Dış Uzay Tüm Yazılar

Yengeç Nebulası’nın İnsanlık Tarihçesi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedintumblrmail

Konumuz belki Yengeç Nebulası ama, aslında tam anlamıyla bir “konuk yıldızın esrarı” hikayesi insanlık için… 

M.Ö. 8. yüzyıla dek geri götürebileceğimiz bir gökyüzü gözlem geleneği olan Çinli astronomlar, Güneş ve Ay tutulması, kuyruklu yıldız ve takımyıldızlarını gözlemlemekte büyük beceri kazanıp pek çok gök olayının kaydını tutmuşlardı.

Eski Çin gökbilimcileri zaman zaman, daha önce orada olmayıp birdenbire ortaya çıkan yıldızları da kayda geçirmiş, bunları ‘konuk yıldız‘ olarak isimlendirmişlerdir. Eski Çin gökbilimcilerinin 70’den fazla ‘konuk yıldız’ kaydı bulunmakta.

Yengeç Nebulası’nın Hubble ve Spitzer teleskopları tarafından alınan görünür ışık ve kızılötesi ışık görüntülerinin birleşik hali.

Bunlardan kayıtlardan biri 1054 yılının temmuz ayına aittir. Boğa takımyıldızı yönünde ortaya çıkan bu konuk yıldızın muazzam parlaklığı da titiz Çinli astronomlarca kaydedilmiştir. Öyle ki konuk yıldız 23 gün boyunca gündüzleri görünür olmakla kalmamış, geceleri de göğü aydınlatmıştır. Bu aydınlatma o kadar fazla olmuş ki, kayıtlarda anlatıldığına göre; geceleri sadece onun ışığı ile yazı bile yazılabiliyormuş. Uzun süre boyunca gökyüzünde, parlaklığını gün be gün kaybederek ‘konuk’ olmayı onların tuttukları kayıtlar sayesinde sürdürdüğünü biliyoruz.

Bu “konuk yıldız”, Dünya genelinde farklı milletlerce de not edilen gök cismi sanatını da etkilemiştir. Aşağıda gördüğünüz 1054 yılındaki konuk yıldızın çizimlerinden biridir.

Yengeç Nebulası

Bu muazzam parlaklıktaki gök cismi yüzyıllarca açıklanamaksızın bir köşede bekledi. Ta ki gözün görebileceğinden daha fazlasını gören teleskoplar icad edilene dek.

1731’de fizikçi ve amatör astronom John Bevis teleskopunu boğa takımyıldızının, tam da Çinli gözlemcilerin kaydettiği noktasına çevirdiğinde gök cismini asırlar sonra tekrar gören ilk insan oldu. 1774’de ilk basımı yapılan Messier Katoloğu‘nda birinci sırada kataloglandığından, biz onu şimdilerde M1 olarak adlandırıyoruz. Yengeç ismi neredeyse bir yüzyıl sonra, Lord Rosse tarafından, şaşırtıcı ilginç şekline dayanarak verildi.

20. yüzyıl ise, M1 yani Yengeç Nebulası ile ilgili pek çok araştırmaya konu oldu. 1939 yılında astronom John Duncan, cismin 750 yıl önce patlamış olabileceğin söyledikten on yıl sonra gökcisminin güçlü radyo sinyalleri yaydığı farkedildi. Bu kadar güçlü radyo sinyali yayan neydi?

Bilmece 1968’de, İrlandalı astronom Jocelyn Bell tarafından çözüldü. Merkezinde saniyede 30 kez radyo sinyali yayan cismin, hızla dönen bir nötron yıldızı olduğu anlaşıldı. Böylece yengeç nebulasının merkezindeki cisim, tarihin keşfedilen ilk pulsarı oldu.

Uzun yıllar boyunca 11. yüzyılda kayda geçen ‘konuk yıldız’ın, bir süpernova patlaması olduğu kesinleşemedi. Tamam, gökyüzündeki konumu aynıydı ama yapılan ölçümler Yengeç Nebulası’nın 12. yüzyılın ortalarında meydana çıktığını gösteriyordu. Sonunda 2007 yılında yapılan daha ayrıntılı incelemelerle süpernova patlamasının 11. yüzyılın ortalarını işaret ettiği anlaşılınca, nihayet tarihi kayıtlar ve gözlemler bir biriyle tutarlı hale geldi.

Bugün, Yengeç Nebulası’nın, 1054 yılında patlayan süpernovanın kalıntısı olduğunu kesin olarak biliyoruz. Peki çıplak gözle görebileceğimiz bir diğer süpernova ne zaman patlayacak? Betelgeuse gibi birkaç aday var, ama kesin zamanını kimse bilemiyor. Siz en iyisi gözünüzü gökyüzünden ayırmayın.

Hilal Bulut

Hep daha fazla okumak gerekir...

Yorum