Dünya Popüler Bilim Tüm Yazılar

Garip Ama Gerçek: Dünya Yuvarlak Değildir!

Uzaydan çekilen sayısız fotoğraflar bize Dünya’nın yuvarlak olduğunu gösterir. Astronotlar dünyamızı mavi misket olarak isimlendirmişti ancak ne yazık ki kandırıldığımız görülmektedir. Gerçek şu ki dünya tam olarak mükemmel biçimde yuvarlak değildir.

Bu arada, yukarıdaki görsele bakıp aldanmayın, o görsel, gezegenimizin yüzeyindeki kütleçekim değişimlerinin aşırı biçimde abartılmış bir gösterimidir. Dünyanın şekli falan değil. Bu yazıyı okuyup Dünya’nın şeklinin böyle olduğunu sananlar oldu, şaştık kaldık.

Bu tabi ki dünyanın düz olduğu anlamına gelmez. Colombus açık denizlere yelken açmadan önce Aristo ve diğer antik yunan bilginleri Dünya’nın yuvarlak olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bir dizi gözlemlerle, örneğin yola çıkan gemiler sahilden uzaklaştığında sadece küçüldüğü görülmemiştir adeta ufukta batan bir görünüme sahip olduğu ve tahmin edebileceği gibi ancak bir topun üzerinde hareket eden bir nesnenin böyle görüneceği anlaşılmıştır.

Dünyanın mükemmel bir küre olmadığını ise ilk olarak Isaac Newton dile getirmiştir. Dünyanın kutuplardan basık bir sferoid şekline sahip olduğunu ileri sürmüştür. Sferoid, jeodezide ve bir çok çalışmada kolaylık sağlaması açısından düzenli bir yüzey elde etmek amacıyla, yerkürenin kutup ekseni boyunca dönmesi ile oluşan yüzeye denir. “Dönme elipsoidi” olarak da tanımlanır (Sferoid ; dönme etkisiyle oluşan kutuplardan basık ekvatorda şişkin bir görünüm olarak da tanımlanabilir). Ve Isaac Newton yanılmamıştı, çünkü ekvator yarıçapı kutuplar yarıçapından yaklaşık olarak 21 km daha uzundur.

Arizona Üniversitesindeki Jeolog Vic Baker; Dünya’nın çelik gibi sert bir yüzeyden oluşmasına karşıt olarak, çok az bir esnekliğe sahip olduğunu söylüyor. Bu esnekliğin yeryüzü şeklinin çok az deforme olmasına, yani dönen bir oyun hamuruna yakın bir esnekliğe benzediğini de belirtiyor.

Ancak dünyamız kusursuz bir spheroide sahip değildir çünkü yoğunluk düzensiz bir şekilde yeryuvarına dağılmıştır. Florida Üniversitesindeki Jeolog Joe Meert’ın araştırmasına göre; yoğunluğun büyük bir konsantrasyonu güçlü yerçekim kuvvetinin etkisiyle yerkürede çıkıntılar (tümsekler) meydana getirmiştir.

Yeryüzü şekli diğer dinamik faktörlerin etkisiyle de değişmektedir. Yoğunluk bu yerçekimi anomalilerini (gravite anomalileri) değiştirerek, gezegenin içinde kaydırır. Levha tektonik hareketleri nedeniyle dağlar ve vadiler oluşur veya kaybolur. Sadece Ay ve Güneş’in çekim kuvveti etkisi değil, gezegenimizin kendi çekim kuvveti de yeryüzünün şeklinin değişmesine etkendir.

Ayrıca okyanusların ve atmosferin kütle değişimi nedeniyle yerkabuğunda deformasyonlar meydana gelir. California’da Jet Propulsion laboratuvarındaki jeofizikçi Richard Gross’un gözlemlerine göre, son buzul çağında yeryüzüne büyük buz plakaları oturmasından doğan etki ile manto ve yer kabuğundan geri sekme etkisiyle her yıl 1 santimetre yukarı yükselmektedir (etki-tepki kuvveti).

Dünya, düzensiz dağılımlı bir yoğunluğa sahiptir. Bütün yeryüzünün kendi ekseni etrafında dönmesiyle beraber yoğunluğu ekvator boyunca sağlamak amacıyla oluşan bu işleyiş, kutupsal dolaşım olarak adlandırılır.

Bilim insanları gezegenimizdeki değişimleri izlemek için yeryüzünde bulunan binlerce GPS alıcılarını kullanır ve bu gözlemler milimetre bazındaki yükseklik değişimlerini tespit etmektedir. Bu değişimleri gözlemeye yarayan diğer metot ise SLR (Satellite Laser Ranging)’dır. Yeryüzünde bulunan istasyonlar ile alıcıları arasında gerçekleştirilen bu metodda, yörüngelerdeki uydularla eş zamanlı olarak Dünya’daki yoğunluk dağılımları ve gravite anomalilerindeki değişikler tespit edilir.

Diğer yöntemlerden VLBI (Very long baseline interferometry) tekniği de hala kullanılmaktadır. Yeryüzündeki radyo teleskopları ile gerçekleştirilir. Radyo teleskoplar; elektromanyetik tayf bölgesindeki dalgaları yakalayıp kuvvetlendirerek gözlem yapmak için kullanılan çanak şeklinde antenlerden oluşmuş alıcı veya alıcılardır. Radyo teleskop alıcısı radyoyla hemen hemen aynı işi görür. Radyo teleskobun radyodan farkı, kozmik cisimlerden gelen yayının çok zayıf olmasıdır. Bu da gelen yayının yüz milyon kattan daha fazla kuvvetlendirilmesini gerektirir. Bu yüzden radyo teleskop alıcıları daha duyarlı yapılmak zorundadır. Antenin büyüklüğü yani dalgaları toplayan alanın büyüklüğü önemli olduğu için radyo çanakları olabildiğince büyük yapılmaya çalışılır.

Dünyanın tam olarak mükemmel bir yuvarlak olmadığını anlamak çok fazla teknolojiyi gerektirmez, sadece biraz çaba ve ekipmanla dünyanın gerçek şeklini belirleyebiliriz. Ki, yüzyıllar önce Newton gibi bilim insanları bu durumu kolayca farkedebilmişti. Tıpkı Dünya’nın düz olmadığını binlerce yıl önce farkeden ve çevresini dahi ölçen Antik Yunan bilginleri gibi.

Not: Üstteki abartılı görünen fotoğraf, yeryüzünün kütleçekim dağılımını göstermek üzere hazırlanmış gerçekçi bir benzetimdir. Temel olarak, yeryüzünde yerçekiminin düşük ve yüksek olduğu bölgeleri gösterebilmek üzere oluşturulmuştur. Dünya’nın uzaydan çekilen bir fotoğrafı veya sanıldığı gibi “okyanuslar çıkarıldığında görülen gerçek şekli” değildir. Okyanusları tümüyle boşaltsanız dahi, yeryüzü şu an olduğu gibi yuvarlak görünürdü. Daha detayla bilgi için buraya bakabilirsiniz

İpek Sarıbaşak

Kaynak: Scientific American

 

Hep daha fazla okumak gerekir...

Yazar Hakkında

Zafer Emecan

Bir astronomi işçisi. Kozmik Anafor’un kurucusu, her şeyi ve hiçbir şeyi. Alakasız üniversiteler bitirmiş olmasına rağmen, içinden atamadığı gökbilim sevgisini kaleme, klavyeye, araştırmalara dökmeye çalışan, haddini bilen, ama bazen aşan amatör bir bilimci.