediği ileri sürülmüştü. Viking 1 projesinden bilim insanı Harold Masursky ise daha önceki bir saçmalığa da gönderme yaparak “mars kanallarını yapan kişinin yüzünü anıt yapmışlar” demişti. Daha iyi görüntüler elde etme imkanına eriştiğimizde,  o bölgenin alelade bir Mars tepesi olduğunu görüyoruz.

Benzer bir şekilde gps ile çekilmiş fotoğraflara bakan ufocular bu sene Şubat ayında Ay’ın yüzeyinde 6,5km yüksekliğinde yapay  kuleler olduğunu iddia etmişlerdi. (google haritaları ufocuların gözdesi olmuş durumda. Fellik fellik arama yapmaktalar)

3107c6c100000578-3439058-image-a-1_1455045880978

Oysa gerçekte yapay bir kule yerine Mersenius E adlı büyük bir kraterin yanındaki ufak bir kratere bakmaktayız. Ay haritasındaki bazı görüntüler 1990’larda Clementine görevinde çekilen fotoğraflardan oluşmakta.  Lunar Reconnaissance Orbiter ile çekilen yeni fotoğraflara baktığımızda aynı Mars’taki yüz gibi, ufocuların düşük çözünürlük ve teknik yetersizliğin yardımıyla yine hayalgüçlerini kullandıklarını görüyoruz.

3107c6ca00000578-3439058-image-a-2_1455045904955

Soldaki fotoğraf 90’lardar çekilen, sağdaki ise daha yeni bir fotoğraf.

3107c6ce00000578-3439058-image-a-3_1455046079314

Kratere güneşin ufka yaklaşmasıyla oluşan gölge görülmekte. Küçük krater optik ilüzyon / sanrı ile kule zannediliyor.

Mars’taki “kule” yapılarına dönersek, Mars Global Surveyor ve Mars Odyssey görevlerinde yıllar önce çekilen fotolara bakarak ufocular benzer şekilde hayalgüçlerini kullanıp bu “tahminleri” yapıyorlar. Yabancı ufo sitelerindeki 3 mil yani 5km yükseklikteki kuleler, bizim basına haberi taşıyan kişi insaflı davrandığı için 1,5km düzeyine inmiş. Ufologlar ise kuleleri çizmekle kalmayıp şehirler bile çizmeye başlamışlar. Her zamanki gibi NASA’nın bunları bildiğini ve halktan sakladığını, ABD’nin uzaylı teknolojisini sadece kendisine saklamak istediğini öne sürüyorlar.

Olayın aslı ise 1999’da çekilmiş düşük çözünürlüklü fotoğrafın hayalgücü ile yorumlanmasından başka bir şey değil.

 

Taylan Kasar

Kaynak:

http://www.huffingtonpost.com/entry/tall-alien-spire-on-the-moon_us_56b28c49e4b01d80b24519aa

http://www.inquisitr.com/3777098/three-mile-high-tower-structures-in-a-straight-row-spotted-on-mars-et-hunters-claim-bizarrely-video/

 




Mars’ta Toprak Kayması

Dünya’da hepimiz toprak kayması veya çığ görüntülerine aşinayız ve bunu kendi başımıza gelmediği sürece olağan karşılarız. Başımıza geldiğinde ise bir felaket olur. Benzer olaylar, sistemimizde Dünya ile en yakın koşullara sahip gezegen Mars’ta da gerçekleşir. Neyse ki orada yaşayan gelişkin bir canlı yok ve felaket olarak adlandırılmıyor.

Mars Keşfi Yörünge Aracı (MRO) tarafından 2008 yılı başlarında alınan fotoğraflarda, rastlantı sonucu o an gerçekleşen bir toprak kayması (veya çığ) görüntülenmiş.

mars-toprakkaymasi2

Mars’ta gerçekleşen “toprak kayması”nın zaman aralıklı alınmış görüntüleri…

Mars’ın yüzeyinin kimi alanları karbondioksit buzuyla kaplıdır ve bu buz tıpkı Dünya’daki kar gibi yağarak katmanlar oluşturabilir. Aynı zamanda Mars yüzeyinin sadece birkaç metre altında su buzu tabakaları da yer alır.

Sıcak mevsimlerde Güneş ışınlarının etkisiyle karbondioksit buzu “erimeden” doğrudan gaz haline geçer ve fotoğrafta görülen 700 metre yüksekliğindeki uçurumlar gibi yerlerde büyük toprak kaymaları oluşur. Tabii, Mars çok kuru olduğu için bu çığlar devasa toz bulutları yaratırlar.

Zafer Emecan




Mars Yüzeyindeki Yeni Gözümüz: ExoMars

Avrupa Uzay Ajansı (ESA) ve Rusya Federal Uzay Ajansı (RFSA)’nın ortak misyonu olan ExoMars (Exobiology on Mars), kızıl gezegenin biyolojik ve jeokimyasal geçmişini araştırmak üzere 14 Mart 2016’da Kazakistan’ın Baykonur üssünden Proton-M roketi ile fırlatılmıştı. Bir yörünge ve bir yüzey aracından oluşan ExoMars Uzay Aracı, yedi ay süren yolculuğun ardından 16 Ekim’de Mars’a ulaştı.

Avrupa ve Rusya’nın gerçekleştirdiği bu ortaklaşa misyondaki amaç, Mars’ta yaşam izleri aramak, kızıl gezegenin geçmişinde ve şu anda yaşamın olup olmadığını araştırmak. Ayrıca, yüzey aracının inişi başarılı olursa, ilk defa NASA’nın üretip göndermediği bir araçla Mars yüzeyinde araştırma yapma imkanına kavuşulacak.

exomars-74214

Yörüngede yer alacak TGO aracı, Mars atmosferini incelemesinin yanısıra, yüzey aracının Dünya ile iletişimini de sağlayacak.

İlk ExoMars görevinde yer alan TGO (The Trace Gas Orbiter) adlı gaz izi yörünge aracı, Mars’ın yörüngesinde dört günde bir tam turunu tamamlayıp Mars atmosferini detaylıca tarayarak çeşitli biyolojik ve jeolojik araştırmalara öncülük edecek.

TGO, Mars’ın yüzeyinden kopan gaz ile su buzunun tespitini de gerçekleştirecek donanıma sahip. Bu yörünge aracı aynı zamanda Mayıs 2018’de fırlatılması planlanan ve 2019 başlarında Mars’a varması düşünülen, bir yörünge ve bir yüzey aracı taşıyacak ikinci ExoMars Görevi için de gerekli verileri sağlamış olacak.

exomars-53254

Yüzey aracı Schiparelli, Mars atmosferine girdikten sonra paraşüt yoluyla yavaşlayacak, daha sonra ise paraşütten ayrılarak roketleri vasıtasıyla yüzeye iniş yapacak.

Bu birinci görevde yer alan ve Mars yüzey aracı görevi gören Schiparelli ise, 19 Ekim’de yörüngeye giren araçtan ayrılıp 1700km/saat hızla ve atmosferi geçtikten sonra yaklaşık 6 dakika sürecek yolculuğun ardından ateşleme sistemleri sayesinde yavaşlatılarak darbe emici minderlerinin üzerinde Mars yüzeyine yumuşak iniş yapacak.

exomars-33251

Schiparelli yüzey aracı. Araçtan ilk fotoğrafların 20 Ekim günü gelmesi bekleniyor.

Yüzeyde hareket etme yeteneği olmayan ve sadece birkaç Mars günü boyunca çalışabilecek biçimde dizayn edilmişmiş olan Schiparelli, Mars’ın gelecek insanlı misyonları için öncülük yapacak bir araç.

Bu araç sayesinde iniş ve frenleme sistemleri test edilecek. Bunun ardından indiği bölge ve çevresinde bir dizi araştırma yapacak. Schiparelli aynı zamanda Mars gezegeninin olmazsa olmazlarından biri olan şiddetli toz fırtınalarından faydalanıp, yüzeyden kopan toz tanelerini inceleyerek elektriksel kuvvetleri ölçecek.

Bu ExoMars projesinin en önemli amaçlarından biri de 2004’te Mars çevresinde göreve başlayan Mars Express uzay aracının elde ettiği metan bulgularını onaylamak.

Güneş ışığı ve kimyasal reaksiyonlar sonucu atmosferde parçalanarak oluşan metan, en ilgi çekici gazdır. Eğer metan varsa ya mikroplar tarafından üretiliyor ya da ısı ve sıvı halde sudan kaynaklanan jeolojik prosedürlerden ortaya çıkıyor. Mars’taki metan varlığının gerçek nedenini ExoMars misyonu sayesinde öğrenme imkanına kavuşacağız.

Aysel Bozan

Kaynaklar:
http://www.esa.int/Our_Activities/Space_Science/ExoMars/ExoMars_on_its_way_to_solve_the_Red_Planet_s_mysteries
http://www.esa.int/spaceinimages/Images/2016/10/Parachute_for_Mars




Güneş Ve Gezegenlerin Orantılı Büyüklükleri

Güneş, sistemimizdeki en büyük ve en fazla kütleye (kütleyi, aynı şey olmasa da “ağırlık” şeklinde düşünebilirsiniz) sahip gökcismidir. Tüm Güneş Sistemini bir araya getirdiğimizde oluşacak olan kütlenin %99.8’ini Güneş tek başına karşılar. Kalan %0.2’lik kütlenin ise yarısından fazlası Jüpiter‘e aittir. Daha başka bir ifadeyle Jüpiter, Güneş haricinde sistemimizdeki her şeyin; tüm gezegenlerin, meteorların, cüce gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların toplamından daha ağırdır.

Güneş ve Jüpiter’den artan yaklaşık %0.07’lik kütlenin yarısından fazlası Satürn‘den ibarettir. Ondan geri kalan %0.03’lük kütle’nin de dörtte üçünden fazlası Neptün ve Uranüs’ü meydana getirir. 

En nihayetinde artan %0.01’den az kütle; Dünya, Mars, Venüs, Merkür, uydular, cüce gezegenler, asteroidler ve kuyruklu yıldızların tümünü oluşturur. Hepsini bir araya toplasınız, bir Neptün bile etmezler…

Görseli bizime ulaştıran okurumuz Onur Gündüz’e teşekkür ederiz. Görselin dev boyutlu halini buradan  veya buradan bilgisayarınıza indirebilirsiniz.

 

Facebook




Galeri: Curiosity’den Mars’ın Jeolojik Katmanları

Mars’taki en gelişmiş uzay aracımız olan Curiosity, gezegenin bugüne kadar alınmış en detaylı jeolojik katman görüntülerini Dünya’ya gönderdi. Fotoğraflarda “Murray Tepeleri” olarak adlandırılan Gale Krateri içindeki bölgenin katmanlaşmış kumtaşı yapısı detaylarıyla gözler önüne seriliyor.

curiosity

Tepe boyunca, Mars’ın “sulak olduğu” zamanlarda oluşmuş kumtaşı katmanları.

curiosity111

Kumtaşı katmanları, artık kurak olan Mars’ta oluşamıyor.

curiosity113

Günümüzde bu jeolojik katmanlar, Mars’ın ince atmosferinin yarattığı rüzgar aşındırması ile gün yüzüne çıkıyorlar.

curiosity114

Rüzgarın yarattığı aşındırma, katmanları gün yüzüne çıkartığı gibi, önümüzdeki milyonlarca yıl içinde yavaş yavaş yok edecek.

curiosity115

Gale Krateri’nin Curiosity tarafından alınmış genel bir görüntüsü.




Mars Ay Kadar Mı Görünecek?

Bir Ağustos klasiği olarak her sene “27 Ağustos’ta Mars gökyüzünde Ay kadar büyük görünecek” haberleri yayılmaya başlar. Meraklı olan herkes o günü bekler, gökyüzüne bakar ve tabi ki Mars’ı böyle göremez.

Gezegenler Güneş etrafında eliptik bir yörüngede dolanırlar. Dıştaki gezegenin bir tur atması, içte kalana göre daha uzun sürer. Örneğin bizim bir yılımız 365 gün iken Mars’ta ise bu süre 687 gündür. Dolayısıyla Dünya yörüngesi üzerinde dolaşırken Mars’a bazen yakınlaşır bazen de uzaklaşır. Bu da Mars’ın zaman zaman daha büyük görünmesine sebep olur. Haberin çıkışına sebep olan da bu yakınlaşmalardan biri olan 27 Ağustos 2003 tarihi. O tarihte Mars yaklaşık her 2 yılda bir olduğu gibi Dünya ile yakın konumuna gelmişti. Bu tarih aynı zamanda, Dünya ile Mars arasında nadir görülen “en yakın” hallerden biriydi ve o tarihte daha önceki sıradan yakınlaşmalarda olduğundan daha parlak görünecekti. Bu sebeple, birçok amatör ve profesyonel gökbilimci için gözlem açısından önemli bir andı. Dolayısıyla duyurusu da bol bol yapıldı.

Elbette her zaman olduğu gibi bu heyecan verici durumu hem basın, hem de yalan haber üretmeye bayılan internet siteleri önce “Mars Ay kadar parlak görünecek”, sonrasında da “Mars Ay kadar büyük görünecek” şeklinde abuk subuk manşetlerle duyurdu. Oysa böyle birşey yoktu, Mars sadece her zaman olduğundan daha parlak olacaktı, hepsi o kadar.

MarsOrbit

Dünya ve Mars’ın 27 Ağustos 2003’teki yakınlaşması. Mars o yıl Dünya’ya 56 milyon km mesafeye kadar yakınlaşmıştı. NASA’nın konuyla ilgili haberi: http://science.nasa.gov/science-news/science-at-nasa/2003/18jun_approachingmars/

Mars Ne Kadar Büyük Görünebilir?

Gökyüzünde görebildiğimiz en büyük alana sahip iki gök cismimiz var, Ay ve Güneş. Haberde Mars’ın Ay kadar görüneceği iddia ediliyor. Bir karşılaştırma yapıp olurluğunu tasvir etmeye çalışalım.

Ay’ın yarıçapı 1734 kilometre iken bize uzaklığı 384.000 kilometredir. Mars’ın yarıçapı da yaklaşık olarak 3.400 kilometre. Yani Ay’dan yaklaşık olarak 2 kat büyük. Şimdi eğer Ay kadar büyük görünecekse, basit bir mantıkla Ay’dan iki kat daha uzakta olmalı demeliyiz ki bu pratikte de doğrudur. Bu da yaklaşık 750.000 kilometre ötede bir Mars bulunması gerektiği anlamına gelir.

Halbuki Mars bizden ortalama 225 milyon kilometre ötededir. En uzak konumunda 401 milyon, en yakın konumunda 54,6 milyon kilometre kadar yakındır. Bu umduğumuzdan en az 70 kat daha fazla bir uzaklık. Yani Mars’ı asla Ay kadar büyük görme imkanımız yok.

Peki Mars gerçekte ne kadar büyük görünebilir?

Şunu söyleyebiliriz ki Mars’ı çıplak gözle kesinlikle görebilirsiniz. Fakat parlak kırmızı bir yıldızdan biraz daha hallice. Hepsi o kadar. Zaten eğer ki Mars, Ay kadar görünecek bir yakınlıkta olsaydı bu muhtemelen sonumuzu hazırlayacak bir yakınlaşma olurdu.

Mars en büyük görünen haliyle dahi Ay’dan 75 kat daha küçük görünür. (Bu da aşağı yukarı bizim kafadan hesabımızla denkleşiyor.)

Yaklaşık her 2 senede bir olan bu yakınlaşma amatör astronomların işine yarar. Eğer amatör astronomlar Mars fotoğrafı çekmeye başladıysa bilin ki Mars yakın bir konumdadır, çünkü en büyük o zaman görünür. (Mars’ın en küçük görünümü ile en büyük görünümü arasında 7 kat açısal büyüklük fark vardır). Dünya çapında en iyi gezegen fotoğrafçılarından biri kabul edilen Damian Peach dahi, on binlerce dolarlık ekipmanıyla Mars’ı bu ancak bu kadar iyi çekebilmiş.

2014_04_18rgb02

Astrofotoğrafçı Damian Peach’in yakın bir geçiş sırasında çektiği Mars fotoğraflarından biri.

Mars Şu Anda Nerede?

Aşağıdaki simülasyonda Mars’ın şu anda nerede olduğunu görüyoruz. Zaten dikkat ederseniz Mars şu anda neredeyse en uzak konumlardan birinde duruyor. Hatta biraz daha dikkat ederseniz, Mars’ın şu anda Güneş’in arka tarafına çok yakın konumda olduğunu da farkedebilirsiniz. Yani, şu aralar geceleri Mars’ı görmeniz mümkün değil. Bırakın Ay kadar görünmesini, NORMAL HALİYLE BİLE GÖRÜLEMİYOR. (Mars turuncu, Dünya mavi işaretli)

Not: Üstteki paragraf geçen yıl (2015) için yazdığımız bilgidir. Mars şu anda (2016) gün batımının hemen sonrasında ufkun üstünde Satürn ve Antares ile yakın konumda rahatlıkla izlenebiliyor. Üstelik 6 aydır çoluk çocuğun büyük şehirlerde bile çıplak gözle her akşam görebileceği kadar parlak. Önümüzdeki birkaç ay daha akşamları görünmeye devam edecek.

MarsSimdi

Simülasyondan istediğiniz bir tarihteki konumlara bakmak için: http://jeroengommers.nl/work/Solar/ss.html

Oysa ki Venüs ve Jüpiter Daha Büyük Görünüyor!

Venüs bize daha yakın olduğu için, Jüpiter ise oldukça büyük olduğu için Mars’tan çok daha büyük görünebilir. Hatta Jüpiter’in görünen en küçük boyutu Mars’ın en büyük halinden bile daha büyüktür. Jüpiter’in en büyük hali ise Mars’ın en büyük halinden 2 kat daha büyüktür. Yine, Venüs’ün en büyük hali Mars’ın en büyük halinden tam 2.5 kat daha büyüktür. Eğer bu haber gerçek olsaydı, şimdiye kadar Jüpiter ve Venüs’ü devasa şekillerde görmüş olmalıydık. Hatta Jüpiter’i sürekli öyle görmeliydik!

İleri Okuma: Sayılar ve Hesaplamalar

Gök cisimlerinin gökyüzünde gördüğümüz boyutlarından bahsederken açısal yarıçap ifadesini kullanırız. Bu gökyüzünde ne kadarlık bir açı kapladıklarını ifade eder. Örneğin Ay yaklaşık yarım derecelik yer kaplar. 1 derece 60 arkdakikadır, 1 arkdakika da 60 arksaniyedir. Tıpkı saatlerde olduğu gibi. (1°=60’=3600″)

Ay’ın açısal yarıçapı = 29′20″ – 34′6″ (30’=30 dakika, yani yarım derece)
Mars’ın açısal yarıçapı = 3.50″ – 25.08″ (Ay’dan 80-500 kat daha küçük)
Venüs’ün açısal yarıçapı = 9.67″ – 63.00″ (Ay’dan 33-180 kat daha küçük)
Jüpiter’in açısal yarıçapı = 29.80″ – 49.06″ (Ay’dan 42-58 kat daha küçük)
(Ay’ın açısal yarıçapını arkdakika cinsinden ifade ederken gezegenleri bunun 60’da 1’i olan arksaniye ile ifade ettiğimize dikkat edin.)

Bir cismin açısal yarıçapını bulmak için aşağıdaki iki bağıntıdan faydalanabiliriz.

acisal1

θ: Açısal boyut(derece) olmak üzere, R: Cismin çapı(km), D: Cismin uzaklığı(km)

ya da benzer şekilde,

acisal2

δ: Açısal boyut(derece), R: Cismin çapı(km), D: Cismin uzaklığı(km)

Bu formülden yerine koyduğumuzda,

Mars’ın Ay kadar görünebilmesi için olması gereken uzaklık = 780.000 km bulunur. Bu da yukarıdaki üstün körü hesaplarımızda bulduğumuz değerle yaklaşık olarak aynıdır. Ancak, bu uzaklıktan Mars ve Dünya’nın birbirlerine uygulayacakları kütleçekim gücü korkunç boyutlarda olacaktır. Çünkü Mars’ın kütlesi Ay’dan yaklaşık 10 kat daha fazladır. Bu da, muazzam gel-gitlere yol açacağı gibi, yerkabuğundaki stresi büyük ölçüde artıracak ve büyük depremlere, volkanik faliyetlere neden olacaktır. Yani, bir gün gökyüzünde Mars’ı gerçekten Ay büyüklüğünde görmüşseniz, çok yakın bir zamanda öleceğinize emin olabilirsiniz.

Ögetay Kayalı




Mars’ta Kar Yağar

Mars’ta elbette kar yağar. Ama bizim bildiğimiz kardan biraz farklı: Mars, Dünya’ya göre çok soğuk olduğundan, var olan su neredeyse tümüyle donmuş halde toprakta ve buzullarda hapsolmuş durumda. Atmosferde bulunan su buharı ise bulut oluşturup yağışa sebep olabilecek kadar yoğun değil.

kartopu45784

Mars’ta kartopu oynayamazsınız ama, şansınız varsa kar yağışını izleyebilirsiniz.

Fakat Mars atmosferinin neredeyse tümünü oluşturan karbondioksit gazı, kutup bölgelerindeki çok soğuk ortamda yoğunlaşıp, yağış oluşturabilecek kadar kalın bulutlar meydana getirebiliyor.

Bunun sonucunda dönem dönem Mars kutuplarında “karbondioksit karı” yağışları görülebiliyor. Bu yağışlar, yüzeyde birikerek karbondioksit karı katmanları ve buzullarını oluşturuyor.

Mars’ın kutup bölgelerinde görülen, Dünya’nın kutuplarına benzeyen “beyaz takke” sanıldığı gibi su buzundan değil, çoğunlukla karbondioksit buzundan (marketlerde satılan kuru buz) oluşuyor. Bu kalın karbondioksit buzu tabakasının altında ise, su buzundan oluşan bir diğer buz tabakası yer alıyor.

mars-buz5445

Mars kutuplarındaki buzullar.

Bu alttaki su buzu tabakası maalesef Mars atmosferi ile karşılaştığında atmosfer yoğunluğunun çok az olması sebebiyle hızla buharlaşıp atmosfere karışıyor, yükseliyor ve düşük kütle çekimi nedeniyle Güneş rüzgarlarına yenik düşerek uzay boşluğuna saçılıyor.

Bu nedenle, öğle saatlerinde Mars ekvatorunda hava sıcaklığı +20 santigrat derecelere yükselse bile, suya bağlı bulut oluşumları veya nem yoğunlaşması gözlenemiyor.

Karbondioksit molekülleri, su moleküllerinden epeyce daha ağır olduğundan, yüzeyde ve atmosfer içinde varlıklarını sürdürmeleri daha kolay oluyor, Güneş rüzgarlarının aşındırıcı etkisinden daha az etkileniyor. Bu da, Mars’ın bir su dünyası yerine karbondioksit dünyası olmasının ana nedeni.

Zafer Emecan




Mars

İlk Mars Yolcuları

Yukarıda resmini gördükleriniz; Mars’a gönderilen, daha doğrusu gönderilmeye çalışılan ilk araçlar.

Fotoğrafın solundaki Korabl 4 (ve kardeşi Korabl 5) Sovyetler Birliği’nin (SSCB) Mars’a göndermek için ürettiği ilk robot araçlardı. Her iki araç da, 1960’ta fırlatılmasına rağmen, malesef henüz yerden bile havalanmaya fırsat kalmadan infilak ettiler. Bunun birçok nedeni sayılabilir; ancak “acele etmek” ve o dönemde kullanılan roketlerin henüz tam güvenilirliğe erişmemiş olması ana nedenler olarak görülüyor.

Uzay yarışının en hararetli olduğu 1960’larda, kızıl gezegene ABD’den önce gitmeye kararlı olan Sovyetler, iki yıl sonra Korabl 11 isimli bir araç daha fırlattı. Fakat bu da Dünya yörüngesine girdikten hemen sonra havaya uçtu. Uzay yarışı için ABD ve SSCB’nin “paradan kaçınmadığı” yıllarda olduğumuzdan, iki yıldaki bu 3 (belki de daha fazla) başarısızlığa rağmen Sovyetler, 1962 yılında bu kez de Sağda gördüğünüz Mars-1 aracını inşa etti:

Fırlatma, Dünya yörüngesine girme ve gezegene doğru yol alma aşamalarını başarıyla geçen Mars-1’in, Dünya’dan yaklaşık 100 milyon km uzaklığa ulaştığında malesef iletişim sistemleri bozuldu. Aracın ana misyonu gezegenin yörüngesine girmek değil, tıpkı Yeni Ufuklar aracının Plüton geçişi gibi yakın geçiş yapmaktı ve 1963 yılının 19 Haziran’ında bu geçişi de başarıyla gerçekleştirdi. Fakat iletişim sistemi bozuk olduğu için herhangi bir bilgi göndermesi mümkün olmadı. Mars-1, şu anda hala gezegene yakın geçişi sonrası girdiği Güneş çevresindeki yörüngesinde dolanmayı sürdürüyor.

İlginç ve biraz da talihsiz biçimde Sovyetler Birliği, çok daha zor bir hedef olan Venüs’ün keşfinde büyük başarılar kazanmış olmasına rağmen, Mars konusunda hiçbir zaman başarılı olamadı. Gönderdikleri her araç ya bozuldu, ya kayboldu, ya da hedefinden şaştı. Başarılı olanları dahi, kısa süre içinde arızalanarak görevlerinin sadece küçük bir bölümünü yerine getirebildi…

Sovyetler’in bu bahtsızlığı ismi Rusya şeklinde değişmiş olsa da devam ediyor. 2012 yılında Mars’ın uydusu Phobos’u inceleme amaçlı ürettikleri Phobos Grunt aracı da başarısız oldu. Phobos Grunt, daha Dünya yörüngesinden bile ayrılamadan iletişim kesildi ve bir süre sonra yeryüzüne geri düştü…

Zafer Emecan

 

Facebook




Mars’a Gönderilen Araçların Evrimi

Üstteki fotoğrafta, bugüne kadar Mars’a gönderdiğimiz, hareket edebilecek yapıdaki yüzey araçları toplu halde görünüyor.

Önde, en küçük ve en eski olan Pathfinder (Sojourner), solda şu an görevini sürdürmekte olan Opportunity, sağdaki ise Curiosity… Bu araçların içeriğindeki bilgisayar sistemleriyle ilgili, özel bir durum var:

Mars’a gönderilen ilk gezici araç olan Pathfinder, 1997’de gönderilmişti. Bir yörünge ve bir adet gezici araçtan oluşuyordu. 6 ay kadar çalışıp dünyaya 16 binden fazla fotoğraf gönderen sondanın bilgisayar sistemi ise ilk duyulduğunda şaşkınlık yaratabiliyor. Çünkü Sojourner’ın ana bilgisayarı 1977 yılı üretimi olan 2 mhz hıza sahip Intel 8085 işlemci, 512 kb ram ve 176 kb’lık bir depolama biriminden oluşuyordu.

sojourner-rover_1024x768_27371

İrice bir oyuncak araba büyüklüğündeki Sojourner yüzey aracının Mars yüzeyindeki iniş aracı Pathfinder tarafından alınan gerçek görüntüsü.

O yıllarda sıradan bir bilgisayarın Pentium işlemcili ve 16 mb belleğe sahip olduğu düşünüldüğünde, Sojourner için neden bu denli ilkel ve zayıf bir bilgisayarın tercih edildiğini anlamak kafa karıştırıcı olabiliyor. Aslında durum şu; 8085 işlemciler en iyi tanınan, oluşabilecek hataların en iyi bilindiği işlemcilerden biri konumunda. Dolayısıyla bir sorun oluştuğunda, nedenini tespit etmek ve “onarmak” da bilim insanları için o denli kolay oluyor. Çok daha hızlı, ancak bir o kadar da karmaşık olan günümüz işlemcilerinin davranışları ise o kadar iyi bilinmiyor.

2004 yılında Mars’a fırlatılan Opportunity ve Spirit de benzer biçimde oldukça zayıf görünebilecek bir bilgisayar sistemi barındırıyor. IBM’in 1997’de ürettiği RAD6000 ailesine mensup 20 mhz hızında bir işlemciye ve 128 mb RAM’e sahip. Depolama birimi olarak da 256 mb’lık bir flash disk taşıyor. Bu arada RAD6000 işlemciler oldukça başarılı oldukları için birçok uzay görevinde kullanıldılar ve kullanılmaya devam ediyorlar.

NASA_Mars_Rover

Opportunity yüzey aracının dijital olarak yaratılmış bir benzetimi.

Mars’a gönderilen en son araç olan Curiosity’nin bilgisayar sistemi öncüllerinden çok daha gelişkin olsa da, günümüz bilgisayarlarıyla kıyaslandığında yine de ilkel görünebilir:

Apple’ın 18 yıl kadar önce kullandığı ve G3 olarak da bilinen aileye mensup 200 mhz’lik hızı olan RAD750 işlemciye sahip Curiosity’nin bilgisayarının 256 mb belleği ve 2 gb’lık bir depolama birimi bulunuyor.

Bu oranlar evinizdeki 8 gb’lık ram’i, birkaç terebaytlık hard diski bulunan bilgisayarınıza göre oldukça küçük görünüyor olabilir. Hatta şu an bu yazıyı elindeki 2 ghz dört çekirdekli işlemciye sahip bir “cep telefonu” ile okuyanlarınız da vardır.

Ama, o cihazın yüzlerce milyon kilometre ötede, çok ama çok düşük atmosfer basıncında, üstelik -90, +20 derece sıcaklık aralığında küçük bir nükleer reaktör ile yıllarca (minimum 687 dünya günü) çalışmak zorunda olduğu gerçeğini düşünerek kıyas yapın. Bizim hıza ihtiyacımız yok; fotoğrafı çeksin, bilimsel analizi yapsın, aracı kontrol etsin ve tüm bunları yaparken bozulmasın bize yeter.

Zafer Emecan

Facebook




Üç Günde Mars’a Gitmek

Varacağımız mesafeler ne kadar uzak olsa da bizi uzayda zorlayan en büyük etken, kullandığımız araçların yavaşlığı. Parçacıkları ışık hızına yakın hızlara kadar hızlandırabiliyoruz ama uzay araçlarının hızı, ışık hızının yüzde üçüne bile çıkamıyor. Mars’a gitmek, bugünkü teknoloji ile “en az” beş ay sürüyor.

Şimdilerde kızıl gezegene üç günde varmamızı sağlayacak bir sistemden bahsediliyor. NASA ile çalışan bilim insanı Philip Lubin uzay aracını lazerlerin ittiği dev yelkenlerle hızlandıracak bir sistem üzerinde çalışıyor. Sistemin arka planında fotonların yarattığı momentum var ama Güneş kaynaklı fotonlar yerine bu kez Dünya merkezli dev lazerlerden bahsediyor. Lubin’e göre son gelişmeler bu olayı bilimkurgudan bilimsel gerçekliğe taşıyor ve bunu yapmamamız için bir sebep yok.

Bu sistemin nasıl çalışacağını anlamaya çalışalım. Günümüzde kullanılan kimyasal yakıtlar büyük bir itki sağlasa bile bu, kısa süreli ve ancak büyük miktarların yakılması ile sağlanabiliyor. Kimyasal itki sistemleri, ışınım ya da ışık kullanılan elektromanyetik sistemlere göre çok verimsiz. Lubin’in bir makalesinde dediği gibi, kimyasal sistemler kimyasal enerji ile sınırlıyken elektromanyetik ivmelenme ışık hızıyla sınırlı.

Burada şöyle bir sorun var: Elektromanyetik ivmelenmeyi laboratuvar ortamında yaratmak basit olsa da fotonik itki, pek çok karmaşık sisteme ihtiyaç duyar. Öncelikle CERN’deki LHC’de bulunanlar gibi çok güçlü süper iletken mıknatıslar gerekir ve bunları uzay seyahati için gereken uygun boyutlarda tasarlamak hiç kolay değildir.

Peki fotonlar kocaman uzay aracını nasıl itecek? Fotonlar kütlesiz olmakla birlikte yüksek enerji ve momentum taşırlar. Bir nesneden yansıdıklarında o nesneye ufak bir itme uygularlar. Büyük bir yelkene uygulamaya devam ederlerse sonuç olarak uzay aracı hızlanır. Lubin ve ekibi sistemlerini henüz denemedi ama 100 kiloluk bir yükü Mars’a üç günde götürebileceklerini hesap etti. Gönderilen roketlerin tonlarca olan kütlesini düşünecek olursak bu miktar inanılmaz küçük kalır çünkü araç, üzerinde hiçbir yakıt taşımayacak. Hesaplara göre insanlı bir aracın Mars’a gitmesi ise yaklaşık bir ay alacak yani bugünkü en güçlü roketin (Space Launch System-SLS) beşte biri. Fotonik itki bir uzay aracını ışık hızının yüzde otuzuna kadar hızlandırabilir ve bu 50-100 gigawatts kimyasal enerjiye denktir. Ama asıl faydası, bizi Güneş Sistemi’nin ötesine taşıyacak uzun mesafelerde görülecektir.

Açıkçası bu sistem insan taşıma amacıyla tasarlanmadı çünkü uzun mesafeleri gitmek için çok daha ağır olması gerekir. Lubin’e göre robotlar uzun mesafe için daha iyi bir seçenek ve hatta Lubin, zar kadar ince uzay araçlarını ışık hızına yakın hızlara çıkarmayı öneriyor. Yine de yapay zekamızı uzak mesafelere, özellikle yaşanabilir gezegenlere göndermek çok büyük bir şey.  Lubin’in makalesinde belirttiği gibi, bizi evimizden uzaklara götürecek yolculuğa çıkmanın zamanı gelmiştir belki de.

Lubin ve ekibi geçen sene NASA’dan fon kazandı ve fotonik itki sisteminin uzay seyahatlerinde kullanılabileceğini kanıtlamaları bekleniyor. Bizler de onlardan gelecek sonuçları merakla bekliyoruz.

Not: Uzay araçlarında kullanılacak yüksek teknolojili itiş sistemleri hakkında çok geniş kapsamlı bilgi için, “geleceğin itki sistemleri” isimli yazı dizimizi okuyabilirsiniz. 

Çeviri: Nazlı Turan

Kaynak




Mars’ın Geri Gitmesi

Astrologların anlatmaya bayıldığı haberlerden biridir Mars’ın geri gitmesi… Hemen başlarlar konuşmaya; Geri giden Mars sizlere şunu getirecek, bunu götürecek, böyle olacak, güzel olacak, çok da süper olacak diye anlatırlar da anlatırlar…

Oysa, çok şanslıyız ki burayı okuyan herkesin bildiği üzere Mars geri gitmez. Aslında ileri de gitmez, sadece yörüngesinde dolanır durur; tıpkı Dünya gibi.

Ancak, bu dolanım sırasında hem Mars’ın hem de Dünya’nın dolanım hızı birbirinden farklı olduğu için, bakış açımıza göre Mars’ın gökyüzündeki “ilerleyişi” sırasında bulunduğu konum bir ileri, bir geri yöneliyormuş gibi görünür. Bu durum sadece Mars için geçerli değildir: Göreli hızlarımızın yüksek olduğu Merkür ve Venüs de benzer şekilde gökyüzünde görsel bir geri devinim hareketi gösterirler. Jüpiter ve Satürn gibi gezegenler ise bize çok uzak oldukları için Dünya’nın ve onların dönüşünden kaynaklanan bu devinim gözle farkedilemeyecek kadar küçük olur.

Mars'ın Geri Gitmesi

Mars’ın gökyüzündeki görünür hareketini yaklaşık sekiz ay boyunca 5-7 gün aralıklarla çekerek birleştiren astrofotoğrafçı Tunç Tezel’in bu görüntüsü astronomik olarak büyük bir öneme sahip. Siz de fark etmişsinizdir ki Mars gökyüzünde bir düğüm hareketi yapmaktadır. Peki bu neden kaynaklanır?

Güneş’in merkezde olduğunun kabul edilmediği yıllarda, yani yer merkezli sistem kabul görürken, bu gözlemi yapanlar bir hayli şaşırmışlar. Gök cisimlerinin birbirleri etrafında döndükleri hakkında hem fikirdiler, lakin dairesel bir hareket yapmaları gerekiyordu. Fakat Mars gökyüzünde önce yakınlaşıyor, büyüyor, sonra da tersine bir hareketle tekrar küçülerek uzaklaşıyordu. Mars’ın geri gitmesi nasıl mümkün olabilirdi?

Bunu yer merkezli sistem dahilinde açıklamaya çalıştılar. Yanlış bir bilginin üzerinden doğru sonuca ulaşmaya çalışmak, abartılı sonuçlar doğurdu. Mars’ın gökyüzünde, yer etrafında dolanırken kendisinin bir spiral çizerek ilerlediğini düşündüler. Bunu ilk açıklayan Ptolemy oldu ve kurama Ptolemik Kuram adı verildi. Diğer gezegenler de bu hareketi yapıyordu, fakat uzak oldukları için Mars kadar bariz bir görüntü veren yoktu. Lakin bir problem vardı. Gezegenlerin hepsi bu hareketi yaparken, Güneş kusursuz bir şekilde ilerliyordu.

Bu noktadan sonra zorlama cevaplar arandığının farkına varılmaya ve günümüzde bildiğimiz Güneş merkezli sistem kabul görmeye başladı. Bu sebeple bu Mars gözlemi, astronomi tarihi açısından bir hayli önemlidir. Yanlış bir düşünce biçimi yüzünden, basit cevap açıklamaya yeterliyken, önemli bir bilimsel keşif zorlama cevaplar bulmaya çalışılarak yüzyıllar boyunca gecikmişti.

922634_264146493731837_22012073_o

Üstte gördüğünüz görselin sol tarafındaki diyagramda, Mars’ın yörüngesel dönüşü sırasında Dünya’nın bulunduğu konumdan bakıldığında “gökyüzünde” nerede görüleceği açıkca gösteriliyor. Sağ tarafta ise, Mars’ın yıl boyunca gökyüzünde sergilediği hareket, Dünyaca ünlü Astrofotoğrafçı Tunç Tezel’in objektifinden görülüyor. Bu fotoğraf, ciddi bir emeğin ürünü olup, aylar boyunca çok dikkatli biçimde Mars’ı izlemeyi ve fotoğraflamayı gerektirir.

Bildiğiniz gibi Dünya ve Mars, Güneş çevresinde yörüngelerinde dolanırlar. Dünya, Güneş’e Mars’tan daha yakın olduğu için yörünge hızı daha fazladır ve Mars’ın her bir dönüşü sırasında yaklaşık olarak iki tur atar. Yani Dünya, Mars’ı yörünge hareketi sırasında her yıl yakalar ve “geçer”.

Dünya’nın Mars’ı yakalamaya çalıştığı sırada (a, b ve c) gökyüzüne baktığımızda Mars’ı yavaşça doğu yönünde ilerliyor gibi görürüz. D konumuna yaklaştığımızda ise, Mars’ı yakalamış oluruz. Bundan sonrasında d ve e konumları arasındaki sürede Mars’ı geçmeye başlarız ve bu sırada gökyüzünde Mars sanki geri gidiyormuş gibi görülür. Ardında f ve g konumlarında Mars ile aramızdaki mesafe artar. Artık tıpkı a ve b konumlarında olduğu gibi Mars’ın doğuya doğru ilerlediği izlenimi oluşur.

FG01_11

Dünya Mars’a göre daha hızlı hareket eder. Bir tam turumuzu tamamladığında, yani bir yıl geçmişken, Mars yolunu ancak yarılamıştır. Bu gördüğünüz görselde 1, 2, 3, 4 ve 5’inci konumlardayken gökyüzünde arka plandaki yıldızlara göre Mars doğu yönünde ilerler. 5, 6 ve 7’inci konumlar arasında ise sanki tersi yönde ilerliyormuş izlenimi verir. 7, 8, 9, 10 ve 11’inci konumlar arasında ise yine tekrar doğu yönünde ilerliyor gibi görülür.

Bu basit olguyu gökyüzünden sürekli takip ederseniz, Mars’ın arka planındaki yıldızlara karşı her gece doğu yönündeki ilerlemesinin önce yavaşlamaya başladığını, daha sonra geriye; batı yönüne doğru ilerlediğini, ardından yine yavaşlayıp doğu yönünde yoluna devam ettiğini görürsünüz. Dolayısıyla, Mars’ın geri gitmesi bir görsel yanılgıdan ibarettir.

Astronomiyle ilgilenmek, bilim yapmak her zaman zordur. Bir astrolog için; “Mars geri gidiyor, aşkta kazanacaksınız” diyerek insanları kandırmak ve paralarını almak çok kolayken, Mars’ın geri gidişini bilimsel olarak göstermeye çalışan bir astronom, aylar boyu uzun geceler boyunca sistematik gözlemler yapmak, bunları bilimsel gerçekler ışığında anlamlandırmak durumundadır. Sonrasında açıkladığı gerçek ise, herkesin hoşuna gitmeyebilir…

Zafer Emecan & Ögetay Kayalı




20 Ocak – 10 Şubat 2016: Tüm Gezegenler Gökyüzünde!

Yeryüzünden çıplak gözle sadece beş tane gezegen görebiliyoruz. Bunlar Güneş’e yakınlık sıralamalarına göre; Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn‘dür. Bu gezegenler, çok eski çağlardan beri biliniyor ve insanlar tarafından gözlemleniyorlar. Diğer daha uzak gezegenler olan Uranüs ve Neptün ise, ancak teleskopların yeterince gelişmiş hale gelmesi sonucu son birkaç yüzyılda keşfedilebildi.

Tüm bu beş gezegen, her zaman gökyüzünde gözlemlenemez. Her biri ancak yılın belli zamanlarında rahatça görünebilecek konumda olurlar ve her gece gökyüzündeki konumları değişir. Zaten, bu yüzden isimleri “gezegen”dir. Kimi zaman sadece biri, kimi zaman ikisi, kimi zaman ise üçü aynı gece gökyüzünde yer alırlar. Bazı geceler ise hiçbirini göremeyebiliriz.  Bununla beraber, kimi özel zamanlarda kısa süreliğine olsa da bu beş gezegenin hepsi aynı anda gökyüzünde yerini alır.

Oldukça nadir görülen bu durum, uzun yıl aralıklarıyla gerçekleşiyor. En son 10 yıl önce, 2004 yılı sonu ile 2005 yılı başı arasında bu güzel gök olayına şahit olabilmiştik.

21 Ocak tarihinde gezegenlerin konumları. Eğer görseli incelerseniz, tüm gezegenlerin sabah gün doğumu sırasında Dünya'dan görülebilecek konuma geldiklerini farkedeceksiniz.

21 Ocak tarihinde gezegenlerin konumları. Eğer görseli incelerseniz, tüm gezegenlerin sabah gün doğumu sırasında Dünya’dan görülebilecek konuma geldiklerini farkedeceksiniz.

Gezegenlerin tümünün (çıplak gözle görülebilenlerin) aynı gece gökyüzünde görülemeyişinin nedeni, her gezegenin Güneş çevresinde farklı bir hızda ve konumda dönüyor olmaları. Bu nedenle örneğin Satürn’ün gökyüzünde rahatça görülebildiği bir tarihte, Mars Güneş’in bize göre arka tarafında kaldığı için görülemeyebiliyor. Ya da Mars, Jüpiter ve Satürn gökyüzünde iken, Merkür ve Venüs görüş açımıza girmeyebiliyor.

Özellikle Merkür ve Venüs gezegeni, “iç gezegenler” olarak adlandırılırlar. Yani, Güneş’e gezegenimizden daha yakındadırlar. Bu da, bizden çok daha hızlı yörünge hareketi sergiledikleri anlamına gelir. Ayrıca, Güneş’e yakın oldukları için sadece Güneş’in doğuş ve batışı sırasında kısa süreliğine gökyüzünde görülebilirler.

21 ocak tarihinde, Dünyamızın bakış açısından gezegenlerin Güneş'e göre açısal konumları. Bu pek sık gerçekleşmeyen diziliş, tüm gezegenleri sabah gün doğarken bir arada görmemizi sağlıyor.

21 Ocak tarihinde, Dünya’mızın bakış açısından gezegenlerin Güneş’e göre açısal konumları. Bu pek sık gerçekleşmeyen diziliş, tüm gezegenleri sabah gün doğarken bir arada görmemizi sağlıyor.

Özellikle Güneş’e en yakın gezegen olan Merkür, Dünya’dan bakıldığında Güneş ile birbirine açısal olarak çok yakındır ve yıldızımızın parlak ışığı altında kolayca gözden kaybolur. Yalnızca yılın belli zamanlarında kısa süreler boyunca gün batımı veya gün doğumlarında rahatça gözlemlenebilecek konuma gelir. İşte bu nedenle, gökyüzünde tüm gezegenlerin aynı anda görülebilmesi, gezegenlerin Güneş çevresindeki yörünge düzlemlerinde nadir rastlanan bir sıralamaya girmesi ile mümkün olur.

Bu yıl 20 Ocak’ta Merkür’ün de gün doğumu sırasında görünür açısal yüksekliğe ulaşmasıyla başlayacak olan bu nadir yörünge dizilişi, 10 Şubat tarihine kadar tüm gezegenleri bir arada görebilmemiz açısından ömrümüzde elimize geçebilecek 5-10 fırsattan biri.

21 Ocak, saat sabah 06:40'da soldan sağa sırasıyla Merkür, Venüs, Satürn, Mars ve Jüpiter'in gökyüzündeki konumları.

21 Ocak, saat sabah 06:40’da gezegenler. Soldan sağa sırasıyla Merkür, Venüs, Satürn, Mars ve Jüpiter’in gökyüzündeki konumları.

O nedenle, bu gök olayına şahit olmak istiyorsanız, havanın açık olduğu bir gün sabah gün doğmadan hemen önce kalkıp doğu ufkunda gezegenleri gözlemlemeye çalışabilirsiniz. Bu gözlemi, ışık kirliliği olan şehirlerde de gerçekleştirmeniz rahatlıkla mümkün. Merkür dahil tüm gezegenler oldukça parlak olacağı için, hiçbir gezegeni gözden kaçırmazsınız. Bu arada, Venüs gezegeninin parlaklığı sizi hayretler içinde bırakabilir, şaşırmayın. Venüs işte bu kadar parlaktır ve çoğu insanın sabahları Venüs’ü gördüğünde “UFO gördüm” sanması da bu yüzdendir.

Dikkat etmeniz gereken bir konu var; Merkür her ne kadar rahatlıkla görülebilecek kadar gökyüzünde ufkun üzerine çıkıyor olsa da, dağlık, tepelik veya binaların ufku kapattığı bir yerde görüş açınıza giremeyebilir. O nedenle, ufkun alabildiğine açık olduğu bir alanda, yahut yüksek bir binanın üzerinden gözlem yapmanız yerinde olur. Son olarak, tarihler 15 Şubat’a yaklaştıkça, Merkür sabahları çok güçlükle seçilebilecek biçimde Güneş’e yakın konumda olmaya başlayacak. Yeterince yükseldiğinde ise Güneş gökyüzünü fazlasıyla aydınlatmış olacağı için, çıplak gözle Merkür’ü farkedebilmeniz çok zor olacak. Bu da, eğer gözlem yapmak istiyorsanız 20 Ocak’tan sonra Şubat ayının ilk birkaç gününe kadar vaktiniz olduğu anlamına geliyor.

Not: Birçok bilim sitesi, sayfa ve gazetede bu olayın son izlenme tarihi olarak 15 veya 20 Şubat dendiğini görebilirsiniz. Bu verilen tarih yanlış. Çıplak gözle, Merkür en son 10 Şubat’ta görülebilir. O yüzden bize itibar edin, basına ve diğer bilim sitelerine değil. Boşuna 10 Şubat’tan sonra soğukta ayazda Merkür’ü görmeye çalışmayın, iyi bir dürbün veya teleskop olmadan göremezsiniz.

Zafer Emecan