12 Şubat 2018 ISS Geçişi

Bilimin gelişmediği dönemlerde gelecekle ilgili iddialar genellikle astrologlardan geliyordu. Bu sefer, astroloji değil ama matematik diyor ki; “12 Şubat Pazartesi günü, çoğumuzun korktuğu soyut matematik hortlayacak!”

Soyut matematiğin gerçek hayatta beden bulmuş halini görmeniz için sizi balkona davet ediyoruz. ISS geçişi çocuklarınız için de farklı bir deneyim olabilir. Gösterin onlara!

Detaylara geçmeden önce hemen söyleyelim, ISS (UUİ – Uluslararası Uzay İstasyonu) üzerimizden ilk defa geçmiyor! Dünya çevresinde bir günde 15,5 tur atıyor ve çoğu kez de üzerimizden geçiyor. Ancak bu geçişler sırasında; zamanlama, bakış açısı, yön, ışık kirliliği, bulutlar… gibi faktörlerin yetersizliğinden dolayı göremiyoruz. Bazen de ufo gördük deyip masallar uyduruyoruz.

ISS, boyutları nedeniyle (110m x 100m x 30m), çok miktarda güneş ışığını yansıtır. Böylece çıplak gözle kolaylıkla fark edilebilir. ISS’yi gözlemlemek için en iyi zaman, bulunduğunuz yerde gece olduğunda ve Uzay İstasyonu güneşli olduğunda ortaya çıkar. Genellikle böyle bir görüntüleme durumu gün doğumundan önce veya gün batımından sonra gerçekleşir.

Dikkatli olun ;)

12 Şubat Pazartesi günü, saat 18:03‘te haritadaki rotayı takip ederek yaklaşık 430 km yukarıdan geçecek. Bizler de çıplak gözle görebileceğiz. Tabii ki bulutlar ve ışık kirliliği engel olmaz ise… Kütlesi yaklaşık 400-450 ton olan, futbol sahası büyüklüğündeki UUİ, saatte ortalama 28.000 kilometre gibi baş döndürücü bir hıza sahip olacak. En tepe noktada 63 derecelik açı ile noktasal bir ışık kaynağı gibi görülecek. Geçiş bulunduğunuz yerin özelliklerine göre değişmekle beraber ISS geçişi  yaklaşık 7 dakika sürecek.

Size tavsiyemiz; bir bardak çay alıp balkona çıkın, Android cep telefonunuza ISS Detector adlı uygulamayı indirip program içindeki radardan takip edin (Bu arada bir çok program var, bu en  işlevsel olanlarından biri). Size ne taraftan saat kaçta ortaya çıkacağını, parlaklık derecesini, hızını, açısını, yüksekliğini, kaç dakika-saniye görebileceğinizi gösterecek.

Fotoğraftaki daire içindeki alanlardan görülebilecek. Kırmızı çizgi UUİ‘nin güneşli ve görünür olduğu rotayı gösteriyor.

An itibariyle istasyonda kimler var ? (02.02.2018)

Soldan sağa doğru; Joe Acaba (ABD), Mark Vande Hei (ABD), Alexander Misurkin (Rusya), Anton Shkaplerov (Rusya), Scott Tingle (ABD) , Norishige Kanai (Japonya)

“ISS detector” android uygulamasını bu linkten indirebilirsiniz :

Bu geçişe ait diğer illere ait güncel bilgilere ise, şuradan ulaşabilirsiniz: http://iss.astroviewer.net

Ali Çağlar

Kaynaklar  (02 .02.2018)
[1] http://iss.astroviewer.net
[2] https://tr.wikipedia.org/wiki/Uluslararas%C4%B1_Uzay_%C4%B0stasyonu
[3] https://www.nasa.gov/mission_pages/station/expeditions/index.html

Görseller:
1: http://www.alibababilimevi.com/
2 : http://iss.astroviewer.net/
3 : https://www.nasa.gov/mission_pages/station/expeditions/index.html




Sen Sirius Olamazsın! (Gaia 1 Yıldız Kümesi)

Amatör astronom Harald Kaiser, parlak bir yıldız olan Sirius’un ışıltısını maskeleyerek ilk kez ESA’nın Gaia görevinde keşfedilen ve nesiller boyu astronomlardan gizlenmeyi başaran bir yıldız kümesini görüntülemeyi başardı.

Eğer kış aylarında gece gökyüzüne dikkatlice bakmış iseniz, Orion takımyıldızına yakın bir yerlerde yer alan çok parlak bir yıldıza rastlamış olabilirsiniz. Bu yıldız, en kuzeyde yer alan bölgeler hariç Dünya’nın hemen hemen her yerinde görülebilen ve tüm gece göğünün en parlak yıldızı olan Sirius yıldızıdır. Sirius, Güneşimizin yakınlarında (sadece sekiz ışık yılı uzaklıkta) bulunan bir çift yıldız sistemidir.

Antik çağlardan beri bilinen bu yıldız; gökyüzündeki dönüşünün Nil Nehri‘nin yıllık sel taşkını ile bağlantısı olmasından dolayı, Eski Mısır uygarlığındaki tarım faaliyetlerinde ve zamanı kontrol etme de anahtar bir rol oynamıştır. Eski Yunan mitolojisinde ise, Canis Major (Büyük Köpek) takımyıldızının gözünü yani Avcı Orion’u sebatla takip eden “Muhteşem Köpek”i (The Great Dog) temsil etmektedir.

Sirius gibi göz kamaştırıcı yıldızlar, astronomlar için hem bir lütüf hem de bir lanettir. Parlak görünüşleri, özellikleri hakkında bilgi edinmek için bize bolca ışık sağlar ancak, gökyüzünün aynı kısmında yer alan diğer göksel cisimleri de parlaklıklarıyla örterler.

Almanya’nın güneybatısında bir şehir olan Karlsrue de bulunan amatör astronom Harald Kaiser, işte bu yüzden 10 ocak’ta çektiği bu resimde Sirius’u maskelemiştir.

Sirius’un parlak ışığı maskelendiğinde, hemen arkasına gizlenmiş olan yıldız kümesi açığa çıkıyor (Fotoğraf Telif: Harald Kaiser).

 

Sirius’un parıltısı ortadan kaldırıldığı zaman, sol tarafında ilginç bir nesne görünebilir hale gelmektedir: Geçtiğimiz yıl ESA’nın Gaia uydusu kullanılarak ilk defa tespit edilen Yıldız Kümesi Gaia 1. (Küme’nin ESA tarafından keşif serüveni için bu videoyu izleyebilirsiniz).

Gaia 1, bütün yıldızların aynı anda doğup kütle çekim ile birbirlerine tutunduğu bir aile olan bir açık yıldız kümesidir ve yaklaşık 15.000 ışık yılı uzaklıkta yer almaktadır. Bakış açımıza göre hemen yanında hizalanması nedeniyle parlak Sirius, bu kümeyi dört yüzyıldan fazla bir süredir gökyüzünü teleskopları ile tarayan astronomlardan gizli tutmuştur. Ancak galaksimiz Samanyolu’ndaki milyarlarca yıldızı kayıt altına alan Gaia uydusunun meraklı gözlerinden gizleyememiştir.

Amatör astronom Kaiser, Gaia görevindeki halka açık bir konuşma esnasında bu kümenin keşfini duydu ve cansiperane bir şekilde 30 cm çapındaki amatör teleskobu ile onu görmek ve resimlemek için havanın açık olduğu bir günü bekledi. Sirius’u, görüntüde karanlık bir daire şekline getiren bir teleskop sensörü ile kapattıktan sonra, Gaia 1 kümesindeki birkaç parlak yıldızı görüntülemeyi başardı.

Gaia 1; Eylül 2016’da açıklanan ilk Gaia görevi verilerindeki yıldızların sayımı ile keşfedilen, daha önce bilinmeyen iki yıldız kümesinden biridir. Astronomlar şu anda, 25 Nisan 2018 için planlanan; çok fazla yeni ve heyecan verici keşif imkanı sağlayacak olan Gaia’nın ikinci veri duyurusunu dört gözle beklemektedirler.

Çeviri: Burcu Ergül

http://www.esa.int/spaceinimages/Images/2018/01/Obscured_Sirius_reveals_Gaia_1_cluster




Sirkompolar (Batmayan) Yıldızlar

Hepimiz geceleri göğe baktığımızda yıldızların tıpkı güneşimiz gibi dairesel bir kavisle doğup battıklarını görebiliriz. Elbetteki bu durum dünyamızın dönüşü ile ilgili.

Ayrıca bu kavisli hareketleri; astrofotoğrafçılık ile uğraşan arkadaşlarımızın çoğunun, derin uzay cisimlerini çekmek amaçlı tesisatlarını kurup heveslerinin kırıldığı ayaz gecelerinin teselli ikramiyesi olabilmiş bir fenomendir diyebiliriz. “Yıldız izi” olarak adlandırılan bu fotoğraflar daha uzun yıllar da iş yapar zaten, klasiklerdendir. 

Peki bu durum Dünya’nın her neresinde olursak olalım aynı mıdır? Yani tüm yıldızlar aynı şekilde doğudan doğup batıdan batarlar mı?

Aslında pek değil, bazıları hiç batmaz!

Sirkompolar circumpolar
Türkiye’den görülebilen batmayan yıldızların yer aldığı takımyıldızlar (Fotoğraf telif: EPOD Miguel Claro

 

Çünkü astronomide deklinasyon paralelleri diye bir olay var (ayrıntısına girmeyeceğiz, enlem boylam sistemleri ile alakalı) ve deklinasyon paralelleri sürekli ufkun üzerinde olan yıldızlar vardır ve bunlara astronomide “sirkompolar yıldızlar” (ecnebicesi Circumpolar Stars) denmektedir. Yani diğer yıldızlar gibi doğup batmayan…

Sirkompolar yıldız, kutup (ve görünüşte kutup yıldızı) etrafında daire çizen anlamındadır. Kimi yıldızların neden kutup çevresinde bir dairesel harekette bulunduğuyla ilgili şu makalemize göz atmanız yararlı olabilir. Yani anlayacağınız üzere, bu batmayan yıldızlar kutup yıldızına yakın konumda olan yıldızlardır.

Sirkompolar yıldız, gözlemcinin konumuna bağlıdır. Bizim bulunduğumuz Kuzey Yarımküre’yi göz önüne alırsak eğer; Sirkompolar yıldızlara en basitinden Küçük Ayı, Büyük Ayı, Kraliçe ve Ejderha Takım Yıldızı‘nı oluşturan yıldızları örnek verebiliriz. Bu takım yıldızlar bulunduğumuz enlemde Kutup Yıldızı’nın ufuktan yüksekliğine bağlı olarak, onun çevresinde dönüyor görünürken, yılın hangi mevsiminde olursanız olun, asla ufuk çizgisinin altına inmezler. 

Sirkompolar circumpolar
Tam kutup noktası üzerinde görülebilen batmayan yıldızlar.

 

Dünya üzerinde güneye doğru ilerlerseniz, Kutup Yıldızı ufukta daha alçak konuma inecek ve doğal olarak batmayan yıldız sayısı da azalacaktır. Ancak, kuzeye doğru ilerlediğinizde Kutup Yıldızı daha yüksekte görünecektir. Bu durumda, sirkompolar (batmayan) yıldız sayısı daha da artacaktır. Tam kutup noktasına geldiğinizde ise, yılın herhangi bir zamanında Kuzey Yarımküre’de kuzey kutup dairesi üzerindeki konumdan görülebilen “neredeyse” tüm yıldızlar, tam tepenizdeki Kutup Yıldızı’nın çevresinde dönecekler ve hiç batmayacaklar.

Burada “neredeyse” demek zorundayız çünkü; kuzey kutup noktasında da olsanız ufka çok yakın konumda olan yıldızlar, Dünya’nın Güneş çevresindeki dönüşü sırasında “ekliptik eğimi” nedeniyle yılın belli dönemlerinde ufukun altına iner, belli dönemlerinde tekrar yükselirler. Aslında bu durum biraz daha karışık, kuzey kutup paraleli ile 42 derece paralel arasında bulunduğunuzda görülebilen yıldızlardan bahsediyoruz. Ekliptik eğim nedeniyle kutup dairesi ile bu paralel arasında görülebilen yıldızlar, yılın belli dönemlerinde kutup noktası üzerinden görülebilir, belli dönemlerinde görülemezler. Ancak, bu konuyu başka bir yazımızda açıklayalım.

Kuzey Yarımküre’de değil de, Güney Yarımküre‘de yaşıyorsanız, aynı durum -çıplak gözle görülemese de- Güney Kutup Yıldızı olan Sigma Octantis‘in çevresindeki yıldızlar için de geçerlidir. Orada da yukarıda kuzey için anlattığımız her şeyi Sigma Octantis’i referans alarak güney için uyarlayabilirsiniz.

Zafer Emecan & Sinan Duygulu 

Kapak Fotoğrafı Telif: Lincoln Harrison




Astrofotoğrafçılıkta DSLR – CCD Makina Seçimi

Astrofotoğrafçılığa başlamayı düşünen herkesin kafasındaki en büyük ortak soru, hangi DSLR kameranın tercih edileceğidir. Bu yazımızda astrofotoğrafçılık alanındaki seçimleriniz ve ihtiyaçlarınız doğrultusunda hangi kameranın daha uygun olduğunu anlatmaya çalışacağız.

Güncel DSLR makinelerin çoğunda, standart fotoğrafçılık amaçlarına hitap eden birçok özellik bulunmakla birlikte astrofotoğrafçılık söz konusu olduğunda bu özelliklerin aslında büyük bir kısmına ihtiyaç yoktur. DSLR kamera seçimi yaparken dikkat etmeniz gereken kriterlerden bahsedeceğiz ama, önce bilmemiz gereken bazı terimler var:

Field of View (FOV): Gözlemlenebilir alan (astronomi) veya kameranın görüş açısı (astrofotografi) olarak karşılığı olan bu terim, kamera ve optik sistemle birlikte kullandığımız ekipmanın gördüğü alanı belirtir. FOV arttıkça daha geniş alan, azaldıkça daha dar alan görülür. FOV doğrudan optik sistemin odak uzaklığı ve sensör boyutu ile ilişkilidir.

SNR (Signal to Noise Ratio): Sinyal/gürültü oranı olarak adlandırılan bu terim, sensörde yer alan piksellerde toplanan sinyal yani foton miktarı ile arka planda oluşan gürültünün birbirine oranı ile açıklanır.

DSLR SNR Astrophotography
Aynı fotoğrafın düşük (solda) ve yüksek (sağda) SNR değerli görüntüsü (Telif: Nature Photography)

 

İyi bir astrofotoğraf yüksek SNR değerine sahip olmalıdır. Bu da çektiğimiz objeden gelen fotonların oluşturduğu sinyal değerinin zeminde oluşan gürültünün oluşturduğu sinyal değerinden ayrılarak temiz görüntü elde etmesine olanak verir.

İyi bir SNR değerine sahip olmak için çok fazla foton toplamak ama bunu gürültüyü arttırmadan yapmak gerekir. Bunun için ise makinenin sensörünün ısınması ve aşırı derecede gürültü üretmesi engellenmelidir. Aynı zamanda ışık kirliliği de arkaplan ışımasını arttırarak SNR değerini düşüren bir faktördür.

Sonuç olarak iyi bir SNR için optimum pozlama süresini bulup çok sayıda kare çekmek ve sensör sıcaklığını optimum seviyede tutmak gerekecektir. Tabi ki buradan gürültünün tek kaynağının termal sebepler olduğu sonucu çıkarılmamalıdır. Ancak bu konuya şimdilik değinmeyeceğiz.

Quantum Efficiency (QE): Bu terim kaba bir tabirle sensörün fotonlara olan hassasiyetidir. QE sensöre çarpan elektron sayısının proton/amper veya watt cinsinden karşılığıdır. QE arttıkça kameranın ışığa olan hassasiyeti artar dolayısıyla alacağımız kameranın sensörünün QE cinsinden yüksek değere sahip olması tercih nedeni olmalıdır.

DSLR Camera Sensor Sizes
Piyasada bulabileceğiniz DSLR makinalarda kullanılan yaygın sensör boyutları.

 

Sensör Boyutu: Sensör boyutu arttıkça görüş alanınız (Field of View/FOV) artacaktır. Eğer derin uzay çalışacaksanız bu size artı olarak dönecektir zira büyük sensörler daha geniş açı çekim yapmanıza olanak verecektir. Tabi burada kullandığınız lensin ya da optik sistemin de doğrudan etkisi olacaktır.

Çözünürlük: Astrofotoğrafçılıkta yüksek çözünürlük her zaman daha iyi sonuç demek değildir. Çözünürlük yükseldikçe piksel sayısı artacağından çektiğiniz karenin içerdiği veri ye bağlı olarak dosya boyutu da artacak ve bu dosyaları işlerken zorlanabilirsiniz. Sensör boyutu genellikle çözünürlükle doğru orantılı olmakla birlikte piksel boyutu ile ters orantılıdır.

Piksel boyutu: Sayısal makinelerle çekilen fotoğraflara yeterince zoom yaptığınızda görüntünün yüzlerce kareden oluştuğunu göreceksiniz. Bu karelerin her biri görüntüyü oluşturan pikselleri göstermektedir. Piksel sayısı, sensördeki “reseptörlerin” sayısıdır.

Aynı sensör boyutu üzerinde oluşan iki görüntüden soldaki karede düşük piksel boyutu sağdakinde ise büyük piksel boyutu olduğunu varsayalım. Soldaki kare keskinlik olarak ve çözünürlük olarak daha yüksek olacaktır çünkü birim alana düşen piksel sayısı fazladır. Sağdakinde ise tam tersine büyük boyutta ancak daha az piksel olduğundan keskinlik ve çözünürlük görece daha düşük olacaktır.

DSLR Pixel Density

Piksel boyutu aynı zamanda sampling ratio denilen ve görüntünün çözünürlüğünü doğrudan etkileyen bir faktör olduğu için çekim yapmak istediğiniz hedeflere göre seçiminizi yapmalısınız. Örneğin gezegen çekimi yapılacaksa, düşük sensöre ve düşük piksel boyutuna sahip kameralar tercih edilmelidir.

Bu terimler kamera seçiminde dikkat edilmesi gerek belli başlı kriterlerden bahsedilirken sıkça duyacağınız terimler olup yüzeysel olarak başlangıç seviyesinde amatör astrofotoğrafçıların anlayabileceği seviyede yüzeysel olarak anlatılmış olup konu ile ilgili detaylı teknik bilgilere kendiniz de ulaşabilirsiniz. (Detaylı bilgi için well capacity, sampling ratio, thermal noise, dynamic range konularına bakınız)

Şimdi gelelim hangi kamerayı tercih edeceğiz sorusunun cevabına:

Öncelikle astrofotoğrafi alanında kullanılan kameralar CCD ve CMOS sensörlü, soğutmalı ve soğutmasız olarak ayrılırlar. CCD sensörlerle ilgili detaylı bilgiler bu yazımızın konusu olmamakla birlikte DSLR makinelerde kullanılan CMOS sensörlü makineler üzerinde karşılaştırmalı olarak yazımızın sonunda yer alan tabloları kullanarak konuyu açıklamaya çalışalım.

Canon Nikon

Astrofotoğrafi alanında ağırlıklı olarak Nikon ve Canon DSLR makineler tercih edilmekte olup, marka ayrımı olmaksızın genel kriterler üzerinden bahsedeceğiz.

Astrofotoğrafi için tercih edilmesi gereken kameralar yüksek quantum efficiency değerine, düşük piksel boyutu ve düşük gürültü oranına sahip cihazlar olmalıdır. Sensör boyutuna yönelik tercih yukarıda anlatıldığı üzere çekeceğiniz hedefe göre değişeceği için ve genellikle piyasada sıklıkla bulunan APS-C ve full frame makineler arasında bir tercih yapmanız gerekeceğinden APS-C veya Full Frame DSLR tercihinizi astrofotoğrafçılıkta hedefinize göre seçmeniz gerekir.

Kamera seçiminde mutlaka üretinin datasheet adı verilen dökümanlarından ve astrofotoğrafçılık forumlarından kullanılan sensörün modeline göre gürültü oranı, oprtimal ISO aralığı, QE değeri,  gibi özelliklerine bakarak seçim yapmalısınız.

Live view

Ayrıca astrofotoğrafçılık için en çok kullanılan özelliklerden biri olan live view yani canlı önizleme modunun olup olmadığına bakmalısınız. Live view modu özellikle focus, hedefi bulma ve hizalama konularında oldukça işe yarayacaktır. Ayrıca kullanılan LCD ekranın katlanabilir ve dönebilir ekran olmasına dikkat edin zira teleskobun pozisyonuna göre bu özellik de çok işinize yarayacaktır.

DSLR makinelerin işlemci gücünün de yüksek olması çektiğiniz karelerin hızlıca işlenerek SD karta veya PC ye aktarılmasına olanak sağlayacak,  bulutsuz ve aysız değerli vaktinizin boşa gitmesine engel olacaktır.

Bazı üreticiler astrofotoğrafçılığa yönelik Ha spektrumuna hassas cihazlar da üretmiş olup (örneğin Canon60da, Nikond810a gibi) bütçeniz elveriyorsa bu modelleri de tercih edebilirsiniz.

Aşağıdaki tabloda CANON ve NIKON makineler için belli başlı temel özellikler tablo halinde verilmiş olup yukarıda belirtilen kriterlere uygun olarak bütçenize en uygun makineyi seçebilirsiniz.

Murat SANA

Ankara Astronomi Topluluğu
Amatör Astronom/Astrofotoğrafçı

Ek 1)
CANON DSLR MAKİNELER VE ÖZELLİKLERİ

Canon DSLR Specs

Ek 2)
NİKON DSLR MODELLERİ

Nikon DSLR Specs




Teleskop İle Baktığınızda Ne Görürsünüz?

Teleskop, icad edildiği günden bugüne; evreni anlamamızda çığır açmış, bize evrene ait milyonlarca sırrı keşfetme imkanı sağlamış olağanüstü bir “bilimsel araç”tır. Eğer teleskop olmasaydı, şu an evrene ait bildiklerimiz milattan önceki yıllarda bilinenlerden çok da farklı olmayacaktı.

Eskiden, yapımı çok zor olan teleskoplar ancak gerçekten gökbilim ile ilgilenen bilim insanları ve az sayıda çok zengin kişinin sahip olabileceği araçlarken, şu anda gelişen teknoloji sayesinde ucuzladı ve dileyen herkesin erişebileceği konuma geldi. Ancak, aynı zamanda kazançlı bir “pazar” haline de dönüştü.

Artık, teleskop firmaları bilimsel gerçekleri bir kenara bırakarak halka süslü sözler ve bolca yalanla birlikte teleskop satmaya çalışıyor. Bunu kınamıyoruz, tüketim toplumu olmanın doğal bir sonucudur bu. Pazar ekonomisi, size ihtiyacınız olsun veya olmasın bulduğu her şeyi satmaya çalışacaktır. Biz, bu yazıda bir teleskop aldığınızda ne göreceğiniz, ne elde edebileceğinizi açıklamaya çalışacağız.

Andromeda Galaxy Mehmet Ergün
Teleskop alanlar, çıplak gözle görülebilen Andromeda galaksisine baktığında bu görüntüyü görebileceğini sanıyor (Fotoğraf telif: Mehmet Ergün)

 

Lütfen öncelikle veya bu yazıyı bitirdikten sonra, teleskoplarla ilgili şu yazılarımızı okuyun. Bunları okumadan teleskop almaya kalkışmayın:
1 Temel Bilgiler | 2 Mercekli Teleskoplar | 3 Aynalı Teleskoplar

Firmaların pazarlama stratejilerinin en önemli kısmı, teleskop satın alan bireyin ayaklarının altına gökyüzünün serileceği yönünde. Bu pazarlama yöntemi o kadar başarılı oldu ki, teleskop satın alanların büyük kısmı objektiften baktığında gezegenlerin, galaksilerin gözlerinin önüne serileceğini sanıyor. Oysa gerçekler öyle değil!

İnsan gözü, ışık algılamada çok başarılı bir organ değildir. Evrimsel süreçte gündüzleri güçlü Güneş ışığı altında renkli ve iyi görmeye, geceleri ise soluk Ay ışığı altında siyah beyaz ve kabaca görmeye programlanmıştır. Geceleri gökyüzünde görülen yıldız, gezegen, nebula ve galaksilerin ışığı ise, Ay’dan (cismin parlaklığı ve uzaklığına göre) yüzlerce, binlerce, onbinlerce defa daha soluktur.

Teleskop
Standart 20-26 mm göz merceği ile; küçükten büyüğe (500 liralıktan 7 bin liralığa) 4 farklı teleskopla bakıldığında Andromeda Galaksisi.

 

Yani, 1 trilyon yıldızdan oluşan, bize en yakın (2.4 milyon ışık yılı) büyük galaksi olan devasa Andromeda‘nın ışığı bize o kadar soluk biçimde gelir ki, çıplak gözle gökyüzünde güç bela seçmemiz mümkün olur. O galaksiye teleskopla baktığımızda ise, baktığımız teleskobun açıklığına (ayna – mercek çapı) göre gözümüze gelen ışık miktarı evet, biraz daha artar.

Ancak bu artış, bir dolunayın bize sağladığı ama renkli görmemize yetmeyen ışıktan çok çok daha azdır. Teleskobun büyüklüğünden bağımsız olarak, gözümüzün böylesi düşük ışığı algılama yetersizliği nedeniyle, ne yaparsanız yapın teleskobun göz merceğinden baktığınızda fotoğraflarda gördüğünüz rengarenk ve ışıltılı Andromeda görüntüsünü göremezsiniz.

Evet, isterseniz uzaya çıkıp Hubble Teleskobu‘nun objektifine gözünüzü dayayın, görebileceğiniz tek şey soluk sisli bir görüntü olacaktır. İnsan gözü, böylesi düşük seviyede gelen ışıktaki renkleri algılayabilecek düzeyde değildir!

Teleskop Saturn Satürn Levent Aydın
Standart 20-26 mm göz merceği, ışık kirliliğinden uzak bir yer ve çok temiz havada 4 farklı büyüklükte (500 liralıktan 7 bin liralığa) teleskopla bakıldığında Satürn (Ortadaki astrofotoğraf: Levent Aydın)

 

1900’lü yıllara kadar dev teleskoplar ile Andromeda bilim insanlarınca izlenmiş olmasına rağmen, onun bir galaksi olduğunun anlaşılamamasının en büyük nedeni budur. Çünkü, 1900’lü yıllara kadar gökyüzü gözlemleri hep çıplak gözle yapıldı. Dev bir teleskoptan da baksanız, gözünüz detayları seçemez. O nedenle cebinizdeki para ne olursa olsun, aldığınız teleskoba gözünüzü dayadığınızda gökyüzü rengarenk ve ışıl ışıl ayaklarınızın altına serilecek sanmayın. Ayrıca işin bir sıkıntılı yönü daha (teleskop kullanmayı öğrenmek) var ki, onu da yazının ilerleyen bölümlerinde anlatıyoruz.

Aynı şey, gezegenler için de öyledir. Satürn gezegeninin halkaları küçük bir teleskopla bile ayırd edilebilir ancak, ayırma gücünün bir limiti vardır. Asla Satürn’ün halkalarının detaylı yapısını, Satürn’ün bulut sistemlerini göremezsiniz. Tüm görebileceğiniz, sarımsı soluk bir gezegen ve sarımsı soluk tek parça bir halka yapısıdır.

Jüpiter gezegeni de internette ve belgesellerde gördüğünüz görüntülerden aşina olduğunuz üzere yüzeyinde rengarenk fırtınalar kopan, çok detaylı halka biçimli bulut oluşumları olan bir gezegendir. Teleskopla bu gezegeni gözlemlediğinizde yine ne yaparsanız yapın teleskobun göz merceğinden bakarak bu bulut oluşumlarının renklerini göremezsiniz. Gezegenin tümünü kaplayan fırtına bulutlarını ancak çok soluk biçimde ve dikkatlice baktığınızda farkedebilirsiniz.

Teleskop
En yakın olduğu zamanda, yüksek büyütme gücü sağlayan 6 veya 9 mm göz merceği ile, ışık kirliliğinden uzakta, çok temiz havada küçükten büyüğe (500 liralıktan 7 bin liralığa) 4 farklı teleskopla bakıldığında Mars.

 

Burada, baktığınız teleskobun gücünün önemi yoktur. İster 800 liralık 7 cm çaplı mercek çaplı teleskopla, isterseniz 20 bin liralık 20 cm ayna çaplı bir teleskopla gözlemleyin, renkleri gözleriniz algılayamaz.

Çıplak gözle bile görülebilen Orion Nebulası‘na güçlü bir teleskopla baktığınızda görebileceğiniz tek şey, siyah beyaz, puslu bir bulut oluşumudur. Gözünüz bulutsudaki detayları asla ama asla seçemez. 30 cm ayna çaplı muhteşem bir teleskobunuz dahi olsa, göz merceğinden baktığınızda göreceğiniz şey budur.

Ayrıca teleskoplar kolay kullanılan cihazlar değildir. Kullanmayı öğrenmek için gerçekten çok çalışmanız, pratik yapmanız, gecelerinizin önemli bir bölümünü teleskopla gözlem yapmaya alışmak ve tecrübe kazanmak için geçirmelisiniz. Teleskopla gökcisimlerini bulmak, takip etmek oldukça güçtür. Orada gözünüzün önünde duruyordur ama, teleskobu yönlendirip göz merceğinden görene kadar hayatınızdan bezebilirsiniz.

gitar-calmak-188716
Çok iyi, çok kaliteli, çok pahalı bir gitar almak, sizi gitarist yapmaz. En basit şarkıyı çalmak için bile çalışmanız, iyi gitar çalmak için ise çok fazla çalışmanız gerekir. Teleskopla gözlem yapmak da, buna çok benzer: Çok iyi bir teleskop alarak çok iyi bir gözlemci veya amatör astronom olamazsınız.

 

Bu, tıpkı gitar çalmayı öğrenmek için pratik yapmaya benzer. Pratik yapmazsanız, akorların ve notaların yerlerini bilmeniz bir işinize yaramaz; çalamazsınız. Eğer az pratik yapan biriyseniz, sadece Akdeniz Akşamları‘nı çalabilirsiniz. Fakat yeterince pratik yaparsanız, Rodrigo’nun Gitar Konçertosu‘nu çalabilirsiniz. Gitar aynı gitar, ne kadar kaliteli olduğunun önemi yok.

Önemli olan, sizin ne kadar iyi ve sıkı çalıştığınız. Eğer Rodrigo’nun Gitar Konçertosu’nu çalabilecek duruma gelmişseniz; “daha iyi bir gitar alayım da, sesi daha iyi çıksın” deme hakkına sahip olursunuz. Aksi halde, Akdeniz Akşamları’na devam…

Takip sistemi olmayan teleskoplarda, görüntüyü göz merceğini değiştirerek büyüttüğünüzde, Dünya’nın dönüşü nedeniyle baktığınız gök cismi hızla görüş alanınızdan çıkacaktır. Örneğin, Satürn’ü detaylı biçimde incelemek için yüksek büyütme oranına sahip bir göz merceği kullanıyorsanız, teleskobu aralıksız sürekli yönlendirmek, Satürn’ü takip etmek zorundasınız. 30 saniye bile boş bırakıp bir su içmeye gidip geldiğinizde izlediğiniz gezegen görüş alanınızdan çıkmış olacaktır. Tekrar bulmanız ve tekrar takip etmeye başlamanız gerekir.

Takip sistemi olmayan çok güçlü bir teleskop ile, yüksek büyütme oranında Ay’ın kraterlerini incelemek istediğinizde, üstteki durum ile karşılaşırsınız. Ay, hızla görüş alanınızdan çıkar. Aynı durum, gezegenler, yıldızlar, nebulalar ve galaksiler için de geçerlidir. 

Takip sistemine (go-to) sahip teleskoplar ile görüntüyü sabit tutmak daha kolaydır. Ancak, bu teleskopları “her çalıştırdığınızda” kalibre etmeniz gerekir ki, teleskop takip yapabilsin. Bu kalibrasyon da 2 dakikalık bir iş değildir. En az yarım saatinizi, hatta bazı durumlarda 1 saatinizi teleskobu ayarlamak için harcamanız gerekir. O kalibre ettiğiniz teleskoba biri ayağını veya elini çaptığında yerinden minicik de olsa kımıldayacak ve yaptığınız tüm kalibrasyon boşa gidecek, tekrar yapmak durumuda kalacaksınız, bunu da bilin. Elbette, sıklıkla kullanıp tecrübe kazandıkça bu süre düşecektir ve teleskobu yerinden hiç oynatmamayı öğreneceksiniz.

GPS özellikli teleskoplarda elbette bu sorun (çarpmadığınız, kımıldatmadığınız sürece) yoktur. Otomatikman kalibrasyonunu yapar ve -çoğunlukla- dilediğiniz gökcismine yönelir. Ancak, yukarıda anlattığımız siyah beyaz ve soluk görüntüleme durumu bu teleskoplar için de geçerlidir. Çünkü sorun teleskop değil, gözlerinizdir. İnsan gözü, gökcisimlerinden gelen soluk ışınları renkli ve detaylı biçimde algılayamaz (evet, bunu çok tekrarlıyoruz).

Peki, internette, belgesellerde gördüğünüz rengarenk, çok detaylı fotoğraflar nedir? Bunları sonradan mı renklendiriyorlar?

Hayır, o fotoğrafların adı “astrofotoğraf“, çeken kişiler ise “astrofotoğrafçı“dır. Burada, fotoğraf makinalarının insan gözünün aksine “uzun süre” ışık toplayabilme ve böylece renkleri algılayabilme yeteneğinden yararlanılır. Uzun pozlama dediğimiz bu yöntem ve beraberinde kullanılan çekim teknikleri ile, saatler süren uğraşlar sonunda o görüntüler elde edilir.

Teleskop
Solda, 10 cm ayna çaplı pahalı ve kaliteli (marka ve modeline göre 3 bin lira ile 10 bin lira arasında satılan) bir teleskopla, göz merceğinden baktığınızda Orion Nebulası’na ait görebileceğiniz en iyi görüntü. Sağda ise, aynı teleskopla, aynı görüntünün bir astrofotoğrafçı tarafından fotoğraf makinası ile birkaç saat süren pozlama sonucu alınmış “gerçek” renkli görüntüsü.

 

Gökcisimlerinin detaylarını görüp anlamlandırmaya, teleskop ile fotoğraf makinasının entegre olmaya başladığı 1900’lü yıllardan sonra kavuştuk. Bu sayede, çıplak gözle göremediğimiz detayları farketmeye başladık.

Uzun pozlamayı, fotoğrafçıların geceleri yaptıkları çekimler gibi düşünebilirsiniz. Geceleri çıplak gözle baktığınızda sıradan görünen bir şehir, iyi bir fotoğrafçının uzun pozlaması sonucunda hayallerinizi süsleyen ışıl ışıl bir yere dönüşür. Ancak, astrofotoğrafçılık karasal fotoğrafçılıktan daha çetrefillidir ve çok daha fazla zaman harcamanız gerekir.

Örneğin bir astrofotoğrafçının rengarenk ve detaylı bir Orion Nebulası veya Jüpiter fotoğrafı  çekmesi saatlerini, hatta bazen bütün gecesini alır. Daha hassas görüntüleme yapmak isteyen usta astrofotoğrafçılar için bu süre kimi zaman günler ve haftalar boyunca sürebilir. Dahası var; internette gördüğünüz, astrofotoğrafçılarca çekilmiş çok güzel derin uzay gökcismi fotoğraflarının bir kısmının fotoğraflanması aylar sürmüştür.

Bu ise profesyonel astronomların evreni incelemek için kullandığı milyonlarca dolar değerinde 100 cm yani 1 metre ayna çaplı teleskop ile en yakın nebulaya göz merceğinden baktığınızda ne göreceğiniz. Altta sağdaki görüntü böylesi dev bir teleskopla çıplak gözle baktığınızda göreceğiniz en iyi görüntüdür. Sol tarafta ise aynı görüntünün sıradan bir DSLR fotoğraf makinası ile 5 dakikalık uzun pozlama sonrası nasıl renklendiğini görüyorsunuz. (Tüm fotoğrafların telifi: Mehmet Ergün)

 

Ve bu arada, teleskop alırken satıcıların söylediği; 500 kat büyütür, 800 kat büyütür, 1000 kat büyütür gibi sözlere de kanmayın. Çok iyi, çok pahalı ve çok kaliteli bir teleskopla, ışık kirliliğin hiç olmadığı, atmosferin bozucu etkilerinin en aza düştüğü 2 bin metre yükseklikteki bir dağda, çok temiz bir havada; en fazla 300-400 kat büyütme sağlayabilirsiniz. Evet, daha fazla da büyütebilirsiniz, göz merceğini değiştirerek herhangi bir teleskopta yapacağınız büyütmenin teorik sınırı yoktur. Ancak, bunu her yaptığınızda görüş açınızdan ve detaylardan aşırı derecede feragat edersiniz.

Teleskop alırken, bu bilgiler ışığında hareket edin. Teleskop alırken “ne kadar uzağı görürüm?” sorusu anlamsızdır. “Ne kadar yakınlaştırır?” sorusu anlamsızdır. “Mars’ı görür müyüm?” sorusu anlamsızdır. Bu sorular, tıpkı gitar alırken; “bununla Akdeniz Akşamları mı çalınır, Rodrigo’nun Gitar Konçertosu mu?” sorusunu sormaya benzer. Cevap bellidir; “o gitarı yerine koy, sana bir fülüt verelim”...

Unutmayın GalileoHerchel, Messier ve Newton gibi olağanüstü bilim insanları; gökyüzünde muazzam keşiflere, şu anda çocuklar için marketlerde kasanın yanında oyuncak kutusu içinde satılan ve çoğu kişinin aldıktan sonra “bu mu görünüyormuş yahu!” diye burun kıvırdığı teleskoplardan, hatta herkesin kolaylıkla sahip olduğu dürbünlerden çok daha kötüleri ile imza attılar.

İyi bir gitarist olmak için iyi bir gitar almak gerekmediği gibi, iyi bir astronom olmak için de iyi bir teleskop gerekmez. Ve bu arada, “Kaç para ulen bi fülüt!” diye sormayın.

En iyi teleskop, marka ve modelden bağımsız olarak; verebileceğiniz maksimum paranız neyse, o paraya satılan teleskoptur. Daha ucuz ama, pahalısı kadar kaliteli bir teleskop yoktur, çünkü teleskop bilimsel bir cihazdır.

Zafer Emecan

Kapak fotoğrafı: Olimpos Gökyüzü ve Bilim Festivali-2 katılımcısı “Şükran Dizici”
2017 yılı başında yayınlanan bu yazımız, geliştirilip detaylandırılarak tekrar yayına sunulmuştur.


Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz.
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT




Kova Takımyıldızı ve Trappist-1 Yıldız Sistemi

Kova Takımyıldızı (Aquarius), en eski belgelenmiş takımyıldızlarından biridir. Yunan gökbilimci Ptolemy tarafından ikinci yüzyılda kaydedilmiştir. Adı da Latince’de “kupa taşıyıcı” veya “su taşıyıcı” anlamına gelmektedir.

Kova takımyıldızı, gökyüzündeki en büyük 10. takımyıldızıdır; 980 derece karelik bir alana yayılmıştır. Bununla birlikte, takımyıldızında özellikle parlak yıldızlar yoktur ve çıplak gözle farketmek zor olabilir. Güney Yarıküre’de  ilkbaharda ve Türkiye’nin de yer aldığı Kuzey Yarıküre’de sonbaharda görülebilir.

Kova takımyıldızı, gökyüzünün su veya deniz bölümü olarak anılan kısmındaki diğer su ile ilişkili takım yıldızlarının yakınında bulunur. Bu takımyıldızları da Cetus (Balina), Pisces (Balık), Delphinus (Yunus) ve Eridanus (Nehir) gibi isimlerle anılır.

Kova Takımyıldızı
Kova (Aquarius) Takımyıldızı’nı oluşturan belli başlı yıldızlar.

 

Dikkate Değer Yıldızlar ve Nesneler

Kova Takımyıldızındaki en parlak yıldız, Sadalsuud olarak da bilinen Beta Aquarii adındaki az rastlanır sarı süper dev yıldızdır. 600 ışık yılı uzaklıkta olup, 2.9 kadir gibi düşük bir parlaklığa sahiptir.

Alpha Aquarii veya Sadalmelik, Dünya’dan 760 ışık yılı uzaklıktaki ve 2.95 kadir parlaklığına sahip bir dev yıldızdır. Dünya’dan 158 ışık yılı uzaklıkta bulunan Gamma Aquarii veya Sadachbia, 3.8 kadir parlaklığa sahiptir. Zeta Aquarii, Kova Takımyıldızı’nın su kavanozunu oluşturan Y-şeklindeki yapının merkezinde bulunmaktadır. Kavanozu oluşturan yıldız kümesindeki diğer yıldızlar ise gamma, pi ve eta Aquarii’dir. Su akımı, Fomalhaut ile biten 20’den fazla yıldızı içermektedir.

Kova Takımyıldızı, gökyüzünün en parlaklarından biri olan NGC 7009 dahil bir dizi gezegenimsi bulutsuyu içerir. Bu bulutsu (nebula), Satürn Bulutsusu olarak da bilinir, çünkü Satürn’ü andıran bir halkası vardır ve ilk kez 1782’de Alman doğumlu bir İngiliz astronom Sir William Herschel tarafından gözlemlenmiştir.

Kova Takımyıldızı
Kova Takımyıldızı’nın gözde nebulalarından biri olan Helis (Helix) Bulutsusu. (Telif: Mehmet Ergün)

 

Kova Takımyıldızı, tüm gezegenimsi bulutsuların en yakını olan; Dünya’dan sadece 400 ışık yılı uzaklıkta olan NGC 7293 veya bilinen adıyla Helix Bulutsusu‘na da ev sahipliği yapar.

TRAPPIST-1 ve Ötegezegenler

Kova Takımyıldızı, aynı zamanda Dünya’dan yalnızca 40 ışık yılı uzaklıktaki (gezegenimizden en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri‘ye olan uzaklığımızın yaklaşık 10 katı) TRAPPIST-1 isimli aşırı soğuk yıldıza ev sahipliği yapıyor. 2017’de gökbilimciler, bu yıldızın muhtemelen kayalık da olan Dünya boyutundaki en az yedi tane ötegezegeni barındırdığını açıkladılar. Bu gezegenlerin çoğu, suyun gezegenlerin yüzeylerinde var olabileceği bölge olarak tanımlanan (gezegenin atmosferi gibi parametrelere bağlı olarak) yıldızın yaşanabilir bölgesinde yörüngede dolaşırlar.

TRAPPIST-1’ın kütlesi, Güneş’in kütlesinin yüzde 8’i kadar olmasından dolayı bu, yıldızın yaşanılabilir bölgesinin yıldıza çok daha yakındır. Başka bir deyişle, sıvı suyun yüzeylerinde yer alabilmesi için gezegenlerin birbirlerine yakın bir şekilde toplanmaları gerekmektedir. Bu zamana kadar keşfedilen yedi dünya, kendi güneş sistemimizdeki Merkür ile Güneş arasındaki mesafeden daha yakın bir şekilde esas yıldızının yörüngesinde dönmektedir.

Trappis-1 sisteminin, Güneş Sistemi ile boyutsal anlamda kıyaslanması. Görselde üstte yer alan Trappist sistemi, altta gösterilen bizim sistemimizin Merkür ile Güneş arasındaki mesafesinden daha küçük bir alana sıkışmış durumdadır.

 

Bu yıldızın çevresinde dönen gezegenler, ilk olarak Şili’deki “Transiting Planets and Planetesimals Small Telescope” (TRAPPIST) kullanılarak 2010 yılında keşfedilmiştir. Takip gözlemleri, Şili’deki Çok Büyük Teleskop (VLT) ve NASA’nın Spitzer Uzay Teleskopu gibi gözlemevleri ile gerçekleştirildi. Ancak gökbilimciler daha detaylı bir incelemenin, 2019 yılında fırlatılması planlanan James Webb Teleskopu’nun sistemi incelemesine kadar beklemesi gerekebileceğini söylemektedirler.

Gökbilimciler, TRAPPIST-1’ı 2009’de fırlatıldığından beri binlerce ötegezegen bulan verimli bir gezegen-avcısı olan Kepler Teleskopu gibi diğer teleskoplardan gelen gözlemlerle birleştirerek, evren çapında Dünya boyutundaki kayalık gezegen keşiflerinin hızla artışını daha iyi anlamak amacıyla bir sıçrama tahtası olarak kullanıyorlar.

Mitoloji

Yunanlılar, Kova Takımyıldızı’nı tanrılara kupa taşıyan Ganymede ile bağdaştırmışlardır. Hikayeye göre; Ganymede, Zeus’un düşkünlüğünün öznesi olan yakışıklı genç bir adamdı. Tanrılara kupa taşıyıcı olarak hizmet ettiği Olimpos dağına getirilmiş ve kendisine ebedi gençlik bağışlanmıştı.

Kova Takımyıldızı’nın diğer kültürlerde de çeşitli anlam ve çağrışımları vardır. Babilli astronomlar, bu takımyıldızının çoğunlukla “taşar biçimde” resmedilen tanrı Ea’yı (Enki) veya “Büyük Olan”ı temsil ettiğini belirtmişlerdir. Antik Mısır’da ise su taşıyıcısının kavanozu nehire batırıldığında Nil’in bahar taşmasına sebep olduğu söyleniyordu. Çinli astronomlar ise bu “akım”ı askerler olarak görmüşlerdir.

Çeviri: Burcu Ergül

Kaynak: https://www.space.com/21511-aquarius-constellation-facts-about-the-water-bearer.html
Kapak ilustrasyonu: https://shootingstarlogbook.deviantart.com/art/Aquarius-Constellation-Painting-Zodiac-Set-582319804




Çocuklara Astronomi Üzerinden Bilimsel Gelişim Kazandırmak!

Siz de dikkat ettiniz mi, çocuklar soru sormak konusunda yetişkinlerden daha cesurlar. Biz bunu, merak duygularının baskın olmasına bağlıyor ve bilimsel açıdan bu gücü çok değerli buluyoruz.

Peki, çocukların sorularına yetişkinler tarafından kolayca yanıt alması ne kadar doğru? Bilemiyoruz, pedagoglar bu soruya daha doğru yanıt verebilirler. Ama, basit bir sorunun yanıtını için çocuğu araştırma basamaklarıyla yanıta yönlendirmek şüphesiz, hem daha öğretici hem de eğlenceli.

Her zaman gözleme, deneye açık bir laboratuarımızdan örneklerle ilerleyelim, gökyüzü!

1) Araştırma Sorusunu Belirlemek
Akademik kaynaklarda, araştırma basamaklarının ilki değişiklik gösteriyor. Bazı kaynaklarda ilk basamak araştırmanın konusunu belirlemek iken, bazı kaynaklarda problemi görmek şeklinde değişebiliyor. Çocuklar için araştırmaya başlama süreci çok hızlı, sorunu görüyorlar ve soruyu yapıştırıyorlar. Bu yüzden biz ilk basamağımızı, Araştırma Sorusunu Belirlemek olarak seçtik.

“Doğru” soru sorabilme yeteneği sandığınızdan çok daha mühim olabilir, sorularımızı sorarken özenli olmalıyız. Bu konuda Mete Atatüre’nin TEDX konuşması dinlemeye değer:

Öyleyse, Ay’ın evrelerini merak eden bir ilkokul öğrencimiz olduğunu ve araştırma sorumuzun da “Ay neden farklı şekillerde gözlemlenir?” olduğunu kabul edelim.

2) Gözlem
Çocuğumuz sorusunu sordu, biz de ona birkaç dakikada Ay neden farklı şekillerde gözlemlenir anlatmalı mıyız yoksa, zamanımız ve kaynaklarımız yeterli ise birlikte gözlem mi yapmalıyız? Mesela, uyumadan önce çocuğu penceresinden Ay gözüküyor mu, bakması için yönlendirebiliriz. Gözüküyorsa o günün tarihini ve ayın evrelerini not tuttuğu küçük bir gözlem defteri ya da tableti vs. olabilir. Not tutma ve veri kaydı alışkanlığı küçük yaşlarda edinilebilir, güzel bir alışkanlık. Tarihte “büyük” bilim insanlarının gözlem günlükleri bize hala rehber olabiliyor.

4 haftalık gözlem süresi sonunda, çocuğumuz gözlem yapabildiği zamanlarda Ay’ın görünür şeklini not eder ve kabataslak tüm evrelerini öğrenmiş olur. Bu süreçte elimizde bir küçük dürbün gibi gözlem aletleri de varsa; gözlemlerimize destek olacak, renklendireceklerdir.

3) Hipotezin Yazılması 🙂
Lütfen, çocuk ne anlar hipotezden demeyin, bir çocuğun gözlemleri üzerinde fikir yürütmesinden daha değerli ne olabilir? Çocuğun yaşı büyük ise bu basamağı, “Veri Toplama” olarak da değiştirebilirsiniz, çocukların güvenilir kaynaklara yönlendirip okuma yapmaları mümkün. İşte burada anahtar sözcük öbeği, “güvenilir kaynak”. Her okuduğuna inanan, sorgulamadan sosyal medya etkisinde kalan bir nesil istemiyorsak genç nesillerimizin bilim okuryazarlığı süzgeçlerini oluşturmalıyız.

4) Deney
En keyifli basamak bu olsa gerek. Çok basit malzemelerle çocuklar için deneyler tasarlamak mümkün. Ay’ın Evreleri Nasıl Oluşur deneyi için okul kitaplarında fener ve portakal önerilir ki, bu iki malzeme ile modelleme mümkündür. Modellemeden sonra konumlama ile Ay’ın evrelerini oluşturmak ve deneylemek mümkün. Tabi yine, deney notlarını unutmamız gerek.

Daha çok velilerin yaptığı ya da hazır bilgi ile hazırlanan ödevlerin günümüzde kullanım süreleri bitmiş olmalı. Araştırma yapmak, sabır ve özen isteyen, merak duygusunu arttıran keyifli bir süreç. Çocukların merak gücünü beslemek için tecrübe etmeleri gereken bir yol.

Buşra Özşahin




Teleskop Tavsiyesi İsteyenlere Cevaplar

Malumunuz, Kozmik Anafor ülkemizin en büyük ve güvenilir astronomi platformu. Aynı zamanda Gökbilim Dükkanı isimli bir teleskop satış fasilitesi var. Dolayısıyla, teleskop almak isteyenlerin birincil başvuru kaynağı biz oluyoruz ve yüzlerce soruyu cevaplamak zorunda kalıyoruz.

Önemli Not:
Bu yazı sert ve kaba tabirler içerir. Dolayısıyla, bu tür tabirlerden hoşlanmıyorsanız; “ben internette başka bir yazı arayayım” diyebilir, bu yazıyı okumaktan vazgeçebilirsiniz. 

 

Özellikle hayatında hiç teleskop kullanmamış, gökbilim ve gökyüzü gözlemi ile ilgili deneyimi neredeyse hiç olmayanların yönelttiği kalıplaşmış sorular var. Öncelikle onları cevaplamak istedik:

Uzayı incelemek istiyorum, nasıl bir teleskop önerirsiniz?

Teleskop almadan önce gökyüzünü tanımanız gerekir. Gökyüzünü tanımanın yolu da, öncelikle çıplak gözle incelemek; yıldızları, gezegenleri, takım yıldızları öğrenmek, hatta ezberlemekten geçer. Bunun için, ışık kirliliğinin olmadığı bir yerde, birkaç ay çıplak gözle gökyüzünü inceleyin. Bol bol okuyun, araştırın. Daha sonrasında ise bir dürbün alın ve gözlem yapmaya birkaç ay daha devam edin. Tüm bunları yaptıktan sonra, artık teleskop kullanabilecek düzeye erişeceksiniz. Bu düzeye eriştikten sonra zaten hangi teleskobu alacağınıza kendiniz karar verebileceksiniz kimseye sormadan.

Çocuğum uzaya çok meraklı, ona bir teleskop almak istiyorum, ne önerirsiniz?

Çocuğunuza teleskop almayın. Kullanamayacağı için bir süre sonra kenara kaldıracak, ya da sadece arkadaşlarının yanındayken hava atmak için kullanıyormuş gibi yapacaktır. Ona bir dürbün alın; Ay’ı incelesin, çıplak gözle görülemeyen yıldızları dürbünle baktığında görebildiğini farkedip heyecanlansın. Yanında her yere götürebilsin, her yerde kullanabilsin. Böylelikle bir teleskoba ihtiyacı olup olmadığına ileride kendi karar verebileceği bilgi düzeyine ulaşsın.

Bu teleskopla ne kadar uzağı görebilirim?

Teleskoplar için ne kadar uzağı görebilirim sorusu anlamsızdır. Teleskop, gözlerinizin yapamayacağı kadar fazla ışığı toplayıp, sönük cisimleri incelemenizi sağlayan bilimsel bir cihazdır. Yani teleskop; x kadar uzağı yakınlaştırmaz, x kadar sönük ışığı kuvvetlendirir ve büyütür. Bu büyütme oranı da, teleskopta kullandığınız göz merceğinin niteliğine göre 10 ila 200 kat arası değişir. Ancak unutmayın, teleskop ne kadar büyütürse, görüntünün kalitesi de o kadar düşer.

Bu teleskopla Mars’ın yüzeyini görebilir miyim?

Alacağınız teleskobun kalitesi ve fiyatı ne kadar yüksek olursa olsun, Mars’ın yüzeyini veya yüzey detaylarını göremezsiniz. Tüm görebileceğiniz küçük kırmızı bir top ve çok profesyonelleşir fotoğraf çekmeye başlarsanız kutuplarındaki beyaz buzul oluşumlarına ait beyaz silik takkeler olacaktır.

Satürn’ün halkalarını inceleyebilir miyim?

Bkz: Bir üstteki sorunun cevabı.

600-1000 tl arası bütçem var, bu fiyat aralığında hangi teleskobu önerirsiniz?

Teleskoplarda fiyatı, kalitesi ve ışık toplama gücü belirler. Yani, bütçeniz 200-500 tl arasındaysa, 500 tl’lik olanı alın. 600-1000 arasındaysa 1000 tl’lik olanı, 2000-5000 arasındaysa 5.000 tl’lik olanı, 5.000 – 10.000 tl arasındaysa 10.000 tl’lik olanı alın. Fiyatın ayna/mercek kalitesi ve ışık toplama gücü ile belirlendiği bilimsel bir cihaz olan teleskoplarda “ucuz ama, pahalı olan kadar iyi” kavramı söz konusu değildir.

Aynalı teleskop mu tavsiye edersiniz, mercekli teleskop mu?

Bu soruyu soruyorsanız, teleskoplar ve gökyüzü gözlemi hakkında hiçbir bilginiz yok demektir. Birinci sorunun cevabına bakın veya teleskop alma fikrinden vazgeçin.

Bu teleskopla astrofotoğraf çekimi yapabilir miyim?

Öncelikle, hiçbir teleskop kendi başına fotoğraf çekemez. Normal fotoğrafçılık bile başlı başına çalışma, öğrenme ve gayret gerektiren bir uğraştır. Sıradan bir DSLR kamera ile gece fotoğraf çekimi konusunda bilgi ve deneyiminiz yoksa, bir teleskop alıp fotoğraf çekmeye kalkıştığınızda çok pişman olursunuz, yapamazsınız.

Aslında her teleskop ile uygun aparatlar (CCD, fotoğraf makinası, webcam, telefon kamerası vs) kullanarak ve yeterince  deneyim kazandıktan sonra fotoğraf çekimi yapılabilir. Bazı teleskoplar ise sadece astrofotoğrafçılık için dizayn edilmişlerdir ve onlarda daha kolaydır. Zaten, astrofotoğrafçılık için dizayn edilmiş bir teleskop arıyorsanız, fotoğrafçılık deneyiminiz varsa bunu kendiniz anlayabilir, uygun teleskobu seçebilirsiniz. Bize soracağınız soru da, astrofotoğraf çekimi sırasında yaşadığınız sorunlar ve bizden isteyeceğiniz çekim teknikleri olur; bu soru olmaz.

Galaksileri gözlemlemek istiyorum, nasıl bir teleskop alayım?

150-250 lira arasında satılan ucuz ve oyuncak teleskopları almadığınız sürece her teleskop ile (ışık kirliliği olmayan yerlerde) galaksileri, yıldız kümelerini ve bulutsuları gözlemleyebilirsiniz. Ancak, aldığınız teleskop ne kadar kaliteli ve pahalı olursa olsun, bunlara ait hiçbir detay göremezsiniz. Tüm görebileceğiniz, soluk siyah beyaz puslu yapılar olacaktır. 100 bin liralık bir teleskobunuz olsa bile bu böyledir. Detaylı inceleme yapmak istiyorsanız, astrofotoğrafçılık konusunda uzmanlaşmanız ve bu derin uzay cisimlerini iyi biçimde fotoğraflamayı öğrenmeniz gerekir. Aksi halde, çok büyük hayal kırıklığı yaşarsınız.

Büyük bir şehirde yaşıyorum, gökyüzünde sadece Ay ve birkaç parlak yıldız var. Bir teleskop alsam, diğer gökcisimlerini, galaksileri, bulutsuları görebilir miyim?

Hayır göremezsiniz. Teleskopla uygun gözlem, ancak ışık kirliliğinin olmadığı şehirden uzak yerlerde veya düşük ışık kirliliğine sahip köy, kasaba gibi alanlarda yapılabilir. Şehir merkezlerinde görebileceğiniz tek şey Ay ve zaman zaman oldukça parlak görülen Jüpiter, Satürn, Mars, Venüs gibi gezegenlerdir.

Bonus teleskop soruları

Teleskobu aldım ama, mercekten baktığımda hiçbir şey göremiyorum. Gökyüzünde çıplak gözle Jüpiter gezegenini görüyorum, üstelik çok da parlak ama, teleskopla bir türlü bulamıyorum. Ay’ı bile göstermiyor, bozuk mu bu teleskop?

Teleskobunuzun marka ve modeli ne olursa olsun, ne kadar ucuz veya pahalı olursa olsun, teleskop kullanmayı öğrenmeniz gerekir. Her teleskop alanın ilk yaşadığı en sinir bozucu durum budur: Gökyüzünde gözünüzün önündeki gökcismini teleskopla bulmakta zorlanırsınız. Sizi bezdirir, sinirlerinizi bozar. Çünkü teleskop, gökyüzünde çok küçük bir alanı gösteren bilimsel bir cihazdır. O küçük alana yönlendirilmesi kullanmayı öğrenmekle, deneme ve yanılma ile, geceler boyu çalışma ile olur. Bir anlamda bisiklete binmeyi öğrenmek gibidir, öğrenene kadar sinir bozucu, ama öğrendikten sonra çok kolaydır.

Go-to özellikli bilgisayarlı bir teleskop aldım ama, bir türlü istediğim gökcismine yönlenmiyor. Çıplak gözle gördüğüm Mars’a çevirdim, Mars’ın olduğu yere yönlendi ama, baktığımda Mars görünmüyor?

Bkz: Bir üstteki sorunun cevabı…

Daha detaylı bilgi için muhakkak şu yazılarımızı okuyun:

  1. Teleskop almanız gerekiyor mu?
  2. Teleskopla baktığınızda ne görürsünüz?
  3. Yeni Başlayanlar için teleskop 1
  4. Yeni Başlayanlar için teleskop 2
  5. Yeni Başlayanlar için teleskop 3
  6. Astrofotoğrafçılık 1
  7. Astrofotoğrafçılık 2
  8. Astrofotoğrafçılık 3

Zafer Emecan 




Kozmik Anafor Astrofotoğrafçılık Yayını

14 Nisan 2017 tarihinde Evrim Ağacı Youtube kanalında Burak Çankaya moderatörlüğünde, ülkemizin en başarılı astrofotoğrafçılarından Murat Sana, Özgür Cengiz, Mustafa Aydın ve Mehmet Ergün‘ün katılımıyla gerçekleşen yayınımızda; canlı olarak gezegenleri, derin uzay cisimlerini gözlemledik ve fotoğrafladık.

Konuklarımız, astrofotoğrafçılık ve kullanılan ekipmanlar hakkında detaylı bilgiler verirken, Kozmik Anafor yazarlarından Merve Yorgancı ve Zafer Emecan gözlemlenen objeleri yorumlayıp haklarında bilgiler verdiler ve izleyicilerden gelen soruları cevaplandırdılar.

Toplam 4 saatin üzerinde bir süreyle gerçekleşen ve 7 binin üzerinde gökbilimsever tarafından izlenen yayınımızı buradan izleyebilirsiniz:




2017’de Uzay Hakkında Heyecanlanmaya Değer Sebepler

Takvimleri hazırlayın, 2017 yılı yıldızlar için büyük bir yıl.

Göktaşı yağmurlarından tutulmalara, efsane uzay görevlerine ve dahasına kadar, 2017 yukarıya bakmaya ve ayrıca dört gözle beklemeye layık.

1. Quadrantids Göktaşı Yağmuru

2003 EH1 göktaşından gelen döküntü kuyruğu sayesinde, Yeni Yılı 3/4 Ocak gecesi bir meteor yağmuru ile başladı. Dünya, döküntü tozu ve küçük döküntü parçalarının içine daldı ve sonra bunlar, atmosferimizde kayan yıldızlar halinde yandılar.

Göktaşı yağmuru, Kuzey’den, Büyük Ayı takım yıldızından geliyor gibi göründü, yani bunun keyfini en iyi Kuzey Yarımküre gözlemcileri çıkardılar.

2. Juno Jüpiter’i araştırıyor.

Güneş Sistemi’nin en tehlikeli bölgelerinden birini araştırmak yeterince tutkulu bir şey fakat bunu yapmak 37 kat daha çılgın görünüyor, ancak NASA’nın Juno görevi bu sene tam da buna el atıyor.

Jüpiter’in etrafındaki yörüngeye 4 Temmuz 2016’da girdi ve yılın sonunda, Gaz Devi’ni oluşturan bulutların altında ne yattığını çoktan ortaya çıkarmaya başladı bile.
jüpiter

Kendisi, Jüpiter’in çevresindeki tehlikeli radyasyon kemerlerinin altından geçerken ve bulut tepelerinin sadece 5.000 km üstünde gezerken, gezegenin kimyasal bileşiminin ve yapısının yakın mesafeden çekilen eşsiz fotoğraflarına sahip olacağız.

Junocam sayesinde bu yakın çekimlere bakmak, bilim için değerli oldukları kadar güzel olacak.

3. SpaceX Deneme Fırlatışı

2016 yılında SpaceX, Falcon 9 ilk aşama roketini uzaya uydu fırlattıktan sonra yere kondurarak tarih yazdı.

Bu durum, bir roket fırlatma rampasında patladığı zaman son buldu. Bu, astronotları Uluslararası Uzay İstasyonu’na taşımak için insanlı uçuş testlerine yaklaşan bir sistem için endişe verici bir başarısızlıktı.

 

spacex

İnsanlığın uzayı araştırması ve uzaya yerleşmesinin diğer taraftarlarıyla beraber, ‘anormalliğin’ düzeltilip düzeltilmediğini görmek için 2017’de yeniden devam eden fırlatışları gergin bir şekilde izliyor olacağız.

Eğer SpaceX roketlerini atmak yerine, bir uçağın gideceği havaalanına varırken yeniden yakıt almasıyla aynı şekilde yeniden kullanabilirse, bu durum yeni ve daha ucuz bir uzay yolculuğu çağının habercisi olabilir.

SpaceX’in okyanustaki bir mavnaya görünüşte konduğu 2016’daki iyi zamanlar görünürde rahattı. 2017’deki deneme fırlatışlarının devam etmesi, bütün dünyanın şans dilemesiyle birlikte hevesle beklenecek.

4. Büyük Amerikan Tutuluşu

Bu Güneş Tutulması Ağustos’un 21’inde olacak ve tam tutulma (Güneşin Ay tarafından tamamen tutulması), Amerika kıtası boyunca uzanan dar bir şeritte görünür halde olacak.

NASA, olayın öncesinde tutulma yörüngesi için süper isabetli bir Ay modeli oluşturdu.

Ay’ın sarp ve kraterli yüzeyi, parazitli güneş ışıklarının Dünya’ya ulaşmasıyla sonuçlanıyor, bu yüzden gölge bölgesi (uzaydan görüldüğü gibi) normalde oval kalıpta değil.

Bölgenizdeki en iyi gözlem zamanları için NASA’yı kontrol edin.

5. TESS fırlatılacak.

Kepler Uzay Aracı sayesinde binlerce yabancı dünyayı biliyoruz, ve NASA 2017 yılında halef TESS görevini başlatacak (Geçiş Yapan Dışgezegen Ölçme Uydusu)

TESS, gökyüzü boyunca 200.000 parlak yıldızı hedef alarak, bizim aramızdan kısa bir süreliğine geçen ve yıldız ışığını sönükleştiren 500 adet Dünya boyutlu gezegen bulmayı umuyor.

tess

Çok önemli bir şekilde, bu yabancı dünyalar Kepler tarafından bulunan gezegenlerden bize daha yakın olacak, yani Dünya temelli teleskoplar, bunların atmosferlerinin içeriklerini muhtemel olarak ölçebilir ve bildiğimiz şekliyle yaşam için şartların uygun olup olmadığını görebilir.

6. Çin’in Ay Görevi

Çin, hızla gelişen uzay yeteneğini, Ay’dan bir taş ve toprak örneği getirilmesi ile geliştirmeye devam edecek.

İnsansız Chang’e 5, konma ve 2 kg Ay regolitini Dünya’ya getirme hedefiyle 2017’de fırlatılacak.

Eğer bu gayret başarılı olursa, Gene Cernan ile Apollo 17’nin 45 yıl önce son kez Ay’dan ayrıldığından beri komşumuzdan ilk defa madde getirilmiş olacak.

7. Satürn etrafındaki Büyük Final

15 Eylül’de Satürn’ün yakınında bulunan Cassini uzay aracı, neredeyse yirmi yıl uzunluğundaki görevini, gaz devinin atmosferinde yanarak tamamlayacak.

Bu durum, müthiş şekilde değerli bir bilim görevinin sonu anlamına gelecek. Araç, 2016’nın sonunda Satürn’ün en içteki halkalarında bir Büyük Final turuna kalkıştığı zaman, görev yeni zirvelere ulaşacak.

Daha önce hiç araştırılmamış bir bölgede, halka ile gezegenin üst bulutları arasında yapılacak 20’den fazla dalışla birlikte, bu halkaların nasıl oluştuğu hakkında bir şeyler öğrenmenin yanında, gizemli gezegenin sahip olduğu bazı sırları ortaya çıkaracağız.

Alevli son, uzay aracındaki dayanıklı mikropların, Cassini’nin uzay bilimine yaptığı son ve nihâi katkılar olan ve muhtemelen yaşanabilir Enceladus ile Titan’a bulaşamayacağını garantiye alacak.

2017 yılında, Cassini’nin Satürn’ün etrafında yaptığı son gösteri dalışının bilgisayarla oluşturulmuş canlandırmalarına bel bağlamak zorunda kalmayacağız ve aracın Büyük Final’inin parçası olarak gerçek şeyleri elde edeceğiz.

8. Geminid Göktaşı Yağmuru

Meteor yağmuru ile başlayan yılı, 14 Aralık’ın ilk saatlerinde zirvesine ulaşan 3200 Phaeton göktaşından gelen bir meteor yağmuru ile bitireceğiz (13 Aralık geceyarısından sonra herhangi bir zamanda görülebilir).

gemini

İkizler takımyıldızında olan bu olay, dünyanın çoğu yerinde görülebilir. Bir Yeni Ay’ın ancak günler sonra gerçekleşecek olması daha da iyi olacak ve kayan 120 yıldızın neredeyse hepsinin her saat görülebilir olmasını garantiye almak için hava yeterince karanlık olacak.

Çok daha fazla görev ve uzay olayı var, fakat bu olayların bazılarını bile tecrübe ederseniz, o zaman 2017 yılı gerçekten kutlamaya değmiş olacak.

Yazar: Alan Duffy, Swinburne Teknoloji Üniversitesi Araştırma Görevlisi
Çevirmen: Ozan Zaloğlu

http://www.sciencealert.com/8-reasons-to-look-up-into-space-in-2017




Gökyüzünün Geometrisi: Kış Altıgeni

Gökyüzünü tanımak amacıyla ele aldığımız yaz üçgeni ve kış üçgenini dışında, yıldızları daha kolay tanımak, yerlerinin biraz daha zihninize kazınmasını istiyorsanız kışın kış üçgeni dışında bir geometrik şekil oluştuğunu da görebilirsiniz.

Özellikle akşamın erken saatlerinde gökyüzüne bakarsanız (tabi ki ışık kirliliğinden uzak bulutsuz ve temiz bir gökyüzünde)Kış Altıgeni” ni oluşturan gökyüzünün parlak altı yıldızını rahatlıkla görebiliriz.

Kış Altıgeni, amatör astronomların ya da profesyonel olarak ilgilenenlerin yakından tanıdığı, gökyüzündeki hayali bir geometrik şekildir (Telif hakkı: Jimmy Westlake (Colorado Mountain College).

 

Altıgenimizin ilk üyesi, gökyüzünün en parlak yıldızı ve Ufocuların sığındığı: Sirius diğer bir adıyla Akyıldız. Canis Major (Büyük Köpek) takım yıldızının alfa yıldızı olan ve gökyüzünün de bilinen en parlak yıldızı olan Sirius’tur ve ufka daha yakın bir konumda yer alır.(Sirius bir çift yıldızdır. Parlak olanı alfa yada A daha sönük olan ise beta yada B olarak isimlendirilir. Bizim burada bahsettiğimiz ise parlak olan bileşendir.)  Avcının kemerinde yan yana dizilmiş olan 3 yıldızın (Alnitak, Alnilam ve Mintaka) hemen arkasından gelir. 8.6 ışık yılı uzaklıktadır.

Bir diğer üye ise gökyüzünün en parlak 7. Yıldızı olan Rigeldir (Diğer bir adı Algebar). Gökyüzünde kum saatini andıran Orion (Avcı) takımyıldızının sağ alt köşesindeki yıldızdır. Orion takımyıldızında avcının ayağı olarak betimlenmiştir. Işıma gücü çok yüksek ve yayınladığı ışık mavi-beyaz renktedir. Güneşten 900 ışık yılı uzaktadır. Sıcak ve genç bir yıldızdır.

Altıgenin bir diğer üyesi Taurus (Boğa) Takımyıldızının en parlak üyesi ve gökyüzünün en parlak 13. Yıldızı olan Aldebaran. Aldebaran ismi Arapçadan gelmektedir. “Takip eden, izleyen” olarak tercüme edilir, gece gökyüzünde Pleiades (Yedi Kızkardeş, Ülker) yıldız kümesinin hemen aşağısında yer alır. Nitekim Pleiades’i takip etmektedir. Güneş’e 65 ışık yılı uzaklıkta yer alır. Anakol evresinden çıkmış, tüm yakıtını hidrojenini bitirmiş kırmızı dev yıldızdır.

Auriga (Arabacı) Takımyıldızının en parlak, gökyüzünün ise en parlak onuncu yıldızı olan Capella’ da bu altıgenin bir bileşeni. O kadar parlaktır ki, yaklaşık 42 ışık yılı uzakta yer almasına rağmen, büyük şehirlerde ışık kirliliği altında bile rahatlıkla görülebilir. Tek bir yıldızmış gibi görünse de aslında çoklu yıldız sistemidir yani parlak iki ve daha sönük iki yıldızdan oluşur.

capella

Gökyüzünün bir tanıdığımız üyesi daha olan Pollux, Güneş’ten daha soğuk bir yıldızdır Gemini (İkizler) Takımyıldızı içerisinde yer alır. Orion(Avcı) Takımyıldızının sağ alt köşesindeki Rigel ve yine aynı takım yıldızında sol üst köşede yer alan Betelgeuse yıldızlarından hayali bir doğru geçirilirse Pollux yıldızını rahatça bulunabilir. Pollux turuncu bir dev yıldızdır. Güneşten 34 ışık yılı uzaklıktadır ve 2006 da edinilen bilgilere göre Pollux’un yörüngesinde bir gezegen yer almaktadır.

Altıgenin son bileşeni Procyon bizden sadece 11,5 ışık yılı kadar uzaktadır. Canis Minor (Küçük Köpek) takımyıldızında yer alan ve takımyıldızın en parlak, gökyüzünün de 8. en parlak yıldızıdır. Procyon da çift yıldız sistemidir. Özellikle kış aylarında Samanyolu’nun hemen doğusunda rahatlıkla görülür. Türkçe ismi Rümeysa, Arapçası ise Gümüş’tür. Mitolojik olarak Canis Major (Büyük Köpek) takımyıldızı ve Canis Minor (Küçük Köpek) takımyıldızının, Avcı Orion’u takip eden köpekleri temsil ettiği söylenir.

ka 2
Kış altıgeni ve bileşen yıldızların içinde bulunduğu takımyıldızları

 

Bu altı yıldızın oluşturduğu  Kış Altıgeni,  kuzey yarımküre takımyıldızlarının yerini hızlı bir şekilde tespit etmek amacıyla kullanırlar ve gerçekten de gözlem yapmak isteyenlerin ve gökyüzü gözlemine yeni başlayacak olanların (özellikle büyük şehirlerde bile) gökyüzü referans noktalarından biridir.

Merve Yorgancı




Liseli Edanur’un Okulu Teleskobuna Kavuştu!

Çorum’un Osmancık ilçesindeki 15 Temmuz Şehitleri Anadolu Lisesi 11’inci sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Edanur Şirin’in sosyal medya hesaplarından, teleskop alabilmek için verdiği mücadele, Milli Eğitim İlçe Müdürlüğü, Kaymakamlık ve Kozmik Anafor’un Gökbilim Dükkanı desteği ile mutlu sonla nihayetlendi. Almak için çabaladığı teleskobu, bugün okuluna gönderdik.

Teleskop alabilmek için ailesinden, ilçedeki sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları, bakanlık, müftülük ve işadamlarından destek isteyip, çeşitli firmalarla e-mail gönderen lise öğrencisi Edanur Şirin, aldığı olumsuz yanıtlara rağmen pes etmedi. Okulda öğretmeniyle de konuyu paylaştı. Şirin daha sonra İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderek teleskopla ilgili hazırladığı dosyayı sundu. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’de konuyu Kaymakamlığa iletti.

Yapılan görüşmeler sonunda lise öğrencisi Edanur Şirin’in isteğinin yerine getirilmesine karar verildi. Kaymakamlık’ta yapılan görüşme ardından öğrencinin okulunda astronomi ile ilgili bir kulübü kurulduğu ve sponsor bulununca okul adına teleskop alınacağı sözü verildi. Kozmik Anafor’un da destek olmasıyla, kendi seçtiği Meade ETX 90 teleskobu okuluna gönderildi. Edanur Şirin, teleskopla ilgili çok hayal kurduğunu, bu isteği gerçekleşeceği için de çok mutlu olduğu anlatırken, ilkokul öğrencilerinin de gökyüzünü gözlemleme şansı olacağını kaydetti.

Gökyüzüyle kal Edanur 🙂




Ay Gözlemi Nasıl Yapılır?

Ay, yakınlığı nedeniyle amatör astronomlar için en rahat gözlemlenebilen gök cismidir. Basit bir dürbünle, hatta çıplak gözle dahi Ay gözlemi gerçekleştirilebilir. Bu da, Ay gözlemini amatör astronominin en önemli uğraş alanlarından biri haline getiriyor.

Bununla birlikte, Ay çok büyük ve karmaşık yüzey şekilleri olan bir gökcismi olduğu için, inceleyebileceğiniz binlerce yapıya da sahip. Bu da Ay gözlemlerini, sistematik ve bilinçli bir şekilde yapıldığında oldukça keyif verici bir aktivite haline getiriyor.

Aşağıdaki infografikte, uydumuz Ay’ın amatör astronomlarca nasıl en doğru biçimde gözlemlenebileceğini anlatmaya çalıştık.

Ay Gözlemi
Görselin üzerine tıklayarak büyük boyda inceleyebilirsiniz.

 

İnfografik Çevirisi: Yavuz Tüğen


Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz.
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT




Astrofotoğrafçılık: Nasıl Başlarım?

Astrofotoğrafçılık (gökyüzü fotoğrafçılığı), her ne kadar fotoğrafçılığın bir alt dalıymış gibi görünse de fotoğrafçılıktan birçok yönüyle ayrılır.

Astrofotoğrafçılık yapan herkes fotoğrafçılıktan anlamalıdır, fakat fotoğrafçılık yapan herkesin astrofotoğrafçılıktan anlamasına gerek yok. Dolayısıyla gökyüzü fotoğrafları çekmek için kullandığınız kameranın teknik detayları hakkında az çok bilgi sahibi olmanız gerekir.

Eğer elinize normal bir kamera alıp, otomatik ayarlarda yıldızları çekmeye çalışırsanız muhtemelen hiçbir sonuç alamazsınız. Bunun sebebi kameraların gökyüzünün karanlığına uygun değil, gündüz çekimlerine uygun otomatik ayarlara göre tasarlanmış olmasıdır. Dolayısıyla sizin bu ayarları bilerek farklı şekillerde uygulamanız gerekir. Neyse ki günümüzde birçok fotoğraf makinesi bunu yapabilecek kapasiteye sahip. Geriye sadece bize birkaç ayarlama yapmak kalıyor.

Peki gökyüzü fotoğrafları çekmek için özel bir ekipmana sahip olmak zorunda mıyım? Ekipman ihtiyacından yola çıkarak astrofotoğrafçılığı iki gruba ayıralım.

1) Teleskopla yapılan astrofotoğrafçılık (derin uzay).
2) Sadece kamera ile yapılan astrofotoğrafçılık (geniş açı).

Bu yazıda işin tekniğini anlatmayı amaçladığımız için sadece kamera ile olana odaklanacağız, bu sırada teleskopla olana da temel atmış olacağız. Ne de olsa kameranın objektifi de basit bir teleskoptur.

Nasıl bir kameraya sahip olmalıyım?

En basit şekliyle ifade edecek olursak bir DSLR fotoğraf makinesi gereklidir. Aslında temel ihtiyacımız basittir. Yıldızlar çok çok sönük ışık kaynaklarıdır ve onları görebilmek için onlardan fazla sayıda foton almamız gerekir. Bunun için temelde “Uzun Pozlama” dediğimiz işlemi yapabilmemiz gerekir. Bu çektiğimiz fotoğraftaki yıldızları görünür kılabilmek için yapmamız gereken en temel işlemdir. Dolayısıyla kameramızın bu özelliğe sahip olması gerekir.

Unutmayın, astrofotoğrafçılığa yeni başlıyorsunuz ve öğrenmeniz gereken “temel anlamda” çok şey var. Yani, pahalı bir makinaya bu aşamada ihtiyacınız yok, herhangi bir DSLR makina size her türlü yeterli gelecektir.

Canon EOS 550D
Canon EOS 550D

 

Astrofotoğrafçıların sıklıkla tercih ettiği modeller Canon EOS serisidir. Bunun en temel sebebi her kameranın yazılımsal olarak çekilen görüntüyü belirli miktarda işlemesidir. Canon EOS serisi genelde bu özellik bakımından bize daha “ham” veri sunar. Yani görüntü üzerinde fazla oynamamasını ona söyleyebiliyoruz, böylece biz görüntü üzerinde istediğimizi yapabiliyoruz. Buradaki en temel problem, bazı yazılımların yıldızları otomatik olarak silmesidir. Oldukça ufak göründükleri için yazılım bunları “gürültü” olarak algılar ve görüntü kalitesini iyileştirmek adına yok eder. Tabi ki bu bizim hiç de istemediğimiz bir şey.

Ayrıca özel olarak birçok marka astrofotoğrafçılığa uygun modeller üretiyor. Fakat bunlar fiyat bakımından diğerlerine oranla daha pahalı. Eğer zaten elinizde olan iyi bir modeliniz varsa ayrıca böyle bir seçim yapmanıza gerek yok, elde edeceğiniz sonuçlar arasında ciddi bir fark olmayacaktır. Çok istisnai durumlar hariç. Burada belirtmek gerekiyor ki diğer markaların modelleri de bu konularda oldukça başarılı. Yalnızca fiyat/performans açısından Canon EOS serisi daha çok tercih ediliyor.

Diyafram – Açıklık

Diyaframı kelime karşılığı olarak perde veya açıklık olarak ifade edebiliriz. İngilizcedeki karşılığı “Aperture” yani “Açıklık” anlamına gelir. İçeriye ne kadarlık bir bölgeden, açıdan ışık gireceğini belirler. Burada diyafram bıçakları adını verdiğimiz bir perde vardır ve bu perde ayarlara göre kısılıp açılır. Fotoğrafçılıkta F değeri olarak ifade edilir ve F/3.5, F/5.6, F/11… gibi değerler alabilir. Bu değerler kullandığınız objektife göre değişim gösterir.

Diyafram aralığı
Diyafram aralığı

 

Bunun sonucunda fotoğraftaki alan derinliği değişir. Aşağıdaki görselde bununla ilgili bir örnek bulunuyor.

aperture-example

Her ne kadar yıldızları sonsuz uzaklıkta kabul ettiğimiz için bu özelliğe ihtiyacımız yokmuş gibi görünse de bilinmesi gereken bir detaydır. Bunun temelde iki sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi her objektifin en iyi keskinliğe sahip olduğu bir değer vardır, dolayısıyla bunu bilmek hatta gerekirse deneyerek bulmak önemlidir. Diğeri ise bazı değerlerde yıldızların diyaframdan ötürü + ve x şekillerinde görülmesine sebep olmasıdır. Diyaframda kaç bıçak bulunuyorsa yıldızda da o kadar çizgi varmış gibi görülür.

Uzun Pozlama – Enstantane Hızı

Çekilen her fotoğraf bir zaman aralığını ifade eder. Gördüğünüz her görüntü aslında içerisinde bir süreci barındırır, hiç bir fotoğraf “o an” değildir, kısa da olsa bir zaman aralığına sahiptir. Biz bu çekim aralığına, pozlama süresi diyoruz. Deklanşöre basarsınız ve makinenin sensörü üzerine ışık düşmeye başlar. Belirlediğiniz pozlama süresi boyunca sensöre ışık düşer, sonra perde kapanır ve fotoğraf işlenir.

Bu çekim aralığı çoğunlukla en yüksek hızda saniyenin 4000’de birine kadar düşerken, en uzun pozlamada ise sınırsızdır. Saniyeler hatta dakikalar ile ifade edilebilir. Aşağıdaki fotoğrafta pozlama süresi betimlenmiş.

Fotoğrafta soldan sağa gidildikçe pozlama süresi artıyor
Fotoğrafta soldan sağa gidildikçe pozlama süresi artıyor

 

Aynı hızda dönen rüzgar güllerini farklı enstantane hızlarında pozlarsak yukarıdaki gibi bir görüntü elde ederiz. Soldaki rüzgar gülü gayet net bir şekilde görülürken, sağdaki hareketli görünüyor. Bunun sebebi soldaki fotoğrafın daha az bir zaman aralığında çekilmiş olması sebebiyle rüzgar gülünün hareketinin çok az olmasıdır. Sağdaki fotoğrafın çekim süresinde ise rüzgar gülü epeyce bir dönmüştür. Örneğin soldaki karenin enstantane hızı 1/640 iken(saniyenin 640’da 1’i), sağdaki karede 1/25’tir. Hatta işi abartıp belirli bir zaman aralığında rüzgar gülünün ne kadar döndüğünü hesap ederek dönüş hızını bile bulabilirsiniz.

Eğer çektiğiniz nesne sabit duruyorsa bu durumda olacak olan şey, aynı noktadan daha fazla ışık almak olacaktır. Dolayısıyla daha uzun pozlayarak aynı nesne daha parlak görülür. İşte aradığımız şey tam olarak da budur. Bu sebeple yıldız fotoğrafları çekerken uzun pozlama yaparız. Fakat burada da bir problem vardır. Dünya’nın dönüşü sebebiyle yavaş da olsa yıldızlar da gökyüzünde hareket ediyor gibi görünürler!

ISO Değeri

Sensörün ışık hassasiyetini belirleyen değerdir. ISO değeri 100-200-400-800-1600-3200-6400 gibi değerlerde olabilir. Değer yükseldikçe alınan ışık miktarı artar, fakat aynı zamanda “gürültü” de artar. Dolayısıyla görüntü kalitesi bozulur. Yani daha çok ışık toplamak için ISO’yu sonuna kadar artırmak mantıklı bir fikir değildir. Bunun yerine pozlama süresiyle arasında bir denge yakalamaya çalışmak gerekir.

Diğer Gereksinimler

Daha çok ışık toplayabilmek için hedefi sabit tutmak gerekliliğinden bahsettik. Dolayısıyla yıldız fotoğraflarını çekerken uzun pozlama sırasında kamera sabit olmalıdır. Bunun için kameranın üzerinde sabit duracağı bir üç ayak gereklidir. Ayrıca deklanşöre basarken makinenin titrememesi için ya zaman ayarlı pozda ya da kumanda ile çekim yapılmalıdır. Bir diğer alternatif ise kamerayı bilgisayara bağlayarak yazılımdan kontrolle fotoğraf çekmektir.

Her şey tamam, fotoğrafınızı çektiniz. Fakat burada da bir sorun başlıyor. Eğer standart lens olan 18-55mm lenste 18mm değerinde 30 saniye gibi bir pozlama yaptıysanız, çektiğinizde fotoğrafta yıldızlara yakınlaştığınızda uzadıklarını göreceksiniz. Bunun sebebi gece boyunca Dünya’nın kendi etrafında dönmesinden ötürü yıldızların da görünürde dönüş hareketi yapmasıdır. Ne kadar yakınlaştırma yaparsanız bu hareketin hızı o kadar bariz hale gelir. 18mm değerinde en uygun uzun pozlama süresi 10-13 saniye iken 55mm’de bu 6 saniyelere kadar düşer. Dolayısıyla bir takip sisteminiz yoksa en geniş açıda pozlama yapmak en iyi seçenektir.

Bir yıldız izi çalışması
Bir yıldız izi çalışması (Telif: Catalin Paduraru)

 

Ya da yukarıdaki fotoğraftaki gibi bu yıldız hareketinden faydalanarak bir “yıldızizi” çalışması yapabilirsiniz. Eğer hiçbir takip yapmıyorsanız, yıldızlar uzun pozlamadan ötürü hareketlerini gösterecektir. Burada da işi abartıp yıldızların kaç derecelik dönüş yaptığından poz süresini çıkartabilirsiniz. Bir saatmiş gibi düşünebilirsiniz, yıldızların hareketi akrebin hareketidir. Yukarıdaki fotoğrafta yaklaşık 1 buçuk saatlik pozlama varmış gibi görülüyor.

İlerleyen Aşamalar

Büyük çoğunlukla tek kare fotoğraf astrofotoğrafçılıkta işe yaramaz. Amaç her zaman daha fazla ışık elde etmek olduğundan bizi zorlayan teknik problemleri farklı şekillerde aşmaya çalışırız. Bunun için aynı bölgenin fotoğrafını üst üste çeker, sonra da bu fotoğrafları birleştiririz. Dolayısıyla ortada daha fazla ışık ve detay barındıran tek bir kare olmuş olur.

Örneğin iyi bir takip yaparak 30 saniyelik 10 adet poz aldığımızı varsayalım. Bunu 10×30″(10 tane 30 saniye) olarak ifade ederiz. Bu fotoğrafları bu iş için geliştirilmiş bir yazılım aracılığıyla birleştirerek daha çok yıldızı görmemizi sağlayan tek bir kare elde ederiz. Bu yazılımlar sıklıkla PixInsight, DeepSkyStacker ve ImagePlus’tır.

2
Solda tek kare fotoğraf, sağda 15 tane karenin birleştirilmiş ve işlenmiş hali

 

Solda görülen fotoğraf, 60 saniyelik bir poz süresiyle elde edildi. Sağda görülen fotoğraf ise aynı poz süresiyle çekilen aynı bölgeden elde edilmiş 15 fotoğrafın(soldaki) birleştirilmesi sonucu oluşturuldu. Burada işin içerisinde farklı detaylar da bulunuyor, bunları bir sonraki konuda detaylıca ele alacağız. Fakat görüntüdeki değişim çok bariz bir şekilde ortada. Burada şunu belirtmekte de fayda var, soldaki fotoğraf da gözünüzün gördüğünden çok daha iyi bir görüntüdür.

Ögetay Kayalı




Astrofotoğrafçılık: Pixinsight Rehberi Bölüm-1

Bu yazı dizimizde, astrofotoğrafların işlenmesinde amatör ve profesyonellerce oldukça sık tercih edilen Pixinsight 1.8 yazılımını ele alıp, kullanımını anlatacağız. Başarılı astrofotoğrafçılarımızdan Murat Sana, sizler için bu rehberi kaleme aldı.

Bölüm-1 : Kalibrasyon, Hizalama ve İstifleme:

Onlarca kullanışlı modülden oluşan programın fiyatı 230€ ancak Paypal’ın faaliyetlerinin ülkemizde durdurulmuş olması nedeniyle yazılım ancak banka havalesi ile satın alınabiliyor ki  havale işlemi için geliştirici firma %15 ekstra bir ücret talep ettiğinden yazılımın fiyatı yaklaşık 265€ civarına denk geliyor. Havale masrafları da eklendiğinde bir hayli fiyat yükseliyor.

Ancak şunu belirtmeliyim ki diğer işleme programlarını kullandıktan sonra Pixinsight gerçekten de parasının her kuruşunu sonuna kadar hakeden bir program. Firmanın programın alternatif yollardan satın alınması ve buna ilişkin ücretlendirme konusunda tarafıma attığı mail cevabı aynen şu şekilde:

“The price of a commercial PixInsight license is 230.00 Euros. Assuming you’ll purchase your license from Turkey, we have to apply a 15% increase to the nominal price due to bank expenses. So the final price for you is 264.5 EUR.”

Ancak programın 45 günlük deneme sürümünü firmanın web sayfasından kolayca edinmeniz mümkün. Lisansı Türkiye’den satın almak isterseniz Astromed aracılığıyla edinmeniz de mümkün.

Görüntüleri işlemeden önce size iki modülden bahsetmek istiyorum. Bu modüller elimizdeki ham kareleri işlemeden önce hızlıca görüntülemek ve iyi durumda olmayanları elemek için kullanılıyor.

BLINK MODÜLÜ

İlk anlatacağımız modül olan Blink, işleyeceğimiz karelerin  hızlı bir şekilde önizlemesini yapmaya ve işlenmek için elverişli durumda olmayanları hızlı bir şekilde işaretleyip silmeye veya ayrı bir klasöre taşımaya yarıyor.

Process – All Processes – Blink yolunu izleyerek modülü açıyoruz.

Add Image files kısmından çektiğimiz ve işleyeceğimiz light kareleri modüle ekleyip hızlı bir şekilde gözden geçirebilir ve işlenmesi mümkün olmayan kareleri “move selected files to a new location” tuşuna basarak ayrı bir klasöre taşıyabilirsiniz.

Pixinsight
Görsel-1: Blink Modülü

 

SUBFRAME SELECTOR (SCRIPT) (İLERİ DÜZEY)

Çektiğimiz sub karelerin daha detaylı olarak elenmesi için geliştirilmiş bir modül olan Subframe Selector, çekilen karelerin FWHM, SNR değerlerini inceleyerek size bildiriyor ve en uygun konumda olan kareleri seçmenizi sağlıyor. Bu konu çok fazla teknik detay barındırdığından daha sonra ayrı bir yazı konusu olarak anlatılacaktır.

SCREEN TRANSFER FUNCTION:

STF, Pixinsight yazılımını kullanırken her aşamada sık sık elimizin altında bulunması gereken bir araçtır. STF kısaca ham verilen yani linear RAW görüntülerin Autostrectch özelliği ile Non-Linear şekilde görsel olarak uygun bir hale getirilmesi işlemi olarak tanımlanabilir.

Örneğin RAW formatında çektiğimiz bir Pleiades görüntüsünün ham halini açtığınızda çok fazla detay göremeyeceksiniz. Görüntüdeki tüm detayları “boost” edilmiş bir şekilde ortaya çıkarmak için STF modülünü kullanarak “radyasyon” işaretli tuşa basıyoruz. Aşağıdaki ekran görüntüsünde solda STF kullanılan, sağda ise STF kullanılmadan linear ham görüntüyü göreceksiniz:

px-112
Görsel-2: Screen Transfer Function (STF)

 

HATIRLATMA: Programı kullanmaya başlamadan önce eğer DSLR kamera kullanıyorsanız programın Format Explorer Modülü içinden DSLR_RAW dosya formatını çift tıklayarak sol alt köşede bulunan PURE RAW seçeneğine tıklayarak RAW dosyalarınızın program tarafından doğru şekilde okunmasını sağlamalısınız (Bayering: İleride değinilecektir.)

px-113
Görsel-3: DSLR Kamera için RAW dosya formatı ayarları.

KALİBRASYON VE ENTEGRASYON (CALIBRATION AND INTEGRATION)

Scripts menüsü altına bulunan Batch-preprocessing modülü ile kalibrasyon ve  dark, bias, flat ve light karelerinizi tek seferde kalibre edip istifleyebilirsiniz. Ancak ince ayarlar kısmındaki bazı kısıtlamalar nedeniyle çoğu ileri düzey kullanıcı tarafından her işlemin ve her modülün ayrı ayrı manuel olarak kullanılması ve daha sonra ana karalerin birleştirilmesi daha çok tercih edilmektedir.

KALİBRASYON

ÖN BİLGİLENDİRME :

pw-114
Görsel-4: Sub Kare Örnekleri (Master)

 

Kalibrasyon işlemi yukarıdaki resimde görüldüğü gibi optik yoldaki toz ve lekelerin yakalandığı master flat, sensörden ce çipten kaynaklanan dikey yapıların oluşturduğu master bias ve sensörün ısınmasından kaynaklanan “hot pixel” adı verilen izlerin bulunduğu master dark karelerin işlenmesi ile yapılır.

Bias ve Dark Kareler:

Bias ve dark kareler kameranın lensinin ya da optik tüpün önünün kapatılmasıyla tamamen karanlıkta çekilen karelerdir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu karelerin mutlaka light karelerin çekildiği aynı sıcaklıkta çekilmesi gerektiğidir. Çektiğimiz light kareler aynı sıcaklıkta bias ve dark karelerdeki istenmeyen etkileri de içerdiğinden, dark ve flat kareleri light karelerle aynı sıcaklıkta çekerek aynı ortam koşullarında oluşan bu istenmeyen pürüzleri light karelerden arındırmak gerekir.

Bias karelerin mümkün olan en düşük pozlama süresinde çekilmesi gerekirken, dark karelerin light kareler ile eşit ya da daha uzun sürede pozlanması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır.

Her bir sub karenin (çekilen her bir dark-flat-bias) karenin ana kareye (masterbias – masterflat – masterdark) dönüştürülmesi işleminden sonra bu master karelerin light karelere entegre edilmesi gerekir.

Bias

BIAS kamera tarafından sensöre uygulanan elektronik bir etkidir. Sensör tarafından üretilen datanın kamera tarafından okunması sırasında her piksel bazında oluşan etkiyi ifade eden BIAS gürültüsünün light karelerden çıkarılması ile her pixel eşit bir okuma seviyesine indirgenir. Böylece elde edilen verilerin kameranın chipsetinden kaynaklanan olumsuz etkiden arındırılması sağlanır ve daha doğru foton verisi elde edilir.

Genellikle çektiğiniz light kare sayısına da bağlı olmakla birlikte en az 20-50 arası bias kare çekmeniz tavsiye edilir. Çektiğiniz light kare sayısı arttıkça BIAS kare sayısını da arttırmanız, bu gürültünün ayıklanması işlemi sırasında daha faydalı olacaktır.

Dark

Dark kareler içinde bias sinyali ve termal gürültüyü içerirler.  Termal gürültü, çekilen karenin uzunluğuna bağlı olarak kameranın sensörünün ısınması sonucu oluşan olumsuz etkilerdir. Termal gürültü light kareler içinde bulunan olumsuz etkilerin başında yer alır.

Dark karelerinlight karelerle aynı veya daha uzun süre pozlama süresi ile optik yol tamamen kaplı bir şekilde karanlıkta çekilmesi gerekir. Daha önce yaptığımız açıklamalarda da belirttiğimiz gibi dark karelerin de mutlaka light kareler ile aynı sıcaklıkta çekilmesi gerekir.

Tavsiyem dark kareleri light kareler çekildikten sonra değil light karelerin çekimi sırasında başta-ortada-sonda olacak şekilde üç set halinde çekmeniz daha sağlıklı sonuçlar verecektir.

Flat

Flat kareler kısaca optik yolun bir portresidir. Flat kareler optik yolda oluşan vignetting etkisi, sensörün ya da optik bileşenlerin (mercek, filtre, odak düşürücü vs.) üzerindeki toz zerreciklerinin oluşturduğu gölgelerin tespiti amacıyla çekilirler.

Dark ve bias karelerin aksine flat kareler ışıklı ortamda çekilirler. Flat karelerin çekilmesi için genellikle lightbox adı verilen ve zemini homojen aydınlatılmış ekipmanlar kullanılsa da  flat kareleri güneş doğarken ya da batarken güneşi arkanıza alarak doğrudan gökyüzünden çekebileceğiniz gibi, optik tüpün önüne beyaz bir t-shirt çekerek ya da laptop ekranında notepad ile boş beyaz bir sayfa açarak da çekebilirsiniz.

Flat kareler çekilirken mümkün olan en düşük pozlama süresinde yukarıda belirttiğimiz koşullarda çekim yapılır. Çektiğiniz light kareler ile orantılı olarak en az 20-50 arası flat kare çekmeniz tavsiye edilir. Flat kareler çekilirken dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da light kareler çekilirken kullanılan filtrelerin light kareler çekilirken de kullanılması gerektiğidir.

Pixinsight yazılımında diğer yazılımlardan farklı olarak işlem sırası (workflow) şu şekildedir:

  • Bias kareler ile master bias karesi oluşturulur.
  • Dark kareler ile master dark karesi oluşturulur.
  • Master bias karesi master dark karesinden çıkarılarak böylece master dark karesinin flat ve light kareler in optimizasyonu için hazır hale getirilmesi sağlanır.
  • Flat kareler de aynı light kareler gibi içinde dark ve bias gürültüsü barındırdığından bu gürültüle flat karelerden çıkarılır.
  • Bu şekilde elde edilen flat kareler ile master flatkaresi oluşturulur.
  • Her bir light kareden master bias ve master dark kareleri çıkarılır.
  • Daha sonra elde edilen bu light kareler master flat dosyası ile kalibre edilir.

Böylece toz, optik yoldaki izler, lekeler, termal gürültü, vignetting etkisi vs. gibi etkilerden arındırılan light kareler ileri düzeyde işleme için hazır hale getirilmiş olur.

Burada şunu belirtmek gerekir ki işlem sırası (workflow) her kullanıcı tarafından özelleştirilebilir, farklı ham veriler kullanılması nedeniyle herkes için değişiklik gösterebilir, özellikle entegrasyon ve istifleme sonrası Post-Processing adı verilen işlemlerin uygulanma sırası ve şekli birbirinden tamamen farklı olabilir. Programın esnekliği nedeniyle siz de kendinize en uygun işlem sırasını deneyim kazandıkça oluşturabilirsiniz.  Burada anlatılan işlem sırası tamamen şahsi deneyimlerim sonucu oluşturulmuş olup bağlayıcı nitelikte değildir.

BIAS VE DARK KARELERİN ENTEGRASYONU (IMAGE INTEGRATION MODÜLÜ)

Bias Karelerin Master Bias Karesine Dönüştürülmesi:

Menüden Process – All Processes – Image Integration yolunu izleyerek modülü açıyoruz.

px-115
Görsel-5: Bias kareler için Image Integration modülü ayarları (1)

 

  • Add files butonuna tıklayarak bias karelerimizi seçiyoruz.
  • Kombinasyon methodu olarak “Average” seçiyoruz.
  • Bias gürültüsünü içeren her bir bias kareden ana master bias karesi oluşturacağımız dikkate alındığında, gürültüyü kaybetmemek için “NO NORMALIZATION” seçili olmalıdır.
  • Weights kısmında “Don’t Care (all weights = 1)”  seçili olmalıdır.

Pixel Rejection(1) kısmında birleştireceğimiz kare sayısına bağlı olarak seçimimizi yapacağız. Burada dikkat etmemiz gereken:

  • Linear Fit Clipping 15 veya daha fazla kare
  • Winsorized Sigma Clipping 10-10 kare arası
  • Sigma Clipping 8-10 kare arası
  • Percentile Clipping 8’den daha az kare için seçilmelidir.

Diğer ayarları aşağıdaki gibi yapıp APPLY GLOBAL tuşuna basıyoruz ve master bias dosyamızın oluşmasını bekliyoruz.

px-116
Görsel-6: Bias kareler için Image Integration modülü ayarları (2)

 

İşlem bittikten sonra Integration “New” başlığıyla karanlık bir kare oluşacak. Bu görüntüyü STF Auto Stretch fonksiyonu ile optimize edip datanın görünebilir olmasını sağlayacağız. Bunu yapmak için:

Klavyeden CTRL+A veya process menüsünden ScreenTransferFunction modülünü açarak radyasyon işareti bulunan küçük düğmeye basarak da yapabilirsiniz.

px-117
Görsel-7: Oluşturulan MASTERBIAS dosyasının görünümü

 

Ortaya çıkan kareye dikkat ettiğinizde bu görüntünün içerisinde kamera çipi tarafından üretilen rastgele oluşmuş izler göreceksiniz.

Oluşturduğumuz bu kareyi master bias karesi olarak kaydetmemiz gerekiyor. Bunun için file menüsünden save as veya CTRL+SHIFT+S komutunu kullanarak MASTERBIAS ismiyle kaydedin.

SUPERBIAS MODÜLÜ :

Pixinsight, diğer yazılımlardan farklı olarak eldeki bias kareleri kullanarak sanki binlerce bias kare kullanılmışçasına yapay bir süper bias karesi oluşturmamızı sağlayan bir modül içeriyor. Bu modül tüm sensör alanı boyunca kameranın oluşturduğu çip gürültüsünü simüle ederek daha iyi sonuçlar almamızı sağlayan süper bias karesi oluşturuyor. 25-50 tane bias karesi kullanarak sanki 1000lerce bias karesini işlemiş gibi sonuçlar elde etmemiz mümkün.

Daha önce oluşturduğumuz MASTERBIAS dosyasını programla açarak Process menüsünden SUPERBIAS modülünü çaıştırıyoruz.

Modülün ayarlarında fazla bir değişiklik yapmamıza gerek yok. Sadece masterbias karesini oluştururken kullandığınız frame sayısına bağlı olarak 25 civarı kare için 7 multiscale layers, 25 ve üzeri için 6, 50 ve üzeri için 5 seçeneğini seçebilirsiniz.

Apply tuşuna basarak SUPERBIAS karemizin oluşmasını bekliyoruz.

Yukarıdaki ekran görüntüsünden de göreceğiniz gibi masterbias ve superbias karemiz yanyana geldiğinde arada çok fark olduğunu göreceksiniz. Az sayıda bias kare kullanarak sanki binlerce bias kare çekmiş gibi master dosyamızı oluşturduk. Bu kareyi de SUPERBIAS adıyla kaydediyoruz.

px-118
Görsel-8: MASTERBIAS ve SUPERBIAS karelerinin bir arada görünümü

 

MASTERBIAS veya SUPERBIAS karesinden hangisini kullanacağınız tamamen size kalmış. Deneme yanılma yöntemiyle hangisinin daha iyi sonuç verdiğine kendiniz karar vererek bundan sonraki aşamalarda seçtiğiniz kareyi kullanabilirsiniz.

Murat SANA (Astrofotoğrafçı)




Burçin’in Gökadası, Hanny’nin Nesnesi ve Evrenin Keşfi

Bildiğiniz gibi astronomi, amatör veya profesyonel, kendini yetiştiren ve çok çalışan hemen herkesin keşifler yapabileceği bir bilim dalı. ABD Minnesota Duluth Üniversitesi’nde doktorasını yapmakta olan Burçin Mutlu Pakdil‘in içinde yer aldığı ekibin Burcin’s Galaxy (Burçin’in Gökadası) adını verdiği galaksi üzerindeki keşifleri de, bu güzel örneklerden biri.

Burçin Mutlu Pakdil, Mithila Mangedarage, Marc S. Seigar, ve Patrick Treuthardt’ın hazırladığı ve yüksek lisans öğrencisi Pakdil’in baş yazarlığını yaptığı makale, PGC 1000714 olarak bilinen galaksinin keşfedilen yeni özelliklerini anlatıyor.

PGC 1000714, hoag tipi olarak bilinen halka şeklinde bir gökada. Pakdil ve ekibinin üzerinde yaptığı çalışmalar, bu galaksinin ilginç ve sık görülmeyen yapısını ortaya koyuyor. Buna göre, galaksinin çekirdek çevresini saran mavimsi dış halka sadece birkaç yüz milyon yaşında genç yıldızlardan oluşurken, daha içte yer alan kırmızımsı halka ise büyük oranda 5 milyar yaşın üzerindeki yaşlı yıldızlardan meydana gelmiş.

Burçin'in Gökadası
Pakdil ve ekibinin keşfettiği çift halka yapısı. (Telif: Ryan Beauchemin / Astronomi Diyarı)

 

Ekipte yer alan, Kuzey Karolina Doğa Bilimleri Müzesi’nden astrofizikçi Patrick Treuthardt, çekirdek çevresindeki bu şekildeki farklı yaş katmanının galakside iki farklı yıldız oluşum dönemi yaşandığının göstergesi olduğunu dile getiriyor.

Ekip, PGC 1000714 üzerine yaptıkları çalışmalarda bu halka yapısını keşfettikleri için, başarılı yüksek lisans öğrencisi Burçin Mutlu Pakdil’i onurlandırmak adına kendi aralarında galaksiye “Burçin’in Gökadası” ismini vermiş. Genç bilim insanlarının hocaları ve arkadaşları tarafından bu şekilde onore edilmeleri, yurt dışı üniversitelerinde sık görülen güzel bir davranış. Benzer uygulamaları ülkemizde de görebilmek çok güzel olurdu.

Elbette bu resmi bir isimlendirme değil, çünkü çalışma yeni bir galaksinin keşfini içermiyor. Önceden bilinen ve PGC 1000714 olarak numaralandırılmış olan galaksi üzerindeki inceleme ve çekirdek çevresindeki farklı yaş halkalarının keşfinden kaynaklanan bir başarı var. Çalışma arkadaşlarının yüksek lisans öğrencisi Pakdil’i gayretlerinden dolayı teşvik etme amaçlı, kendi aralarında zaman zaman kullandıkları, artık basına da yansımış olan bir isim; Burçin’in Gökadası.

Yani, yeni bir galaksinin keşfedilmesi veya galaksiye Pakdil’in adının resmi olarak verilmesi (yahut önerilmesi) söz konusu değil. Bilinen hoag tipi bir galaksinin incelenmesi ve çekirdek bölgesindeki halka yapısının ortaya çıkarılması üzerine bir çalışma söz konusu. 

Gerçek keşif için ise, Antalya Tübitak Ulusal Gözlemevi‘nde geçtiğimiz günlerde keşfedilen 100 (yüz) yeni galaksi ile ilgili haberimizi şuradan okuyabilirsiniz: http://www.kozmikanafor.com/antalyada-turk-bilim-insanlari-100-yeni-galaksi-kesfetti/

Yazı başlığımızda belirttiğimiz Hanny’nin nesnesi ise, amatörce astronomi ile ilgilenen genç bir öğretmen olan Hanny van Arkel‘ın yaptığı keşif sonucu kendi adıyla isimlendirilen çok uzaklardaki bir “nesne”…

200183_271066516373168_1720277846_n
Sol tarafta gördüğünüz yeşil devasa gaz bulutu; Hanny’nin Nesnesi…

 

Arkel, internette herkese açık olarak yer alan ve gökbilimcilerin araştırma için amatör astronomları teşvik ettiği arşivi incelerken bu nesneyi keşfetmiş. Nesneyi ilk farkeden kendisi olduğu ve amatör bir astronom olarak önemli sayılabilecek bir keşif yaptığı için, katalog numarası SDSS J094103.80+344334.2 olan bu gökcismine Hanny’s Voorwerp (Hanny’nin Nesnesi) adı verilmiş. İlgili yazımıza ve detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

Astronomi, elindeki imkanları boyutlarına bakmadan değerlendirebilen herkesin yeni keşifler ortaya koyabileceği bir bilim dalıdır demiştik. Örneğin, kuyruklu yıldızların büyük bir kısmı profesyonel astronomlarca değil, uzun geceler boyu sistemli biçimde gökyüzünü inceleyen amatör astronomlar tarafından keşfedilmiştir ve keşfedilmeye devam ediliyor.

Sizler de, basit bir teleskopla, dürbünle ya da çıplak gözle gökyüzünü inceleyerek veya internet üzerinden herkesin erişimine açılan muazzam büyüklükteki fotoğraf arşivlerini tarayarak astronomiye, dolayısıyla bilime katkıda bulunabilirsiniz.

Zafer Emecan

http://mnras.oxfordjournals.org/content/466/1/355#aff-1
http://www.astronomidiyari.com/yazi/burcinin-gokadasi/
http://phys.org/news/2017-01-extremely-rare-galaxy.html




Astrofotoğrafçılarımız: Tolga GÜMÜŞAYAK

Başarılı astrofotoğrafçılarımızı tanıtma ve kendi ağızlarından tecrübelerini sizlere aktarmaları gayesiyle yayınladığımız yazı dizimize, deneyimli astrofotoğrafçı Tolga Gümüşayak ile devam ediyoruz. Keyifli okumalar…

Eğer zor ise, tam bana göre…

İki sene önce televizyonda Neil Degrasse Tyson’ın sunduğu Cosmos programını seyrederken bir teleskop almaya karar verdim. Her zaman bir bilim izleyicisi olduğum halde bu zamana kadar uzay ile hiç ilgim olmamıştı. Bizim, yani insanların, esasında bildiğimiz her şeyin ölen yıldızların içinde demlendiğini öğrenip anlamak bana şiir okuyup ilham gelmiş gibi bir his verdi.

O gün bir teleskop almaya karar verdim.

gumusayak-33252
Kalifornia Nebulası’nın 7 saatlik poz süresi sonunda elde ettiğim görüntüsü. Detaylar: http://www.tolgaastro.com/north-america.html

 

Biraz araştırma yaptıktan sonra anladım ki, bir teleskop için kendi kendime belirlediğim 200$ bütçe yetmeyecek. Kullanılmış, ikinci el bir teleskop aramaya başladım. Yerel gazetede 254 mm çapında bir Meade LX200 buldum. 2.000$ istiyorlardı. O kadar param olmadığı halde yine de gidip bakmaya karar verdim. Hiç olmazsa bir bilgim olur.

Satıcının evi sanki bir malikane gibiydi. Araba ile evin bodrum katında manevra yapılıyor, o kadar büyük. Kapıyı çaldım, mini etekli uzun boylu bir kadın açtı.

Dedim “Sen delimisin? Tanımadığın insana evde tek başınayken kapı açılır mı böyle?”

Kadın; “Ama yukarıda tabanca var “dedi. “O zaman başka dedim çok iyi, hadi git al”. Kafamı salladım…

-Neyse, nerede teleskop?

-Aşağıda garajda, gel göstereyim dedi.

Garajda duruyordu.

-Çok güzel bir kutu ama nasıl çalışıyor? diye sorduğumda;

-Ben hiç bir şey bilmiyorum. Kocama doğum günü hediyesi aldım ama hiç kullanmıyor. Onun için satıyorum dedi.

-Şimdi çalışıp çalışmadığını bilmediğimiz bir alet için sana 2.000$ vermemi istiyorsun? 500$ veririm. Biraz düşündü ve “700$ ver al” dedi. Ben de hemen aldım.

Tolga Gümüşayak
Astrofotoğrafçılık, teleskop veya kamera başında, soğukta çok uzun saatler beklemeyi gerektiren zor, ancak keyifli bir hobidir.

 

Kutu 1 metre uzunluğunda koskocaman… Tripodun ayakları camdan sarkarak eve getirdim. O anda teleskopun hangi tarafından bakıldığını bile bilmiyordum. Kitabını okudum, kurdum, çok güzel çalışıyordu. Yaşasın!

New York şehirine çok yakın olduğum için ışık kirliliği çok kötü, çıplak göz ile hiç bir şey gözükmüyor Ay ve bazen parlak görülebilen gezegenler hariç. Çok okudum, internet üzerinden araştırmalar yaptım. Gidip en yakındaki astronomi kulübüne üye oldum ve anladım ki; eğer karanlık bir yere gitmezsem bu iş olmayacak.

Peki ya kamera kullansam nasıl olurdu? Hikaye işte böyle başladı. İki sene içinde her boş dakikamı adadım, bulabildiğim herkes ile konuştum, her kitabı okudum.

Şimdi New Jersey’nin karanlık bir köşesinde kendi rasathanem var ve bütün sistemi evden yönetiyorum ve her gün yeni bir şey öğreniyorum.

Son zamanlarda seminerler vermeye başladım. “Güzel” resim yapmadığım zamanlarda exoplanet arama, küçük çaplı spektroskopi, yeni ekipmanlar piyasaya çıkmadan test, bir kaç rasathanede danışmanlık ve yeni başlayanlara teknik destek veriyorum.

Bu, hayatınızdaki her bölüm için geçerli: Bir alanda ne kadar çok öğrenirseniz, tek anladığınız; daha bilmediğiniz ne kadar çok şey olduğu. Astrofotoğrafıçılık çok zor, ama tam bana göre.

Hakkımda daha fazla bilgi almak ve çalışmalarımı görmek için web sitemi ziyaret edebilirsiniz: http://www.tolgaastro.com/

Tolga Gümüşayak




Gök Cisimlerinin Açısal Büyüklüğünü Bulmak

Gökbilim kaynaklarının çoğunda; “uydumuz gökyüzünde 0.5 derece alan kaplıyor” ya da Orion Nebulası 10 derece alana yayılan bir bulutsudur biçiminde okumalar yapıyorsunuz (bazılarınız yapmıyor). Öyle ya da böyle, astronomi ile ilgileniyorsanız, “xyz derece kaplayan alan” kavramını bilmek zorundasınız.

Bu, aslında bildiğiniz 360 derecelik çember ile aynıdır. Gökyüzünü boydan boya çember biçimde 360 parçaya bölerseniz, her parça 1 derece olur. Tabi biz bir ufuktan diğer ufka en fazla 180 derecelik bölümünü görebiliriz.

İşte, gökyüzünü böyle açılara bölebiliyorsak, bir gezegenin, yıldızın veya herhangi objenin kaç derecelik alan kapladığı özel, havalı görünüşleri olan alangirli aletlerle ölçümlenip belirlenebilir. Ölçülen bu değere “açısal büyüklük” veya “açısal çap” denilir.

acisalcap47

Tabi böyle süper havalı görünüşlü aletleriniz olmadan da kabaca açı ölçümü yaparak gökyüzünde “kaç derecelik” bir alana baktığınızı ölçebilirsiniz. Kolunuzu dümdüz gökyüzüne doğru uzatın ve en üstteki fotoğrafta görüldüğü şekilde ellerinizi, parmaklarınızı biçimlendirin.

Örneğin küçük parmağınızın ucu, kolunuzu iyice öne uzattıktan sonra yaklaşık 1 derecelik alan kaplar. Yazımızın kapak fotoğrafındaki görselin alt kısımda ise konuyu iyice anlayabilmeniz için başka bir örnek verilmiş. “1 derece” 60’a bölündüğünde “ark dakika” dediğimiz daha küçük bir birime dönüşür.

1 ark dakikayı da yine 60’a böldüğünüzde “ark saniye”yi bulursunuz. En üstteki resimde (üzerine tıklarsanız) gördüğünüz bozuk parayı (Burada 1 Penny gösteriliyor ama, bizim 25 kuruş da olur) kendinizden 4 km öteye koyduğunuzda, bakış açınızda kapladığı alan “1 ark saniye” yani yaklaşık olarak 0.0003 derecedir. Bu açısal büyüklük konusuyla ilgili daha kapsamlı bir yazımız da mevcut. Dilerseniz buradan okuyabilirsiniz.

Gökcisimlerinin “gökyüzünde kapladığı alan” konusunu anladığınızı düşünerek, bazı gezegen ve yıldızların buradan baktığımızda ne kadarlık bir gökyüzü parçasını işgal ettiklerini örnekleyelim. Hoş, anlamamış olsanız da yine örnekleyeceğim:

• 640 ışık yılı uzaklıktaki Betelgeuse yıldızı> 0.04 ark saniye,
• 8 ışık yılı uzaklıktaki Sirius yıldızı> 0.006 ark saniye,
• 450 ışık yılı uzaklıktaki Ülker (Pleiades) yıldız kümesi> 20 ark dakika,
Neptün gezegeni> yaklaşık 2.2 ark saniye,
Venüs gezegeni> en yakın olduğu zaman 66, en uzak olduğu zaman 9.5 ark saniye,
Güneş> 0.5 derece (30 ark dakika) alan kaplar.

Belki biraz karışık oldu; ama bu kadar anlatabildim. Anlamayanlar sıkıntı yapmasın Barış Manço’da zamanında aynı dertten muzdaripmiş

Zafer Emecan




Yeni Başlayanlar İçin Teleskop 3: Aynalı Teleskoplar ve Ivır Zıvırlar

Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz refraktör (mercekli teleskop) dünyasını kendine uygun bulmayanların düşüneceği ikinci tür; aynalı teleskoplar, yani reflektörlerdir.

Reflektörler (Aynalı teleskoplar) çirkindir. Teleskobu hava atmak için alıyorsanız, bunu söyleyerek başlamalıyım. Reflektörler karışıktır: Kutusunu açtığınızda ilk verdiğiniz tepki bu ne lan? olur. Kılavuzunuz yoksa belki doğru düzgün kuramazsınız bile.

Prensip olarak şöyle işliyorlar: Görüntü yine refraktörlerde olduğu gibi bir tüpe giriyor fakat, teleskobun sonunda bu sefer mercek yerine bir parabolik bir ayna olduğu için geri yansıtılıyor. Yansıtılan görüntü ışığın girdiği yere yakın bi yere, 45 derece eğim yapacak şekilde konuşlandırılan ufak bir aynaya çarparak bir deliğe yönlendiriliyor (gözmerceği – oküler – eyepiece, meşrepinize göre birini seçin). İşte o delikten sen bakıyorsun. Bunu tam 300 sene önce Newton diye bi adam düşünmüş yapmış, sen hala kahvede okey oynuyorsun.

Reflektörlerin avantajlarını sayalım bi hele

1- Bi kere bunlar bildiğin ayna. Yapımı büyük paralara gelmiyor merceklerdeki gibi. Bu nedenle de bunların hayvan gibilerini alabiliyorsun. Merceklilerde 3″ (inç) alabileceğin paraya 7-8 inç aynalı alabilirsin. Ya da merceklilerde 4″ apokromat alacağın parayla 12″-14″.

Newton türü bir teleskobun yapısı
Newton türü reflektör bir teleskobun yapısı

 

40 inçlik 2-3 katlı bina yüksekliğindeki aynalıların sana maliyeti ise 35-50 bin liraya gelirken, inanır mısın sevgili kozmik okuru; o paraya satılan mercekliler bile hala 4-5 inç’te (onlar hayvan gibi iyi de o başka mesele). Aperture‘un ne işe yaradığını zaten önceki yazılarımızda söyledik: Ne kadar büyükse o kadar çok şey, o kadar çok detay görürsün. Sönük cisimleri görmek istiyorsan aperture’u artırman şart, yani bir aynalı icap ediyor.

2- Bunlarda mercek olmadığı için renk sorunu yaşamazsın. En dandiğini bile alsan, elinde misler gibi apokromat bir refraktör taşıyor gibi oluyorsun.

Dezavantajları ise çok kritik şeyler olmasa bile malesef bol

1- Bunları kurmak zor, sen yeni başladığın için bu önemli bi eksik. Kafayı bile yersin belki söyliyim…

2- Bakımı uğraştırıyor. Aynanın önü hava alıyor, buradan ister istemez zamanla toz geliyor. Ben diyim 1, sen de 2 yılda bir bu aynanın üzerindeki tozların alınması icap ediyor. Aynayı temizlemek ise, eğer parayı bol verdiysen ciddi ciddi popo istiyor. Kesinlikle dokunmaman lazım, silmeyi filan zaten unutacaksın.

Aynası, yani gözleri her türlü tehlikeye açık biçimde tasarlanmış James Webb Uzay Teleskobu.
James Webb Uzay Teleskobu bile reflektör. Hoop neyşınıl coğrafik! Hani uzayda mikrometorlar çok tehlikeliydi, kırılmayacak mı bu ayna?

 

Ya elin titreye titreye internetten öğrendiklerini uygulamaya çalışacaksın, ya vazgeçip tozlu bir aynayla gittikçe kötüleşen görüntüye rıza göstereceksin, ya da paketleyip servise yollayacaksın temizlesinler diye. Bir de aynanın sırı zarar görüyor zamanla onu da bikaç yılda bir kaplatman gerekecek.

3- Dibindeki aynayı zaten kendin kuruyorsun. Bunun ise tam düz olup olmadığını anlamak için kolimasyon denen düzeltme işlemini yapman lazım. Bunu da bir kereye mahsus yapmayacaksın. Eğer teleskobu bi yerden bi yere taşıdıysan, bi şekilde o dipteki ayna hafif oynamış olabiliyor. Kontrol etmen lazım arada sırada (burada kolimasyonu anlatmayacağım şimdi, önce teleskobunu al).

Ayarını elle göz kararı yaptığın için milimetrenin onda birlik bir sapmasında bile görüntüde bozulma gerçekleşebilir, o ufak kusura katlanacaksın (aslında elle ayarını her yaptığında o kusuru farketmezsin ama jüpiter üzerinde bir uydunun gölgesi gibi minicik detayları arıyorsan eğer kolimasyondaki ufak bir sorun gölgeyi görememene neden olabilir). 

Aynalı Teleskoplar
Bu da el yapımı reflektör teleskoplar. Kozmik Hanım Nurcan Örtügen Gök yapıyor. El yapımı, miss birinci kalite 😉

 

Gerçi bunu böyle uzun uzun anlatınca felaket gibi gelebilir, anlatmaya çalıştığım şey %100 kolimasyonu sağlayamayacak olman. Ama %97-99 yapıyorsun ve bu sana genelde yeter de artar zaten. %100 kolimasyon refraktörlerde var, o yüzden de daha netler. “Şu kadarcık alet niye bu kadar pahalı” dediğin aynalı teleskoplar var ya, hah işte onlarda kolimasyonla falan uğraşmana gerek yok.

4- Görüntü aynadan yansıtıldığı için ters göreceksin nereye bakarsan bak. Afallama. Bu yüzden yeryüzü gözlemi yapamazsın, yani yaparsın ama biraz maymunluk yapman gerekir ki, onu daima yapamazsın gözlerken… Zor yani kendimden biliyorum. Uzayı gözlerken genelde ters görmek hiçbir şey farkettirmiyor ama, merak etme. Satürn’ü ters görsen anlayacaksın sanki!

6inch_750mmtelescope_621114-1

Tek zorluk, sağa sola hareket ettirirken biraz alıştırma gerektirmesi. Mesela teleskobu sola çekerken gördüğün şeylerin sağa kayması gerekir ama onlar da sola kayıyor. Yukarı kaldırıyorsun, görüntü de tepeye kayıyor filan. Alışacaksın…

5- bunların ikincil aynaları ışığın girdiği yerde durduğu için biraz ışıktan yiyorlar. Yani 4″lik bir refraktör (mercekli), 4″lik bir reflektörden (aynalı) daha çok ışık topluyor. Ama tabi, aynalıda daha büyük aperture olduğu için teleskobunuz büyüdükçe bu etki azalır.

Aynalı teleskoplarla ilgili bilmeniz gerekenlerin tamamı bu kadar. Niçin? Çünkü siz yeni başlıyorsunuz ve işinize yarayacak tüm bilgiler bunlar, daha fazlasına gerek yok. Çünkü, deneyimli bir gözlemci olsanız, burayı okumazsınız, niçin okuyasınız ki? Oturur, kendiniz yazarsınız, anlatırsınız. Neyse…

Diğer tiriviri teleskop teknik özellikleri, detaylar vs vs

Odak uzunluğu (focal lenght):

Bunun ne olduğunu bilmenize pek gerek yok. Sizin iki işinize yarayacak sadece:
1- Teleskobunuzun f oranını bulmaya (birazdan geçecem)
2- Kullanacağınız göz merceklerinin ne kadar büyütme yapacağını hesaplamaya

Birinci direkt şöyle bulunuyor: Teleskobunuzun odak uzunluğunu, aperture’a bölüyorsunuz. Tabi odak uzunluğu genelde milimetre olduğundan, aperture’u da milimetre olarka hesaplamanız lazım. Mesela 1.000 milimetre odak uzunluğu olan bir teleskobun 200 mm, yani 8″ bir aynası varsa; f oranı 1.000/200 = 5’tir. Yani f5 bir teleskobunuz vardır. Bunun ne anlama geldiği ise oldukça önemli ve bir sonraki konumuz o olacak.

Farklı boyutlarda göz mercekleri
Farklı boyutlarda göz mercekleri

 

İkincisi göz mercekleri: Şimdi bu kadar laftan sonra söylemenin sırası mı bilmiyorum ama, teleskopta görüntüyü görmek için öyle gözünüzü deliğe sokmuyorsunuz. Oraya bir göz merceği sokup onunla bakmanız icap ediyor. Soktuğunuz gözmerceğinin odak uzunluğu ise yapacağınız büyütmeyi etkiliyor. Yani, bir teleskopla yapabileceğiniz büyütmenin teoride bir sınırı yok.

Büyütmeyi yapanlar gözmercekleri (eyepiece, oküler) çünkü. Mesela üstteki teleskop örneğini kullanalım, 1.000 mm odak uzunluğu var teleskopta. Şimdi siz buna 20mm’lik bir eyepiece takarsanız gördüğünüz görüntü 50 kat büyüktür. 10mm’lik takarsanız 100 kat büyütürsünüz vs… Büyütmenin ne olacağını eyepiece belirler kısacası. Ama anlaşılacağı gibi bir eyepiece’in ne kadar büyüteceği üzerinde yazmaz. Deminki örnekte 50 kat büyüten 20mm’lik merceği alıp da 2.000mm odak uzaklığı olan teleskoba takarsanız, büyütmesi 100 kata çıkar.

F (ya da küçük f, ikisi aynı şey) oranı:

Teleskoplarda önemlidir. F oranı ne kadar düşükse bir teleskop o kadar “hızlıdır“. Hızı şurdan gelir: Eğer bir fotoğraf makinesini, mesela f5’lik bir teleskoba bağlayıp 30 dakika pozlama yaparsanız, elde edeceğiniz görüntünün aynısını almak için f15’lik bir teleskopta 1,5 saat pozlama yapmanız gerekir. Yani niyetiniz fotoğraf çekmekse, genelde f oranı düşük teleskoplar işinizi daha çok görür (f oranının nasıl hesaplanacağını tepede belirttim). Gerçi günümüzde focal reducer denilen parçalar satılıyor bunları takarsanız f10 olan teleskobunuz f5’e filan dönüşüyor ama, biraz pahalı tabi bunlar.

Fakat bu demek değildir ki f oranı ne kadar düşükse o kadar iyidir! F oranının düşük olmasının önemli bir dezavantajı vardır; eğer bahsedilen teleskop aynalı teleskop, yani bir reflektör ise (ki zaten refraktörlerde f oranları her zaman yüksektir o ayrı) f oranı düştükçe sweet spot denilen nokta ufalır. Sweet spot, gözmerceğinden baktığınızda görüntünün en net olduğu tam orta noktasıdır. Kenarlara baktığınızda görüntünün hafiften bozulduğunu görürsünüz. İşte f oranı düştüğünde bu sweet spot daralacak, böylece baktığınız objeyi tam ortaya getirme gereksinimi artacaktır.

Bir dobson türü kurgu
Bir dobson türü teleskop

Bu sorun dobson türü teleskop kullananlarda doruk yapar. Çünkü dobsonlar doğaları gereği f4 – f6 arasında f oranları taşırlar (teleskoplar f4 ila f20 arasında değişir hep) ve çok hızlı oldukları için görüntü kenarlara doğru hafiften bozulmaya başlar (kimisi bu sorun yüzünden gözlem yapamayacak kadar rahatsız olurken kimisi farketmez bile, yine gözünüzün yapısına kalmış aslında durum). Dobsonlar bir de motorlu olmadıklarından görüntü mercekte akar gider ve objeyi sweet spotta tutturmak zorlaşır. Dobsonların büyük bir sorunu da budur..

Not: Bu sorun çözümsüz değildir, oldukça pahalıya da gelse 300 dolar civarında bir paraya ufak bir parça takarak sorundan kurtulabilirsiniz..

F oranının düşük olmasının bir başka dezavantajı da şu: Görüntü bozulmaya daha elverişli olduğundan, ortaya çıkabilecek sorunları yok etmek için biraz pahalı ve kaliteli göz mercekleri satın almak zorunda kalacak olmanız. F oranı yüksek bir teleskopta ucuz bir göz merceğiyle sorun yaşamamak mümkünken, f oranı düşük olduğunda kusurları örtmek için kalitesi yüksek ve pahalı bir göz merceği kullanmak zorunda kalırsınız.

Bir not daha: Göz merceklerinden mecburen bahsetmiş olduğuma bakmayın. Bunu yazı dizisinin en sonlarına saklıyorum, epey uzun bir konu çünkü. Kendim de bir dobson sahibi olarak önemsediğimden özen göstermek istiyorum o konuya.


Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT


 Bu yazı, dashing isimli yazar tarafından ilk olarak ekşi sözlük’e entry olarak girilmiş, yıllar sonra buraya aktarılmıştır.