Kayseri’de Türkiye’nin İlk Radyo Astronomi Çalışmaları Yapılacak!

Ülkemizde havacılığın merkezi olarak bilinen Kayseri şehri, aynı zamanda Türkiye’nin ilk ve tek radyo teleskobuna da ev sahipliği yapan şehir konumunda. Yakında, Türkiye’nin Radyo Astronomi alanında da merkezi olmaya hazırlanıyor.

Erciyes Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. İbrahim Küçük‘ün yaptığı açıklamada, üniversite bünyesinde yer alan radyo teleskobun, artık akademik çalışmalar ve araştırmalarda kullanılmaya hazır hale geldiği belirtiliyor.

Prof. Dr. İbrahim Küçük’ün önümüzdeki süreçle ilgili açıklamalarının yer aldığı ve Yrd. Doç. Dr. Nur Filiz Ak‘ın radyo gözlemevini tanıttığı videoyu izleyip daha fazla bilgi alabilirsiniz:

Radyo Astronomi, gökcisimlerinden gelen ve optik teleskoplar yoluyla algılanması mümkün olmayan ışık dalga boylarının incelendiği, astonominin önemli bir alanıdır.

Önemli bir teknoloji ve bilgi birikimi gerektiren bu alanda çalışmaların yapılabilmesi için, Erciyes Üniversitesi bünyesinde uzun yıllardır araştırma ve geliştirme faliyetleri sürdürülüyordu. Şu anda kullanıma hazır haldeki 12.8 metre çaplı radyo teleskop ile, uzak galaksilerden gelen ışımalar, kuazarlar ve pulsarlar gibi radyo dalga boyunda aktif olan gizemli gökcisimleri gözlemlenip, uluslar arası alanda yapılan gözlem ve araştırmalara ortak olunabilecek.




Bremsstrahlung Işıması

Temel fizik ve astronomi ile yakın olmayanlar için ismi çok havalı görünüyor ama, nedir bu Bremsstrahlung ışıması? Ne kadar önemli bir bilgi?

Günümüzde bilgilerimizle ve gelişen teknolojiyle beraber artık müon, tau, pion, elektron, pozitron gibi atom altı parçacıkları tespit edebiliyor, inceleyebiliyor ve evrenin sırları hakkında bize bilgi vermelerini sağlıyoruz. Tabi bazı parçacıklar kendilerini ele vermek için çok istekli olmadıklarından dolayı, teorik olarak ortaya koyduğumuz bu parçacıklarla deneysel alana geldiğimizde saklambaç oynuyoruz. Teorik olarak özellikleri ve etkileşime girmesi beklenen temel kuvvetler ortaya konulduktan sonra, nasıl tespit edilebilecekleri üzerine kafa yorulup uygun teknolojik aletler yapılıyor. 

Parçacıkların tespit edilebilmesi için en etkili yöntemlerden biri elektromanyetik kuvvet ile etkileşimlerine bakmaktır. Bunu negatif  veya pozitif yüklü parçacıkların birbirlerine uyguladıkları itme-çekme kuvveti olarak tanımlayabiliriz. Yüklü parçacıklar, birbirleriyle elektromanyetik kuvvet ile etkileşirler. Atom altı evrende keşfedilen ilk parçacıklar olan Proton ve Elektron bu etki sayesinde bulunmuştur. Fakat onların keşiflerinden önce, birbirleriyle etkileşimlerinin bir ürünü olan X-ışınları gözlemlenebiliyordu.

rontgen
1895 yılında Wilhelm Roentgen X-ışınları ile deneyler yapıyordu.

Klasik elektromanyetik teoriye göre, serbest dolaşan parçacıklar ivmelenmeye başladıklarında enerjileri değişir ve ışıma yaparlar. Yüksek enerjili elektronların yaptıkları bu ışımalara genellikle X-ışınları demekteyiz. Bu enerji değişiminin özel adlarından biri Bremsstarhlung ışıması’dır. Yüksek hızlı elektronların atom ile karşılaşıp onun etkisi ile yavaşlamaları sonucu meydana gelir. Almanca olan bu kelimenin anlamı Frenleme Işıması‘dır ve X-ışını üretiminde karşılaşılan üç durum arasında en yaygın olanıdır (Bazı kaynaklarda beyaz ışıma olarak da geçer).

Sürecin nasıl işlediğini anlatacak olursak; yüksek hızlı elektron demeti bir atoma doğru ilerlediğinde çoğunlukla atomun (+) yüklü çekirdeği ile etkileşime girer. (Çünkü, çekirdekteki yük yoğunluğu, etrafındaki elektron bulutuna oranla daha fazladır ve çekirdek, (-) yüklü elektronu çeker.)

main-qimg-d4d1fd72527292344e4ead0a8d5df680
Çekirdeğe yakından geçen elektron daha çok etkilenir.

Gelen elektron’u kendisine doğru çekmeye başlayan (+) yüklü çekirdek, elektron’un ivmeli bir hareket yaparak rotasından sapmasına neden olur ve elektron enerji kaybettiği için yavaşlar. Elektronların çekirdeğe yakınlığı, etkileşimin gücünü etkileyen bir faktördür. Eğer elektron çekirdeğe çok yakından geçiyorsa rotası daha çok sapar ve daha çok enerji kaybeder. Mesafe daha fazla ise, etkileşim gücü azalacağı için daha az enerji kaybeder.

Elektron bu süreçte kaybettiği kinetik enerjiyi (hareket enerjisini) foton olarak salar, yani ışıma yapar. Ne kadar enerji kaybettiyse, o kadar enerjiye sahip olan foton ortaya çıkar.

Fotonların enerjisini E=h.f olarak tanımlıyoruz. h planck sabiti olduğu için, yani değişmediği için (E) enerjinin yoğunluğu (f) frekansa bağlı olmakta. Yani elektron ne kadar çok enerji kaybettiyse, ortaya çıkardığı fotonun frekansı da o kadar yüksek olur. Bu da bize, ortaya çıkan X-ışını’nın gücü hakkında bilgi verir. (Bu olay sonucunda ortaya çıkabilecek en güçlü X-ışını, elektron’un bütün kinetik enerjisini kaybetmesiyle olur.)

tayf
Frekans arttıkça fotonların enerjileri artar, dalga boyları azalır.

Bremsstrahlung ışımasının ilginç özellerinden biri ise, ışık spektrumunda meydana geldiği bölgede emisyon/absorbsiyon çizgileri oluşturmamasıdır. Bunun nedeni; çekirdeğe doğru gelen elektron demetinde, elektronların çekirdeğe aynı uzaklıklarda yaklaşmamasıdır. Yukarıda anlattığımız gibi, çekirdekle farklı uzaklıklarda etkileşime girip enerji kaybeden elektronlar, farklı dalga boylarında Bremsstrahlung ışıması yapmaktalar. Her etkileşim belli bir frekansta ışımaya sebep olmakta. Birçok elektron, ufak farklılıklarla etkileşime girdiği için, spektrum çizgileri oluşmamakta, X-ışınlarının bu bölgesinde sürekli spektrum gözlemlenmekte.

Bremsstrahlung
Chandra teleskobuyla çekilmiş bu fotoğraflarda Perseus ve Virgo galaksi kümelerinin X-ışını yayımı görülmekte.

Bilimin en güzel yönlerinden biridir ki; atomlarda meydana gelen bu küçük olaylar, evrenimizdeki büyük yapılar hakkında bize ışık tutarlar. Her bilgi birbiriyle içi dışlıdır. Fizikte keşfettiğimiz bu olay, astronomide; evrenin farklı fotoğraflarında da karşımıza çıkar. Bremsstrahlung ışıması iyonize gaz bölgeleri olan bulutsularda ve galaksi kümelerindeki sıcak bölgelerde yani gökyüzündeki X-ışını kaynaklarımızda da karşılaştığımız bir olay.

X-ışınlarının daha çok üretildiği sıcak yerler fotoğrafta açık renkli olan bölgeler. Galaksi kümelerindeki sıcak gazların merkezden uzaktaki dağılımı ve ortamdan kaybolmamaları, bu kümelerde görebildiğimizden çok daha fazla madde olduğunu ortaya koyuyor ki buna Karanlık Madde denilmekte.

Taylan Kasar & Merve Yorgancı

Kaynaklar:

Atom Molekül ve Çekirdek / Dr. Cemil Şenvar, Hacettepe üniversitesi yayınları

Bremsstrahlung radiation /COSMOS – Astronomi SAO Ansiklopedisi > B

Nükleer Fizik II Bölüm. Bölüm 12. Radyasyonun Madde ile Etkileşimi / Prof.Dr. Ahmet Bozkurt, Harran Üni. Fizik Bölümü

X-ışınları / Modern Fizik – Murat Ceppi

Filtrelemenin X-ışını Spektrumu Üzerindeki Etkileri ve Simülasyonu/ Didem Gümüşçü

Parçacık Kinematiği I / Yrd. Doç. Dr. Nilgün DEMİR, Uludağ Üni. Fen- Edebiyat Fak.Fizik Bölümü

Evrenin Kısa Tarihi / Joseph Silk

Radyasyon Fiziği / Doç. Dr. Hüseyin Aytekin – Fen-Edebiyat Fak. Fizik Bölümü

Parçacıkların Maddeyle Etkileşimi/  Erkcan Özcan, Boğaziçi Üniversitesi


teleskoplar-2254-2-meade

Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz.
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT




Astronomi Neden Gerekli?

Gökyüzü herkesi heyecanlandırmayabilir. Herkes gökcisimlerini gözlemlemek, takip etmek için istekli olmak, Astronomi ve Uzay Bilimleri ile ilgili olmak zorunda değildir.

Hatta herkes bilimsel gelişmeleri yakinen takip etmek ve bundan zevk almak durumunda da değildir. Ancak, günümüzde kimse bilimi ve bilimsel gelişmeleri yok sayacak lükse sahip değildir. Her bilimsel gelişme, günlük hayatımızı kolaylaştıran, yaşamımızı zenginleştiren birer adım iken, bilim ile ilgilenmek ve bilimsel gelişmeler için zemin hazırlamak zaruri bir durumdur.

Bilimsel bir keşfin ya da gelişmenin etkisinin hangi disiplinlere kadar ulaşacağını, ileride hangi teknolojik aletin tasarımında başlangıç olacağını her zaman kestirmek mümkün değildir. Uzay çalışmaları için keşfedilmiş ama günlük hayatta kullandığımız birçok teknoloji vardır.

radyo-teleskop-87109917
Radyo Teleskopların Temel Çalışma ve Veri Kaydetme Yöntemleri (http://abyss.uoregon.edu/~js/images/radio_telescope.gif)

Mesela, astronomlar yıldızların doğum bölgeleri, bulutsuları, derin uzay cisimleri ve nicesi gibi çalışma alanlarındaki cisimleri gözlemleyebilmek ve inceleyebilmek için dünya üzerinde ya da yakın uzayda konumlandırılmış, gelişmiş gözlem aletleri kullanmak durumundadırlar.

Radyo, uzun dalga boyu gözlemleri yapabilmek için Radyo Astronomlar, radyo alıcılarının ve uydularının iletişim gelişimine liderlik ettiler ve uydu konumlama, ileri navigasyon (GPS) teknolojisinin gelişmesine aracı oldular.

Astronomi
Dünya üzerinde ya da yakın uzayda konumlandırılan gözlem aletleri (http://www.windows2universe.org/earth/Atmosphere/earth_atmosph_radiation_budget.html)

Günümüzde gelişen uydu sistemleri ile tarım ürün toplam tespitleri, mineral ve su gibi doğal kaynakların tespitleri, deprem fay hatları ve benzer haritalama işlemleri, afet zarar tespitleri yapılabilmektedir. Meteorolojik tahminler, balıkçılık ve WIFI/WLAN internet bağlantı teknolojileri radyo astronomi sayesinde gelişen uydu sistemlerinin günlük hayatımıza yansımalarından bazılarıdır.

Yıldızların temel özelliklerine ulaşmanın yolu, onlardan gelen ışığın incelenmesi, tayflarının analizi ile mümkündür. Bu ihtiyaca karşı geliştirilen yüksek çözünürlüklü görüntüleme teknikleri; bugün tıp alanında hücre gelişim gözlemlerinden, bir hastanın iç organlarının görüntülenmesine ve ameliyatsız muayenesine kadar (MR, Doppler, Endoskopi gibi) detaylı inceleme için kullanılmaktadır. Yine, Astronot robot (Robonaut) teknolojisi ile robotik ameliyatlar paralel ilerlemektedirler.

robonaut2-1771661
R2, Uzaya Giden İlk İnsansı Robot  (https://www.nasa.gov/sites/default/files/fs201402002_jsc_robonaut2_fs_updates4.pdf )

Gökcisimlerinden alınan görüntüleri kaydetmek için geliştirilen CCD alıcılar, video kayıt cihazları, telefonlarımızda ve dijital fotoğraf makinelerimizde kullanılan teknolojilerdir.

Diş kaplamalarında kullanılan seramik kaplamalar, kırılmaz-çizilmez camlar uzay araçları için tasarlanan teknolojilerdir. Güvenlik noktalarında kullanılan X-ışın tarayıcıları astronomide özellikle nötron yıldızları, karadelikleri incelemek için kullanılan X-ışın teleskoplarındaki teknolojiye dayanmaktadır.

Yukarıda yazılanlara ek, doğrudan ya da dolaylı olarak uzay teknolojileri ile ilişkili örnekleri çoğaltmak mümkündür. Başta da söylediğimiz gibi, bilimsel bir keşfin etkilerini tam olarak öngörmek mümkün değildir. Ülkenizde yapılan her bilimsel keşif, sanayinize üretim olarak dönmektedir. Varlıklı olmak isteyen bir ülke bilime önem vermek zorundadır.

Büşra Özşahin




ERÜ UZAYBİMER’e Ait Gözlemevi Halka Açılacak

Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Astronomi ve Uzay Bilimleri Gözlemevi Uygulama ve Araştırma Merkezi (UZAYBİMER) halkın ziyaretine açılacak.

Erciyes Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Gözlemevi Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. İbrahim Küçük, merkezin faaliyetleri hakkında bilgiler verdi.

Kısa adı UZAYBİMER olan Erciyes Üniversitesi Uzay Bilimleri Gözlemevi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin hem görsel bölgeyi, hem de radyo bölgeyi izleyebilmek amacıyla kurulduğunu kaydeden Prof. Dr. Küçük, “Bugün genel olarak baktığımızda bütün astronomi ve astrofizik çalışanların hayali, hedefi spektrumla çalışmaktır. Bizim uzaydan aldığımız tek bilgi gök cisimlerinden gelen ışıklardır. Fakat bu ışık sadece bizim gördüğümüz güneş ışıkları değil, ışığın çok farklı türleri bulunmaktadır.

Özellikle gama ve x ışınları bölgelerinde yeryüzünde kurduğumuz teleskoplarla gözlem yapamıyoruz, çünkü atmosfer buna izin vermiyor. Bundan dolayı uydularla gözlem yapabiliyoruz. Görsel bölge için ayna ve mercekten oluşan optik teleskopları kullanıyoruz” dedi.

UZAYBİMER
UZAYBİMER’deki radyo teleskop binası ve bina içindeki Türkiye’nin ilk ve tek radyo teleskobu.

Türkiye’deki ilk ve tek radyo teleskobuna sahip olduklarını kaydeden Prof. Dr. İbrahim Küçük, “Türkiye’de optik astronomi dediğimiz optik bölgede çalışmalar uzun yıllardır gerçekleştirilmektedir. Fakat biz Erciyes Üniversitesi olarak optik astronominin yanına radyo astronomiyi de kullanıma soktuk ve Türkiye’deki ilk radyo teleskopunu buraya inşa ettik. Araştırma merkezine kurduğumuz 13 metre çapındaki radyo teleskopumuz NATO’nun özel amaçlar için kullandığı bir uydu anteniydi. Biz bu uydu antenini radyo teleskopu olarak yeniden tasarladık ve cihazları yeniledik. Çalışmalarımızla uygulama ve araştırma merkezimizi faaliyete geçirdik” diye konuştu.

UZAYBİMER’in en kısa zamanda halkın gözlemlerine açılacağına bildiren Prof. Dr. Küçük, “Yakın zamanda 30-40 cm çaplı yeni aynalı teleskoplar kuracağız. Bu teleskoplarda öğrencilerimiz bilimsel gözlemler yapabilecekleri gibi üniversitemizin ilgi duyan bütün personeline de teleskoplarımız açık olacak. Aynı zamanda bu teleskoplar halk gözlemleri takvimimizin yeniden faaliyete geçmesiyle birlikte, bilim toplum etkinlikleri kapsamında halk gözlemleri için de kullanılacak. Önümüzdeki aylarda kurulmaya başlanacak olan teleskoplarımız ile halka yönelik özel günler ve yıldız partileriyle hizmet vermeye devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

https://www.facebook.com/EruMedya/




Blazar mı, Kuazar mı, Yoksa “Radyo Galaksi” mi?

Carl Sagan’ın meşhur CONTACT isimli romanının derinliklerinde, baş karakter Eleanor Arroway’e evrende küçük bir gezinti yaptıran uzaylı varlık; CYGNUS A’nın “kendi galaksilerini oluşturma projesi” öldüğünü söyler.

Eleanor Arroway: Yani 600 milyon yıldır bu galaksiyi oluşturuyorsunuz demek?
Uzaylı Kardeşimiz: Sizin RADYO ASTRONOMİ ile keşfettiğiniz şey sadece bizim fizibilite testlerimizdi. Şu an daha ileri bir noktadayız.

Cygnus A, bir radyo galaksidir. Peki Radyo Galaksi nedir?

radyoteleskop4587
Avustralya’daki CSIRO Parkes gözlemevi’nde bulunan dev radyo teleskop. Ön planda ise, astronom Jacinta Delhaize yer alıyor.

Galaksilere birden fazla şekilde ve boyutta rastlıyoruz. Bazıları ciddi manada olağandışı… Bu “aktif gökadalar” elektromanyetik tayfta büyük miktarlarda enerji salınımı yaparlar. Galaksinin türüne bağlı olarak bu enerji görünür ışık, kızılötesi, radyo dalgası, morötesi, x ışını veya gama ışını formunda olabilir.

Başlıca “aktif gökada” türleri ise:
• Radyo Galaksiler
• Kuazarlar
• Blazarlar
• Sefe Galaksileridir.

Sıklıkla uzayda milyonlarca ışık yılı boyunca uzanan plazma jeti püskürmeleri oluştururlar. Bu püskürmelerin esas sebebi hala anlaşılmış değildir. Peki bu devasa enerji nerden geliyor?

Milyonlarca veya belki de milyarlarca güneş kütlesindeki dev kara deliklerden!

Bu kara delikler, parçalanmış yıldızlardan ve diğer malzemelerden (yıldızlararası gaz ve toz) oluşmuş çok büyük bir diskle çevrilidir. Bu diskler de simit şeklindeki gaz halkaları ile çevrilmiş vaziyettelerdir (Doughnut Shaped). Bütün bu yapılar AKTİF GALAKSİ ÇEKİRDEKLERİ (Active Galactic Nuclei) olarak bilinir.

karadelikdiski488
Gökada merkezlerindeki dev kütleli karadelikler, yoğun bir gaz, toz ve parçacık halkasıyla çevrilidir.

Radyo astronominin ortaya çıkmasından hemen sonra bazı galaksilerin çok yüksek miktarda radyo dalgaları yayınladıkları keşfedildi. Ayrıca bu radyo dalgaları uzaya uzanan büyük uzantılardan gelmekteydi. 1970’lerden bu yana, en yaygın kabul gören model, en yakın aktif çekirdekten (AGN) gelen yüksek enerji parçacıkları ve manyetik alanlardan beslenen loblar ve plumes’lerdir. Jet terimi, daha ziyade hem temel akışı, hem de gözlemlenen yapıyı belirtmek için kullanılır. Jetlerin; ışınların görünür emaresi olduğu düşünülüyor.

Astronomlar Blazar, Kuazar ve Radyo galaksilerin hepsinin temelde aynı şey olduğunu düşünmektedirler. Bu 3 yapı, sadece uzaydaki yönelimleri yüzünden bize farklı görünür. BİRLEŞTİRİLMİŞ MODEL adı verilen bu modele göre, bütün etkin gökadalar tam olarak aynı unsurlara sahiptir: Dev bir kara delikten gelen etkin bir çekirdek, onun çevresini saran bir gaz halkası ve parçacık jetleri.

Eğer galaksinin jeti Dünya’ya doğru ise biz bu galaksiye “Blazar” diyoruz.

Eğer galaksiyi biraz daha yandan ve açılı görüyorsak bir “Kuazar” ile karşı karşıyayız…

Ve eğer ki biz bu parçacık jetlerine dik veya dike yakın bir açı ile bakıyorsak o zaman bir “Radyo Galaksi” gözlemliyoruz demektir.

644498_360911077388711_963333832_n
Bilinen en aktif radyo galaksilerden biri olan Cygnus A.

Kuazarlar bütün aktif galaksilerin belki de en gizemli olanıdır. İsmi “QUAStellAR” Yıldız benzeri, yıldızımsı ifadesinin kısaltmasıdır. Kaşiflerinin bu ismi verme nedeni de bu kozmik yapıların tıpkı yıldıza benzemesi idi. O kadar uzaktalar ki bu galaksiler tekil bir ışık noktası olarak görülüyorlar ve ancak muazzam kara delikler böylesi parlaklıkta bir objeyi besleyecek gücü verebilir. Günümüzden 10 milyar yıl önce, evrenin genç dönemlerinde KUAZARLAR’ın evrende çok yaygın olduğu düşünülüyor.

Yazının başında bir radyo galaksi olduğunu belirttiğimiz Cygnus A (Kuğu A, 3C 405) Kuğu takımyıldızı yönünde yaklaşık olarak 750 milyon ışık yılı uzaklıkta bulunan bir radyo gökadadır. Cygnus A, gökyüzündeki en güçlü radyo kaynaklarından da birisidir. Grote Reber tarafından 1939 yılında keşfedilmiştir.

Yavuz Tüğen




Aşırı Aktif Bir Galaksi: Centaurus A

Centaurus A (NGC 5128), bildiğimiz en aktif gökadalardan biri. Bize 11 ya da 15 milyon ışık yılı uzakta yer alan bu galaksi çok hızlı ve yoğun yıldız oluşumununun yanısıra, radyo dalga boyunda da aşırı güçlü bir biçimde ışıma yapıyor.

Gaz ve toz bakımından da çok zengin olan gökadanın erkezindeki dev kütleli karadelik tarafından çekilen gaz, hızla karadelik çevresindeki yörüngesinde dönerken, karadeliğin dönme ekseni boyunca büyük bir hızla her iki kutuptan da uzaya, onbinlerce ışık yılı uzağa fırlatılıyor. Bu sırada manyetik alanların ve sürtünmenin etkisiyle çok ısınan plazma halindeki gaz, radyo dalga boyunda güçlü bir ışıma yapıyor. Yukarıdaki görselin üst ortasındaki radyoteleskop görüntüsünde, bu fırlayan “madde jeti”ni görebilmeniz mümkün.

Tüm bu anlattıklarımız, sizleri yanıltıp; “cehennem gibi bir galaksi” düşüncesine sevketmesin. Centaurus A, büyük boyutlarda ve yüzlerce milyar yıldız barındıran, yaşama ev sahipliği yapma bakımından hemen tüm galaksiler gibi dost canlısı olan bir yer. Merkezindeki bu aşırı aktiflik, gökadanın yıldızlarını olumsuz biçimde etkilemiyor.

Üstteki kapak görselinde; soldaki fotoğraf, Hubble Uzay Teleskobu tarafından alınmış ve gökadanın yıldız oluşum bölgeleri ve parlak yıldızları kolayca ayırd edilebilen tozlu diskinin detaylı bir görünümü. Sağdaki fotoğraf ise, Tim Carruthers isimli Avustralyalı amatör bir astronoma ait ve gökadanın genel görünümünü gösteriyor.

Zafer Emecan

Facebook




Arecibo Mesajı: Merhaba Uzaylılar, Biz Buradayız!

On milyon tane uygarlığa ulaşabilme düşüncesiyle, 1974 yılında Porto Rico’daki Arecibo Radyo Teleskobu’ndan 25.000 ışık yılı uzaklıkta Herkül takım yıldızı yönünde yer alan M13 küresel kümesi doğrultusunda uzaya 2.38 gigahertz frekansında, bugün Arecibo Mesajı olarak adlandırılan bir radyo mesajı gönderildi. Gönderilen mesaj, kendi uygarlığımız boyunca uzaya gönderilen en güçlü bir radyo sinyali olup, gücü 3 trilyon watt değerindeydi. 3 dakika boyunca gönderilen mesaj, saniyede 10 bit veri taşıyacak biçimde organize edilmişti.

Şayet kümedeki yıldızların etrafında yer alan gezegenlerde haberleşme yeteneğini geliştirmiş teknolojik açıdan ileri uygarlıklar varsa, bundan tam 25.000 yıl sonra bu radyo mesajını tespit edebilecekler. Mesajı alacak olan uygarlık veya uygarlıklar, o an için Güneş’i Galaksimiz’deki en parlak radyo kaynağı olarak görmüş olacaklar.

Arecibo Mesajı, 0 ve 1 rakamlarından ibaret olan ikili kod şeklinde tasarlanmıştır. Gönderilen bu mesaj, 23 sütun ve 73 satırdan oluşan 1679 karakterden ibaret bir bilgi paketi olarak 169 saniyede gönderildi. Bu mesajın anlamını şu şekilde açıklayabiliriz:

Arecibo Mesajı
M13 yıldız kümesine gönderdiğimiz, insanlığı ve Güneş Sistemi’ni anlatan mesajın çözümlenmiş hali.

En üstteki satır (Biz mesajı yatay çevirdik; üst kısım sol tarafa denk geliyor. Soldan sağa doğru takip edin), 1 ila 10 arasındaki rakamların ikili sistemdeki kodlarını gösterir. Sonraki (mor) satır; 1, 6, 7, 8 ve 15 numaralı sayıları içerir. Bu sayılar, Dünya’da yaşamın var olması için gerekli olan temel elementlerin atom numaralarını (proton sayılarını) gösterir. Söz konusu atomlar, sırasıyla hidrojen, karbon, nitrojen, oksijen ve potasyumdur.

Bundan sonraki (yeşil) dört satır, bu atomların oluşturdukları farklı molekül yapılarını gösterir. Bunlar da, DNA molekülünü oluşturan şekerler, fosfatlar gibi temel yapı taşlarıdır. Yuvarlak spiral şekil (mavi), DNA’nın yapısını göstermektedir. Bu DNA’nın ortasında yer alan (beyaz) yapı ise, yaklaşık 4 milyon tane DNA’dan ibaret tek bir insan kromozomunu simgelemektedir.

Bu yapının hemen altında (kırmızı) insan figürü görülmektedir. Bu insan figürünün sol tarafında, Dünya’da yaşayan insan sayısı, sağ tarafta ise gönderilen radyo mesajının dalgaboyu uzunluğu yer almaktadır. Bundan sonraki satırda (sarı), Güneş sisteminin şematik bir durumu görülmekte, Güneş’ten sonraki yukarı doğru yönlenmiş üçüncü gezegenin Dünya olduğu ve bu gezgenden radyo mesajının gönderildiği vurgulanmaktadır. En altında ise (mor), bir noktaya odaklanmış radyo teleskobun bir gösterimi ve bunun altında ise (beyaz) radyo teleskobun çapını gösteren sayısal bir ifade yer almaktadır.

arecibocapture51
Mesajı gönderdiğimiz, 305 metre çapındaki devasa Arecibo radyo teleskobu.

Tabi biz bu Arecibo Mesajı’nı yorumlarken, 25 bin yıl sonra bunu görebilecek olan uygarlıkların iletişim için gönderdiğimize benzer radyo dalgalarını kullanmayı sürdürdükleri veya bu aralıkta taramalar yaptıklarını farzediyoruz.

Oysa biz bile, keşfetmemizin üzerinden henüz 150 yıl bile geçmemiş olmasına rağmen, artık iletişim yöntemi olarak yüksek güçlü radyo dalgalarını kullanmayı terk ediyoruz. Televizyon iletişimimiz, uzaktan tespiti mümkün olmayan dijital uydu ve kablolu yayın sistemlerine geçiş yapıyor. Radyo dalgaları ile haberleşmek yerine, düşük enerjili ve kısa erimli cep telefonu ve uydu sinyalleri kullanmaya başladık. Tüm bu yeni iletişim protokollerinin uzaydan, uzaklardan bizi gözleyen uygarlıklar tarafından görülebilmesi malesef mümkün değil.

456390_151889398290881_1227608937_o
Tv yayınlarımız ve iletişimimiz artık uzak mesafelere ulaşamayan kısa erimli uydu sinyalleri yoluyla gerçekleştiriliyor.

Eğer biz bile yüksek enerjili ve erimli radyo dalgalarını kullanmaya artık son veriyorsak, yeterince gelişmiş olan Dünya dışı uygarlıklar niçin bunu kullanmayı sürdürsünler? O halde gelişmiş bir uygarlığın 100-200 yıllık bir süre radyo dalgalarını iletişim için kullanacağını, sonrasında ise başka iletişim protokollerine geçeceğini düşünmemek için bir sebep yok. Özetle radyo dalgalarının, sanayi devrimi başındaki uygarlıklar tarafından kullanılan ilkel bir teknoloji olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz.

Yine de tüm bunlara rağmen, oralarda bir yerde olmasını umduğumuz uygarlıklar gönderdiğimiz bu mesajı alabilseler bile, bunun bir mesaj olup olmadığını anlayabilmeleri de ayrı bir tartışmanın konusu. Bu mesajı “o an bize bakmadıkları için” göremeyebilirler. Görseler bile, özel bir sinyal olduğunu anlamayabilirler. Özel bir sinyal olduğunu anlasalar bile çözemeyebilirler.

Öyle ki, M13’e göndermiş olduğumuz Arecibo Mesajı’nı “bakalım ne olduğunu anlayabilecekler mi?” diye denemek için verdiğimiz bilim insanlarının büyük bir kısmı mesaj içeriğini çözümleyemedi.

M13_DSS_Noel
Arecibo mesajını gönderdiğimiz M13 küresel yıldız kümesi. Bu küme, sıkışık bir ortamda toplanmış 1 milyona yakın “yaşlı” yıldız içermektedir.

Bu durum çok ilginç görünebilir. İnsan aklıyla oluşturulmuş ve basit bir yapıya sahip olduğunu düşündüğümüz bu mesajı, yine insanlığın en parlak zihinlerine çözmesi için gösterdiğimizde çözemediklerini görüyoruz. Öyleyse rahatlıkla şunu düşünebiliriz; Güneş Sistemi dışındaki uygarlıklara gönderdiğimiz her mesaj veya onlardan bize gelebilecek olan her mesaj aslında birer “bulmaca”dan ibaret.

Tabi bu arada şunu belirtmek gerekiyor; 25 bin yıl çok uzun bir süredir ve bu süre içerisinde M13 kümesi şu anda olduğu yerden çok uzağa gitmiş olacak. Yani mesaj kümeye ulaşamayacak. Ancak mesajımız 25 bin yıllık yolculuğu boyunca “yolu üzerine denk gelecek olan” binlerce yıldız sistemi tarafından görülebilecek.

Arecibo Mesajı’nı alacak olan uygarlığın bulmacayı çözmesi gerekiyor. Ancak uygarlıkların zihinsel ve düşünsel yapıları birbirinden çok farklı olabileceği için bulmacanın bir çözümüne ulaşabileceklerinin garantisi bulunmuyor. Bu yönüyle evrene gönderdiğimiz “biz buradayız” diye bağıran sinyaller belki de sadece “yer tespiti” yapmaya çalışan uygarlıkların işine yarayacaktır.

Öyle ki, yeterince gelişmiş bir uygarlık eğer mesajı çözümleyemese bile, bunun başka bir uygarlık tarafından gönderilmiş olduğunu rahatlıkla anlayabilir. Bu durumda, eğer mesajı alan bu uygarlık “istilacı” bir tür ise, mesajın geldiği yeri tespit ederek bir istila girişiminde bulunabilir. Elbette bunun tam tersi de mümkün: Mesajı alan ama çözümleyemediği halde zeki bir ugarlığa ait olduğunu farkeden barışçıl türlerin varlığı da mümkün.

Ama barışçıl uygarlıkların mesajı aldıktan sonra bizleri dostça ziyaret edebilmeleri için gerekli motivasyonu sadece bir mesajın sağlayabileceği konusu şüpheli. Oysa istilacı uygarlıklar için bu mesaj “yağmalanacak yeni bir gezegen” mottosuyla oldukça motive edici olabilir.

Bu “risk”, aralarında Stephen Hawking’in de yer aldığı ciddi bilim insanları tarafından aralıklarla dile getirilip insanlık uyarılmaya çalışılıyor. Ama yine de, uyarılara rağmen uzaya yerimizi belli eden sinyaller gönderme konusunda pek geri adım attığımız söylenemez.

Hazırlayan: Mesut Özkan   •   Geliştiren: Zafer Emecan




Süperlüminal (Işıktan Hızlı) Hareket

Işık hızı bizim için bir engel mi veya ışık hızını geçebilir miyiz? Ya da bir gün teknolojimiz ışık hızına ulaşmamızı sağlayacak mı? Bu gibi sorular aklımızı karıştırıyorken 1970’li yıllarda ortaya atılan ve pek az kişinin bildiği bir hızı tanımlayalım.

Süperlüminal hareket; ışık hızından daha büyük hızlardaki hareketlerdir. Görelilik kuramına göre hiçbir şey ışıktan daha hızlı hareket edemez ancak, evren içerisindeki farklı yapılar açısından bu mümkünmüş gibi görünüyor. Peki, nasıl?

Astronomlar kuasarları anlama çabaları içerisindeyken yeni bir tür yapı keşfetmişlerdi. Blazarlar olarak adlandırılan bu nesneler bir yıldıza ve kuasara benzer özellikler göstermekteydi.

Blazarlar aktif galaktik çekirdeğe sahip dev eliptik galaksilerdir ve tıpkı kuasarlar gibi büyük kırmızıya kayma tayfına sahiptirler. Yüksek enerjili bir yapıya sahip olan blazarlar son derece değişkendir. Radyo astronomi gözlemleri ile bize doğru gelen jetlerine bakılarak ışınım güçlerinin çok değişken olduğu saptanmıştır. Işımaları bir günde %30 iken birkaç ay içerisinde %100’lük bir çarpan kadar değişim gösterebilir.

ag_blazar_free

Blazarlardaki jetler çift bir radyo kaynağıdır. Parlak aktif çekirdek etrafındaki zayıf radyo dalga salması bunun göstergesidir.  Bu durum bazı kuasarlarda da gözlenen ışık hızından daha büyük hızlardaki hareketin, yani süperlüminal hareketin gözlemleriyle desteklenmektedir.

süper

Blazar jetleri, ışık hızına çok yakın ve gözlemciye karşı çok küçük bir açıyla ortaya çıkar. Yukarıdaki görsel ışık hızından daha hızlı hareketlerdeki basit bir açıklamayı göstermektedir. Kaynağın Dünya’ya olan bakış doğrultusu θ derecelik bir açı olsun. Kaynak hızın da v olduğunu varsayalım. İlk noktada kaynak bize v hızında θ derecelik açı yapan foton salsın. t süre boyunca hareketinden sonra 2. konumdan bir foton daha yayınladığını düşünelim. İki konum arasındaki gerçek uzaklık ∆t*v kadardır. İki foton arasındaki mesafe ise  v*∆t*cos θ kadardır. Yani ilk foton v*∆t*cos θ kadar erken gelmektedir. Gökyüzünün iz düşüm hareketi başka bir deyişle yatay hareketi d kadar olduğundan iki fotonu aldığımız zaman periyodun da kaynağın ışık hızından d/ v*∆t*cos θ kat daha büyük bir hızla hareket ettiğini teorik olarak ispatlayabiliriz.

“Teorik” kısmını bir de örnek üzerinde anlatalım.

teorik

Kaynağın hızının 0.8 c olduğunu, bakış açımızın 30 derece olduğunu varsayalım. A noktasından bir foton salındığını ve bu fotonun 5 ışık günü boyunca seyahat ettiğini düşünelim.  Daha sonra kaynağın ikinci konumu olan B noktasından bir foton daha saldığını varsayalım. İki konum arasındaki kaynağın yol aldığı gerçek uzaklık: 5*0.8=4 ışık günüdür. Bu nedenle kaynak 3.46 ışık gününde bakış doğrultusu boyunca bize doğru hareket eder. 1. foton 2. fotondan 5-3.46 =1.54 ışık günü öndedir. Yatay konumdaki hareketi (iz düşümü) 2 ışık günü olarak ele alırsak kaynağın ışık hızından 2/1.54= 1.3 kat daha büyük hızla hareket ediyor olduğu sonucuna varırız. Bu durum teorik ve geometrik olarak ispatlanabildiği gibi yapılan gözlemlerde de kanıtlara ulaşılmıştır.

M87 jetinde gözlenen süperluminal hareket
M87 jetinde gözlenen süperlüminal hareket

Hubble Uzay Teleskobu’nca 1999 yılına dek sağlanan fotoğraflarla M87’deki püskürmenin hızını ışık hızının beş veya altı kat üzerinde olduğu ölçülmüştür. Bu püskürme büyük bir ihtimalle süper büyük kütleli bir karadeliğin etkisiyle M87’nin çekirdeğinden 5000 ışık yılı uzaklığa fırlatılan maddeden oluşmaktadır.

Süperlüminal hareket kozmolojik mesafelere sahip kuasarlara karşı kanıt olarak alınmıştır. Birkaç astrofizikçi hala bu görüşünde iddialı olmasına rağmen, çoğu ışık hızından daha büyük hızların optik illüzyonlar ve özel görelilik teorisi ile bağdaşmayan bir fiziğe dahil olduğunu düşünmektedir.

Merve Yorgancı

 




Çin, Dünya’nın En Büyük Radyo Teleskobunu Yapıyor

Büyük, evet çok büyük bir radyo teleskop. O kadar büyük ki, içine onlarca Ali Sami Yen Stadyumu veya birkaç tane Yenikapı Miting Alanı sığdırabilirsiniz… Bu iki örnek sanırız teleskobun büyüklüğünü anlayabilmeniz için yeterli olmuştur.

Şu anda halihazırda gezegenimizdeki en büyük radyo teleskop, Porto Rico’da bulunan ünlü Arecibo Teleskobu. Bu teleskop, ABD’nin Cornell Üniversitesi tarafından işletiliyor ve 305 metrelik bir çapa sahip. Çin’in, Kayserispor’un seyirci gitmeyen stadından biraz daha fazlaya, yaklaşık 120 milyon Euro maliyetle inşa ettiği bu yeni teleskop, elbette ki Arecibo Teleskobu’nu gölgede bırakacak kadar büyük: Çapı tam 500 metre! Bitiş tarihinin 2016 olması planlanan teleskobun ismi, şimdilik bulunduğu eyaletin adı ile anılıyor: Guizhou Radyo Teleskobu…

Guizhou-2157

Hemen bütün dev radyo teleskoplar gibi, Guizhou teleskobu da, dış uzayı gözlemleme amacı taşıyor. Elektromanyetik spektrumun 10 cm ile 4,3 metre arasındaki dalga boylarını inceleyecek olan teleskop, bugüne kadar üretilmiş tüm radyo teleskoplardan daha hassas olacak.

Bilim insanları, teleskobun büyüklüğünün getirdiği hassasiyet sayesinde kütleçekim dalgalarının daha iyi incelenebileceğini düşünüyorlar. Bu şu demek oluyor; CERN’deki Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nın fizik bilimine yaptığı katkının bir benzerini Guizhou Teleskobu astronomi biliminde gerçekleştirebilir.

Tabii aynı zamanda, “Dünya dışı uygarlıklar” da teleskobun ilgi alanında olacak. Gökyüzünü şimdiye kadar olduğundan daha hassas dinleyebileceğiz. Belki bu sayede, teknolojik gelişmişliğe ulaşmış Dünya dışı uygarlıklara ait sinyalleri yakalayabileceğiz. Elbette bu düşük bir ihtimal ama, imkansız değil.

Guizhou-578

Böylesine büyük bir teleskobun hareket ettirilerek gökyüzünde bir konuma yönlendirilmesi pratikte imkansıza yakın bir mühendislik gerektirdiğinden, tıpkı Arecibo teleskobu gibi Guizhou teleskobu da yeryüzünde krater benzeri bir yapıya gömülü halde inşa ediliyor. Bunun anlamı şu; biz teleskobu yönlendiremeyeceğiz. Dünya dönerken, teleskop gökyüzünde hangi noktaya bakıyorsa, orayı gözlemleyecek. Ancak bu bir sorun olarak nitelenemez. Çünkü, zaten Dünya’nın dönüşü sırasında teleskop muazzam büyüklükte bir gökyüzü alanını tarıyor olacak.

Guizhou Teleskobu’nun kurulduğu alan özel olarak seçilmiş ve çevresinde hiçbir yerleşim yeri bulunmuyor. Yaklaşık 18 km uzağında yer alan bir yerleşim yeri ise, elektromanyetik kirlilik yaratmaması için elden geçirilmiş. Eh, bilimin önemini kavrayabilen toplumlar bizim gibi değiller.

antalya-tug-isikkirliligi
Nereye bina yapılır, nereye yapılmaz veya ülkenin en büyük bilimsel tesisi yanıbaşınızda iken sokak lambaları nasıl düzenlenir gibi şeyleri bilmediğimiz, bilsek de fazla önemsemediğimiz için TUG atıl hale gelmek üzere.

Biliyorsunuz, biz Antalya’da bir gözlemevi inşa ettik (Tübitak Ulusal Gözlemevi) ama, saldım çayıra mevlam kayıra anlayışı ile şehircilik yaptığımız için, kontrolsüzce büyüyen Antalya’nın şehir ışıkları yüzünden gözlemevi şu anda “ışık kirliliği” ile boğuşuyor. Büyük ihtimalle birkaç yıl içinde ya gözlemevi taşınmak zorunda kalacak, ya da başka bir gözlemevi inşa etmemiz gerekecek.

Astronomi alanında rekabet iyice kızışıyor gibi görünüyor. NASA, ESA, RSA gibi dev uzay ajanslarının yanına bir de Çin Uzay Ajansı olanca gücü ve teknolojik birikimiyle katılmaya kararlı görünüyor. Üç büyüklerin yanına, şampiyonluğu zorlayacak bir dördüncü büyük fena olmaz. Belki de kuyruklu yıldızlara uzay araçları gönderen Japonya ve Mars’a gözlem aracı fırlatan Hindistan da beşinci büyük olarak şampiyonluk yarışına hızlı bir giriş yaparlar.

Bu iyi değil mi?

Zafer Emecan




WOW Sinyali: Selam Dünyalılar!

6EQUJ5

Bu altı adet harf ve rakam, birçoğumuz için ilk etapta bir anlam ifade etmeyebilir. Ama 15 Ağustos 1977 tarihinde, Dr. Jerry R. Ehman, SETI projesi kapsamında çözümlemesini yaptığı bir veri çıktısında bu sekansı gördüğü vakit, kağıdın yanına “Wow” yazacaktı. Bu kelime ingilizcede bir hayret ifadesidir. Türkçe’deki “vay be!”, “oha!”, “yuh!” gibi ünlemlere denk gelir.

Hikayemiz için biraz daha gerilere gitmemiz lazım…

Cornell Üniversitesi’nden Philip Morrison ve Giuseppe Cocconi, gelişmiş Dünya dışı bir medeniyetin gezegenimize nasıl mesaj yollayabilecekleri hususunda kafa yoran iki bilimadamıdır. Bu ikiliye göre araştırılması gereken veriler radyo dalgalarıdır. Cocconi ve Morrison, uzaylı arkadaşların seçeceği frekansın, matematik ve kimya bilen başka bir uygarlık tarafından da bilinebilir olmasını öngörürler ve frekans olarak evrenimizde en çok bulunan elementlerden Hidrojen atomunun rezonans değeri seçilir: 1420 megahertz. (Rezonans/ Devinim: bir protonun döndüğünde -spin- yalpalanmasıdır).

15 Ağustos 1977’de tam da öngördükleri frekanstan bir radyo sinyali yakalanır. Big Ear Radyo Teleskobu’nda görevli Jerry R. Ehman’ın tanımladığı sinyal 1420 MHz’e çok yakındı (gerçekte 1420.4556 MHz).

Wow-sinyali8

Daire içine alınıp yanına “WOW!” ünlemi eklenen “6EQUJ5” kodu, sinyalin yoğunluk değişimini göstermektedir.

• “Boşluklar” 0 ila 0,999 arası yoğunluğu,
• “1 ila 9” rakamları kendilerine karşılık gelen 1,000 – 9,999 arası yoğunlukları,
• “harfler” ise bunun üzerindeki yoğunlukları (A=10,000-10,999 – B=11,000-11,999 gibi) göstermektedir.

“Daha önceleri böylesine kuvvetli bir sinyal görmemiştim” diyen Dr. Jerry için bu U Harfi, Kozmik bir MERHABA’dır. Ve ünlü “WOW!” ünlemini bu yüzden not düştüğünü söyler. “U” değeri, bu teleskopla tespit edilen en yüksek (30,000-30,999 arası) yoğunluktur.

Peki bu sinyalin kaynağı neydi ve neresiydi?

Gökyüzünde sinyalin geldiği yöre, Yay Takımyıldızı’nda, 5 kadir parlaklığındaki A sınıfı bir ikili yıldız sistemi olan Chi Sagittarii’nin yaklaşık 2,5 derece güneyinde yer alır. M55’in az biraz kuzeybatısıdır lakin bu yörede ne bir yıldız vardır ne de bir gezegen…

wowsinyalyoresi47
Wow Sinyali’nin gökyüzündeki geldiği bölge. Kırmızı daire içindeki alan, sinyalin yaklaşık kaynak bölgesini gösteriyor.

Big Ear teleskopu, gökyüzünü iki antenle tarıyordu. Eğer sinyal zeki bir uygarlık tarafından bize gönderilmiş ise, 72 saniye süren bu mesajın bir devamlılığı olmalıydı ve dolayısıyla  3 dakika sonra ikinci anten tarafından tespit edilmeliydi. Ancak sinyali sadece bir kere alabildik.

Sonraki zamanlarda gerek Ehman, gerekse başka gözlemevlerinde birçok astronom, farklı güçte ve boyutlarda teleskoplar kullanarak sinyali yeniden yakalamaya çalıştı. Fakat hiçbiri başarılı olamadı. Asıl muamma bu noktada başlamıştır.

Bu sinyal nasıl oluştu?

“Wow!” sinyali 1420 Mhz’lik bir frekanstan gelmiştir. Bu frekans, Dünya dışı akıllı varlıkların gönderebileceği bir “Arecibo mesajı” için mükemmeldi. Şayet bir gün bilinçli bir uzaylı tarafından gönderilmiş bir sinyal elde edersek, bu “Wow!” sinyaline benzer bir şekilde olmalıydı.

Muammanın nedenlerinden birincisi bu frekansından dolayıdır. Çünkü Dünya’da bu frekansta yayın yapan hiçbir yapay veya doğal kaynak yoktur. Sinyalin herhangi bir hava ya da uzay aracından gelmediği kesindir, çünkü sinyal gökyüzünde hareketsiz bir noktayla uyumludur. Dünya’dan gönderilecek benzer bir sinyali yansıtma olasılığı olan herhangi bir uzay aracı enkazının da uzayda Big Ear Radyo Teleskobu’na göre sabit durması gerekirdi ki, bu olasılık dışıdır.

BigEarRadyoteleskobu
Wow sinyalini yakalayan Big Ear Radyo Teleskobu.

Eğer bu sinyal Dünya’dan bilinçli biçimde gönderilmiş olsa bile, hiçbir gezegen ya da asteroit, bu sinyali dünyamıza yansıtacak bir pozisyonda değildi. Radyoastronomide karşılaşılan etkilerden, kütleçekimsel mercek (Gravitational lensing) ve yıldızlararası parıldama (Interstellar scintillation) dahi “WOW!” sinyalini açıklamaya teknik sebeplerden dolayı zayıf kalmaktadırlar.

Şunu belirtmek gerekir ki, sivil kaynakların bu frekansı kullanmadığına emin olsak bile, askeri sistemler sivillerin genelde kontrolü dışında olduğu için, sinyalin askeri bir sistemden veya uydudan gelme olasılığını hesap dışı bırakmamız doğru olmaz.

Sinyalin kaynağı konusunda dile getirilen bir diğer açıklama da şudur: “WOW” sinyal kaydının yüksek hızlarda tekrar oynatıldığında ve parazitlerden mümkün olduğunca arındırıldığında bir polis telsisi anonsunun duyulduğu ve kaynağının bir insan sesi içerdiği yönünde. Çeşitli teknikler kullanılarak ayrıştırılan anons incelendiğinde “We lost him 7PM, We have a 10-61 …” şeklinde İngilizce bir mesaj içerdiği dile getirilir ve konu hakkında amatör düzeyde çalışmalar yapanlar tarafından yaygın bir biçimde kabul görür. Ama bu iddiaya bilim insanları tarafından itibar edilmez. Çünkü bu tür çalışmalar spekülasyona açıktır ve kolay manüple edilebilirler.

Ancak son tahlilde, sinyali keşfeden astronom Dr. Jerry Ehman başlangıçta sinyalin büyük ihtimalle Dünya kaynaklı yapay bir sinyal olduğunu kabul etse de, daha sonrasında “yarım verilerden büyük sonuçlar çıkarmamayı” tercih ettiğini dile getirmişti.

Sonuçta, üzerinden geçen 38 yıla rağmen bu sinyalin uzaylı zeki bir ırka ait olduğunu ortaya koyabilelen herhangi bir bulguya rastlayamadık. Elimizdeki tek kanıt; sinyalin “uzaylıların bizimle iletişime geçebileceğini tahmin ettiğimiz” dalga boyu aralığında gelmiş olması.

Yavuz Tüğen

 

Kaynaklar:

https://en.wikipedia.org/wiki/Wow!_signal

http://www.npr.org/sections/krulwich/2010/05/28/126510251/aliens-found-in-ohio-the-wow-signal

http://skeptoid.com/episodes/4342

 




Samanyolu’nun Merkezi Ve Merkezdeki Karadelik

Bizim Güneş Sistemimizin de içerisinde yer aldığı Samanyolu Gökası’nın merkezi (çekirdeği), gökadanın geriye kalan tüm malzemesinin çevresinde döndüğü bir merkezdir. Samanyolu’nun merkezi de, tıpkı kendisi gibi spiral bir yapıya sahip. Ancak, merkezin bu spiral yapısı ile galaksimizin spiralliği arasında bir ilişki bulunmuyor.

Dünya’dan bakıldığında yaklaşık olarak 26.000 Işık yılı kalınlığındaki gazın ve yıldızlararası tozun arkasına gizlenmiş olan bu merkezin görünür dalga boyunda gözlemlenebilmesi imkansızdır. Fakat yine de, astronomlar bu çok yoğun ve aktif durumdaki gökada merkezini inceleme hususunda çok önemli yollar katetmiş durumdalar.

Bu sarmal yapı iki katmandan oluşuyor. İlk katman SgrA olarak nitelenen merkez bölgesinden 6 ila 26 ışık yılı arasındaki bölgede yer alan molekül diski. Bunun ötesinde ise, 2.300 ışık yılı öteye kadar uzanan çekirdek diski yer alıyor. Her iki disk de, molekül bulutları ve gaz (hidrojen, helyum) açısından oldukça zengin.

883856_222501461229674_1181315469_o
Samanyolu’nun merkez bölgesi çubuk biçimli bir yapıya sahiptir. Aynı zamanda merkezin kendi içinde sarmal bir yapısı bulunur.

1933 yılında Karl Jansky isimli astronom, Bell Laboratuarları’nda okyanus aşırı telefon hatlarında meydana gelen parazitleri incelemek amacı ile bir anten yaptığında çalışmaları esnasında kaynağını tam anlayamadığı bir parazit sinyali ile karşılaştı. İşin ilginç tarafı bu sinyal gökyüzünde yıldızlar ile birlikte aynı yönde dönüyordu. Yaptığı araştırmalar neticesinde sinyalin Yay Takım Yıldızından geldiğini tespit eden Jansky, parazite doğrudan Samanyolu Gökadasının merkezinin neden olduğu sonucuna vardı.

Görünmeyen dalga boylarında astronominin doğumuna ışık tutan bu çok önemli keşfin ardından bilim insanları daha sonraki tarihlerde Samanyolu’nun kalbinden gelen bu radyo sinyallerini çok daha detaylı olarak incelemiş ve önemli bulgular elde etmiştir.

Günümüzde bu araştırmalar yalnızca radyo dalga boylarında değil, Dünya’nın yörüngesinde dönmekte olan X Işını ve Gama Işını dalga boylarında gözlem yapabilen teleskoplarla da ayrıca sürdürülmektedir. Bununla birlikte NASA’ya ait Spittzer Teleskopu, Kızılötesi dalga boyunda gökadanın çekirdeğindeki 30.000’e yakın yıldızın gözlemlenmesi hususunda çok önemli çalışmalara imza atmıştır.

Bugün artık elimizdeki veriler ışığında biliyoruz ki, gökadamızın çekirdeği küresel diyebileceğimiz düzeyde yoğunluğa sahip bir yapılanmadır ve çoğunlukla çok yaşlı durumdaki kırmızı dev yıldızların sıkışık bir durumda işgal ettiği çok kalabalık bir bölgedir. Bununla birlikte merkezde yaklaşık olarak 5.000 Işık Yılı çapında ve 20.000 Işık Yılı Uzunluğunda bir çubuk mevcuttur ve bu çubuk, gökadanın “Moleküler Halka” adı verilen dev yapıdaki çemberinin kenarlarını içeriden birbirine bağlamaktadır.

Merkezdeki bu spiral yapının korunabilmesi için, galaksimizin merkezinde yoğun bir kütlenin yer alması gerekiyor. Gazın ve bölgedeki yıldızların hareketleri üzerine yapılan hesaplar, galaksi merkezinde en az 2 milyon Güneş kütlesine eşdeğer bir yapının bulunması gerektiğini gösteriyor.

Samanyolu merkezindeki karadeliğin çevresinde, yıldızların hareketi.

Başlangıçta, bu yoğun kütlenin merkezde yer alan O ve B tipi aşırı parlak ve büyük yıldızlardan oluştuğu düşünülmüş olsa da, yapılan gözlemler bu yıldızların sayısının yeterli olmadığını gösterdi. Ayrıca radyo analizlerinde, bu dev yıldızlardan ayrı, “termik” özellik göstermeyen belirgin bir radyo kaynağının galaksi merkezinden yayıldığı görüldü.

Yıllar süren yoğun tartışmalar ve araştırmalardan sonra bugün, galaksimizin merkezinde yaklaşık 4 milyon Güneş kütlesinde bir karadeliğin yer aldığı bilim dünyası tarafından kabul edildi. Sonrasında da, çoğu galaksinin merkezinde bizimki gibi dev kütleli karadeliklerin var olduğu anlaşıldı. Şu anda bilim insanlarının üzerinde çalıştıkları konu; bu dev karadeliklerin nasıl oluştuğu.

En üstteki görselde, galaksi merkezinin çok yakın çevresindeki gaz bulutları ve yıldızların hareketlerinin yıllara göre değişimi gösteriliyor.

Zafer Emecan & Sinan Duygulu

 

Facebook 1
Facebook 2