Dev Bir Asteroid: 4 Vesta

Yukarıda gördüğünüz bu fotoğraf, Mars ile Jüpiter arasındaki Asteroid Kuşağı‘ndaki en büyük gökcisimlerinden biri olan 4 Vesta isimli asteroide ait.

Güneş’ten ortalama 345 milyon km uzakta yer alan 4 Vesta, bir cüce gezegen olarak nitelenemeyecek kadar küçük olmasına rağmen, bir asteroid için “dev” sayılabilecek kütle ve boyutlardadır.

Biraz “yamuk” olmasına karşın, ortalama 572 × 557 × 446 km çapındaki bu asteroidi ilk kez “net” biçimde Dawn (Şafak) uzay aracının gönderdiği fotoğraflar sayesinde inceleyebildik. Daha öncesinde yeryüzündeki en güçlü teleskoplarla bile, üstteki fotoğrafın sağ üst köşesindeki küçük bulanık bir görüntü olarak görebiliyorduk.

4 Vesta
4 Vesta asteroidinin Dawn uzay aracı tarafından çekilmiş bir fotoğrafı.


4 Vesta, Güneş çevresindeki bir tam dönüşünü 3.6 yılda bir tamamlıyor. Aslında, Güneş Sistemi içindeki küçük, önemsiz bir gökcisminden öte, tek önemli özelliği “Pallas” ile birlikte bildiğimiz en büyük asteroidlerden biri olması. Tabii, önümüzdeki yüzyıllarda şu an aklımıza gelmeyen birçok konuda önem kazanabilir. Örneğin, ülkemizin yüzölçümüne sahip bu asteroid, gözde bir madencilik merkezi olabilir.

2011 yılında 4 Vesta’yı ziyaret eden Dawn uzay aracı, incelemesini tamamladıktan sonra Asteroid Kuşağı’ndaki “tek” cüce gezegen olan Ceres‘e doğru yola çıktı ve şu anda Ceres yörüngesinde incelemelerini sürdürüyor

Zafer Emecan




Asteroit Kuşağından Geçmek Ne Derece Tehlikeli Olabilir?

Bilim Kurgu filmlerinde genellikle Asteroit Kuşağı’ndan geçen uzay araçları karşısına aniden çıkan devasa gök taşları sebebi ile sürekli ani manevralar yapmak zorunda kalır ve filmi izleyen kişi bu sahneleri soluksuz takip eder.

Peki Mars ile Jüpiter arasında yer alan Asteroid Kuşağı gerçekte de bu kadar dolu dolu ve tehlikeli bir yer midir?

Şu an itibari ile bildiğimiz kadarı ile bu bölgede yaklaşık olarak 500 Binden fazla irili ufaklı asteroit mevcut. Bunlardan yalnızca 200’e yakınının çapı 100 km den daha büyük. Bunların haricindekiler birkaç metre ile 100-200 metre çapları arasında değişiyor. Ancak belirtmemiz gerekir ki, bu 500 bin asteroitin yer aldığı kuşak çok ama çok büyük bir alanı kapsar. Bu kadar büyük bir alan içinde, 500 bin asteroitin her biri, bir çölün ortasına rastgele fırlatılan küçük bir misket kadar yalnızdır.

StarTrek_starship_Enterprise_NCC1701A_firing_phasers_freecomputerdesktop_wallpaper_1024
Bilimkurgu filmlerinde, Asteroid kuşakları geçilmesi zor manevralar gerektiren mayın tarlaları gibi gösterilir. Film için gerekli aksiyonu sağlaması açısından oldukça heyecan verici sahnelere yol açsa da, bu durum maalesef yanlıştır.

 

Bu kuşaktaki asteroitlerin tamamını bir araya getirsek Uydumuz Ay’ın toplam kütlesine ulaşamayacak kadar az bir sayıda ve kütledeler diyebiliriz.

Kuşak içinde herhangi iki asteroit arasındaki ortalama mesafe Dünya ve Ay arasındaki mesafe ile hemen hemen aynı sayılır. Yani ortalama 400.000 km civarı… O kadar ki, Asteroit Kuşağı’nın Mars’a en yakın kenarında yer alan bir Asteroit, Güneş çevresindeki bir tur dönüşünü 3 yılda tamamlarken kuşağın en dış kenarındaki bir asterotin bir tur dönüşü 6 yılı bulabiliyor. Bu durum aslında Asteroit Kuşağı’nın sanılanın aksine ne kadar boş bir alan olduğu gerçeğini ortaya koyuyor.

Tabii ki bu durum kuşağın her yerinde mesafeler bu şekildedir gibi bir kesin olgu da yaratmıyor. Bazılarının Güneş çevresindeki yörüngelerinde dönüşleri sırasında yolları kesişebiliyor ve “nadiren de olsa” çarpışmalar meydana gelebiliyor. Böyle durumlarda Asteroitler daha küçük parçalara ayrılarak yörüngelerde dönüşlerini sürdürüyorlar.

L5zmg
Güneş Sistemimiz’deki gezegenlerin sıralaması ve Asteroid Kuşağı’nın Konumu. Kuşaktan önceki gezegenler sırasıyla Merkür, Venüs, Dünya ve Mars gibi karasal gezegenler iken, kuşak sonrasında gaz devi gezegenler olan Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün yer alır.

 

Bilim insanları 70’li yıllardan itibaren günümüze dek birçok uzay aracını bu kuşaktan sorunsuz olarak geçirdiler. Hatta bazı uzay araçlarını Asteroitlerin yüzeylerine indirerek araştırmalar gerçekleştirdiler.

En basitinden şu şekilde düşünürsek; Asteroit Kuşağı sanılanın aksine o kadar boştur ki, bir asteroitin üzerinde yaşıyor olsaydık eğer ömrümüzün sonuna gelene dek çevremizdeki bir başka asteroiti hiçbir zaman çok yakından göremeyebilirdik. Aynı durum, Neptün’ün ötesinde yer alan ve büyük miktarda asteroid içeren “Kuiper Kuşağı” için de geçerlidir.

Sinan DUYGULU




Asteroid Madenciliği: Geleceğin Altına Hücumu

Dünya dışında asteroid madenciliği, literatürde ilk ortaya çıktığından beri sadece bilim kurgudan aşina olduğumuz, gerçek hayatta ise yakın zamana kadar çok ciddiye alınmayan bir konu olmuştur.

Garret P. Servisstarafından 1898’de yazılan “Edison’s Conquest of Mars” romanı tamamen saf altından bir asteroid ile hayalleri süslediğinden bu yana 117 yıl geçti. Bugün hala tamamen saf altından oluşan bir asteroide rastlamamış olsak da, şüphesiz ki asteroidlerde şu ana kadar Dünya’da çıkardığımızdan çok daha fazla hammadde bulunmaktadır. Bunlara bol miktarda altın ve platinyum da dahildir.

Günümüzün modern endüstrisini besleyen, günlük hayatta kullandığımız her teknolojinin yapı taşlarını oluşturan, bilgisayarlarımızın, telefonlarımızın çalışmasını sağlayan madenler; altın, gümüş, kobalt, manganez, molibden, demir, nikel, osmiyum, paladyum, platin, renyum, rodyum, rutenyum, tungsten ve nadir toprak elementleri. Hepsi oluşumundan sonra soğumakta olan Dünyamıza meteorlar ile sonradan geldi. Bunun sebebi, Dünya oluşurken merkezde yoğunlaşan kütleçekiminin, ağır elementlerin merkeze çökmesine sebep olmasıdır. Bu da bugün işleyebildiğimiz kabuk tabakasının böylesine değerli elementlerden yoksun kalmasına neden olmuştur.

Asteroidleri biraz tanıyalım:

Güneş Sistemi’nin oluşumundan arda kalan bu kayalar geçmişin birer aynasıdır. Güneş Sistemi’nin oluşumundan bu yana el değmeden kalmaları onları geçmişe ışık tutan harika bilimsel hazinelere dönüştürür. İçerikleri sadece dağarcığımızı genişletmekle kalmaz, ayrıca gelecekte hammadde olarak kullanabileceğimiz potansiyel madenlere dönüştürür. Asteroidler Güneş Sistemi’nde birçok farklı bölgeye dağılmışlardır, bunlardan bazıları şöyledir:

Asteroid_Belt5454545

Asteroid kuşağı bilinen asteroidlerin büyük bölümünü içerir. Boyutları 1 kilometreden büyük objelerin sayısının 1.1 ve 1.9 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir.

Truvalılar (Trojanlar) olarak bilinenler ise gezegenlerin ve uyduların yörüngelerini stabil Lagrangian 4 ve 5 bölgelerinde paylaşırlar. Bu bölgeler gezegenin bulunduğu konuma kıyasla 60 derece ileride ve/veya geride aynı yörüngede bulunurlar.

Dünyaya-yakın asteroidler (Near Earth asteroids – NEAs) dünya ile kesişen veya yakın yörüngelere sahip olanlardır. Yaklaşık 12.000 tanesini takip etmekteyiz, bunlara boyutları 1 kilometre üzerinde olanların %90’ının keşfedildiği düşünülmektedir.

Asteroidlerin birçok farkı çeşidi bulunurken temel olarak üç ana çeşidi ele alınmaktadır, bunlar C-tipi, S-tipi ve M-tipi kayalardır.

C-tipi asteroidler, en bol olanlarıdır ve bütün asteroidlerin %75ini oluştururlar. Karbon ve su içeren mineraller bakımından zenginlerdir. Ayrıca çok miktarda organik karbon, fosfor ve gübreleme amacıyla kullanılabilecek temel bileşenleri de barındırırlar.

S-tipi asteroidler, kayalık yapıya sahiplerdir temel olarak demir ve magnezyum silikatları içerirler. Ayrıca yapılarında nikel, kobalt, altın, platin, rodyum barındırırlar.

M-tipi asteroidler, nadir kayalardır ancak S-tipine kıyasla 10 kat daha fazla metal içerirler.

Neden Asteroidler?
Dünya bize bu kadar zenginlik sunarken ve hala burada ki sorunlarımızı çözememişken ne gerek var diye düşünmek çok doğaldır. Ancak gözden kaçırdığımız şey, uygarlığın işlemesini sağlayan madenlerin çıkarılmasının giderek zorlaşması. Erişimi kolay kaynaklar tükenirken, madencilik giderek daha riskli ve daha çok yatırım isteyen bir alan haline gelmektedir. Çok sık duyduğumuz, çevre güzelliklerinin madencilik sebebiyle katledilmesi haberleri de bundandır. Hammaddeye olan talep arttıkça kolay ulaşılabilir madenler bakımından zengin doğal yaşam alanları hedef alınmaktadır.

Asteroidlerde ise bu hammaddeler, Güneş Sistemi’nin ilk oluşumundan beri el değmemiş halde durmaktadır. Birkaç örnek ile ele alacak olursak; 33 kilometre uzunluğunda ve 13 kilometre genişliğinde olan, 79.2 trilyon ton kütlesindeki 433 Eros asteroidinde, tahminlere göre Dünya’da şimdiye kadar çıkarılandan daha fazla altın ve platin vardır. İnsanlık tarihi boyunca çıkarılan altın miktarı 2012 yılında yaklaşık olarak 174.000 ton olarak kabul edilirken ve platinin bundan çok çok daha az olduğu bilinirken, bu tahmin oldukça isabetlidir. Üstelik yine Eros’ta bulunan magnezyum, aluminyum, silikon, potasyum ve demir gibi hammaddeler, Dünyada ki ekonomiyi altüst edecek kadar bol olacaktır.

Başka bir örnek; boyutları 200 kilometre üzerinde olan metal yüklü 16 Psyche asteroidin de, Dünya ihtiyaçlarına binlerce yıl yetecek nikel-demir bulunduğu tahmin edilmektedir.

Sadece 1 km çapında ki bir metalik asteroidin bile hammadde olarak günümüzdeki değeri, trilyon dolarlar ile ifade edilmektedir ve yine sadece 10 metre boyutların S-tipi bir asteroid, 650.000 kilogram kadar metal içerir, bunun 50 kilogramını altın ve platin benzeri nadir metaller oluşturur.

Her geçen gün değerli hammadde çıkarmak ve işlemek giderek zorlaşırken, yatırımcıların gökyüzünde ki bu kaya parçalarına yavaş yavaş göz dikmesi ve onları birer servet olarak görmeye başlaması da bu yüzdendir.

Nasıl işimize yarayacak?
Bugün uzaya 3 kişilik bir Soyuz uzay aracı fırlatmanın maliyeti 100 milyon doları bulabilirken daha yüksek maliyetli araçlarla uzayda maden kazıp dünyaya getirmek nasıl ve ne zaman ekonomik olacak? Henüz değil! Durum hala yatırımcılar için kazançlı olmaktan uzak ancak önümüzde ki bir kaç on yıl içinde durum değişecek gibi görünmekte.

Bu hammaddelerin Dünyaya getirilmesi için öncelikle Dünya yörüngesine pratik ve verimli ulaşımın altyapısı kurulmalı. Bunun için en mantıklı yöntem kısa vade de tekrardan kullanılabilir uzay araçları ve uzay uçakları olacaktır. Örneğin, ESA’nın, 1982den beri geliştirdiği Skylon uçağı. yörüngeye tek aşamada çıkıp dönebilen 15 ton kapasiteli insansız bir uzay uçağı olarak ilk uçuşunu 2019’da gerçekleştirebileceği düşünülüyor. Uluslararası Uzay İstasyonuna ikmal sağlayan Orbital Sciences ve SpaceX gibi şirketlerde gelir elde ettikçe yeniden kullanılabilir teknolojiler üretmeye çalışmaktadırlar. Bu gibi projelerin geliştirilmesi, uzayı daha kolay ulaşılabilir bir yer haline dönüştürecektir. Uzun vadede ise uzayı hayatımızın, ekonominin ve endüstrinin bir parçası yapmak için bir uzay asansörü belki de torunlarımızın hayatlarında gerçek olacaktır.

Diyelim ki, başardık. Büyük bir asteroid dolusu kaynağı Dünya’ya getirdik, bunun sonuçları ne olacak? Kesinlikle şu anda alışık olduğumuz ekonomi değişime uğrayacaktır. Örneğin bir anda demir kadar bollaşan altın ve platin değer kaybederek ihtiyaç duyulan her alan için neredeyse sınırsız miktarda bulunacak. Ve bu işe yatırım yapan hangi ülke veya şirket olursa, Dünya’daki herhangi bir ekonomik güçten çok çok daha yüksek gelirler elde edip dengeleri alt üst edecektir.

Asteroidlerden, onların Dünya ekonomisine sokmak dışında başka bir şekilde daha faydalanılabilir. Uzayda hazır bulunan madenler ve buz; bizzat uzayda üretim yapılmasına, tamire ve yakıt ikmaline olanak sağlar. Özellikle Mars ve ötesine yapılacak keşif görevlerinin çok daha düşük ücretlere gelmesini ve pratikleşmesini sağlayabilirler.

Asteroid Madenciliği

Uzayda üretim:
Bir uzay mekiğini dünyadan yörüngeye göndermek ya da bir Apollo uzay aracını Saturn V roketinin tepesinde Aya göndermek mühendislik sınırlarını oldukça zorlamış çalışmalardır. Bugün, ilk defa Saturn V’ten daha güçlü bir roket olan SLS (Uzay Fırlatma Sistemi) geliştirme ve üretim aşamasındadır. Bu roket, Orion kapsülünü Ay, Asteroidler veya Mars için gerekli görev modüllerini yüksek dünya yörüngesine fırlatacak güçte olacaktır. Fırlatılan modüller uzayda birleştirilerek gemiler tamamlanacaktır. Ama çok daha uzağı ve daha büyük şeyleri hedeflediğimizde gemimizi bir uzay istasyonu gibi Dünya yörüngesinde yapmamız ve yakıtını Asteroidlerdeki buzu, sıvı hidrojen ve sıvı oksijene ayrıştırarak üretip doldurmamız, bu iş için roket fırlatmaktan çok daha mantıklıdır. Üstelik dış gezegenlerin keşfi ve uydularının olası kolonizasyonu için, asteroidleri ve uyduları ikmal noktaları olarak kullanmak tek yoldur.

Dünya yörüngesine getirilecek bir asteroidin en çekici yani şüphesiz ki, içerdiği bilimsel veriler, Güneş Sistemi’nin oluşumuna ışık tutması ve astrobiyoloji ile ilgili keşfedeceğimiz şeylerin yanında içeriği ile bizzat uzayda parça ve yakıt üretimine olanak sağlayacak olmasıdır. Böyle bir girişimin ilk yıllarında Ay veya Mars yolculuğundan gelen araçların bakımı, onarımı ve yakıtlarının doldurulması Dünya’dan bağımsız, roket fırlatmaya ihtiyaç olmadan uzayda gerçekleşecektir. Daha uzak gelecekte ise asteroidlerden gelecek hammadde, sıfırdan gemi üreten uzay tersanelerinin ve başlı başına ayrı bir uzay endüstrisinin yolunu açabilir.

Şimdilik geleceğe şüpheyle yaklaşıp, günümüzdeki örneklere gelecek olursak; Uluslararası Uzay İstasyonu’na gönderilen üç boyutlu yazıcı daha şimdiden yedek parça ve alet üretimi yaparak gezegenimizden gönderilmesi gereken malzeme ihtiyacını azaltmaya başlamış durumda. UUI ekibi artık temel bir alet veya yedek parça için fırlatmaları arasında aylar bulunan ticari ikmal görevlerini beklemek yerine, ihtiyaç duydukları şeyleri kendileri “basabiliyor” Haziran 2015’te ESA tarafından UUI’ye gönderilecek yeni bir üç boyutlu yazıcıda bu aygıtların ne kadar gelecek vadettiğini anlatmaya yetiyor.

Gerçekten de üç boyutlu yazıcı teknolojisinin çok uç örneklerine artık her yerde rastlamak mümkün. Araba ve uçak parçası, gıda, organ ve hatta yakın zamanda ilaç üretimi dahi yapabilecek çok kapsamlı bir teknoloji olarak, üç boyutlu yazıcılar uzaydaki yerlerini alacaklardır.

Asteroid Madenciliği
Geçtiğimiz aylarda Rosetta uzay aracıyla bir asteroid üzerine indirilen Philae sondası, gerçekte asteroid madenciliğini için de atılan en önemli adımlardan biriydi. Bu sayede bir asteroidin yüzeyine nasıl ineceğimiz konusunda büyük tecrübe kazandık.

Asteroidlere yatırım yapanlar kimler?

NASA Gelişmiş Kavramlar Enstitüsü (NASA Institue for Advanced Concepts – NIAC) “Robotic Asteroid Procpector” denen bir proje hazırladı. Eylül 2012’de başlatılan bu proje asteroid madenciliğinin pratik yolları, gereken teknolojiler, görev ve araç tasarımları üzerine bilgiler verirken, bir yandan da 2025’te NASAnın, bütçesinin 5/1’i ile yatırım yapılması halinde ilerleyen yıllarda bu yatırımın nasıl bir geri dönüşünün olacağını öngörüyor. Bu başlı başına ayrı bir yazı konusu olacağından şimdilik size çalışmanın linkini vermekle yetiniyoruz.

Kepler Enerji & Uzay Mühendisliği (Kepler Energy Space Engineering LCC), on yıl içerisinde küçük asteroidlere küçük delgi matkaplı robotlar göndererek dünyaya bir kaç tonun üzerinde maden getirmeyi planlayan bir şirket.

Derin Uzay Endüstrileri (Deep Space Industries) 2016’da fırlatılacak olan DragonFly isimli bir uyduyu gözlerine kestirdikleri bir asteroide gönderip 150 kilogram materyal geri getirmeyi planlıyorlar.

Bu girişimlerden en ilginci ise Gezegen Kaynakları (Planetary Resources) denen şirket. Bizzat yönetmen James Cameron, Larry Page ve Eric Schmidt tarafından yatırım yapılan bu şirket, pastadan en büyük payı almak için kolları sıvıyor. Planları arasında 2020 civarı uzayda bir yakıt tankı kurup asteroidlerden elde edilen buzu burada sıvı oksijen ve sıvı hidrojen olarak ayrıştırıp roket yakıtı haline getirip, ticari uydu ve uzay araçlarına ikmal yapacaklar. Ne yazık ki ilk test uyduları Arkyd 3, 28 Ekim 2014’te fırlatma sırasında patlayan Antares roketindeydi.

Bu arada, James Cameron ile ilgili küçük bir ayrıntı; 2009’da çektiği Avatar filminin hikayesinde, Pandora’ya ulaşımı sağlayan yıldız gemisinin sahibi RDA şirketi, böyle bir gemiyi yapabilecek ekonomik güce, Güneş sistemindeki kaynakları sömürerek ulaşmıştı.

Gördüğünüz üzere gökyüzünün ötesinde yeni bir endüstrinin emekleme zamanları bunlar ve aynı zamanda hala bilimkurgu kabul edilebilecek bir alan. Bilimkurgu ve gündelik yaşam arasında ki çizgi her geçen gün biraz daha incelirken, asteroid madenciliğinin kurgu olarak mı kalacağını yoksa hayatın bir parçasımı olacağını hep beraber göreceğimize inanıyoruz.

Berkan Alptekin




İnfografik: Uzay Taşları

Uzayda karşımıza çıkan taşları belirli kriterlere göre sınıflandırıyoruz; kuyruklu yıldızlar, meteorlar, meteoritler, göktaşları, asteroitler, cüce gezegenler, meteor yağmurları… Hepsinin tanımlarını ve görünümlerini aşağıdaki infografikte inceleyebilirsiniz. Aynı zamanda okulunuzda yahut evinizde poster yapmak için üzerine tıklayıp büyük boyda açabilir, bastırıp kullanabilirsiniz.

Çeviren: Ece Özen
Hazırlayan: Umut Yıldırım

Kaynak




Meteor Çarpmasından Kurtulma Taktikleri

Unutmayın, bir meteor çarpışmasından koşarak kaçamazsınız. Dinozorlar bunu denediler, başaramadılar ve hepimiz işe yaramadığını gayet iyi biliyoruz.

Meteor çarpışmaları, her gökcisminin olduğu gibi Dünya’nın da kaçınmasının mümkün olmadığı sıradan bir “doğa olayı”. Gezegenimiz gerçekte sürekli bir meteor bombardımanı altında yaşıyor ve biz bunların çoğundan haberdar olmuyoruz. Küçük çaplı meteorlar çoğunlukla gezegenimizin %70’inden fazlasını kaplayan okyanuslara, ya da karaların insan yerleşiminden uzak %80’lik dilimine, ıssız dağ başlarına düşüyor. Çoğunu görmüyoruz bile. Arada şehirlere, köy ve kasabalara yakın düşenler olduğunda ise, bunu görüp nadir rastlanan bir olay sanıyoruz. Oysa belki de şu anda Ural Dağları’na, Atlas Okyanusu’nun ortalarına küçük bir meteor düşmüş olabilir. Bilemeyiz…

Meteorlar birkaç milimetre büyüklükten, birkaç kilometre çapa sahip dev kaya yığınlarına kadar sayısız boyutta ve biçimde olabiliyorlar. Gökcisimleri için genel bir kural vardır; boyutunuz küçük ise sayınız çok, büyük ise azdır. Meteorlar da bu genel kurala uyarlar. Küçük boyutlu meteorların sayısı, daha büyük boyutlu olanlardan çok daha fazladır. Örneğin, mikrometeor diye anılan ve boyları birkaç milimetre ile bir irice bir taş büyüklüğünde olan meteorların miktarı muazzam boyutlardadır. Ve bu mikrometeorlar, durmaksızın gezegenimize çarparlar. Geceleri yıldız kayması olarak gördüğünüz şey, aslında bu minicik meteorların atmosferimize girip yandığında ortaya çıkardıkları ışıltıdır.

bolide20141114-full
2003-2013 yılları arasında gezegenimizin atmosferine giren (ve bir kısmı yüzeye ulaşabilen) göktaşlarının konumları. Sarılar gündüz, maviler gece düşenler. Alttaki skala ise, ortaya çıkardıkları enerjiyi giga joule cinsinden veriyor.

Boyutlar büyüdükçe sayı azalır. Gezegenimize çarpma ihtimalleri de düşer. Ancak, bu ihtimalin düşüklüğü, düzenli olarak meteor çarpışmaları yaşadığımız gerçeğini değiştirmez. Gökbilimcilerin yaptığı hesaplara göre, her 100 yılda bir yeryüzüne ulaşabilen, ancak pek hasara yol açmayan birkaç metre çapında bir meteor gezegenimize düşer. Her birkaç bin yılda bir ise, irice bir krater açma potansiyeli olan, ama verdiği hasar sadece yakın çevresi ile sınırlı olan büyüklükte meteor yeryüzüne ulaşır.

Zaman aralığı arttıkça, büyük meteorların çarpma ihtimali de artar. Ortalama her on-onbeş bin yılda bir, rahatlıkla büyük bir şehri veya ülkeyi haritadan silebilecek büyüklükte bir göktaşı çarpmasına maruz kalırız. Bu tarz büyük çarpışmalar çok büyük yıkıma sebep olduğu gibi, küresel çapta felaketlere de yol açar. Ve yine her birkaç yüzbin yılda bir de, yeryüzündeki hayatın büyük kısmını yok edebilecek olan, birkaç km çapındaki büyük göktaşları gezegenimize düşer.

Öncelikle şunu söyleyelim: Meteor çarpmalarının ortaya çıkardığı patlama etkisi, ancak atom bombaları ile kıyaslanabilecek büyüklüktedir. Sadece 100 metre çapında bir göktaşı, yeryüzüne düştüğünde japonya’ya atılan atom bombasının yüzlerce katı büyüklüğünde bir etki yaratır. Unutmayın, ABD Arizona’daki 1.2 km çapa sahip krateri oluşturan meteorun boyutu 30 ila 50 metre civarındaydı.

Barringer Krateri
ABD Arizona’daki 1.2 km çapındaki Barringer Krateri, sadece 50 metre çaplı bir meteorun çapmasıyla meydana gelmiştir.

Bir meteor çarpmasından korunmanın yolu biraz şanslı olmaktan ve çarpışmayı makul bir süre önce öğrenmekten geçer. Bu konuda fazla iyimser konuşmak gereksiz olduğu için baştan söyleyelim; bulunduğunuz bölgenin birkaç km yakınına düşecek 100 metre çapında bir meteordan kurtulma ihtimaliniz, sayısal lotoyu üst üste iki kere kazanma ihtimalinizden daha düşüktür.

Ne yapabilirsiniz peki? Böyle bir meteorun yakınınıza düşeceği haberini aldığınızda ilk yapmayı düşünmeniz gereken şey, bir an önce o bölgeden olabildiğince uzağa gitmek olmalı. Bunu nasıl yapabilirsiniz bilmiyorum ama, 100 metre çapında bir meteor, çarptığı bölgede birkaç km çapında dev bir krater açar. Bu kraterin içinde yer alan bölgede ne yaparsanız yapın, hayatta kalma şansınız yoktur. Büyük ihtimalle hiçbir şey hissetmeden milisaniyeler içinde buharlaşırsınız.

Eğer bu kraterin birkaç km yakınında yer alıyorsanız, oluşacak şok dalgası ile paramparça olursunuz. Eğer yine oluşacak kraterden birkaç km uzakta bir yeraltı sığınağına girdi iseniz, oluşacak devasa sarsıntı büyük ihtimalle sığınağınızı veya sığınağınızın çıkışını yerlebir edecektir. Ama sığınağınızın ayakta kalacağını farzedelim biz.

krater
Yeryüzünde çok sayıda meteor krateri bulunuyor. Bunların büyük kısmı bu fotoğraftaki krater gibi suyla dolup göle dönüştüğü veya deniz altında bulunduğu için göze çarpmıyor.

Çarpışma sırasında çok büyük bir ısı enerjisi açığa çıkacaktır. Bu enerji, çarpışma bölgesindeki tüm havanın hızla yükselmesine neden olur ve o bölgede dev bir hava boşluğu meydana gelir. Ancak, bu hava boşluğunun dolması gerektiğinden, çarpışma bölgesinin çevresindeki daha soğuk hava muazzam bir hızla yükselen havanın yerini almaya çalışır. Bu, çok büyük bir vakum etkisi yaratır ve sığınağınızın içindeki tüm hava aniden boşalır. Yani hasar görmeseniz bile, havasızlıktan boğulursunuz. Dolayısıyla sığınağınızın bir havalandırma girişi olmaması, sıkıca kapalı, kendi kendine yeter bir oksijen sistemine sahip olması gerekir.

Göktaşı biraz daha büyük ise, örneğin 200 metre çapa sahipse, yukarıda anlattığımız senaryo çok daha büyük boyutlarda gerçekleşir. Krater daha fazla büyür ve kraterin çevresindeki yaşamın tümüyle silineceği alanın çapı da onlarca km’ye çıkar. Dolayısıyla, 200 metre çapında bir göktaşının örneğin İstanbul‘a düşeceği haberini aldıysanız, yapacağınız en akıllıca iş saklanmayı gizlenmeyi bırakıp en yakın güvenli şehirler olan Bursa, Zonguldak veya Edirne gibi yerlere gitmek olmalı. Bu şehirlerde hayatta kalma ihtimaliniz epey yüksek olur. Bu arada gideceğiniz şehrin denize yakın bir kısmında bulunmayın. İstanbul’a bu boyutta bir meteor düştüğünde, büyük tsunamilere sebep olacaktır. Meteordan kaçarken tsunamiye yakalanırsınız mazallah.

300-400 metre çapa sahip bir göktaşını haber aldıysanız, size tavsiyemiz en az 500 km uzakta bir şehre kaçmanız. Burada hayatta kalma ihtimaliniz artar. Ancak, böylesi büyük bir çarpışma gökyüzünü zehirli gazlarla, duman ve isle dolduracaktır. Ülkenin üstünden bu zehirli ve karanlık dumanın kalkması haftalar sürecektir. Bu süre içerisinde binlerce insan zehirlenerek hayatını kaybedecek. Dolayısıyla buna bir çözüm bulmanız gerekir. Sürekli gaz maskesi ile dolaşın. Güneş ışınları kesilip hava aniden soğuyacağından sıkı giyinin, ısınma yöntemleri geliştirin.

Yucatan Meteor - Asteroit
Yucatan’daki devasa Chicxulub Krateri. Bu krater sadece 10 km çapında bir göktaşının gezegenimize çarpması sonucu oluşmuştur ve çapı yaklaşık 180 km’dir. Çarpmanın yıkıcı etkisi öylesine büyük olmuştur ki, yeryüzündeki canlı türlerinin %90’ından fazlasının nesli tükenmiştir.

Meteorun boyu biraz daha büyüdüğünde, örneğin 1 km’ye çıktığında Türkiye’nin neresinde olursanız olun, haberi duyduğunuz anda ülkeyi terketmenin hesaplarını yapmaya başlayın. Uzağa gidin, epeyce uzağa. Örneğin Finlandiya, Portekiz, Nijerya (Boko Haram’dan uzak bir yerine), Hindistan, Çin, Japonya ve hatta mümkünse Avustralya veya Amerika’ya gidin. Çarpmanın yarattığı yıkımlardan burada kurtulabilirsiniz. Ama unutmayın, yıkımdan kurtulsanız bile sizi çok zor bir hayat bekliyor olacak.

Güneş uzun süre, aylar boyunca gökyüzünde görünmeyecek. Bitkilerin, çam, kavak, çınar gibi dayanıklı ağaçlar haricinde çoğu ölecek, ortalık çok soğuk olacağından hayvanlar telef olacaklar. Bol ağaçlık bir yerde olmaya özen gösterin bu yüzden. Isınmak için bol bol keseceğiniz ağaç olur. Yiyecek sorununu da hallederseniz, 1-2 yıl kadar dayanmaya çalışın. Bu arada, Türkiye’ye dönemeyeceksiniz, çünkü malesef ülkemizin ortasında en az 50 km çapa sahip bir krater olacak ve bu kraterin yüzlerce kilometre çevresindeki alan tümüyle çölleşecek. Çölde yaşarım diyorsanız, siz bilirsiniz tabi. Nasılsa hayatta kaldınız, keyif sizin.

Eğer gezegenimize yaklaşan 5 ila 10 km çapında bir göktaşını haber aldıysanız, üzgünüm ama Dünya üzerinde hayatta kalabilmeniz pek mümkün değil. Çarpma etkisinden kurtulsanız bile, atmosfere yayılan sıcak yakıcı havanın etkisiyle canlı canlı pişip öleceksiniz. Çarpma bölgesinden çok uzakta, 10 bin km kadar ötede iseniniz, yer altında bir sığınakta saklanmayı deneyebilirsiniz. Ancak, bulunduğunuz sığınağın da darmadağın olacak yerkabuğuyla birlikte yok olma tehlikesi var. Ama bir şekilde hayatta kalabilirseniz, böcek ve solucan yiyerek, şanslıysanız bir iki fare yakalayarak, yosunları kemirerek hayatınızı sürdürebilirsiniz.

Ama unutmayın; Dünya bitti. Sizin ömür süreciniz içinde bir daha asla eskisi gibi olmayacak. Güneş ışığı onlarca yıl boyunca gökyüzü kaplayan toz yüzünden görünmeyecek. Dünya buz tutmuş bir gezegen haline gelecek.

Meteor - Asteroit
50 km’den büyük bir meteorun gezegenimize çarpması durumunda malesef kurtuluş şansınız hemen hemen hiçtir. Çarpmanın yarattığı güç o kadar fazla olacaktır ki, yerkabuğunun büyük bir kısmı eriyecek, geri kalan kısmı da kelimenin tam anlamıyla alt-üst olacaktır.

Haaa şansınız varsa, o günlerde Mars ve Ay turizmi başlamışsa hemen oraya kaçın. Böbreğinizi satıp Mars bileti alın. Yapamıyorsanız, yukarıda söylediğimiz şekilde hayatta kalmaya çalışın.

Çarpacak göktaşı eğer 20-100 km arasında ise, boşuna kurtulma yolları aramayın. Kalan günlerinizin tadını çıkarın. Ya da az önceki tavsiyemize uyup, böbreğinizi satın ve Mars’a kaçın. Çünkü Dünya tümüyle yerle bir olacak. Mikroorganizmalardan başka hayatta kalabilecek neredeyse hiçbir canlı kalmayacak.

Umarız bir meteor çarpışmasıyla karşı karşıya kalırsanız, bu söylediklerimiz işinize yarar. Ya da en iyisi şansınıza güvenin ve ömür süreciniz boyunca böyle birşey ile karşılaşmamayı umun. Bol şanslar…

Zafer Emecan


teleskoplar-2254-2-meade

Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT




Halley Kuyruklu Yıldızı

Eskiden teleskoplar olmadığı için gökyüzünde gördüğümüz her şeyi yıldız olarak isimlendirmişiz. Mesela Satürn gezegeni için “Zühal Yıldızı” demişiz. Göktaşlarının atmosferde yanmasına “yıldız kayması” demişiz.

Aslında Dünya, Güneş etrafında göndüğü için izafi olarak yıldızlar yavaş da olsa hareket ediyor gibi görülürler. Ancak bizim halk dilinde yıldız kayması dediğimiz durum, gerçekte bir göktaşının atmosferde yanmasıdır.

Halley Kuyruklu Yıldızı aslında tozlu-buzlu bir göktaşı. 76 Yılda bir Dünya’nın yakınından geçer ve tarih boyunca bu kuyruklu yıldızın her gelişinde ilginç olaylar ortaya çıkmıştır. Daha doğrusu, zaten her zaman gerçekleşen ilginç olaylar, bu kuyruklu yıldızın geçişine yorulmuştur. 

İlk defa Edmund Halley (1656 – 1742) bu kometin Güneş’in yörüngesinde dönen bir göktaşı olduğunu tespit edip her 76 yılda bir Dünya’nın yakınından geçeceğini hesap etti. Bir sonraki ziyaretinin 1758 yılında olacağını hesapladı ve gerçekten de Halley Kuyruklu Yıldızı 1758’de Dünya semalarından görüldü. Fakat Edmund Halley, 1758’e yetişemeden 16 yıl önce ölmüştü.

Halley Kuyruklu Yıldızı'nın yörüngesi
Halley Kuyruklu Yıldızı’nın yörüngesi

 

1758’ de Edmund Halley’in hesaplarının doğru çıkması üzerine bu kuyruklu yıldıza Halley ismi verildi. Edmund Halley aynı zamanda herkese küsmüş, Cambridge Universtesinde kendi halinde bilimsel araştırmalarda bulunan ve kimse tarafından çok da bilinmeyen Sir Isaac Newton’un eserlerinin basılıp gün yüzüne çıkmasını da sağlayan kişidir.

Astronomlar ve tarihçiler Edmund Halley’den sonra geriye doğru hesap yaparak Dünya literatüründe inceleme başlattılar ve milattan önce 240 yılında Çinlilerin Halley Kuyruklu Yıldızını resmettiklerini buldular. Hz İsa’nın doğumunda görüldüğü söylenen kuyruklu yıldızın da Halley olabileceğini hesapladılar. Hz Isa’nin doğum günü tam olarak bilinmemekle birlikte 24 Aralık 0000 olduğu tahmin ediliyor.

Ünlü Yazar Mark Twain 1835’te Halley Kuyruklu Yıldızı görüldükten 15 gün sonra doğmuştu. Otobiyografisinde ise Halley’in bir sonraki görünmesinde öleceğini yazmıştı. Hakikaten 21 Nisan 1910’da Halley Kuyruklu Yıldızının görülmesinden sonra öldü.

halley2

Halley Kuyruklu Yıldızı Dünya’yı en son 1986 yılında ziyaret etti. Bir sonraki ziyareti 2061 yılında olacak. 15 km uzunluğunda ve 8 km genişliğinde olan bu komet Güneş’e yaklaştığında; buharlaşıp Güneş rüzgarı ile arkasına doğru saçılan toz ve buz bulutu parlıyor ve kuyruk gibi görülüyor. Kuyruklu yıldızın gerçek şekli ise, bir fıstık gibi.

Yörüngesi ise sıradışı bir elips biçiminde. Güneşe Venüs’ten daha yakın olabildiği gib Plüton’dan da daha uzağa gidebiliyor. Kömürden kara bir yapıya sahip, Güneş’ten aldığı ışığın sadece %4’ünü geri yansıtıyor.

Bir sonraki ziyaretinde üzerine kameralı bir uzay aracı bindirebilirsek 76 yıllık serüvenini de takip etmiş oluruz. Eğer 80 yıl yaşarsanız ve doğru zamanda doğduysanız Halley’i bir çocukluğunuzda bir de yaşlılığınızda görürsünüz. Halley’in üçüncü gelişinde ise, siz olmayacaksınız.

Zafer Acar




Kuyruklu Yıldız Nedir, Ne Değildir?

Üstte gördüğünüz fotoğraf, bir kuyruklu yıldızın bizim Dünya’dan gördüğümüz hali ile, gerçekte nasıl bir şey olduğunun karşılaştırması. Görselde, yaklaşık 2 km uzunluğundaki Hartley 2 kuyruklu yıldızının Dünya’dan teleskop çekilen bir pozu ile, içteki karede yakınından geçen Epoxi uzay aracı tarafından alınan fotoğraflarını görüyorsunuz.

Kuyruklu yıldızlar, sıradan göktaşlarından farklı olmayan birkaç kilometre çapında basit gök cisimleri aslında. Ancak, göktaşlarının aksine, parlak renklere ve uzun kuyruklara sahipler. Bunun nedeni; kuyruklu yıldızı oluşturan “göktaşının”, kaya ve metal ile beraber; bol miktarda su, azot, metan veya karbondioksit buzu içermesi ve Güneş’e yaklaştıkça tüm bu buzların buharlaşarak göktaşının çevresini sarıp, gidiş yönünün aksine bir kuyruk oluşturması

Aşırı eliptik yörüngelere sahip olan kuyruklu yıldızlar, kimi zamanlarda Güneş’e ısınıp buharlaşmaya başlayacak kadar yaklaşırken, dolanım süresinin büyük çoğunluğunda ise Güneş’ten uzak, sıcaklığın -140/-240 santigrat derece arasında gezindiği Kuiper kuşağı ve ötesindeki dondurucu bölgelerde yer alırlar. Kimi zaman da, bir yıldızın yakınımızdan geçişi nedeniyle, Güneş Sistemi’ni bir çepeçevre saran Oort Bulutu‘ndaki stabil yörüngelerinden koparak sistemimizin içlerine doğru yol almaya başlarlar.  

HalleyOrbit
Halley Kuyrukluyıldızı’nın yönüngesi ve yıllar içerisinde bulunacağı konumlar. Halley, 76 yıllık bir yönünge dönemine sahiptir ve her 76 yılda bir İç Güneş Sistemi’ne girerek ısınır ve çıplak gözle dahi görülebilen muhteşem kuyruğu ile Dünya’nın yakınından geçer.

 

Sıcaklığın bu kadar düşük olduğu bir bölgede, sadece su değil, bizim gaz olarak bildiğimiz maddeler de donarlar. Öyle ki, Dünya atmosferinin büyük çoğunluğunu oluşturan azot gazı -210 santigrat dereceden soğuk ortamda buz halinde bulunur. Karbondioksit’in buz haline gelmesi için sadece -78 santigrat derece yeterlidir.

Bir kuyruklu yıldız, Neptün‘ün ötesindeki yörüngesinden Güneş Sistemi’nin içlerine doğru ilerledikçe ısınmaya başlar. Sıcaklık, Satürn’ün yörüngesinde -180 santigrat derecelere kadar yükselmiştir. Bir kuyruklu yıldız üzerindeki “azot buzu” için bu sıcaklık o kadar yüksektir ki, azot buzu aniden sıvılışıp kaynamaya ve buharlaşmaya başlar. Kaynayarak buharlaşan azot gazı kuyruklu yıldızın yüzeyindeki toz ve diğer cisimlerle birlikte kuvvetle dışarı doğru püskürerek Güneş’in aksi yönünde bir kuyruk oluşturur. Güneş ışığı bu kuyruktaki toz ve gaz moleküllerinden yansıyarak o çok iyi bildiğimiz parlak gösterişli kuyruklu yıldız görüntüsünü meydana getirir.

Kuyruklu Yıldız
67P/Churyumov-Gerasimenko Kuyrukluyıldızı’nın Rosetta uzay aracı tarafından 18 mil uzaklıktan çekilmiş fotoğrafı.

Azot buzunun başına gelenin bir benzeri, Mars yörüngesine kadar ulaşan kuyruklu yıldızımız üzerindeki karbondioksit buzunun da başına gelir. Sıcaklık artık karbondioksitin buharlaşması için yeterli hale gelmiştir ve bu buzlar da hızla buharlaşarak kuyruklu yıldızımızın kuyruğuna katkıda bulunurlar.

Kuyruklu yıldızların içerdiği “su buzu dahil” bu buzlar, milyarlarca yıl önce çarpışmaların çok daha yoğun olduğu dönemlerde gezegenimizin suya kavuşmasını sağlamıştır. Hatta kimi bilimcilere göre, kuyrukyıldızların üzerindeki organik ve yaşam için gerekli inorganik maddeler sayesinde yeryüzünde yaşamın ortaya çıkması mümkün olmuştur.

37682284z
Dünyamız bundan 3,5 milyar yıl kadar önce çok yoğun bir meteor ve kuyrukluyıldız bombardımanına maruz kalmış, bugünkü suyumuzun büyük bölümüne bu sayede kavuşmuştur.

Her ne kadar küçük görünseler de, kilometrelerce çapa sahip olan kuyruklu yıldızlar, içerdikleri buzlarının tümünün buharlaşmasına fırsat olmadan Güneş’ten uzaklaşıp yeniden donarlar. İşte, kuyruklu yıldızları diğer asteroidlerden ayıran en önemli fark, ısrarla vurguladığımız bu donmuş gazların ısındıklarında yarattıkları kuyruğudur.

Görmeye alışık olduğumuz Dünya yakınındaki asteroidler, Güneş’e yakınlıkları nedeniyle bu buzlu yapılarını çoktan yitirmişlerdir ve bir kuyruklu yıldız gibi ışıldayamaz, göktaşı olarak ömürlerini sürdürürler.

Bu anlattıklarımızdan; Güneş’in çevresinde yeteri kadar tur atan her kuyruklu yıldızın, tüm buzunu zaman içinde kaybedip sonunda sıradan bir göktaşına (eğer çekirdeği kaya ve metalden oluşuyorsa) dönüşeceğini farketmişsinizdir. Bu bazen on binler, bazen ise yüz milyonlarca yıl sürer…

Zafer Emecan




Uzayın Hava Durumu

Yıllarca televizyonlardan hava durumu takip ettiniz, soğuk, sıcak, yağışlı, yağışsız… Biz de size uzayın hava durumu niteliğinde, Dünya’nın yakınında keşfedilen asteroitlerin bilgilerini verelim istedik. Bu bilgiler hava durumu gibi sürekli güncelleniyor. Sebebi ise, bazı astroitlerin Dünya’ya düşmesi (Dünya’nın çekim alanına girmesi) bazılarının ise Dünya’yı geçip yollarına devam etmesi. Asteroitlerin keşifleri kimi zaman amatör astronomlar, kimi zaman ise astronomlar sayesinde oluyor. Uslu bir amatör astronom olursanız siz de bir asteroit keşfedebilirsiniz deyip, hemen gözlenen belli başlı asteroitleri size tanıtalım.

1998 WT24 adlı asteroitten başlayalım. Adında yazdığı gibi 1998 yılında keşfedildi. Büyüklüğü yaklaşık 1,1 kilometre, bize uzaklığı ise 10,9 LD (1 LD 384.401 kilometre. Yani, Ay ile dünya arasındaki ortalama uzaklık). Bu astreoitin, yapılan çalışmalar sonucunda her geçen gün Dünya’dan uzaklaştığı tespit edildi.

1998wt24
1998 WT24 asteroidinin çekilen zaman aralıklı fotoğrafları.

1999 JV6: Bu asteroit evet tahmin ettiğiniz gibi 1999 yılında keşfedildi hala da izleniyor diğerleri gibi. 6 Ocak 2015’te güncellenen verilerine göre Dünya’ya uzaklığı 12,6 LD, büyüklüğü ise 410 metre. Bayağı küçük bir asteroit anlayacağınız.

2015 VH2: Sadece 14 metre büyüklüğe sahip bu asterotimizin 12,9 LD ile bize oldukça uzak olduğunu söyleyebiliriz. Kasım ayında hassas ölçümler yapılarak keşfedildi.

2004 MQ1: Bize çok çok uzakta. Aramızdaki mesafe yaklaşık olarak 55,4 LD, Ocak ayı verilerine göre. Büyüklüğü ise 1,1 kilometre. Bu asteroit, isim benzerliğinden ötürü bir İHA (insansız hava aracı) ile karıştırılmaktadır.

Tamam bunları öğrendik. Peki bize yakın asteroitler var mı diye bu yazıyı kurcalıyorsanız, size güzel haberler verelim: Evet iki tane asteroit şu aralar bize oldukça yakın. Bunlardan bahsedelim o zaman.

2015 VY 105

15 kasım günü teleskoplara takılan bu asteoritimizin boyutu gülmenize sebep olabilir. Yaklaşık 7 metre… Evet sadece bu kadar… Uzaklığı ise 0,09 LD yani yaklaşık 34,500 km… Dünya’ya çarpması muhtemel bu cisim atmosferde dağılıp kayıplara karışacak. Bingöl olayını duyan ve kafasında göktaşı madenciliği olan kişileri üzecek bir boyut.

2015 VR 64

12 Kasım 2015’te keşfedildi. Bir üstte bahsettiğimiz asteroitin yaklaşık iki katı büyüklüğünde yani 14 metre. Uzaklığı ise 3 LD. Evet bu asteroitin de Dünya’ya çarpması bir ihtimal.

Asteroid-before-the-impact-in-water

Bu bilgiler dahilinde yakın zamanda Dünya’ya bir asteroitin çarpması muhtemel görünüyor. Fakat can yakmayacaklar gibi görünüyor. Yakın zamanlarda bununla ilgili çeşitli medya veya yayın organlarında abartılı haberler duyarsanız, doğrudan bunu savuşturacak bilgilere artık sahipsiniz. Düşünün; 7 metrelik bir cismin Dünya’ya çarpıp çarpmayacağı günler öncesinden tahmin edilebiliyor. Ufukta görülen daha büyük boyutlarda cisimler yok.

Uzay havasını takip ettiğiniz için teşekkür ederiz…

Süleyman Yeşil

Burada kullanılan veriler spaceweather.com sitesinden alınmıştır.




Hayır, Yakında Bir Asteroit Dünya’ya Çarpıp Hepimizi Öldürmeyecek!

Eylül ayında bir asteroid Dünya’yı yok etmeyecek.

Bu kadar! Oldu mu?

Tamam tamam, gelin konuyu biraz daha detaylı ele alalım.

Son zamanlarda sosyal medya ve basında, bu yıl Eylül ayının 18 ve 28’i arasında 4 kilometre büyüklüğünde bir asteroit ya da kuyruklu yıldızın Porto Riko’ya çarpıp; Atlas Okyanusu’nun, Amerika’nın, Meksika’nın ve hatta Güney ve Orta Amerika’nın kıyılarını yerle bir edeceği hakkında bir hikaye dönüp duruyor (Uzaktayız, Türkiye’deyiz diye sevinmeyin, oralara çarpan bu boyutta bir asteroit bizi de rahatlıkla yok eder). Kulağa çok korkutucu geliyor, değil mi? 

panik5487
Panik yapmayın!

Bu hikayenin “Reverend Efrain Rodriguez’in 2010’da NASA’ya gönderdiği mektupla 2015’te tehlikeli bir asteroidin uyarısını yapmasıyla” ortaya çıktığı düşünülüyor. Mektubun gönderildiği zamanlarda çok önemsenmese de bugünlerde pekçok internet sitesi iddia üzerinde durmaya ve bunu gerçekmiş gibi aktarmaya başlamış durumda.

Peki sorun ne? Sorun şu ki, ortada böyle bir asteroit ya da kuyrukluyıldız yok. Bunu NASA’nın Californiya JPL’de bulunan NEO (Yakın Dünya Objeleri) programı sayesinde biliyoruz. Bu program, ”Potansiyel Tehlikeli Asteroidler” (PHAs) olarak bilinen normal boyutta (çok küçük olmayan) tüm asteroidleri izleyebilmemizi sağlıyor. Aynı zamanda gelecek 100 yıl içerisinde Dünya’ya yaklaşacak (ama etkisi olmayacak) diğer PHA’ları da biliyoruz. Ancak yine de açık bir şekilde görülüyor ki yakın zamanda gezegenimize çarpacak önemli boyutta bir asteroid yok. Özellikle de önümüzdeki birkaç ayda…

asteroid_orbit_map
Gezegenimiz için tehlikeli olabilecek boyutlardaki meteorların çoğunun yörüngesi belirlenmiş durumda. (Görseldeki yörüngeler gerçektir)

Hikaye ortaya çıktığından beri o kadar yaygınlaştı ki, NASA ilginç bir şekilde hikayenin doğru olmadığını belirten bir açıklama yapmak zorunda kaldı: NASA’nın karşılaşmaktan nefret edeceği Armageddon hikayesi kapımızda değildi.

NASA’nın NEO departmanı müdürü Paul Chodas’ın konu hakkında söylediklerine göre; ”Belirtilen tarihlerde bir asteroidin ya da herhangi diğer bir gökcisminin Dünya’ya çarpacağına dair en küçük bir kanıt veya bilimsel temel yok. Eğer Eylül ayında bu denli büyük yıkıma sebep olabilecek genişlikte bir gökcismi olsaydı, şimdiye kadar onu çoktan tespit etmiş olurduk.”

Yine de asteroidler ve kuyrukluyıldızların Dünya için tehlikesi aslında çok olası. Bu nedenle pekçok bilim insanı, Dünya’yı gelecekte muhtemel bir asteroid felaketinden korumak adına daha büyük bir asteroit belirleme sisteminin kurulması gerektiğini tartışıyorlar. Aslında Şubat 2013’teki Chelyabinsk Meteoru gibi küçük gökcisimleri kendilerini radarlarlara farkettirmeden Dünya’da bir yerlere çarpabilirler. Ancak 4 kilometrelik bir gökcismi farkedilmemek için açıkça çok büyük bir boyut. Yakın gelecekte de bu türden tehlike yaratacak hiçbir gökcismi yok. NASA gelecek 100 yılda büyük sayılabilecek herhangi bir asteroidin Dünya’ya çarpma ihtimalini ise %0.01 olarak belirlemiş durumda.

Bu yüzden, asteroid korumalı sığınağınızdan dışarı çıkın ve gökyüzüne bakın. Size temin ederim ki hiçbir şey olmayacak. Ne? Bir dakika, o da ne? Şu taraftan geli…

Çeviri: Kemal Cihat Toprakçı

Kaynak: http://www.iflscience.com/space/no-asteroid-isnt-going-hit-earth-and-kill-us-all-any-time-soon




Jüpiter Sistemi

Jüpiter çok büyük bir gezegendir. Sistemimizin “ağır abisi” diyebileceğimiz bu gezegenin kütlesi (kütleyi ağırlık olarak düşünebilirsiniz) o kadar büyüktür ki, geri kalan tüm gezegenler, yani Dünya, Mars, Merkür, Venüs, Satürn, Neptün, Uranüs bir araya gelseler bir Jüpiter etmezler. Hatta bunların üzerine sistemimizdeki tüm meteorları, kuyruklu yıldızları, cüce gezegenleri de ekleseniz Jüpiter hala hepsinden daha ağır kalır.

Bu çok büyük kütlesi nedeniyle kimi astronomlar şu tanımlamayı yaparlar: “Güneş Sistemimiz; Güneş, Jüpiter ve bazı kalıntılardan oluşmuştur”. Evet, Jüpiter ile kıyasladığımız herşey aslında birer kalıntıdan ibarettir diyebiliriz belki de. “Gaz devi” derken bunu kastediyoruz; gaz deyip geçmeyin. Jüpiter gibi gaz devi gezegenler, sistemlerindeki hemen herşeyden çok daha ağır, çok daha büyüktürler.

Hemen hemen tamamı Hidrojen ve Helyum gazlarından meydana gelen Jüpiter’in, bildiğimiz kadarıyla 67 uydusu var. Bu uydulardan görece “büyük” olan 4 tanesi, Galileo Uyduları olarak da biliniyorlar ve Dünya’dan basit bir teleskopla dahi gözlemlenebilirler.

Neredeyse kendi çapında mini bir Güneş Sistemi oluşturmuş olan Jüpiter’in bu 4 uydusundan en büyüğü Ganymede, kütle açısından olmasa da, çap olarak Merkür gezegeninden bile daha büyüktür. Görselde, bu Galileo uyduları olan Ganymede, Io, Europa, Callisto ve Jüpiter’in büyüklükleri orantılı olarak gösteriliyor. Kıyaslamaya yardımcı olması açısından bizim uydumuz Ay’ı da aralarına yerleştirdik.

Dört büyük uydu haricinde kalan (ve bir yığın halinde gösterdiğimiz) diğer uydular ise, çoğunlukla biçimsiz ve birkaç kilometre çapında küçük asteroidlerden oluşuyor. Bunların en büyükleri olan Amalthea bile 250×146×128 km boyutlarında bir kaya yığınından ibaret.

Not: Jüpiter gezegeni ve uyduları ile ilgili çok daha geniş kapsamlı makalemizi bu linkten okuyabilirsiniz.

Zafer Emecan