KOZMİK ANAFOR
Astrobiyoloji Kozmik Anafor Arşivi

Evrende Yalnız Mıyız?

Source: wallhere.com
Source: wallhere.com
Yaklaşık Okuma Süresi: 4 Dakika...

Büyük Patlama’dan iki milyar yıl sonra galaksiler meydana gelmiştir. Galaksiler; yıldızlar, gezegenler ve yıldızlararası maddeden oluşmaktadır. Büyük Patlama’dan on milyar yıl sonra ise yaşam kaynağımız Güneş, Samanyolu Galaksisinde dokuz gezegenle var oldu. (Plüton hakkında hala tartışmalar yaşanmaktadır.)

Güneş, Samanyolu galaksisinde ki 200 milyon yıldızdan sadece biriydi. Gezegenimiz Dünya ise diğer sekiz gezegenden farklı olarak üzerinde yaşam barındıran tek gezegendir. On beş milyon yıl süren evrim sürecinde, ilkel bir hücreden oluşan insanlığın araştırmaları arasında bulunan bir konu var; “Evrende yalnız mıyız?”

Dünya üzerinde ki yaşamın bugünkü halini alması için evrenin on beş milyon yıl dünyanın ise 4.5 milyar yıl yaşlarına ulaşması gerekti. Dünya’da ilk ilkel canlının ortaya çıkması 1 milyar yıl sürdü ve kalan 3.5 milyar yılda ise ilkel bir hücreden çok çeşitli türler oluştu. Dünya üzerinde bu denli zengin ve bu kadar karışık türlerin oluşması için büyük patlamadan bugüne kadar geçen sürenin yeterli olup olmayacağı konusunda şüpheler mevcuttur. Bu şüpheler yaşamın uzayda dayanıklı bir bölgede başlayıp Dünyaya gelmiş olabileceği görüşünü ortaya çıkarmıştır. Son zamanlarda Dünya üzerine düşen göktaşları incelendiğinde üzerinde bulunan moleküller bu görüşe kanıt niteliğinde bir güç vermiştir.

“Evrenin başka bir yerinde yaşam olabilir mi?” sorusuna verebileceğimiz en nitelikli cevap, “Olmaması için hiçbir sebep yok.” olacaktır. Gezegenimiz Dünya 3.5 milyar içinde bugünkü zenginliğe ulaştıysa, diğer pek çok gezegende de yaşam oluşmuş ve zenginleşmiş olabilir. Hatta evrimlerini tamamlamış ve yok olmuş bile olabilirler.

Fotoğraf telif: pixabay.com

 

Bizim bildiğimiz yaşam türü sadece Dünya üzerinde olan yaşam türüdür. Farklı ve çok sayıda yaşam türü var olabilir. İnsanlık, henüz bu yaşamlarla karşılaşmamıştır. Bildiğimiz canlı türlerinin yaşayabilmesi için ilgili gezegen Dünya benzeri özelliklere sahip olmalıdır. Dolayısıyla bu gezegende ilk ve en önemli koşul olarak su, sıvı fazda bulunmalıdır. Sıcaklığın ise suyun sıvı fazda kalabilmesi için uygun derecede olması gerekmektedir.

Bir gezegenin bizim yaşam türümüzde bir yaşama ev sahipliği yapması için bir diğer koşul ise kendi yıldızından gelen ve ölümcül olan radyasyonlardan koruyacak bir atmosfer ve manyetik alan bulundurması gerekmektedir. Pek tabii bu koşullar, Dünya benzeri bir yaşam türünün koşullarıdır. Farklı bir gezegende farklı bir yaşam türüne sahip canlılar var olabilir.

Dünyanın yaşam şeklinin ve Dünya üzerindeki türlerin referans alınmasının sebebi, Dünya üzerindeki yaşam şeklinden başka bir yaşam şeklinin en küçük bir belirtisine dahi rastlamamış olmamızdır. Evrende farklı yaşam türleri ve farklı zeka düzeyinde canlılar olabileceği yorumunun yapılıyor olmasını sağlayan en kuvvetli dayanak, evrende trilyonlarca yıldız ve gezegenin var olmasıdır.

Canlıların hücre sıvısının okyanus suları ile aynı özelliklere sahip olması bize, Dünya üzerinde ki canlı yaşamının okyanuslarda gelişmiş olduğunu kanıtlamaktadır. Suyun bulunmadığı bir ortamda insan yaşamı düşünülemez. Çünkü katı fazda bir yaşamın bulunma ihtimali yoktur. Katı maddelerde moleküller, birbiri ile temas halindedirler. Birbirine temas eden bu moleküller arasında yaşamı yürütecek olan kimyasal reaksiyonlar çok yavaş gerçekleşmektedir.

Güneş sistemin gezegenleri arasında Dünya ve Dünya üzerindeki yaşam referans alındığında, yüzeyinde yaşama elverişli koşulları olan hiçbir gezegen bulunmamaktadır. Ancak kesin olmamakla birlikte yaşam bulunmayan bu gezegenlerde canlılar evrimlerini tamamlamış ve yok olmuş olabilirler. Çok uzak gezegenler düşünüldüğünde ise farklı yaşam koşullarında farklı canlılar bulunabilir. Trilyonlarca yıldız ve bir o kadar gezegenin bulunduğu evrenin tek sahibi biz insanlar olmayabiliriz. Kim bilir, belki bir gün çok uzaklardan,”Merhaba uzaylı, biz dostuz” mesajı alabiliriz…

Hazırlayan: Sultan Kış
Editör: Kemal Cihat Toprakçı

Hep Daha Fazla Okumak Gerek