Kozmik Anafor Astrofotoğrafçılık Yayını

14 Nisan 2017 tarihinde Evrim Ağacı Youtube kanalında Burak Çankaya moderatörlüğünde, ülkemizin en başarılı astrofotoğrafçılarından Murat Sana, Özgür Cengiz, Mustafa Aydın ve Mehmet Ergün‘ün katılımıyla gerçekleşen yayınımızda; canlı olarak gezegenleri, derin uzay cisimlerini gözlemledik ve fotoğrafladık.

Konuklarımız, astrofotoğrafçılık ve kullanılan ekipmanlar hakkında detaylı bilgiler verirken, Kozmik Anafor yazarlarından Merve Yorgancı ve Zafer Emecan gözlemlenen objeleri yorumlayıp haklarında bilgiler verdiler ve izleyicilerden gelen soruları cevaplandırdılar.

Toplam 4 saatin üzerinde bir süreyle gerçekleşen ve 7 binin üzerinde gökbilimsever tarafından izlenen yayınımızı buradan izleyebilirsiniz:




2017’de Uzay Hakkında Heyecanlanmaya Değer Sebepler

Takvimleri hazırlayın, 2017 yılı yıldızlar için büyük bir yıl.

Göktaşı yağmurlarından tutulmalara, efsane uzay görevlerine ve dahasına kadar, 2017 yukarıya bakmaya ve ayrıca dört gözle beklemeye layık.

1. Quadrantids Göktaşı Yağmuru

2003 EH1 göktaşından gelen döküntü kuyruğu sayesinde, Yeni Yılı 3/4 Ocak gecesi bir meteor yağmuru ile başladı. Dünya, döküntü tozu ve küçük döküntü parçalarının içine daldı ve sonra bunlar, atmosferimizde kayan yıldızlar halinde yandılar.

Göktaşı yağmuru, Kuzey’den, Büyük Ayı takım yıldızından geliyor gibi göründü, yani bunun keyfini en iyi Kuzey Yarımküre gözlemcileri çıkardılar.

2. Juno Jüpiter’i araştırıyor.

Güneş Sistemi’nin en tehlikeli bölgelerinden birini araştırmak yeterince tutkulu bir şey fakat bunu yapmak 37 kat daha çılgın görünüyor, ancak NASA’nın Juno görevi bu sene tam da buna el atıyor.

Jüpiter’in etrafındaki yörüngeye 4 Temmuz 2016’da girdi ve yılın sonunda, Gaz Devi’ni oluşturan bulutların altında ne yattığını çoktan ortaya çıkarmaya başladı bile.
jüpiter

Kendisi, Jüpiter’in çevresindeki tehlikeli radyasyon kemerlerinin altından geçerken ve bulut tepelerinin sadece 5.000 km üstünde gezerken, gezegenin kimyasal bileşiminin ve yapısının yakın mesafeden çekilen eşsiz fotoğraflarına sahip olacağız.

Junocam sayesinde bu yakın çekimlere bakmak, bilim için değerli oldukları kadar güzel olacak.

3. SpaceX Deneme Fırlatışı

2016 yılında SpaceX, Falcon 9 ilk aşama roketini uzaya uydu fırlattıktan sonra yere kondurarak tarih yazdı.

Bu durum, bir roket fırlatma rampasında patladığı zaman son buldu. Bu, astronotları Uluslararası Uzay İstasyonu’na taşımak için insanlı uçuş testlerine yaklaşan bir sistem için endişe verici bir başarısızlıktı.

 

spacex

İnsanlığın uzayı araştırması ve uzaya yerleşmesinin diğer taraftarlarıyla beraber, ‘anormalliğin’ düzeltilip düzeltilmediğini görmek için 2017’de yeniden devam eden fırlatışları gergin bir şekilde izliyor olacağız.

Eğer SpaceX roketlerini atmak yerine, bir uçağın gideceği havaalanına varırken yeniden yakıt almasıyla aynı şekilde yeniden kullanabilirse, bu durum yeni ve daha ucuz bir uzay yolculuğu çağının habercisi olabilir.

SpaceX’in okyanustaki bir mavnaya görünüşte konduğu 2016’daki iyi zamanlar görünürde rahattı. 2017’deki deneme fırlatışlarının devam etmesi, bütün dünyanın şans dilemesiyle birlikte hevesle beklenecek.

4. Büyük Amerikan Tutuluşu

Bu Güneş Tutulması Ağustos’un 21’inde olacak ve tam tutulma (Güneşin Ay tarafından tamamen tutulması), Amerika kıtası boyunca uzanan dar bir şeritte görünür halde olacak.

NASA, olayın öncesinde tutulma yörüngesi için süper isabetli bir Ay modeli oluşturdu.

Ay’ın sarp ve kraterli yüzeyi, parazitli güneş ışıklarının Dünya’ya ulaşmasıyla sonuçlanıyor, bu yüzden gölge bölgesi (uzaydan görüldüğü gibi) normalde oval kalıpta değil.

Bölgenizdeki en iyi gözlem zamanları için NASA’yı kontrol edin.

5. TESS fırlatılacak.

Kepler Uzay Aracı sayesinde binlerce yabancı dünyayı biliyoruz, ve NASA 2017 yılında halef TESS görevini başlatacak (Geçiş Yapan Dışgezegen Ölçme Uydusu)

TESS, gökyüzü boyunca 200.000 parlak yıldızı hedef alarak, bizim aramızdan kısa bir süreliğine geçen ve yıldız ışığını sönükleştiren 500 adet Dünya boyutlu gezegen bulmayı umuyor.

tess

Çok önemli bir şekilde, bu yabancı dünyalar Kepler tarafından bulunan gezegenlerden bize daha yakın olacak, yani Dünya temelli teleskoplar, bunların atmosferlerinin içeriklerini muhtemel olarak ölçebilir ve bildiğimiz şekliyle yaşam için şartların uygun olup olmadığını görebilir.

6. Çin’in Ay Görevi

Çin, hızla gelişen uzay yeteneğini, Ay’dan bir taş ve toprak örneği getirilmesi ile geliştirmeye devam edecek.

İnsansız Chang’e 5, konma ve 2 kg Ay regolitini Dünya’ya getirme hedefiyle 2017’de fırlatılacak.

Eğer bu gayret başarılı olursa, Gene Cernan ile Apollo 17’nin 45 yıl önce son kez Ay’dan ayrıldığından beri komşumuzdan ilk defa madde getirilmiş olacak.

7. Satürn etrafındaki Büyük Final

15 Eylül’de Satürn’ün yakınında bulunan Cassini uzay aracı, neredeyse yirmi yıl uzunluğundaki görevini, gaz devinin atmosferinde yanarak tamamlayacak.

Bu durum, müthiş şekilde değerli bir bilim görevinin sonu anlamına gelecek. Araç, 2016’nın sonunda Satürn’ün en içteki halkalarında bir Büyük Final turuna kalkıştığı zaman, görev yeni zirvelere ulaşacak.

Daha önce hiç araştırılmamış bir bölgede, halka ile gezegenin üst bulutları arasında yapılacak 20’den fazla dalışla birlikte, bu halkaların nasıl oluştuğu hakkında bir şeyler öğrenmenin yanında, gizemli gezegenin sahip olduğu bazı sırları ortaya çıkaracağız.

Alevli son, uzay aracındaki dayanıklı mikropların, Cassini’nin uzay bilimine yaptığı son ve nihâi katkılar olan ve muhtemelen yaşanabilir Enceladus ile Titan’a bulaşamayacağını garantiye alacak.

2017 yılında, Cassini’nin Satürn’ün etrafında yaptığı son gösteri dalışının bilgisayarla oluşturulmuş canlandırmalarına bel bağlamak zorunda kalmayacağız ve aracın Büyük Final’inin parçası olarak gerçek şeyleri elde edeceğiz.

8. Geminid Göktaşı Yağmuru

Meteor yağmuru ile başlayan yılı, 14 Aralık’ın ilk saatlerinde zirvesine ulaşan 3200 Phaeton göktaşından gelen bir meteor yağmuru ile bitireceğiz (13 Aralık geceyarısından sonra herhangi bir zamanda görülebilir).

gemini

İkizler takımyıldızında olan bu olay, dünyanın çoğu yerinde görülebilir. Bir Yeni Ay’ın ancak günler sonra gerçekleşecek olması daha da iyi olacak ve kayan 120 yıldızın neredeyse hepsinin her saat görülebilir olmasını garantiye almak için hava yeterince karanlık olacak.

Çok daha fazla görev ve uzay olayı var, fakat bu olayların bazılarını bile tecrübe ederseniz, o zaman 2017 yılı gerçekten kutlamaya değmiş olacak.

Yazar: Alan Duffy, Swinburne Teknoloji Üniversitesi Araştırma Görevlisi
Çevirmen: Ozan Zaloğlu

http://www.sciencealert.com/8-reasons-to-look-up-into-space-in-2017




Gökyüzünün Geometrisi: Kış Altıgeni

Gökyüzünü tanımak amacıyla ele aldığımız yaz üçgeni ve kış üçgenini dışında, yıldızları daha kolay tanımak, yerlerinin biraz daha zihninize kazınmasını istiyorsanız kışın kış üçgeni dışında bir geometrik şekil oluştuğunu da görebilirsiniz.

Özellikle akşamın erken saatlerinde gökyüzüne bakarsanız (tabi ki ışık kirliliğinden uzak bulutsuz ve temiz bir gökyüzünde)Kış Altıgeni” ni oluşturan gökyüzünün parlak altı yıldızını rahatlıkla görebiliriz.

kış altıgeni 2
Kış Altıgeni, amatör astronomların ya da profesyonel olarak ilgilenenlerin yakından tanıdığı, gökyüzündeki hayali bir geometrik şekildir.

Altıgenimizin ilk üyesi, gökyüzünün en parlak yıldızı ve Ufocuların sığındığı: Sirius diğer bir adıyla Akyıldız. Canis Major (Büyük Köpek) takım yıldızının alfa yıldızı olan ve gökyüzünün de bilinen en parlak yıldızı olan Sirius’tur ve ufka daha yakın bir konumda yer alır.(Sirius bir çift yıldızdır. Parlak olanı alfa yada A daha sönük olan ise beta yada B olarak isimlendirilir. Bizim burada bahsettiğimiz ise parlak olan bileşendir.)  Avcının kemerinde yan yana dizilmiş olan 3 yıldızın (Alnitak, Alnilam ve Mintaka) hemen arkasından gelir. 8.6 ışık yılı uzaklıktadır.

Bir diğer üye ise gökyüzünün en parlak 7. Yıldızı olan Rigeldir (Diğer bir adı Algebar). Gökyüzünde kum saatini andıran Orion (Avcı) takımyıldızının sağ alt köşesindeki yıldızdır. Orion takımyıldızında avcının ayağı olarak betimlenmiştir. Işıma gücü çok yüksek ve yayınladığı ışık mavi-beyaz renktedir. Güneşten 900 ışık yılı uzaktadır. Sıcak ve genç bir yıldızdır.

Altıgenin bir diğer üyesi Taurus (Boğa) Takımyıldızının en parlak üyesi ve gökyüzünün en parlak 13. Yıldızı olan Aldebaran. Aldebaran ismi Arapçadan gelmektedir. “Takip eden, izleyen” olarak tercüme edilir, gece gökyüzünde Pleiades (Yedi Kızkardeş, Ülker) yıldız kümesinin hemen aşağısında yer alır. Nitekim Pleiades’i takip etmektedir. Güneş’e 65 ışık yılı uzaklıkta yer alır. Anakol evresinden çıkmış, tüm yakıtını hidrojenini bitirmiş kırmızı dev yıldızdır.

Auriga (Arabacı) Takımyıldızının en parlak, gökyüzünün ise en parlak onuncu yıldızı olan Capella’ da bu altıgenin bir bileşeni. O kadar parlaktır ki, yaklaşık 42 ışık yılı uzakta yer almasına rağmen, büyük şehirlerde ışık kirliliği altında bile rahatlıkla görülebilir. Tek bir yıldızmış gibi görünse de aslında çoklu yıldız sistemidir yani parlak iki ve daha sönük iki yıldızdan oluşur.

capella

Gökyüzünün bir tanıdığımız üyesi daha olan Pollux, Güneş’ten daha soğuk bir yıldızdır Gemini (İkizler) Takımyıldızı içerisinde yer alır. Orion(Avcı) Takımyıldızının sağ alt köşesindeki Rigel ve yine aynı takım yıldızında sol üst köşede yer alan Betelgeuse yıldızlarından hayali bir doğru geçirilirse Pollux yıldızını rahatça bulunabilir. Pollux turuncu bir dev yıldızdır. Güneşten 34 ışık yılı uzaklıktadır ve 2006 da edinilen bilgilere göre Pollux’un yörüngesinde bir gezegen yer almaktadır.

Altıgenin son bileşeni Procyon bizden sadece 11,5 ışık yılı kadar uzaktadır. Canis Minor (Küçük Köpek) takımyıldızında yer alan ve takımyıldızın en parlak, gökyüzünün de 8. en parlak yıldızıdır. Procyon da çift yıldız sistemidir. Özellikle kış aylarında Samanyolu’nun hemen doğusunda rahatlıkla görülür. Türkçe ismi Rümeysa, Arapçası ise Gümüş’tür. Mitolojik olarak Canis Major (Büyük Köpek) takımyıldızı ve Canis Minor (Küçük Köpek) takımyıldızının, Avcı Orion’u takip eden köpekleri temsil ettiği söylenir.

ka 2
Kış altıgeni ve bileşen yıldızların içinde bulunduğu takımyıldızları

Bu altı yıldızın oluşturduğu  Kış Altıgeni,  kuzey yarımküre takımyıldızlarının yerini hızlı bir şekilde tespit etmek amacıyla kullanırlar ve gerçekten de gözlem yapmak isteyenlerin ve gökyüzü gözlemine yeni başlayacak olanların (özellikle büyük şehirlerde bile) gökyüzü referans noktalarından biridir.

Merve Yorgancı




Liseli Edanur’un Okulu Teleskobuna Kavuştu!

Çorum’un Osmancık ilçesindeki 15 Temmuz Şehitleri Anadolu Lisesi 11’inci sınıf öğrencisi 16 yaşındaki Edanur Şirin’in sosyal medya hesaplarından, teleskop alabilmek için verdiği mücadele, Milli Eğitim İlçe Müdürlüğü, Kaymakamlık ve Kozmik Anafor’un Gökbilim Dükkanı desteği ile mutlu sonla nihayetlendi. Almak için çabaladığı teleskobu, bugün okuluna gönderdik.

Teleskop alabilmek için ailesinden, ilçedeki sivil toplum kuruluşları, kamu kurumları, bakanlık, müftülük ve işadamlarından destek isteyip, çeşitli firmalarla e-mail gönderen lise öğrencisi Edanur Şirin, aldığı olumsuz yanıtlara rağmen pes etmedi. Okulda öğretmeniyle de konuyu paylaştı. Şirin daha sonra İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderek teleskopla ilgili hazırladığı dosyayı sundu. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’de konuyu Kaymakamlığa iletti.

Yapılan görüşmeler sonunda lise öğrencisi Edanur Şirin’in isteğinin yerine getirilmesine karar verildi. Kaymakamlık’ta yapılan görüşme ardından öğrencinin okulunda astronomi ile ilgili bir kulübü kurulduğu ve sponsor bulununca okul adına teleskop alınacağı sözü verildi. Kozmik Anafor’un da destek olmasıyla, kendi seçtiği Meade ETX 90 teleskobu okuluna gönderildi. Edanur Şirin, teleskopla ilgili çok hayal kurduğunu, bu isteği gerçekleşeceği için de çok mutlu olduğu anlatırken, ilkokul öğrencilerinin de gökyüzünü gözlemleme şansı olacağını kaydetti.

Gökyüzüyle kal Edanur 🙂




Ay Gözlemi Nasıl Yapılır?

Ay, yakınlığı nedeniyle amatör astronomlar için en rahat gözlemlenebilen gök cismidir. Basit bir dürbünle, hatta çıplak gözle dahi Ay gözlemi gerçekleştirilebilir. Bu da, Ay gözlemini amatör astronominin en önemli uğraş alanlarından biri haline getiriyor.

Bununla birlikte, Ay çok büyük ve karmaşık yüzey şekilleri olan bir gökcismi olduğu için, inceleyebileceğiniz binlerce yapıya da sahip. Bu da Ay gözlemlerini, sistematik ve bilinçli bir şekilde yapıldığında oldukça keyif verici bir aktivite haline getiriyor.

Aşağıdaki infografikte, uydumuz Ay’ın amatör astronomlarca nasıl en doğru biçimde gözlemlenebileceğini anlatmaya çalıştık.

Ay Gözlemi
Görselin üzerine tıklayarak büyük boyda inceleyebilirsiniz.

İnfografik Çevirisi: Yavuz Tüğen


teleskoplar-2254-2-meade

Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz.
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT




Astrofotoğrafçılık: Nasıl Başlarım?

Astrofotoğrafçılık (gökyüzü fotoğrafçılığı), her ne kadar fotoğrafçılığın bir alt dalıymış gibi görünse de fotoğrafçılıktan birçok yönüyle ayrılır. Astrofotoğrafçılık yapan herkes fotoğrafçılıktan anlamalıdır, fakat fotoğrafçılık yapan herkesin astrofotoğrafçılıktan anlamasına gerek yok. Dolayısıyla gökyüzü fotoğrafları çekmek için kullandığınız kameranın teknik detayları hakkında az çok bilgi sahibi olmanız gerekir.

Eğer elinize normal bir kamera alıp, otomatik ayarlarda yıldızları çekmeye çalışırsanız muhtemelen hiçbir sonuç alamazsınız. Bunun sebebi kameraların gökyüzünün karanlığına uygun değil, gündüz çekimlerine uygun otomatik ayarlara göre tasarlanmış olmasıdır. Dolayısıyla sizin bu ayarları bilerek farklı şekillerde uygulamanız gerekir. Neyse ki günümüzde birçok fotoğraf makinesi bunu yapabilecek kapasiteye sahip. Geriye sadece bize birkaç ayarlama yapmak kalıyor.

Peki gökyüzü fotoğrafları çekmek için özel bir ekipmana sahip olmak zorunda mıyım? Ekipman ihtiyacından yola çıkarak astrofotoğrafçılığı iki gruba ayıralım.

1) Teleskopla yapılan astrofotoğrafçılık
2) Sadece kamera ile yapılan astrofotoğrafçılık.

Bu yazıda işin tekniğini anlatmayı amaçladığımız için sadece kamera ile olana odaklanacağız, bu sırada teleskopla olana da temel atmış olacağız. Ne de olsa kameranın objektifi de basit bir teleskoptur.

Nasıl bir kameraya sahip olmalıyım?

En basit şekliyle ifade edecek olursak bir DSLR fotoğraf makinesi gereklidir. Aslında temel ihtiyacımız basittir. Yıldızlar çok çok sönük ışık kaynaklarıdır ve onları görebilmek için onlardan fazla sayıda foton almamız gerekir. Bunun için temelde “Uzun Pozlama” dediğimiz işlemi yapabilmemiz gerekir. Bu çektiğimiz fotoğraftaki yıldızları görünür kılabilmek için yapmamız gereken en temel işlemdir. Dolayısıyla kameramızın bu özelliğe sahip olması gerekir.

Unutmayın, astrofotoğrafçılığa yeni başlıyorsunuz ve öğrenmeniz gereken “temel anlamda” çok şey var. Yani, pahalı bir makinaya bu aşamada ihtiyacınız yok, herhangi bir DSLR makina size her türlü yeterli gelecektir.

Canon EOS 550D
Canon EOS 550D

Astrofotoğrafçıların sıklıkla tercih ettiği modeller Canon EOS serisidir. Bunun en temel sebebi her kameranın yazılımsal olarak çekilen görüntüyü belirli miktarda işlemesidir. Canon EOS serisi genelde bu özellik bakımından bize daha “ham” veri sunar. Yani görüntü üzerinde fazla oynamamasını ona söyleyebiliyoruz, böylece biz görüntü üzerinde istediğimizi yapabiliyoruz. Buradaki en temel problem, bazı yazılımların yıldızları otomatik olarak silmesidir. Oldukça ufak göründükleri için yazılım bunları “gürültü” olarak algılar ve görüntü kalitesini iyileştirmek adına yok eder. Tabi ki bu bizim hiç de istemediğimiz bir şey.

Ayrıca özel olarak birçok marka astrofotoğrafçılığa uygun modeller üretiyor. Fakat bunlar fiyat bakımından diğerlerine oranla daha pahalı. Eğer zaten elinizde olan iyi bir modeliniz varsa ayrıca böyle bir seçim yapmanıza gerek yok, elde edeceğiniz sonuçlar arasında ciddi bir fark olmayacaktır. Çok istisnai durumlar hariç. Burada belirtmek gerekiyor ki diğer markaların modelleri de bu konularda oldukça başarılı. Yalnızca fiyat/performans açısından Canon EOS serisi daha çok tercih ediliyor.

Diyafram – Açıklık

Diyaframı kelime karşılığı olarak perde veya açıklık olarak ifade edebiliriz. İngilizcedeki karşılığı “Aperture” yani “Açıklık” anlamına gelir. İçeriye ne kadarlık bir bölgeden, açıdan ışık gireceğini belirler. Burada diyafram bıçakları adını verdiğimiz bir perde vardır ve bu perde ayarlara göre kısılıp açılır. Fotoğrafçılıkta F değeri olarak ifade edilir ve F/3.5, F/5.6, F/11… gibi değerler alabilir. Bu değerler kullandığınız objektife göre değişim gösterir.

Diyafram aralığı
Diyafram aralığı

Bunun sonucunda fotoğraftaki alan derinliği değişir. Aşağıdaki görselde bununla ilgili bir örnek bulunuyor.

aperture-example

 

Her ne kadar yıldızları sonsuz uzaklıkta kabul ettiğimiz için bu özelliğe ihtiyacımız yokmuş gibi görünse de bilinmesi gereken bir detaydır. Bunun temelde iki sonucu olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi her objektifin en iyi keskinliğe sahip olduğu bir değer vardır, dolayısıyla bunu bilmek hatta gerekirse deneyerek bulmak önemlidir. Diğeri ise bazı değerlerde yıldızların diyaframdan ötürü + ve x şekillerinde görülmesine sebep olmasıdır. Diyaframda kaç bıçak bulunuyorsa yıldızda da o kadar çizgi varmış gibi görülür.

Uzun Pozlama – Enstantane Hızı

Çekilen her fotoğraf bir zaman aralığını ifade eder. Gördüğünüz her görüntü aslında içerisinde bir süreci barındırır, hiç bir fotoğraf “o an” değildir, kısa da olsa bir zaman aralığına sahiptir. Biz bu çekim aralığına, pozlama süresi diyoruz. Deklanşöre basarsınız ve makinenin sensörü üzerine ışık düşmeye başlar. Belirlediğiniz pozlama süresi boyunca sensöre ışık düşer, sonra perde kapanır ve fotoğraf işlenir.

Bu çekim aralığı çoğunlukla en yüksek hızda saniyenin 4000’de birine kadar düşerken, en uzun pozlamada ise sınırsızdır. Saniyeler hatta dakikalar ile ifade edilebilir. Aşağıdaki fotoğrafta pozlama süresi betimlenmiş.

Fotoğrafta soldan sağa gidildikçe pozlama süresi artıyor
Fotoğrafta soldan sağa gidildikçe pozlama süresi artıyor

Aynı hızda dönen rüzgar güllerini farklı enstantane hızlarında pozlarsak yukarıdaki gibi bir görüntü elde ederiz. Soldaki rüzgar gülü gayet net bir şekilde görülürken, sağdaki hareketli görünüyor. Bunun sebebi soldaki fotoğrafın daha az bir zaman aralığında çekilmiş olması sebebiyle rüzgar gülünün hareketinin çok az olmasıdır. Sağdaki fotoğrafın çekim süresinde ise rüzgar gülü epeyce bir dönmüştür. Örneğin soldaki karenin enstantane hızı 1/640 iken(saniyenin 640’da 1’i), sağdaki karede 1/25’tir. Hatta işi abartıp belirli bir zaman aralığında rüzgar gülünün ne kadar döndüğünü hesap ederek dönüş hızını bile bulabilirsiniz.

Eğer çektiğiniz nesne sabit duruyorsa bu durumda olacak olan şey, aynı noktadan daha fazla ışık almak olacaktır. Dolayısıyla daha uzun pozlayarak aynı nesne daha parlak görülür. İşte aradığımız şey tam olarak da budur. Bu sebeple yıldız fotoğrafları çekerken uzun pozlama yaparız. Fakat burada da bir problem vardır. Dünya’nın dönüşü sebebiyle yavaş da olsa yıldızlar da gökyüzünde hareket ediyor gibi görünürler!

ISO Değeri

Sensörün ışık hassasiyetini belirleyen değerdir. ISO değeri 100-200-400-800-1600-3200-6400 gibi değerlerde olabilir. Değer yükseldikçe alınan ışık miktarı artar, fakat aynı zamanda “gürültü” de artar. Dolayısıyla görüntü kalitesi bozulur. Yani daha çok ışık toplamak için ISO’yu sonuna kadar artırmak mantıklı bir fikir değildir. Bunun yerine pozlama süresiyle arasında bir denge yakalamaya çalışmak gerekir.

Diğer Gereksinimler

Daha çok ışık toplayabilmek için hedefi sabit tutmak gerekliliğinden bahsettik. Dolayısıyla yıldız fotoğraflarını çekerken uzun pozlama sırasında kamera sabit olmalıdır. Bunun için kameranın üzerinde sabit duracağı bir üç ayak gereklidir. Ayrıca deklanşöre basarken makinenin titrememesi için ya zaman ayarlı pozda ya da kumanda ile çekim yapılmalıdır. Bir diğer alternatif ise kamerayı bilgisayara bağlayarak yazılımdan kontrolle fotoğraf çekmektir.

Her şey tamam, fotoğrafınızı çektiniz. Fakat burada da bir sorun başlıyor. Eğer standart lens olan 18-55mm lenste 18mm değerinde 30 saniye gibi bir pozlama yaptıysanız, çektiğinizde fotoğrafta yıldızlara yakınlaştığınızda uzadıklarını göreceksiniz. Bunun sebebi gece boyunca Dünya’nın kendi etrafında dönmesinden ötürü yıldızların da görünürde dönüş hareketi yapmasıdır. Ne kadar yakınlaştırma yaparsanız bu hareketin hızı o kadar bariz hale gelir. 18mm değerinde en uygun uzun pozlama süresi 10-13 saniye iken 55mm’de bu 6 saniyelere kadar düşer. Dolayısıyla bir takip sisteminiz yoksa en geniş açıda pozlama yapmak en iyi seçenektir.

Bir yıldız izi çalışması
Bir yıldız izi çalışması

Ya da yukarıdaki fotoğraftaki gibi bu yıldız hareketinden faydalanarak bir “yıldızizi” çalışması yapabilirsiniz. Eğer hiçbir takip yapmıyorsanız, yıldızlar uzun pozlamadan ötürü hareketlerini gösterecektir. Burada da işi abartıp yıldızların kaç derecelik dönüş yaptığından poz süresini çıkartabilirsiniz. Bir saatmiş gibi düşünebilirsiniz, yıldızların hareketi akrebin hareketidir. Yukarıdaki fotoğrafta yaklaşık 1 buçuk saatlik pozlama varmış gibi görülüyor.

İlerleyen Aşamalar

Büyük çoğunlukla tek kare fotoğraf astrofotoğrafçılıkta işe yaramaz. Amaç her zaman daha fazla ışık elde etmek olduğundan bizi zorlayan teknik problemleri farklı şekillerde aşmaya çalışırız. Bunun için aynı bölgenin fotoğrafını üst üste çeker, sonra da bu fotoğrafları birleştiririz. Dolayısıyla ortada daha fazla ışık ve detay barındıran tek bir kare olmuş olur.

Örneğin iyi bir takip yaparak 30 saniyelik 10 adet poz aldığımızı varsayalım. Bunu 10×30″(10 tane 30 saniye) olarak ifade ederiz. Bu fotoğrafları bu iş için geliştirilmiş bir yazılım aracılığıyla birleştirerek daha çok yıldızı görmemizi sağlayan tek bir kare elde ederiz. Bu yazılımlar sıklıkla PixInsight, DeepSkyStacker ve ImagePlus’tır.

2
Solda tek kare fotoğraf, sağda 15 tane karenin birleştirilmiş ve işlenmiş hali

Solda görülen fotoğraf, 60 saniyelik bir poz süresiyle elde edildi. Sağda görülen fotoğraf ise aynı poz süresiyle çekilen aynı bölgeden elde edilmiş 15 fotoğrafın(soldaki) birleştirilmesi sonucu oluşturuldu. Burada işin içerisinde farklı detaylar da bulunuyor, bunları bir sonraki konuda detaylıca ele alacağız. Fakat görüntüdeki değişim çok bariz bir şekilde ortada. Burada şunu belirtmekte de fayda var, soldaki fotoğraf da gözünüzün gördüğünden çok daha iyi bir görüntüdür.

Ögetay Kayalı




Astrofotoğrafçılık: Pixinsight Rehberi Bölüm-1

Bu yazı dizimizde, astrofotoğrafların işlenmesinde amatör ve profesyonellerce oldukça sık tercih edilen Pixinsight 1.8 yazılımını ele alıp, kullanımını anlatacağız. Başarılı astrofotoğrafçılarımızdan Murat Sana, sizler için bu rehberi kaleme aldı.

Bölüm-1 : Kalibrasyon, Hizalama ve İstifleme:

Onlarca kullanışlı modülden oluşan programın fiyatı 230€ ancak Paypal’ın faaliyetlerinin ülkemizde durdurulmuş olması nedeniyle yazılım ancak banka havalesi ile satın alınabiliyor ki  havale işlemi için geliştirici firma %15 ekstra bir ücret talep ettiğinden yazılımın fiyatı yaklaşık 265€ civarına denk geliyor. Havale masrafları da eklendiğinde bir hayli fiyat yükseliyor.

Ancak şunu belirtmeliyim ki diğer işleme programlarını kullandıktan sonra Pixinsight gerçekten de parasının her kuruşunu sonuna kadar hakeden bir program. Firmanın programın alternatif yollardan satın alınması ve buna ilişkin ücretlendirme konusunda tarafıma attığı mail cevabı aynen şu şekilde:

“The price of a commercial PixInsight license is 230.00 Euros. Assuming you’ll purchase your license from Turkey, we have to apply a 15% increase to the nominal price due to bank expenses. So the final price for you is 264.5 EUR.”

Ancak programın 45 günlük deneme sürümünü firmanın web sayfasından kolayca edinmeniz mümkün. Lisansı Türkiye’den satın almak isterseniz Astromed aracılığıyla edinmeniz de mümkün.

Görüntüleri işlemeden önce size iki modülden bahsetmek istiyorum. Bu modüller elimizdeki ham kareleri işlemeden önce hızlıca görüntülemek ve iyi durumda olmayanları elemek için kullanılıyor.

BLINK MODÜLÜ

İlk anlatacağımız modül olan Blink, işleyeceğimiz karelerin  hızlı bir şekilde önizlemesini yapmaya ve işlenmek için elverişli durumda olmayanları hızlı bir şekilde işaretleyip silmeye veya ayrı bir klasöre taşımaya yarıyor.

Process – All Processes – Blink yolunu izleyerek modülü açıyoruz.

Add Image files kısmından çektiğimiz ve işleyeceğimiz light kareleri modüle ekleyip hızlı bir şekilde gözden geçirebilir ve işlenmesi mümkün olmayan kareleri “move selected files to a new location” tuşuna basarak ayrı bir klasöre taşıyabilirsiniz.

Pixinsight
Görsel-1: Blink Modülü

SUBFRAME SELECTOR (SCRIPT) (İLERİ DÜZEY)

Çektiğimiz sub karelerin daha detaylı olarak elenmesi için geliştirilmiş bir modül olan Subframe Selector, çekilen karelerin FWHM, SNR değerlerini inceleyerek size bildiriyor ve en uygun konumda olan kareleri seçmenizi sağlıyor. Bu konu çok fazla teknik detay barındırdığından daha sonra ayrı bir yazı konusu olarak anlatılacaktır.

SCREEN TRANSFER FUNCTION:

STF, Pixinsight yazılımını kullanırken her aşamada sık sık elimizin altında bulunması gereken bir araçtır. STF kısaca ham verilen yani linear RAW görüntülerin Autostrectch özelliği ile Non-Linear şekilde görsel olarak uygun bir hale getirilmesi işlemi olarak tanımlanabilir.

Örneğin RAW formatında çektiğimiz bir Pleiades görüntüsünün ham halini açtığınızda çok fazla detay göremeyeceksiniz. Görüntüdeki tüm detayları “boost” edilmiş bir şekilde ortaya çıkarmak için STF modülünü kullanarak “radyasyon” işaretli tuşa basıyoruz. Aşağıdaki ekran görüntüsünde solda STF kullanılan, sağda ise STF kullanılmadan linear ham görüntüyü göreceksiniz:

px-112
Görsel-2: Screen Transfer Function (STF)

HATIRLATMA: Programı kullanmaya başlamadan önce eğer DSLR kamera kullanıyorsanız programın Format Explorer Modülü içinden DSLR_RAW dosya formatını çift tıklayarak sol alt köşede bulunan PURE RAW seçeneğine tıklayarak RAW dosyalarınızın program tarafından doğru şekilde okunmasını sağlamalısınız (Bayering: İleride değinilecektir.)

px-113
Görsel-3: DSLR Kamera için RAW dosya formatı ayarları.

KALİBRASYON VE ENTEGRASYON (CALIBRATION AND INTEGRATION)

Scripts menüsü altına bulunan Batch-preprocessing modülü ile kalibrasyon ve  dark, bias, flat ve light karelerinizi tek seferde kalibre edip istifleyebilirsiniz. Ancak ince ayarlar kısmındaki bazı kısıtlamalar nedeniyle çoğu ileri düzey kullanıcı tarafından her işlemin ve her modülün ayrı ayrı manuel olarak kullanılması ve daha sonra ana karalerin birleştirilmesi daha çok tercih edilmektedir.

KALİBRASYON

ÖN BİLGİLENDİRME :

pw-114
Görsel-4: Sub Kare Örnekleri (Master)

Kalibrasyon işlemi yukarıdaki resimde görüldüğü gibi optik yoldaki toz ve lekelerin yakalandığı master flat, sensörden ce çipten kaynaklanan dikey yapıların oluşturduğu master bias ve sensörün ısınmasından kaynaklanan “hot pixel” adı verilen izlerin bulunduğu master dark karelerin işlenmesi ile yapılır.

Bias ve Dark Kareler:

Bias ve dark kareler kameranın lensinin ya da optik tüpün önünün kapatılmasıyla tamamen karanlıkta çekilen karelerdir. Burada dikkat edilmesi gereken husus, bu karelerin mutlaka light karelerin çekildiği aynı sıcaklıkta çekilmesi gerektiğidir. Çektiğimiz light kareler aynı sıcaklıkta bias ve dark karelerdeki istenmeyen etkileri de içerdiğinden, dark ve flat kareleri light karelerle aynı sıcaklıkta çekerek aynı ortam koşullarında oluşan bu istenmeyen pürüzleri light karelerden arındırmak gerekir.

Bias karelerin mümkün olan en düşük pozlama süresinde çekilmesi gerekirken, dark karelerin light kareler ile eşit ya da daha uzun sürede pozlanması gerektiği akıldan çıkarılmamalıdır.

Her bir sub karenin (çekilen her bir dark-flat-bias) karenin ana kareye (masterbias – masterflat – masterdark) dönüştürülmesi işleminden sonra bu master karelerin light karelere entegre edilmesi gerekir.

Bias

BIAS kamera tarafından sensöre uygulanan elektronik bir etkidir. Sensör tarafından üretilen datanın kamera tarafından okunması sırasında her piksel bazında oluşan etkiyi ifade eden BIAS gürültüsünün light karelerden çıkarılması ile her pixel eşit bir okuma seviyesine indirgenir. Böylece elde edilen verilerin kameranın chipsetinden kaynaklanan olumsuz etkiden arındırılması sağlanır ve daha doğru foton verisi elde edilir.

Genellikle çektiğiniz light kare sayısına da bağlı olmakla birlikte en az 20-50 arası bias kare çekmeniz tavsiye edilir. Çektiğiniz light kare sayısı arttıkça BIAS kare sayısını da arttırmanız, bu gürültünün ayıklanması işlemi sırasında daha faydalı olacaktır.

Dark

Dark kareler içinde bias sinyali ve termal gürültüyü içerirler.  Termal gürültü, çekilen karenin uzunluğuna bağlı olarak kameranın sensörünün ısınması sonucu oluşan olumsuz etkilerdir. Termal gürültü light kareler içinde bulunan olumsuz etkilerin başında yer alır.

Dark karelerinlight karelerle aynı veya daha uzun süre pozlama süresi ile optik yol tamamen kaplı bir şekilde karanlıkta çekilmesi gerekir. Daha önce yaptığımız açıklamalarda da belirttiğimiz gibi dark karelerin de mutlaka light kareler ile aynı sıcaklıkta çekilmesi gerekir.

Tavsiyem dark kareleri light kareler çekildikten sonra değil light karelerin çekimi sırasında başta-ortada-sonda olacak şekilde üç set halinde çekmeniz daha sağlıklı sonuçlar verecektir.

Flat

Flat kareler kısaca optik yolun bir portresidir. Flat kareler optik yolda oluşan vignetting etkisi, sensörün ya da optik bileşenlerin (mercek, filtre, odak düşürücü vs.) üzerindeki toz zerreciklerinin oluşturduğu gölgelerin tespiti amacıyla çekilirler.

Dark ve bias karelerin aksine flat kareler ışıklı ortamda çekilirler. Flat karelerin çekilmesi için genellikle lightbox adı verilen ve zemini homojen aydınlatılmış ekipmanlar kullanılsa da  flat kareleri güneş doğarken ya da batarken güneşi arkanıza alarak doğrudan gökyüzünden çekebileceğiniz gibi, optik tüpün önüne beyaz bir t-shirt çekerek ya da laptop ekranında notepad ile boş beyaz bir sayfa açarak da çekebilirsiniz.

Flat kareler çekilirken mümkün olan en düşük pozlama süresinde yukarıda belirttiğimiz koşullarda çekim yapılır. Çektiğiniz light kareler ile orantılı olarak en az 20-50 arası flat kare çekmeniz tavsiye edilir. Flat kareler çekilirken dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da light kareler çekilirken kullanılan filtrelerin light kareler çekilirken de kullanılması gerektiğidir.

Pixinsight yazılımında diğer yazılımlardan farklı olarak işlem sırası (workflow) şu şekildedir:

  • Bias kareler ile master bias karesi oluşturulur.
  • Dark kareler ile master dark karesi oluşturulur.
  • Master bias karesi master dark karesinden çıkarılarak böylece master dark karesinin flat ve light kareler in optimizasyonu için hazır hale getirilmesi sağlanır.
  • Flat kareler de aynı light kareler gibi içinde dark ve bias gürültüsü barındırdığından bu gürültüle flat karelerden çıkarılır.
  • Bu şekilde elde edilen flat kareler ile master flatkaresi oluşturulur.
  • Her bir light kareden master bias ve master dark kareleri çıkarılır.
  • Daha sonra elde edilen bu light kareler master flat dosyası ile kalibre edilir.

Böylece toz, optik yoldaki izler, lekeler, termal gürültü, vignetting etkisi vs. gibi etkilerden arındırılan light kareler ileri düzeyde işleme için hazır hale getirilmiş olur.

Burada şunu belirtmek gerekir ki işlem sırası (workflow) her kullanıcı tarafından özelleştirilebilir, farklı ham veriler kullanılması nedeniyle herkes için değişiklik gösterebilir, özellikle entegrasyon ve istifleme sonrası Post-Processing adı verilen işlemlerin uygulanma sırası ve şekli birbirinden tamamen farklı olabilir. Programın esnekliği nedeniyle siz de kendinize en uygun işlem sırasını deneyim kazandıkça oluşturabilirsiniz.  Burada anlatılan işlem sırası tamamen şahsi deneyimlerim sonucu oluşturulmuş olup bağlayıcı nitelikte değildir.

BIAS VE DARK KARELERİN ENTEGRASYONU (IMAGE INTEGRATION MODÜLÜ)

Bias Karelerin Master Bias Karesine Dönüştürülmesi:

Menüden Process – All Processes – Image Integration yolunu izleyerek modülü açıyoruz.

px-115
Görsel-5: Bias kareler için Image Integration modülü ayarları (1)

  • Add files butonuna tıklayarak bias karelerimizi seçiyoruz.
  • Kombinasyon methodu olarak “Average” seçiyoruz.
  • Bias gürültüsünü içeren her bir bias kareden ana master bias karesi oluşturacağımız dikkate alındığında, gürültüyü kaybetmemek için “NO NORMALIZATION” seçili olmalıdır.
  • Weights kısmında “Don’t Care (all weights = 1)”  seçili olmalıdır.

Pixel Rejection(1) kısmında birleştireceğimiz kare sayısına bağlı olarak seçimimizi yapacağız. Burada dikkat etmemiz gereken:

  • Linear Fit Clipping 15 veya daha fazla kare
  • Winsorized Sigma Clipping 10-10 kare arası
  • Sigma Clipping 8-10 kare arası
  • Percentile Clipping 8’den daha az kare için seçilmelidir.

Diğer ayarları aşağıdaki gibi yapıp APPLY GLOBAL tuşuna basıyoruz ve master bias dosyamızın oluşmasını bekliyoruz.

px-116
Görsel-6: Bias kareler için Image Integration modülü ayarları (2)

İşlem bittikten sonra Integration “New” başlığıyla karanlık bir kare oluşacak. Bu görüntüyü STF Auto Stretch fonksiyonu ile optimize edip datanın görünebilir olmasını sağlayacağız. Bunu yapmak için:

Klavyeden CTRL+A veya process menüsünden ScreenTransferFunction modülünü açarak radyasyon işareti bulunan küçük düğmeye basarak da yapabilirsiniz.

px-117
Görsel-7: Oluşturulan MASTERBIAS dosyasının görünümü

Ortaya çıkan kareye dikkat ettiğinizde bu görüntünün içerisinde kamera çipi tarafından üretilen rastgele oluşmuş izler göreceksiniz.

Oluşturduğumuz bu kareyi master bias karesi olarak kaydetmemiz gerekiyor. Bunun için file menüsünden save as veya CTRL+SHIFT+S komutunu kullanarak MASTERBIAS ismiyle kaydedin.

SUPERBIAS MODÜLÜ :

Pixinsight, diğer yazılımlardan farklı olarak eldeki bias kareleri kullanarak sanki binlerce bias kare kullanılmışçasına yapay bir süper bias karesi oluşturmamızı sağlayan bir modül içeriyor. Bu modül tüm sensör alanı boyunca kameranın oluşturduğu çip gürültüsünü simüle ederek daha iyi sonuçlar almamızı sağlayan süper bias karesi oluşturuyor. 25-50 tane bias karesi kullanarak sanki 1000lerce bias karesini işlemiş gibi sonuçlar elde etmemiz mümkün.

Daha önce oluşturduğumuz MASTERBIAS dosyasını programla açarak Process menüsünden SUPERBIAS modülünü çaıştırıyoruz.

Modülün ayarlarında fazla bir değişiklik yapmamıza gerek yok. Sadece masterbias karesini oluştururken kullandığınız frame sayısına bağlı olarak 25 civarı kare için 7 multiscale layers, 25 ve üzeri için 6, 50 ve üzeri için 5 seçeneğini seçebilirsiniz.

Apply tuşuna basarak SUPERBIAS karemizin oluşmasını bekliyoruz.

Yukarıdaki ekran görüntüsünden de göreceğiniz gibi masterbias ve superbias karemiz yanyana geldiğinde arada çok fark olduğunu göreceksiniz. Az sayıda bias kare kullanarak sanki binlerce bias kare çekmiş gibi master dosyamızı oluşturduk. Bu kareyi de SUPERBIAS adıyla kaydediyoruz.

px-118
Görsel-8: MASTERBIAS ve SUPERBIAS karelerinin bir arada görünümü

MASTERBIAS veya SUPERBIAS karesinden hangisini kullanacağınız tamamen size kalmış. Deneme yanılma yöntemiyle hangisinin daha iyi sonuç verdiğine kendiniz karar vererek bundan sonraki aşamalarda seçtiğiniz kareyi kullanabilirsiniz.

Murat SANA
Astrofotoğrafçı




Burçin’in Gökadası, Hanny’nin Nesnesi ve Evrenin Keşfi

Bildiğiniz gibi astronomi, amatör veya profesyonel, kendini yetiştiren ve çok çalışan hemen herkesin keşifler yapabileceği bir bilim dalı. ABD Minnesota Duluth Üniversitesi’nde doktorasını yapmakta olan Burçin Mutlu Pakdil‘in içinde yer aldığı ekibin Burcin’s Galaxy (Burçin’in Gökadası) adını verdiği galaksi üzerindeki keşifleri de, bu güzel örneklerden biri.

Burçin Mutlu Pakdil, Mithila Mangedarage, Marc S. Seigar, ve Patrick Treuthardt’ın hazırladığı ve yüksek lisans öğrencisi Pakdil’in baş yazarlığını yaptığı makale, PGC 1000714 olarak bilinen galaksinin keşfedilen yeni özelliklerini anlatıyor.

PGC 1000714, hoag tipi olarak bilinen halka şeklinde bir gökada. Pakdil ve ekibinin üzerinde yaptığı çalışmalar, bu galaksinin ilginç ve sık görülmeyen yapısını ortaya koyuyor. Buna göre, galaksinin çekirdek çevresini saran mavimsi dış halka sadece birkaç yüz milyon yaşında genç yıldızlardan oluşurken, daha içte yer alan kırmızımsı halka ise büyük oranda 5 milyar yaşın üzerindeki yaşlı yıldızlardan meydana gelmiş.

Burçin'in Gökadası
Pakdil ve ekibinin keşfettiği çift halka yapısı. (Telif: Ryan Beauchemin / Astronomi Diyarı)

Ekipte yer alan, Kuzey Karolina Doğa Bilimleri Müzesi’nden astrofizikçi Patrick Treuthardt, çekirdek çevresindeki bu şekildeki farklı yaş katmanının galakside iki farklı yıldız oluşum dönemi yaşandığının göstergesi olduğunu dile getiriyor.

Ekip, PGC 1000714 üzerine yaptıkları çalışmalarda bu halka yapısını keşfettikleri için, başarılı yüksek lisans öğrencisi Burçin Mutlu Pakdil’i onurlandırmak adına kendi aralarında galaksiye “Burçin’in Gökadası” ismini vermiş. Genç bilim insanlarının hocaları ve arkadaşları tarafından bu şekilde onore edilmeleri, yurt dışı üniversitelerinde sık görülen güzel bir davranış. Benzer uygulamaları ülkemizde de görebilmek çok güzel olurdu.

Elbette bu resmi bir isimlendirme değil, çünkü çalışma yeni bir galaksinin keşfini içermiyor. Önceden bilinen ve PGC 1000714 olarak numaralandırılmış olan galaksi üzerindeki inceleme ve çekirdek çevresindeki farklı yaş halkalarının keşfinden kaynaklanan bir başarı var. Çalışma arkadaşlarının yüksek lisans öğrencisi Pakdil’i gayretlerinden dolayı teşvik etme amaçlı, kendi aralarında zaman zaman kullandıkları, artık basına da yansımış olan bir isim; Burçin’in Gökadası.

Yani, yeni bir galaksinin keşfedilmesi veya galaksiye Pakdil’in adının resmi olarak verilmesi (yahut önerilmesi) söz konusu değil. Bilinen hoag tipi bir galaksinin incelenmesi ve çekirdek bölgesindeki halka yapısının ortaya çıkarılması üzerine bir çalışma söz konusu. 

Gerçek keşif için ise, Antalya Tübitak Ulusal Gözlemevi‘nde geçtiğimiz günlerde keşfedilen 100 (yüz) yeni galaksi ile ilgili haberimizi şuradan okuyabilirsiniz: http://www.kozmikanafor.com/antalyada-turk-bilim-insanlari-100-yeni-galaksi-kesfetti/

Yazı başlığımızda belirttiğimiz Hanny’nin nesnesi ise, amatörce astronomi ile ilgilenen genç bir öğretmen olan Hanny van Arkel‘ın yaptığı keşif sonucu kendi adıyla isimlendirilen çok uzaklardaki bir “nesne”…

200183_271066516373168_1720277846_n
Sol tarafta gördüğünüz yeşil devasa gaz bulutu; Hanny’nin Nesnesi…

Arkel, internette herkese açık olarak yer alan ve gökbilimcilerin araştırma için amatör astronomları teşvik ettiği arşivi incelerken bu nesneyi keşfetmiş. Nesneyi ilk farkeden kendisi olduğu ve amatör bir astronom olarak önemli sayılabilecek bir keşif yaptığı için, katalog numarası SDSS J094103.80+344334.2 olan bu gökcismine Hanny’s Voorwerp (Hanny’nin Nesnesi) adı verilmiş. İlgili yazımıza ve detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

Astronomi, elindeki imkanları boyutlarına bakmadan değerlendirebilen herkesin yeni keşifler ortaya koyabileceği bir bilim dalıdır demiştik. Örneğin, kuyruklu yıldızların büyük bir kısmı profesyonel astronomlarca değil, uzun geceler boyu sistemli biçimde gökyüzünü inceleyen amatör astronomlar tarafından keşfedilmiştir ve keşfedilmeye devam ediliyor.

Sizler de, basit bir teleskopla, dürbünle ya da çıplak gözle gökyüzünü inceleyerek veya internet üzerinden herkesin erişimine açılan muazzam büyüklükteki fotoğraf arşivlerini tarayarak astronomiye, dolayısıyla bilime katkıda bulunabilirsiniz.

Zafer Emecan

http://mnras.oxfordjournals.org/content/466/1/355#aff-1
http://www.astronomidiyari.com/yazi/burcinin-gokadasi/
http://phys.org/news/2017-01-extremely-rare-galaxy.html


teleskoplar-2254-2-meade

Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT




Astrofotoğrafçılık: Pixinsight Rehberi -2

Daha önce ilk bölümünü yayınladığımız, astrofotoğrafların işlenmesinde amatör ve profesyonellerce oldukça sık tercih edilen Pixinsight 1.8 yazılımını anlatmaya devam ediyoruz. Başarılı astrofotoğrafçılarımızdan Murat Sana, sizler için bu rehberi kaleme aldı.

Dark Karelerin MASTERDARK Karesine Dönüştürülmesi:

Bias kareler için yaptığımız işlemin aynısını dark kareler için yapmamız gerekiyor. Bunun için Menüden tekrar Process – All Processes – Image Integration yolunu izleyerek modülü AÇIP Clear butonuna basarak bias kareleri temizleyip yerine Dark karelerimizi seçiyoruz ve APPLY GLOBAL tuşuna basarak işlemin bitmesini bekliyoruz.

Pixinsight
Görsel-9: Dark kareler için Image Integration modülü ayarları

Oluşturduğumuz bu kareyi master dark karesi olarak kaydetmemiz gerekiyor. Bunun için file menüsünden save as veya CTRL+SHIFT+S komutunu kullanarak MASTERDARK karesi ismiyle kaydedin.

Flat Karelerin Kalibrasyonu:

Sıra geldi flat karelerimizi oluşturduğumuz master dark ve master bias kareler ile kalibre etmeye. Process menüsünden Image Calibration modülünü çalıştırıyoruz:

Add files tuşuna basarak her bir flat karemizi seçip ekliyoruz.

pixinsightgorsel-10
Görsel-10: Flat kareler için Image Calibration modülü ayarları

Eğer renkli bir kamera kullanıyorsanız sadece bir flat kareye ihtiyacımız olacak. Ancak monochrome bir kamera kullanıyorsanız her filtre için ayrı bir master flat dosyasına ihtiyacımız olacağından her bir filtre için çektiğimiz flat dosyalarını yukarıdaki gibi ayrı ayrı kalibre etmeniz gerekiyor.

Önce flat karelerinizin bulunduğu dizine alt bir dizin açarak bu dizine “Calibrated” ismini verin.  Modülün içerisinde “output directory” kısmından bu oluşturduğunuz dizini seçin.

Master bias başlığına tick koyarak daha önce oluşturduğumuz SUPERBIAS ya da tercihen MASTERBIAS dosyanızı seçin. Biz bu örnekte SUPERBIAS dosyasını seçerek devam ediyoruz. Calibrate seçeneğini pasif durumda bırakıyoruz.

Daha sonra Master dark başlığına tick koyarak yine daha önce oluşturduğumuz MASTERDARK dosyasını seçiyoruz. Bu sefer master dark dosyamızdan bias sinyali henüz çıkarılmamış olduğundan calibrate seçeneğini seçiyoruz.

Ayrıca hemen aşağıda bulunan Optimize seçeneğini de seçerek programın master bias dosyasındaki bilgiler ışığında master dark dosyasının pozlama süresini flat karelerin pozlama süresine indirgeyerek optimize etmesini sağlıyoruz. Böylece flat-dark adı verilen kareleri çekmemize gerek kalmayacak.  Master flat başlığının pasif olduğuna dikkat ederek diğer ayarları yukarıdaki ekran görüntüsünde olduğu gibi bırakıp APPLY GLOBAL tuşuna basıyoruz.

İşlem bittikten sonra belirttiğimiz klasörde kalibre edilmiş flat karelerimiz oluşturulacak. İşlem sırasında no corelation hatasını dikkate almayın ve devam edin.  Bu karelerden daha sonra master flat karemizi oluşturacağız.

pixinsightgorsel-11
Görsel-11: Calibrated klasörü altına oluşturulan kalibre edilmiş flat kareler

Şimdi tekrar image integration modülünü açıyoruz. Az önce kalibre ettiğimiz kareleri modüle ekliyoruz. Aşağıdaki ayarların seçili olduğuna dikkat ediniz:

  • Combination method : Average
  • Multiplicative Normalization.
  • Don’t Care (all weights = 1) for the Weights.
  • Evaluate Noise seçili olmayacak.
  • Under Pixel Rejection (1), bölümünde Percentile Clipping seçiyoruz.
  • Normalization :Equalize Fluxes.
  • Generate Rejection Maps pasif olacak.
  • Under Pixel Rejection (2), kısmında flatleri yapay bir methodla aldıysanız (lightbox, laptop ekranı vs.) percentile hig-low ayarlarını default bırakın. Eğer gökyüzünden flat aldıysanız bu kareler bir miktar arka plandaki yıldızların da ışığını almış olacağından Percentile low/high ayarlarını minimal hareket değeri olan 010 aralığında kısabilirsiniz.

Ayarları belirtilen şekilde yapıp APPLY GLOBAL tuşuna basıp işlemin bitmesini bekleyin. Daha sonra oluşturduğumuz kareyi daha önce anlattığımız şekilde MASTERFLAT adı altında kaydedin.

pixinsightgorsel-12
Görsel-12: Master Flat karesi (STF uygulanmamış)

Light Karelerin Kalibrasyonu:

Eğer renkli kamera (DSLR ve one shot CCD) kullanıyorsanız debayering işlemine gerek olmayan tek bir RGB flat karesi yeterli olacaktır. Eğer monochrome bir kamera kullanıyorsanız her bir filtre için yukarıda anlatılan şekilde ayrı ayrı flat kareleri oluşturmak zorundasınız.

Sıra geldi oluşturduğumuz master dark-bias ve flat karelerimiz ile çektiğimiz light kareleri kalibre etmeye. Image calibration modülünü tekrar açıp modülü sağ alt köşedeki tuşa basarak resetleyin. Add Files kısmından light karelerinizi yükleyin. Output folder kısmından kalibre edilmiş light karelerimizin nereye kaydedileceğini seçin. Ben genelde light karelerin altına “calibrated” adı altında bir klasör açarak dosyaları burada tutmayı tercih ediyorum. Siz kendinize göre başka bir klasör seçebilirsiniz.

Pedestal ve overscan ayarlarını olduğu gibi bırakın. Master bias ya da superbias dosyamızı seçip calibrate seçeneğini pasif duruma getirin. Daha önce superbias dosyası ile çalıştığımız için yine superbias dosyasını seçiyoruz.

Master dark dosyamızı ekleyerek calibrate ve optimize seçeneklerini aktif duruma getirin. Master flat dosyamızı da ekleyerek calibrate seçeneğini pasif duruma getirin. Ayarlar aşağıdaki gibi olmalıdır:

pixinsightgorsel-13
Görsel-13: Image Calibration ekranı ayarları.

APPLY GLOBAL tuşuna basarak işlemin bitmesini bekleyin. İşlem sonunda dark-flat ve bias karelerimiz ile kalibre edilmiş light karelerimiz belirttiğimiz dizinde oluşturulacak.

pixinsightgorsel-14
Görsel-14: Kalibre edilmiş light kareler.

Nihayet bias, dark ve flat karelerimiz ile kalibre ettiğimiz light karelerimizi oluşturduk. Bundan sonraki aşama bu kareleri istiflemekte. Ancak Pixinsight çalışma şemasında istifleme işlemine geçmeden önce yapmamız gereken bir kaç basit işlem daha var. Şimdi bunlara değinelim:

 

COSMETIC CORRECTION:

Kalibrasyon işleminden sonra monochrome light karelerimizi üst üste istiflemek için hazır hale getirdik. Burada monochrome ifadesini kullanmamızın nedeni henüz debayering işlemi ile bu kareleri renkli hale getirmemiş olmamızdır.

Her ne kadar dark kareler ile karelerimizdeki sıcak pikselleri çıkarmış olsak da bazıları hala yerinde duruyor olabilir. Ayrıca sensör çipinden kaynaklanan dikey kolonlardaki bozulmalar da tamamiyle giderilmemiş olabilir.

Burada yazılımın cosmetic correction modülü devreye girerek  star-alignment adı verdiğimiz hizalama işleminden önce bu olumsuz etkileri gidermek için kullanılmaktadır. Şimdi nasıl yapacağımıza değinelim:

Process- All Process yolunu izleyerek Cosmetic Correction modülünü açıyoruz. Kalibre ettiğimiz light kareleri modüle Add files kısmından ekliyoruz.

Light karelerin bulunduğu dizine CC adında alt klasör açarak output files bölümüne bu klasörü ekliyoruz.

Eğer örneğimizde olduğu gibi one-shot renkli bir kamera kullanıyorsak CFA seçeneğinin seçili olmasına dikkat ediyoruz.

Cosmetic correction modülü Auto Detect, Use Master Dark, or Use Defect List modüllerinin ayrı ayrı kullanılması şeklinde kullanılabileceği gibi hepsinin aynı anda kullanılması şeklinde de olabilir. Burası tamamen sizin tercihinize kalmış olup genellikle tüm modüllerin aynı anda kullanılması iyi sonuçlar vermektedir.

Biz örneğimizde master dark ve auto dedect opsiyonlarını kullanarak bu işlemi gerçekleştireceğiz zira defect list methodu için manuel olarak hatalı frame leri elle seçmemiz gerekeceğinden şimdilik bu modülü kullanmıyoruz.

Auto-dedect kısmında hot sigma ve cold sigma ayarlarını yapmadan önce ekranın alt kısmında bulunan içi boş daireye basarak önizleme ekranını açıyoruz.

Modülde Real Time Preview kısmının altında bulunan rakamlar bize hot sigma ve cold sigma treshold ayarını değiştirdiğimizde kaç pixelin eleneceğinin bilgisini veriyor. Burası tamamen sizin seçiminize kalmış olmakla birlikte genellikle 2,0-3,0 arası treshold değerleri benim kullandığım kareler için düzgün sonuç verdi.

Masterdark kısmından masterdark dosyamızı seçiyoruz. Ayarları ekran görüntüsünde olduğu gibi yaparak APPLY GLOBAL tuşuna basıyoruz.

Pixinsight
Görsel-15: Cosmetic Correction modülü

İşlem bittikten sonra oluşturduğumuz CC klasörünün altında oluşturan karelerden cosmetic correction uygulanan ve uygulanmayan iki kareyi programa ekleyip yan yana açtığımızda oluşan farkı çok rahatlıkla göreceksiniz

Pixinsight
Görsel-16: Solda CC uygulanmamış ve sağda CC uygulanmış kare.

 

Soldaki karede sıcak piksellerin (hot pixel) sayısı sağdaki kareye göre bir hayli fazla. Program burada iyi bir iş çıkararak dark karelerin çıkarılmasıyla yapılan kalibrasyon işlemine ek olarak burada sıcak piksellerin olumsuz etkisini bir hayli azaltmış görünüyor.

Kalibre edilmiş ve kozmetik düzenlemesi yapılmış monochrome görüntülerimiz için yapacağımız işlem DEBAYERING yani renklendirme işlemi. Eğer monochrome kamera kullanıyorsanız bu işlemi atlıyoruz. Örneğimizde Canon 60Da DSLR kamera kullandığımız için DEBAYERING işlemini yapmamız gerekiyor.

DEBAYERING

Renkli kameralardaki sensörler bildiğimiz üzere yeşil mavi ve kırmızı ışığa hassas ayrı ayrı pixellerden oluşur. Böylece monpchrome kameralardan farklı olarak her bir rengin aynı anda toplanarak kamera işlemcisi tarafından işlenip görüntünü ntek seferde oluşturulması sağlanır. Raw formatındaki dosyaların  yazılım tarafından Debayering işlemi kullanılarak okunması gerekmektedir.

Daha önce de bahsettiğimiz gibi DSLR kamera kullanıyor isek programın format explorer modülünden DSLR RAW dosya formatı için PURE RAW seçeneğini seçerek RAW dosyalarının program tarafından doğru olarak okunmasını sağlamamız gerekiyor.

Process menüsü altındaki debayer modülünü her bir dosya için tek tek çalıştırmaktansa Script menüsü altında bu işlemi bizim için toplu olarak yapabilecek bir araç var. BatchDebayering aracını açarak cosmetic corrected klasörü altında bulunan karelerimizi modüle ekleyin. Debayered adı altında bir klasör açarak output folder kısmına bu klasörü göstererek Execute tuşuna basın.

pixinsightgorsel-17
Görsel-17: Batch Debayer script ekranı.

İşlem sona erdiğinde Debayered klasörünün altında renklendirilmiş kareleriniz olacak.

Pixinsight

Görsel-18: Debayering işlemi ile renklendirilmiş bir kare.

STAR ALIGNMENT (YILDIZ HİZALAMA):

Star alignment modülü ile kalibre ettiğimiz ve renklendirdiğimiz kareleri birbiri üzerine istiflemeden önce hizalayacağız. Buradaki amaç görüntülerimizin tam anlamı ile birbiri üzerine oturmasını sağlamaktır. Çektiğimiz karelerin kundak veya takip sistemindeki hatalar, görüntülerin farklı zamanlarda çekilmesi, optik bozulmalar veya  kameranın farklı yönde olması vs. gibi  nedenlerden kaynaklanan hizalama sorunlarını ortadan kaldıracağız.

Process-Image Registration menüsünden STAR ALIGNMENT modülünü çalıştırıyoruz. Programa sürükle bırak yöntemiyle renklendirdiğimiz karelerden birini referans görüntü olması amacıyla ekliyoruz. Ben genelde ilk çektiğim kareyi (en iyi karelerden biri olmak kaydıyla) referans olarak tercih ediyorum.

Pixinsight
Görsel-19: Star Alignment modülü ekranı.

 

  • View tuşunun yanındaki ters üçgene basarak açılan menüden eklediğiniz kareyi reference image olarak seçin.
  • Registration Model olarak Projective Transformation seçili olmalıdır.
  • Working Mode olarak Register /Match Images seçili olmalıdır.
  • Mozaik görüntü birleştirme yapmayacaksanız veya çektiğiniz kareler farklı cihazlarla elde edilmemişse Distortion Correction seçili olmamalıdır.
  • Light karelerin altında yine Star Aligned adı altında bir klasör açarak output folder olarak belirtin.
  • Debayered light karelerinizi seçip diğer ayarları olduğu gibi bırakıp apply global tuşuna basıyoruz.
  • Eğer işlem sırasında star dedection hatası alırsanız star dedection kısmında bulunan sensitivity değerini biraz düşürüp tekrar deneyebilirsiniz.

pixinsightgorsel-20
Görsel-20: Star Alignment modülü ayarları.

 

IMAGE INTEGRATION

Programda buraya kadar olan işlemleri aslında tek seferde halleden Batch-preprocessing modülünden başlangıçta bahsetmiştik. Ancak her adımın kişiselleştirilebilmesi açısından ayrı ayrı yapılması daha iyi sonuçlar almanıza olanak sağlayacaktır.

Sıra geldi kalibre edilen, debayer işlemi yapılan ve hizalanan karelerimizi üst üste istiflemeye.

  • Image Integration modülünü açarak modülü sağ alt köşedeki tuşa basarak resetliyoruz.
  • Star Aligned klasörü altında bulunan hizaladığımız kareleri Add Files tuşuna basarak ekliyoruz.
  • Eğer monochrome bir kamera ile çalışıyorsanız her bir filtre için ayrı ayrı istifleme yapılmak zorundadır. Daha sonra bu istiflenen görüntüler ayrı bir modül ile birleştirilir. DSLR kamera kullandığımız için tüm kareleri ekliyoruz.
  • Modül genelde ilk eklenen görüntüyü referans karesi olarak görür. Ancak bunu değiştirmemiz gerekiyor. Ancak bu ileri düzey bir işlem olduğu için (subframe selector ile en iyi FWHM değerli kareyi seçmek gerekmekte) şimdilik atlıyoruz ve karelerden en iyisi olduğunu düşündüğünüz kareyi seçin ve set reference tuşuna basın. Kareye hızlıca göz atmak için listedeki ismine çift tıklayabilirsiniz.
  • Normalization method – Additive With Scaling
  • Weights – Noise Evaluation seçili olmalıdır.
  • Pixel Rejection(1 ) kısmında daha önce de bahsettiğimiz gibi:
  • Linear Fit Clipping 15 veya daha fazla kare
  • Winsorized Sigma Clipping 10-10 kare arası
  • Sigma Clipping 8-10 kare arası
  • Percentile Clipping 8’den daha az kare için seçilmelidir.

16 adet kare kullandığımız için Liner Fit Clipping seçiyoruz. Siz kendinize en uygun olanını kare sayısına göre belirleyin. Normalization: Scale+Zero Offset seçili olmalıdır. Diğer ayarları ekran görüntüsünde olduğu gibi bırakın ve apply global tuşuna basın.

pixinsightgorsel-21
Görsel-21: Light karelerin Image Integration modülü ile istiflenmesi.

İşlem bitince integration başlığı altında yukarıdaki gibi istiflenmiş görüntüyü elde edeceksiniz.

Bundan sonraki aşamalar Linear post processing ve diğer modüllerin kullanımı hakkında olup her biri ayrı yazıların konusu olacak.

Bir sonraki yazımızla birlikte olana kadar hoşçakalın…

Murat Sana
Astrofotoğrafçı




Astrofotoğrafçılarımız: Tolga GÜMÜŞAYAK

Başarılı astrofotoğrafçılarımızı tanıtma ve kendi ağızlarından tecrübelerini sizlere aktarmaları gayesiyle yayınladığımız yazı dizimize, deneyimli astrofotoğrafçı Tolga Gümüşayak ile devam ediyoruz. Keyifli okumalar…

Eğer zor ise, tam bana göre…

İki sene önce televizyonda Neil Degrasse Tyson’ın sunduğu Cosmos programını seyrederken bir teleskop almaya karar verdim. Her zaman bir bilim izleyicisi olduğum halde bu zamana kadar uzay ile hiç ilgim olmamıştı. Bizim, yani insanların, esasında bildiğimiz her şeyin ölen yıldızların içinde demlendiğini öğrenip anlamak bana şiir okuyup ilham gelmiş gibi bir his verdi.

O gün bir teleskop almaya karar verdim.

gumusayak-33252
Kalifornia Nebulası’nın 7 saatlik poz süresi sonunda elde ettiğim görüntüsü. Detaylar: http://www.tolgaastro.com/north-america.html

Biraz araştırma yaptıktan sonra anladım ki, bir teleskop için kendi kendime belirlediğim 200$ bütçe yetmeyecek. Kullanılmış, ikinci el bir teleskop aramaya başladım. Yerel gazetede 254 mm çapında bir Meade LX200 buldum. 2.000$ istiyorlardı. O kadar param olmadığı halde yine de gidip bakmaya karar verdim. Hiç olmazsa bir bilgim olur.

Satıcının evi sanki bir malikane gibiydi. Araba ile evin bodrum katında manevra yapılıyor, o kadar büyük. Kapıyı çaldım, mini etekli uzun boylu bir kadın açtı.

Dedim “Sen delimisin? Tanımadığın insana evde tek başınayken kapı açılır mı böyle?”

Kadın; “Ama yukarıda tabanca var “dedi. “O zaman başka dedim çok iyi, hadi git al”. Kafamı salladım…

-Neyse, nerede teleskop?

-Aşağıda garajda, gel göstereyim dedi.

Garajda duruyordu.

-Çok güzel bir kutu ama nasıl çalışıyor? diye sorduğumda;

-Ben hiç bir şey bilmiyorum. Kocama doğum günü hediyesi aldım ama hiç kullanmıyor. Onun için satıyorum dedi.

-Şimdi çalışıp çalışmadığını bilmediğimiz bir alet için sana 2.000$ vermemi istiyorsun? 500$ veririm. Biraz düşündü ve “700$ ver al” dedi. Ben de hemen aldım.

Tolga Gümüşayak
Astrofotoğrafçılık, teleskop veya kamera başında, soğukta çok uzun saatler beklemeyi gerektiren zor, ancak keyifli bir hobidir.

Kutu 1 metre uzunluğunda koskocaman… Tripodun ayakları camdan sarkarak eve getirdim. O anda teleskopun hangi tarafından bakıldığını bile bilmiyordum. Kitabını okudum, kurdum, çok güzel çalışıyordu. Yaşasın!

New York şehirine çok yakın olduğum için ışık kirliliği çok kötü, çıplak göz ile hiç bir şey gözükmüyor Ay ve bazen parlak görülebilen gezegenler hariç. Çok okudum, internet üzerinden araştırmalar yaptım. Gidip en yakındaki astronomi kulübüne üye oldum ve anladım ki; eğer karanlık bir yere gitmezsem bu iş olmayacak.

Peki ya kamera kullansam nasıl olurdu? Hikaye işte böyle başladı. İki sene içinde her boş dakikamı adadım, bulabildiğim herkes ile konuştum, her kitabı okudum.

Şimdi New Jersey’nin karanlık bir köşesinde kendi rasathanem var ve bütün sistemi evden yönetiyorum ve her gün yeni bir şey öğreniyorum.

Son zamanlarda seminerler vermeye başladım. “Güzel” resim yapmadığım zamanlarda exoplanet arama, küçük çaplı spektroskopi, yeni ekipmanlar piyasaya çıkmadan test, bir kaç rasathanede danışmanlık ve yeni başlayanlara teknik destek veriyorum.

Bu, hayatınızdaki her bölüm için geçerli: Bir alanda ne kadar çok öğrenirseniz, tek anladığınız; daha bilmediğiniz ne kadar çok şey olduğu. Astrofotoğrafıçılık çok zor, ama tam bana göre.

Hakkımda daha fazla bilgi almak ve çalışmalarımı görmek için web sitemi ziyaret edebilirsiniz: http://www.tolgaastro.com/

Tolga Gümüşayak




Gök Cisimlerinin Açısal Büyüklüğünü Bulmak


Bazı kaynaklarda; “Dolunay gökyüzünde 0,5 derecelik alan kaplar” veya “Orion Nebulası 10 derecelik bir alana yayılmıştır” şeklinde ibareler görüyorsunuz (belki de görmüyorsunuz). Peki nedir bu “derecelik alan”?

Bu, aslında bildiğiniz 360 derecelik çember ile aynıdır. Gökyüzünü boydan boya çember biçimde 360 parçaya bölerseniz, her parça 1 derece olur. Tabi biz bir ufuktan diğer ufka en fazla 180 derecelik bölümünü görebiliriz. Işte, gökyüzünü böyle açılara bölebiliyorsak, bir gezegenin, yıldızın veya herhangi objenin kaç derecelik alan kapladığı özel, havalı görünüşleri olan alangirli aletlerle ölçümlenip belirlenebilir. Ölçülen bu değere “açısal büyüklük” veya “açısal çap” denilir.

acisalcap47

Tabi böyle süper havalı görünüşlü aletleriniz olmadan da kabaca açı ölçümü yaparak gökyüzünde “kaç derecelik” bir alana baktığınızı ölçebilirsiniz. Kolunuzu dümdüz gökyüzüne doğru uzatın ve en üstteki fotoğrafta görüldüğü şekilde ellerinizi, parmaklarınızı biçimlendirin. Örneğin küçük parmağınızın ucu, kolunuzu iyice öne uzattıktan sonra yaklaşık 1 derecelik alan kaplar. Görselin alt kısımda ise konuyu iyice anlayabilmeniz için başka bir örnek verilmiş. “1 derece” 60’a bölündüğünde “ark dakika” dediğimiz daha küçük bir birime dönüşür. 1 ark dakikayı da yine 60’a böldüğünüzde “ark saniye”yi bulursunuz. Resimde gördüğünüz bozuk parayı (Burada 1 Penny gösteriliyor ama, bizim 25 kuruş da olur) kendinizden 4 km öteye koyduğunuzda, bakış açınızda kapladığı alan “1 ark saniye” yani yaklaşık olarak 0.0003 derecedir. Bu açısal büyüklük konusuyla ilgili daha kapsamlı bir yazımız da mevcut. Dilerseniz buradan okuyabilirsiniz.

Gökcisimlerinin “gökyüzünde kapladığı alan” konusunu anladığınızı düşünerek, bazı gezegen ve yıldızların buradan baktığımızda ne kadarlık bir gökyüzü parçasını işgal ettiklerini örnekleyelim. Hoş, anlamamış olsanız da yine örnekleyeceğim:

• 640 ışık yılı uzaklıktaki Betelgeuse yıldızı> 0.04 ark saniye,
• 8 ışık yılı uzaklıktaki Sirius yıldızı> 0.006 ark saniye,
• 450 ışık yılı uzaklıktaki Ülker (Pleiades) yıldız kümesi> 20 ark dakika,
Neptün gezegeni> yaklaşık 2.2 ark saniye,
Venüs gezegeni> en yakın olduğu zaman 66, en uzak olduğu zaman 9.5 ark saniye,
• Güneş> 0.5 derece (30 ark dakika) alan kaplar.

Belki biraz karışık oldu; ama bu kadar anlatabildim. Anlamayanlar sıkıntı yapmasın Barış Manço’da zamanında aynı dertten muzdaripmiş

Zafer Emecan




Yeni Başlayanlar İçin Teleskop 3: Aynalı Teleskoplar ve Ivır Zıvırlar

Bir önceki yazımızda bahsettiğimiz refraktör (mercekli teleskop) dünyasını kendine uygun bulmayanların düşüneceği ikinci tür; aynalı teleskoplar, yani reflektörlerdir.

Newton türü bir teleskop. Önde ikincil düzlem ayna, arkada birincil çukur ayna ve ön yan tarafta göz merceği yuvası
Newton türü reflektör bir teleskop. Önde ikincil düzlem ayna, arkada birincil çukur ayna ve ön yan tarafta göz merceği yuvası

Reflektörler (Aynalı teleskoplar) çirkindir. Teleskobu hava atmak için alıyorsanız, bunu söyleyerek başlamalıyım. Şu yanda gördüğünüz teleskoba benziyorlar: Reflektörler karışıktır: Kutusunu açtığınızda ilk verdiğiniz tepki “bu ne lan?” olur. Kılavuzunuz yoksa belki doğru düzgün kuramazsınız bile.

Prensip olarak şöyle işliyorlar: Görüntü yine refraktörlerde olduğu gibi bir tüpe giriyor fakat, teleskobun sonunda bu sefer mercek yerine bir parabolik bir ayna olduğu için geri yansıtılıyor. Yansıtılan görüntü ışığın girdiği yere yakın bi yere, 45 derece eğim yapacak şekilde konuşlandırılan ufak bir aynaya çarparak bir deliğe yönlendiriliyor (gözmerceği – oküler – eyepiece, meşrepinize göre birini seçin). İşte o delikten sen bakıyorsun. Bunu tam 300 sene önce Newton diye bi adam düşünmüş yapmış, sen hala kahvede okey oynuyorsun.

Reflektörlerin avantajlarını sayalım bi hele

1- Bi kere bunlar bildiğin ayna. Yapımı büyük paralara gelmiyor merceklerdeki gibi. Bu nedenle de bunların hayvan gibilerini alabiliyorsun. Merceklilerde 3″ (inç) alabileceğin paraya 7-8 inç aynalı alabilirsin. Ya da merceklilerde 4″ apokromat alacağın parayla 12″-14″.

Newton türü bir teleskobun yapısı
Newton türü reflektör bir teleskobun yapısı

40 inçlik 3 katlı apartman yüksekliğindeki aynalıların sana maliyeti ise 20-30 milyara gelirken, inanır mısın sevgili kozmik okuru, o paraya satılan mercekliler bile hala 4″-5″te (onlar hayvan gibi iyi de o başka mesele). Aperture’un ne işe yaradığını zaten söyledik: Ne kadar büyükse o kadar çok şey, o kadar çok detay görürsün. Sönük cisimleri görmek istiyorsan aperture’u artırman şart, yani bir aynalı icap ediyor.

2- Bunlarda mercek olmadığı için renk sorunu yaşamazsın. En dandiğini bile alsan, elinde misler gibi apokromat bir refraktör taşıyor gibi oluyorsun.

Dezavantajları ise çok kritik şeyler olmasa bile malesef bol

1- Bunları kurmak zor, sen yeni başladığın için bu önemli bi eksik. Kafayı bile yersin belki söyliyim…

2- Bakımı uğraştırıyor. Aynanın önü hava alıyor, buradan ister istemez zamanla toz geliyor. Ben diyim 1, sen de 2 yılda bir bu aynanın üzerindeki tozların alınması icap ediyor. Aynayı temizlemek ise, eğer parayı bol verdiysen ciddi ciddi popo istiyor. Kesinlikle dokunmaman lazım, silmeyi filan zaten unutacaksın.

Aynası, yani gözleri her türlü tehlikeye açık biçimde tasarlanmış James Webb Uzay Teleskobu.
James Webb Uzay Teleskobu bile reflektör. Hoop neyşınıl coğrafik! Hani uzayda mikrometorlar çok tehlikeliydi, kırılmayacak mı bu ayna? 

Ya elin titreye titreye internetten öğrendiklerini uygulamaya çalışacaksın, ya vazgeçip tozlu bir aynayla gittikçe kötüleşen görüntüye rıza göstereceksin, ya da paketleyip servise yollayacaksın temizlesinler diye. Bir de aynanın sırı zarar görüyor zamanla onu da bikaç yılda bir kaplatman gerekecek.

3- Dibindeki aynayı zaten kendin kuruyorsun. Bunun ise tam düz olup olmadığını anlamak için kolimasyon denen düzeltme işlemini yapman lazım. Bunu da bir kereye mahsus yapmayacaksın. Eğer teleskobu bi yerden bi yere taşıdıysan, bi şekilde o dipteki ayna hafif oynamış olabiliyor. Kontrol etmen lazım arada sırada (burada kolimasyonu anlatmayacağım şimdi, önce teleskobunu al).

Ayarını elle göz kararı yaptığın için milimetrenin onda birlik bir sapmasında bile görüntüde bozulma gerçekleşebilir, o ufak kusura katlanacaksın (aslında elle ayarını her yaptığında o kusuru farketmezsin ama jüpiter üzerinde bir uydunun gölgesi gibi minicik detayları arıyorsan eğer kolimasyondaki ufak bir sorun gölgeyi görememene neden olabilir). 

Aynalı Teleskoplar
Bu da el yapımı reflektör teleskoplar. Kozmik Hanım Nurcan Örtügen Gök yapıyor. El yapımı, miss birinci kalite ;)

Gerçi bunu böyle uzun uzun anlatınca felaket gibi gelebilir, anlatmaya çalıştığım şey %100 kolimasyonu sağlayamayacak olman. Ama %97-99 yapıyorsun ve bu sana genelde yeter de artar zaten. %100 kolimasyon refraktörlerde var, o yüzden de daha netler. “Şu kadarcık alet niye bu kadar pahalı” dediğin aynalı teleskoplar var ya, hah işte onlarda kolimasyonla falan uğraşmana gerek yok.

4- Görüntü aynadan yansıtıldığı için ters göreceksin nereye bakarsan bak. Afallama. Bu yüzden yeryüzü gözlemi yapamazsın, yani yaparsın ama biraz maymunluk yapman gerekir ki, onu daima yapamazsın gözlerken… Zor yani kendimden biliyorum. Uzayı gözlerken genelde ters görmek hiçbir şey farkettirmiyor ama, merak etme. Satürn’ü ters görsen anlayacaksın sanki!

6inch_750mmtelescope_621114-1

Tek zorluk, sağa sola hareket ettirirken biraz alıştırma gerektirmesi. Mesela teleskobu sola çekerken gördüğün şeylerin sağa kayması gerekir ama onlar da sola kayıyor. Yukarı kaldırıyorsun, görüntü de tepeye kayıyor filan. Alışacaksın…

5- bunların ikincil aynaları ışığın girdiği yerde durduğu için biraz ışıktan yiyorlar. Yani 4″lik bir refraktör (mercekli), 4″lik bir reflektörden (aynalı) daha çok ışık topluyor. Ama tabi, aynalıda daha büyük aperture olduğu için teleskobunuz büyüdükçe bu etki azalır.

Aynalı teleskoplarla ilgili bilmeniz gerekenlerin tamamı bu kadar. Niçin? Çünkü siz yeni başlıyorsunuz ve işinize yarayacak tüm bilgiler bunlar, daha fazlasına gerek yok. Çünkü, deneyimli bir gözlemci olsanız, burayı okumazsınız, niçin okuyasınız ki? Oturur, kendiniz yazarsınız, anlatırsınız. Neyse…

Diğer tiriviri teleskop teknik özellikleri, detaylar vs vs

Odak uzunluğu (focal lenght):

Bunun ne olduğunu bilmenize pek gerek yok. Sizin iki işinize yarayacak sadece:
1- Teleskobunuzun f oranını bulmaya (birazdan geçecem)
2- Kullanacağınız göz merceklerinin ne kadar büyütme yapacağını hesaplamaya

Birinci direkt şöyle bulunuyor: Teleskobunuzun odak uzunluğunu, aperture’a bölüyorsunuz. Tabi odak uzunluğu genelde milimetre olduğundan, aperture’u da milimetre olarka hesaplamanız lazım. Mesela 1.000 milimetre odak uzunluğu olan bir teleskobun 200 mm, yani 8″ bir aynası varsa; f oranı 1.000/200 = 5’tir. Yani f5 bir teleskobunuz vardır. Bunun ne anlama geldiği ise oldukça önemli ve bir sonraki konumuz o olacak.

Farklı boyutlarda göz mercekleri
Farklı boyutlarda göz mercekleri

İkincisi göz mercekleri: Şimdi bu kadar laftan sonra söylemenin sırası mı bilmiyorum ama, teleskopta görüntüyü görmek için öyle gözünüzü deliğe sokmuyorsunuz. Oraya bir göz merceği sokup onunla bakmanız icap ediyor. Soktuğunuz gözmerceğinin odak uzunluğu ise yapacağınız büyütmeyi etkiliyor. Yani, bir teleskopla yapabileceğiniz büyütmenin teoride bir sınırı yok.

Büyütmeyi yapanlar gözmercekleri (eyepiece, oküler) çünkü. Mesela üstteki teleskop örneğini kullanalım, 1.000 mm odak uzunluğu var teleskopta. Şimdi siz buna 20mm’lik bir eyepiece takarsanız gördüğünüz görüntü 50 kat büyüktür. 10mm’lik takarsanız 100 kat büyütürsünüz vs… Büyütmenin ne olacağını eyepiece belirler kısacası. Ama anlaşılacağı gibi bir eyepiece’in ne kadar büyüteceği üzerinde yazmaz. Deminki örnekte 50 kat büyüten 20mm’lik merceği alıp da 2.000mm odak uzaklığı olan teleskoba takarsanız, büyütmesi 100 kata çıkar.

F (ya da küçük f, ikisi aynı şey) oranı:

Teleskoplarda önemlidir. F oranı ne kadar düşükse bir teleskop o kadar “hızlıdır“. Hızı şurdan gelir: Eğer bir fotoğraf makinesini, mesela f5’lik bir teleskoba bağlayıp 30 dakika pozlama yaparsanız, elde edeceğiniz görüntünün aynısını almak için f15’lik bir teleskopta 1,5 saat pozlama yapmanız gerekir. Yani niyetiniz fotoğraf çekmekse, genelde f oranı düşük teleskoplar işinizi daha çok görür (f oranının nasıl hesaplanacağını tepede belirttim). Gerçi günümüzde focal reducer denilen parçalar satılıyor bunları takarsanız f10 olan teleskobunuz f5’e filan dönüşüyor ama, biraz pahalı tabi bunlar.

Fakat bu demek değildir ki f oranı ne kadar düşükse o kadar iyidir! F oranının düşük olmasının önemli bir dezavantajı vardır; eğer bahsedilen teleskop aynalı teleskop, yani bir reflektör ise (ki zaten refraktörlerde f oranları her zaman yüksektir o ayrı) f oranı düştükçe sweet spot denilen nokta ufalır. Sweet spot, gözmerceğinden baktığınızda görüntünün en net olduğu tam orta noktasıdır. Kenarlara baktığınızda görüntünün hafiften bozulduğunu görürsünüz. İşte f oranı düştüğünde bu sweet spot daralacak, böylece baktığınız objeyi tam ortaya getirme gereksinimi artacaktır.

Bir dobson türü kurgu
Bir dobson türü teleskop

Bu sorun dobson türü teleskop kullananlarda doruk yapar. Çünkü dobsonlar doğaları gereği f4 – f6 arasında f oranları taşırlar (teleskoplar f4 ila f20 arasında değişir hep) ve çok hızlı oldukları için görüntü kenarlara doğru hafiften bozulmaya başlar (kimisi bu sorun yüzünden gözlem yapamayacak kadar rahatsız olurken kimisi farketmez bile, yine gözünüzün yapısına kalmış aslında durum). Dobsonlar bir de motorlu olmadıklarından görüntü mercekte akar gider ve objeyi sweet spotta tutturmak zorlaşır. Dobsonların büyük bir sorunu da budur..

Not: Bu sorun çözümsüz değildir, oldukça pahalıya da gelse 300 dolar civarında bir paraya ufak bir parça takarak sorundan kurtulabilirsiniz..

F oranının düşük olmasının bir başka dezavantajı da şu: Görüntü bozulmaya daha elverişli olduğundan, ortaya çıkabilecek sorunları yok etmek için biraz pahalı ve kaliteli göz mercekleri satın almak zorunda kalacak olmanız. F oranı yüksek bir teleskopta ucuz bir göz merceğiyle sorun yaşamamak mümkünken, f oranı düşük olduğunda kusurları örtmek için kalitesi yüksek ve pahalı bir göz merceği kullanmak zorunda kalırsınız.

Bir not daha: Göz merceklerinden mecburen bahsetmiş olduğuma bakmayın. Bunu yazı dizisinin en sonlarına saklıyorum, epey uzun bir konu çünkü. Kendim de bir dobson sahibi olarak önemsediğimden özen göstermek istiyorum o konuya.


teleskoplar-2254-2-meade

Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT


 Bu yazı, dashing isimli yazar tarafından ilk olarak ekşi sözlük’e entry olarak girilmiş, yıllar sonra buraya aktarılmıştır.




Yeni Başlayanlar İçin Teleskop 2: Mercekli Teleskoplar

Yeni başlayan biri: Abi benim uzaydan anladığım tek şey Ay.. Şöyle Ay’ı yakından göreyim, rakı içerken maksimum verimi alayım bana yeter. Gezegendir galaksidir beni bu işlere bulaştırma, ben ekmeğime bakarım…

Eğer bu adama bir sempati besliyorsanız, gidin en ucuz teleskobu alın. Çünkü Ay dediğimiz şey, nerden baksanız deve kadar bişey. Ona en ucuz teleskoptan da baksan göreceğin şey seni hoplatacak (yine de 600 kat büyütürsünüz diyenleri almayın, bu çakallığı yapanlar berbat kalitede mercek koyuyorlar Ay’ı bile çamur gibi görürsünüz benden söylemesi). Bu arada, yazımızın birinci bölümünü okuduğunuzu farzediyoruz. Okumadıysanız, önce onu okuyun.

Ben bu adamı gözlemciden saymadığım için, konuya onu ayrı bir yere koyarak başladım. Daha ciddi gözlemciler için teleskop türlerimiz başlıca 3’e ayrılıyor:

1- Mercekli teleskop (refraktör)
2- Aynalı teleskop (reflektör)
3- Ortaya karışık..

Not: Bir karışıklığı önlemek için Britanya’nın köpeği olacağım. Şimdi bu teleskoplara takılan “eyepiece” diye bi halt var, ileride değineceğiz bol bol. Türkçe’ye mercek diye çevirmiş deyyuslar (oküler de var ama ısınamıyorum). Mercekli teleskobun asıl parçasına da mercek deniyor, kafa karışıklığı olmasın diye teknik isimleriyle hitap edeceğim hep. bundan sonra mercekli teleskop yok; refraktör var. Aynalı teleskop yok, reflektör var, ona göre. Hem alışın, yabancı sitelerden bilgi edinirken alışmış olursunuz, İngilizce iyidir..

1- Refraktör
Bu teleskoplar tüm Hollywood filmlerindeki sempatik babanın sempatik kızına aldığı teleskop oluyor. Teleskop dendiğinde akla ilk gelen, bu ince uzun üç ayak üzerinde duran şey bir refraktör. Şöyle bişey işte:

mercekliteleskop

Buna mercekli denmesinin sebebi, teleskobun sonunda bir mercek olması. Oraya ışık geliyor ve arkaya, yani gözünüze iletiliyor. Gözlükle bir yerde benzer bi yanı var, teknik detaylarından çok anlamam, sizi de alakadar etmiyor, yeni başlıyorsunuz.

Şimdi bu teleskopların en iyi yanlarını sayalım:

1- Bunun merceği oynamaz, kaymaz. İkide bir düzeltmeniz gerekmez. Tüp kapalı olduğu için esasında bakım nedir bilmez. Tembeller için idealdir.

2- Merceği hiç oynamadığı ve uzmanlar tarafından mükemmel bir şekilde ayarlandığından acayip kaliteli görüntü verir. Genelde aynalılardan farkı olmasa da, aynalı teleskoplarda aynayı siz düzeltirsiniz ve bunu mükemmel yapmanız pek mümkün olmayacağı için refraktörlerdeki görüntüyü elde edemezsiniz. Refraktörler keskinlik ve netlikte olağanüstüdür (iyi olanları elbette).

3- Bi üsttekiyle bağlantılı olarak, tüp kapalı olduğu için dışardaki hava akımlarından pek etkilenmez. Bu da görüntüyü şukela yapar. Yani kısacası yine bi üstteki sonuç. Vurgu yapıyorum gibi düşünün.

4- Yine bi üsttekine bağlıyoruz; görüntüyü yansıtacak ikincil aynalar olmadığı için gelen ışık engellenmez. Bu da görüntüyü yine daha güzel yapar (3 oldu).

5- Görüntü yansıtılmaz (bi üstte anlatıldığı gibi), direkt mercekten geçer gözünüze gelir görüntü. Bu yüzden ters görüntü olmaz. Komşu kızını izlemek istiyorsanız refraktör alacaksınız, mecbursunuz. Başka teleskoplar kızları erkek gibi gösteriyor, hoş olmuyor.

Hemen ağzınızın suyu akmasın! Refraktörlerin avantajları olağanüstü olduğu kadar, kusurları da fantastiktir.

Teleskop tüpünün altında görünen alt-az kurgu

Bi kere bu teleskoplarda aperture fazla olsun diye merceği büyük alamazsınız. 4″ (inç) üzerine çıkarsanız evinizi barkınızı satmak zorundasınız direkt (genelde inç olarak geçiyor, alışın diye metrik yapmıyorum). En fazla 3″-4″ ile idare etmeye mahkumsunuz. Zaten böyle bi teleskopta aperture’u artırmak demek tüpün boyunu uzatmak demektir. Ne bileyim, kendiniz delirip 6″ filan yaparsanız, belediyenin su boruları gibi bişey elde edersiniz. Aperture fazla olmadığı için nebuladır, galaksidir unutun.

Bu refraktör denen nanelerle gözlem yapacaksanız, Ay ve gezegenleri düşüneceksiniz. Çünkü bunlar zaten çok parlak. Özellikle de Ay, Merkür (görülecek pek bişeyi yok gerçi), Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn izleyecekseniz refraktör alabilirsiniz (Uranüs, Neptün çok sönük, aynalıya yönelmeniz lazım, gezegen dediysek hepsi demedik. Pluton’u ise sadece ben görebilirim). Derin uzay cisimlerini (bundan sonra nebula galaksi demiyorum, hepsine derin uzay cisimleri deniyor [deep space objects]) görecekseniz mecburen 2 numaraya atlayacaksınız.

Refraktörde bir kusur daha var: Görüntü mercek “içinden” geçtiği için renkler farklı kırılıyor, gözünüze adam gibi gelemiyorlar. Özellikle parlak objelere baktığınızda renk kusurları görebiliyorsunuz (teknik adı: chromatic aberration). Mesela Ay’ın kenarları yeşil, sarı yada başka bir renk görünüyor vs vs. Uzun vadede sinirden kanser edebilir, bazılarını bu hiç rahatsız etmese de. Kişinin gözüne kalmış. Ek merceklerle biraz olsun düzeltilebiliyor ve bu refraktörlere “achromat” deniyor. Hala anlamadıysanız örnek vereyim kendiniz görün, teleskobu Ay’a yönelttiğinizde şöyle görüyorsunuz:

chromatic-distortion-mercekli-teleskop
İşaretle gösterilen renk hatalarına ve Ay’ın kenarlarına odaklanın.

Bu sorunu düzeltebilen daha iyi mercekler de var, bunlar ise apochromatic. Renk hatasını ortadan kaldırır fakat bu size pahalıya malolur. Sözün özü, pis iştir refraktörlerle uğraşmak. En ucuz aynalı teleskopta bile olmayan renk hatasını ortadan kaldırmak için en az 4-5 bin filan harcamanız lazım.

Tabi refraktörseverler gücenmesin. Refraktör hakkaten çok iyi bir teleskoptur, özellikle fotoğraf çekiyorsanız kaliteli bir refraktörünüz olması size dünyaları sunar. Neyse, aşağıdaki linkten ulaşacağınız bir sonraki yazıda, aynalı teleskopları ele alacağız, bizi izleyin 😉

3) Aynalı Teleskoplar


teleskoplar-2254-2-meade

Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz
GÖKBİLİM DÜKKANI’NA GİT


 Bu yazı, dashing isimli yazar tarafından ilk olarak ekşi sözlük’e entry olarak girilmiş, yıllar sonra buraya aktarılmıştır.




Işık Kirliliği ve Kaybolan Gökyüzü

Reklam panoları, sokak lambaları, araç farlarından yayılan yoğun ışıklar ve göz kamaştıran süslü püslü aydınlatmalar… Burası, küçük ya da büyük şehirlerde yaşayan insanların aşina olduğu kaotik bir ortam. Doğal ışık kaynağımız Güneş battıktan sonra etrafı aydınlatmaya devam edebilmek adına her yolu deniyoruz. Bunu öyle abartıyoruz ki; yarattığımız yapay ışıklar, gökyüzünde duran başka Güneş’leri görmemize engel oluyor. Peki buna değiyor mu?

Eğer bir defa dahi olsa yıldızlarla bezenmiş uçsuz bucaksız, temiz gökyüzüne bakma şansını elde etmişseniz o anın sizin için ne denli eşsiz olduğunu da biliyorsunuzdur. Milyarlarca yıldızla dolu engin gökyüzüne baktığınızda kendinizi çok küçük hissetmeniz muhtemeldir. Bütün bu sonsuzluğa bakıyor olmak ilham verir. Nitekim, yüzyıllar boyunca da böyle olmuş. Şairler, filozoflar, ressamlar ve bilim insanları gökyüzünün bu muhteşemliği karşısında büyülenmiş ve insanlığa bir daha aynısı gelmeyecek eserler bırakmışlar.

Ancak gökyüzünün bu ilham verici büyüsünü yaklaşık 100 yıl öncesinden beri kaybetmeye başladık. Bizim için son derece önemli olan elektrik gücünü kararan havayı aydınlatmak adına har vurup harman savurduk. Gökyüzünde uzanan kocaman Samanyolu kemerini hayatında bir kez olsun görmemiş nesiller büyüyor. Yok ettiği ilham bir kenara, ışık kirliliği bize ya da çevreye başka ne şekillerde ve nasıl zararlar veriyor?

Işık Kirliliği

Işık kirliliği tanım olarak; ışığın aşırı, yanlış yönlendirilmiş ve farklı türden sorunlara yol açabilecek şekilde kullanımıdır. Her ne kadar hava ve su kirliliği kadar tehlikeli gözüküyor olmasa da, aşırı ve kontrolsüz ışık kullanımı etkileriyle hem insanlara, hem de çevreye (bitkiler ve hayvanlar) ciddi zararlar verebilmektedir. Ayrıca ışık kirliliği, elektrik enerjisinin önemli ölçüde boşa kullanılması açısından da önemli bir sorundur. Işık kirliliği kendi içerisinde birkaç kategoriye ayrılıyor.

Işık Taşması (Light Trespass): Türkçe’ye “Işık Tecavüzü” olarak da çevirebileceğimiz bu ışık kirliliği türünü basitçe, evinize dışarıdan istenmeyen yoğun ışığın girişi olarak anlatabiliriz. Bu türden ışık kirliliği özellikle büyük şehirlerde yaşayan insanların uyku yönünden sıkıntılar yaşamasına sebep olabiliyor. Uyku problemleri de insan psikolojisini doğrudan etkileyebildiğinden, bunu engellemek adına ABD’de hükümet ve Uluslararası Karanlık Gökyüzü Topluluğu bazı yönetmelikler oluşturmuşlar. Yani istediğiniz gibi ışık kullanamıyorsunuz. Kullanabileceğiniz ışığın yönetmelik tarafından belirlenmiş bir limiti bulunuyor. Ülkemizdeyse böyle bir uygulama yok.

Göz Kamaştırıcı Işık (Glare): Adından da anlaşılabileceği üzere araç farlarından ya da başka herhangi bir yerden gelen ışığın, gözünüzü neredeyse Güneş’e bakarmışçasına kamaştırabilen rahatsız edici ışık kirliliği türüdür. Göz kamaştırıcı ışık kirliliği, gözünüze herhangi bir nesneden yayılan aşırı ışıktan dolayı asıl nesneyi görememenize neden olur. Aynı zamanda, bu tür ışık kirliliğine belirli dönemlerle maruz kalmak, görme yetinize önemli ve geri dönüşü olmayan zararlar verebilir. Özetle, bir nesneyi görmeye çalıştığınızda ondan yayılan ışık nedeniyle asıl nesneyi göremiyorsanız ya da görmekte zorlanıyorsanız göz kamaştırıcı ışık kirliliğine maruz kalıyorsunuz demektir.

Empire_State_Building_Night
Gökyüzü parlamaları türünden ışık kirliliğine bir örnek.

Gökyüzü Parlamaları (Skyglow): Amatör ya da profesyonel astronomların en çok zarar gördüğü bu ışık kirliliği, özellikle kalabalık şehirlerden ışığın gökyüzüne kontrolsüz bir şekilde yayılmasıdır. Lambaların yalnızca aydınlatması gereken yerlere değil, kaynağından dik bir şekilde de yayılmasıyla gökyüzünde görülen cisim sayısı hayli azalır. Hatta çok kalabalık şehirlerde bu etki yüzünden gökyüzünde bir ya da iki yıldızın dışında hiçbir şey göremezsiniz. Gökyüzünde aydınlatmamız gereken bir yer olmadığından yukarı yayılan ışık aynı zamanda enerji kaybı anlamına da geliyor. Oysa doğru yönlendirilmiş ışık ile yılda milyonlarca Watt elektrik enerjisini tasarruf edebiliriz.

Aşırı Aydınlatma (Over Illumination): Herhangi bir yeri gereğinden fazla enerji harcayarak aydınlatmaktadır. Tahmin edebileceğiniz üzere aşırı aydınlatma bütün Dünya’da önemli oranlarda enerji israfına sebep oluyor.

Işık Toplanması (Light Clutter): Bu tür ışık kirliliği, gereğinden fazla miktarda ışığın belirli noktalarda gruplaşmasıdır. Özellikle sürücüler için ışığın gruplaşması yanıltıcı olup kazalara sebep olabilir. Işık toplanması sürücülerde olduğu kadar uçak pilotlarının da iniş pisti ışıklarını, ışık toplanmalarıyla karıştırıp yanılmalarını sağlayabilir.

Kırsal bir alan görülen ışık kirliliği oranıyla (yukarıda) büyük bir şehirde görülen ışık kirliliği oranının (aşağıda) kıyaslaması.
Kırsal bir alanda görülen ışık kirliliği oranıyla (yukarıda) büyük bir şehirde görülen ışık kirliliği oranının (aşağıda) kıyaslaması. (Wikipedia)

Işık Kirliliğini Engellemek 

Bütün ışık kirliliği türleri ışığın gereğinden fazla kullanılıp yanlış yönlendirilmesiyle ilişkilidir. Bu nedenle ışık kaynaklarının amacına uygun şekilde dizayn edilmesi, ışık kirliliğini önemli ölçüde azaltıp, ciddi miktarda enerji tasarrufları da sağlayabilir. Ayrıca baş ağrısı, yorgunluk, stres ve hatta kanserle ilişkisinin bulunduğu bilindiğinden ışık kirliliği problemlerinin üzerine düşülmesi gereken önemli konular olduğunu söylemek gerek. Nihayetinde atalarımız geceleri avlanmayı pek tercih etmeyen, karanlıkta uyuyan varlıklardı. Evrimsel olarak karanlıkta uyumaya adapte olmuş vücudumuz, ışıklı bir ortamda uyuduğunda karanlıkta olduğu kadar melatonin hormonu salgılayamıyor ve bu da prostat ve meme kanserlerine bile yol açabiliyor.

Işık kirliliğinin insan hayatına etkisinin dışında hayvanlara ve çevreye de verdiği ciddi zararlar var. Örneğin geceleri göç etmeyi tercih eden bazı kuş türleri şehir ışıklarından dolayı yönlerini kaybedip ölürler. Benzer şekilde yönlerini Ay ışığını kullanarak belirlemeye çalışan pek çok böcek türü yapay ışıklar yüzünden yönlerini kaybederler. Her yıl binlerce su kaplumbağasının da ışık kirliliği yüzünden yanlış yönlere gidip öldükleri biliniyor. Özetle Dünya’da savurganca yerleştirdiğimiz yapay ışıklar yüzünden ölen canlı sayısının haddi hesabı yok. İnsanoğlunun elinden çıkan pek çok şeyde olduğu gibi, yarattığımız ışık kirliliğiyle de doğaya doğrudan ve olumsuz yönden müdahale etmiş oluyoruz.

Türkiye'nin ışık kirliliği haritası.
Türkiye’nin ışık kirliliği haritası.

Aslında anlatılan bütün bu etkileri en aza indirmek, sokak lambalarını yalnızca gereken yere ışık verecek şekilde tasarlamak ya da aşırı ışık kullanımından kaçınmak gibi yöntemleri uygulamak kadar kolay. Her ne kadar bu konularda tüm Dünya’da küçük bazı çalışmalar yürütülüyor olsa da halen ışığı çok dengesiz kullandığımız açık bir gerçek.

Umarız artan Dünya nüfusuyla da birlikte gelecekte ışığı, yıldızları görebildiğimiz, temiz gökyüzüne sahip yerlere kadar yaymayıp, en azından gökyüzünün büyüsünü ve insanlara verdiği ilhamı tamamen yok etmeyiz.

Kemal Cihat Toprakçı




Yeni Başlayanlar İçin Teleskop -1

Aranızda mutlaka “la keşke bi teleskobum olsa da şu gökyüzünü bi didiklesem” diyip de 2 saniye sonra unutanlar vardır.. Bu insanların şanslı olanları, bu ilgilerini ilerletip bu işi ciddi ciddi düşünebilir. Evet, o sensin. Sana yazıyorum… Öncelikle, “Teleskop almanız gerekiyor mu?” yazısını okumuş olduğunuzu düşünüyoruz. Okumadıysanız da, bir ara okuyun. 

Tüm trivia kültürünü yerle bir ederek, yazı sonuna değil ortasına bir trivia yerleştirmek istiyorum:

Teleskop alan her 100 kişinin 98’inin, 2. günün ardından: “Üff bi b.k bulamıyorum, ne yapıcam şimdi, kraterdir Ay’dır nereye kadar.. 2000 lira verdik lan yandı para” Dediğini biliyor muydunuz?

Geri kalan 2 kişiden 1’i de, teleskobunu bile kuramadan ertesi gün iade ediyor zaten.

Hatayı nerde yapıyor bu insanlar?

Gökyüzünü izlemeye başlamak için en ideal cihazı atlayıp, direkt yıldızlar dünyasına dalma dürtüsü yüzünden… Kısaca… Bunu yapmayın… Gökyüzünde neyi nerede bulacağınızı öğrenmeden allahın adını veriyorum bak gidip de teleskop almayın..

Herşeyin başı dürbün.

durbun-gokyuzu-gozlemi-5784

Neden dürbün?

1- İlerde teleskop aldığınız zaman dürbünü çöpe atmayacaksınız, bu bir. Gözleme devam ettiğiniz sürece dürbün kullanmaya devam edeceksiniz. Bana güvenin.
2- Hobiye yeni başladığınız için gökyüzünde neyin nerde olduğu hakkında zaten hiçbir fikriniz yok. Dürbün aradığınız şeylerin nerede olduğunu bulmanızı sağlayacak. Teleskopla gökyüzüne bakmak iğne deliğinden bakmak gibi birşey, aradığınız her neyse bulamazsınız. İlla ki dürbün alacaksınız, hatta teleskobunuz varken bile arayıp da bulamadığınız şeyleri önce dürbünle bulmanız gereken anlar olacak.
3- Dürbün ufaktır, portatiftir, araba gözüne bile girer. İyi birşey alırsanız, konu komşuya giderken götürüp hava atabilirsiniz. Teleskobunuzu yanınıza alamayacağınız özel günlerinizde dürbünün tadını çıkarabileceksiniz.
4- Dürbün bile kullanamayacak kadar beceriksizseniz, teleskoba ekstra para harcamanıza lüzum kalmayacak, paranız cebinizde kalacak.
5- Dürbün karizmatik bişey.

Peki hangi dürbün?

Lütfen gidip de sıradan bir dürbün almayın. Bir kere zoomlu dürbünlerden koşarak uzaklaşın. Bakacağınız cisim üzerinde farklı büyütmeler yapabilmenin cazibesine kapılmayın. Zoomlu dürbünlerde lens sayısı fazladır; görüntünün içine ederler, gece sönük cisimleri görmek için iyi değildir. Antiloba, aslana, kaplana filan bakmayacaksanız geçin bunları. İkincisi “cebinizde para varsa”, kaliteli bişey alın. Gidip de 30 liraya dürbün almaya kalkmayın.

durbunastronomi

Gözlemde en önemli şey açıklıktır (Birincil, ana mercek/ayna çapı, yani aperture. İleride kan kusturucam hepinize aperture diye diye). Bu yüzden dürbünde de olabildiği kadar açıklık olması en iyisidir (sebeplerine ilerde değineceğim). Peki nasıl alıcaz, nasıl anlıyoruz?

Her dürbünün üzerinde iki rakam bulunur: 7×35, 9×50, 20×80… gibi. Bu rakamlardan ilki kaç kat büyüttüğü, ikincisi de bahsettiğimiz açıklığıdır. Az önce uydurduğum evrensel ölçütlere göre ideal açıklık “50”dir. 50’den fazla olanlar daha iyi olmasına rağmen, araştırırsanız göreceğiniz gibi bunlar dana kadardır. Eğer Zangief’i tek elinizle dövemiyorsanız, bunla sabit bir görüntü elde edemezsiniz elleriniz titreyeceğinden.

Zaten genellikle açıklık büyüdükçe exit pupil’i korumak için (şimdilik o ne demek bilmesen de olur) büyütmeyi artırıyor adamlar. Büyütme artınca titreme daha da artar, kanser olursunuz söyliyim. 35 mm ise çok düşük. Hemen gidin bi 50 mm’lik bir dürbün alın. Büyütmesi size kalmış 7-10 kat arası büyütme iyidir, kafanıza göre seçin. 12 filan yapmayın ama! Unutmayın gözleme yeni başlıyorsunuz, büyütmeyi artırırsanız görebileceğiniz alan daralır, aradığınız şeyi bulamazsınız.

Markasına dikkat edin, abidik gubidik markalardan almayın. “Nikon, Meade, Bresser, Olympus” falan şahanedir mesela. Garibansanız, bari “Konus” marka alın, Türkiye’de bolca var bu markadan da. Çok kaliteli değil ama işinizi görür ve ucuzdur. Ona bile para veremiyorsanız, bulaşmayın zaten teleskop işine.

Şimdi aldınız dürbünü, incelediniz gökyüzünü, tabi öyle mal mal bakmadınız. Önceden bikaç kitap alıp bişeyler öğrendiniz (gökyüzünü tanıyalım diye çocuk kitabı görünüşünde bi kitap var mesela baya iyidir), yada internette turladınız, Kozmik Anafor okudunuz, görebileceğiniz şeyleri çözdünüz buldunuz vs vs… Tamam diyorsunuz, ben bu işe sarıyorum arkadaş! Artık teleskop alma zamanı geldi!

Orada başlığımız anlam kazanmaya başlıyor ve giriyoruz Alice’in harikalar dünyasına.

Teleskop alımı yaparken bilinmesi gereken en önemli şeyler;

1- Elinizdeki para: 150 liraya da teleskop bulabilirsiniz, 200 milyara da bir ritchey chretien teleskop sipariş edip g.t…. neyssee (alanı kıskanıyorum). Sakın öyle x liraya kelepir bişey bulalım diye düşünmeyin. Teleskoplarda what you pay is what you get (Ne kadar ekmek, o kadar köfte) kuralı hakimdir. O yüzden bir teleskoba ayırabileceğiniz en yüksek bedeli belirleyin ve yaklaşık o paraya bi teleskop alın.

Çıkıp da mesela 500-800 lira arasında güzel bir teleskop arıyorum demeyin. O para aralığındaki tüm güzel teleskoplar 800 lira çünkü. Bütçeniz 2 binse, tüm güzel teleskoplar 2 bin. Daha ucuz ama daha iyi teleskop mümkün değil, şansınızı zorlamayın.

2- Uyduruk şeylerden kaçın: Aranızda bir gün teleskop alacak olanların %90’ı, gidip 200-250 liraya biz astronomi dehaları arasında “oyuncak” diye tabir edilen teleskoplardan alacak. O yüzden bunu iki numaraya koyuyorum bak. “bu teleskopla 9353539 kat büyütebilirsiniz” yazısı ile satılan bu teleskoplar kara veba gibi yahu, her yerdeler. Tüm teleskop pazarını bu iğrenç modellerin doldurduğuna inanamıyorum! Bu teleskopla 500 kat büyütürsünüz, 800 kat büyütürsünüz diyenleri Türk bilimadamlarına emanet ediniz, onlar gereken cezayı verirler.

İstersen 100 milyarlık teleskop al, herhangi objeyi 300 kattan daha fazla net şekilde bazı özel geceler hariç kolay kolay büyütemezsin. Aksini iddia edenlere itibar etmeyin, çünkü sizi dolandırmaya çalışıyorlar. Zira teleskopta en önemli şey ne kadar büyüttüğünüz değil, ne kadar ışık toplayabildiğinizdir (açıklık). Bu da bizi doğrudan 3’e götürüyor.

3- açıklık: En süper şeydir (mercekli teleskoplarda bu azıcık istisna oluyor ama ona sonra değineceğiniz, bu ufak bi istisna zaten). Aperture olarak bilinen açıklık, teleskobunuzdaki merceğin ya da aynanın genişliğini ifade eder. Ne kadar büyükse, o kadar çok şey görürsünüz. Tabii bu en önemli dediysek, tek önemli şey değil. Paranızı en büyük teleskoba filan vermeden önce bu yazı dizisini bitirmeme izin vereceksin (Kendini hobiye bir kaptırınca dünya para harcayacaksın zaten. Aile düzenin bozulacak, borca gireceksin, daha büyük açıklığı olan teleskop alayım, daha fazla şey göreyim derken evi satacaksın, haciz yiyecek, mapusa düşeceksin, sıkıyorsa okuma).

Teleskop

4- Dünya yüzeyinde tamamen farklı amaçlara hitap eden envai çeşit teleskop var (ve bi sonraki yazımız onun üzerine): Gökyüzünde ne görmek istediğini ve beklentilerini belirlemeden kimse sana iyi bir teleskop öneremez. Bol bol fotoğraf çekeceğim deyip de bir dobson alırsan, ya da galaksileri izlicem deyip de mercekli teleskop alırsan, sonra bol bol küfredersin zaten.

Önce amacını belirle!

Ne istiyorsun; fotoğraf mı çekeceksin, gezegenlere mi odaklanacaksın, nebula galaksi görmek mi istiyosun? Bi saat aramak istemiyorum bilgisayarlı olsun beni uğraştırmasın mı diyosun, oraya buraya taşıyayım, portatif olsun mu istiyosun, karıyı kızı mı dikizleyeceksin, yoksa ruhunu bilime mi teslim ediyosun? Nedir olayın onu seçeceksin önce.

Evet yazı dizimize aradığınız şeyleri vaadeden türlerini tespit ederek devam edeceğiz. Aşağıdaki linklerden diğer iki bölümüne ulaşabilirsiniz:

2) Mercekli Teleskoplar
3) Aynalı Teleskoplar

Bu yazı, dashing isimli yazar tarafından ilk olarak ekşi sözlük’e entry olarak girilmiş, yıllar sonra buraya aktarılmıştır. 


teleskoplar-2254-2-meade

Amacınıza en uygun ve en kaliteli teleskop ya da dürbünü, en uygun fiyata sadece Gökbilim Dükkanı‘nda bulabilir, satın alma ve kullanım sürecinde her zaman bize danışabilirsiniz





Astrofotoğrafçılarımız: Mehmet ERGÜN

Astrofotoğrafçılarımızı sizlere tanıttığımız yazı dizimizde, sırada alanında en başarılı isimlerden biri olan Mehmet Ergün var. Hikayesini, kendi ağzından dinleyelim:

Ben Niğde’de doğdum ve 7 yaşına kadar Nigde’de yaşadım. 1986 senesinde Almanya’ya göçtük ve benim için yeni bir hayat başladı burada…

İlk ve ortaokul zamanında en sevdiğim dersler; matematik ve cografya idi… Anladım ki; sayıların sonu yok ama, coğrafyada bir zamandan sonra yeni bir şey oğrenemiyordun! Tüm kıtaları, okyanusları, ülkeleri, şehirleri vs ezberledikten sonra yeni bir konu gelmiyordu… Merak ve ilgim ise cok yüksekti. Bu kez kafamı kaldırdım ve yukarı baktım: Uzay o kadar büyük ki, ömrüm yetmez tüm bilgileri ezberlemeye… Yani, o çağlarda başladı astronomiye ilgim.

mehmet_sy

Çocuk zamanlarımda maddi imkanım olmadığı için bir teleskop sahibi olamamıştım. 2003 senesinde büyük bir İnternet/Online firmada e-ticaret pazarlama müdürlüğü eğitimi aldım ve 2006 senesinde mezun oldum. İlk teleskobumu 2010 yılında, cok yakın Arkadaşım “Ahmet’le” aldım ve birlikte ilk defa Ay’i ve Jüpiter‘i gözlemledik.

O geceyi hiç bir zaman unutamam, çünkü Ay’ı ve Jüpiter’i sadece resimlerden ve televizyondan tanıyor, ilk defa kendi gözümle canlı görüyordum. Benim için çok büyüleyici bir duyguydu… Teleskobun ayarlarını ve aksesuarlarını tanımıyorduk, herşeyi deneyerek yeni deneyimler kazanıyorduk…

koeprue_sy

Bu bahsettiğim ilk teleskobum, çok ucuz ve basit bir mercekli teleskoptu. Yaklaşık bir sene onunla hava açık olduğu zamanlarda ve imkan buldukça gözlem yaptım. Zaman geçtikçe ve çalıştıkça, maddi durumum düzeliyordu ve yeni imkanlar doğuyordu. Almanya’da yaşamanın faydalarını kullanmaya başlayıp, kendime yeni bir teleskop alamaya karar verdim.

İnternet üzerinden ve teleskop sergilerinden bilgi toplayıp, 203 mm’lik bir Schmidt-Cassegrain teleskop almaya karar verdim. 2011 senesinde istediğim bu teleskobu aldım. Orada başladı bendeki teleskop tutkusu! Aslında tutkudan fazlasıydı, belki de bir aşkın başlangıcıydı…

mehmet_teleskop

2012-13 senesinde fotoğraf hevesi, yani gözlemlediğim gökcisimlerini yakalamak ve başkalarına gösterme arzusu başladı… Teleskobumla resim çekmeye karar verdim ve kamera arayışlarına başladım… Başladım başlamasına ama, anladım ki astrofotografçılık bildiğim fotografçılığa benzemiyormuş!

Sadece kamerayla bitmiyor, yanında çok aksesuar gerekiyor ve en önemlisi bilgisayar/yazilim ile işlenmesi şart. Mesleğimin bana getirdigi avantajlar sayesinde biligsayar/yazılım bilgisini çabucak öğrenebiliyordum ve bu sekilde fotoğraf işlemesini hemen kavrayabiliyordum.

2014 senesinde birkaç yeni teleskop daha almaya karar verdim ve kendime C1100 – Schmidt Cassegrain – 279mm/2800mm, TS APOCHROMAT 65-mm-f/6,5-Quadruplet-Astrograph, Lunt LS152THa Solar Teleskop’u aldım. Bu zaman içerisinde yaklaşık 8-10 tane değişik CCD ve DSLR kamera değiştirdim. Ayrıca bir sürü astrofotograf aksesuarlari aldım ve bir kısmını geri sattım.

İlk cektiğim fotoğraf Ay’a aitti ve Ayi laptopumun ekranında gördügümde çok heycanlıydım. Sonrasında gezegenleri çekmeye başladım. Ardından Güneş (H-Alpha), Samanyolu ve DeepSky (derin uzay) fotoğrafları geldi. 2015 senesinden itibaren, şu an yaşadığım kentteki gözlemevinin sorumlu görevlisi olarak, maaşsız biçimde; yetişkinlere ve çocuklara gözlem ve danışma hizmeti veriyorum.

Astrofotoğrafçılık çok egzotik, etkileyici, komplex, zaman alıcı ve pahalı bir hobidir, yaklasik 20 senedir Astronomiyle ilgileniyorum ama, gördüğüm ve öğrendiğim belki okyanusta bir damla bile etmez…

Mehmet Ergün
Astrofotoğrafçı




Astrofotoğrafçılarımız: Metin ALTUNDEMİR

Başarılı astrofotoğrafçılarımızı, kendi ağızlarından size tanıttığımız, bu hobiye başlangıçlarını ve deneyimlerini aktardıkları yazı dizimize, Metin Altundemir ile devam ediyoruz.

Fotoğrafa ilgim; lise çağlarında fotoğrafçı bir arkadaşımın Rus pazarından aldığı antikalarla yaptığı siyah beyaz çekimleri beğenerek başladı. Karanlık oda, agrandizörler, kartlarda fotoğrafın belirmesi, kesilen çerçevelerle aydınlık yerleri pozlamaya devam ederek parlayan camın dışarısının kartta oluşan görüntüsü. Temel fotoğraf eğitimini arkadaşımdan o dönemde almış oldum.

Sonra üniversite sınavı araya girdi ve gitara yönelmemle fotoğraf ilgim rafa kalktı. Arada bir tatillerde basit manzara fotoğrafları çekmenin ötesine geçmedi. Çok yıllar sonra iş hayatının sıkıcılığından bir hobi edinme gereksinimiyle yarı profesyonel bir kamera alarak tekrar çekmeye başladım. Bu dönemlerde internette gezinirken, Royal Museums Greenwich’in her yıl düzenlediği astrofotoğraf yarışmasına denk geldim. 2012 yılında 13 yaşında bir çocuğun California çöllerinde çektiği, en çok konuşulan genç astrofotoğrafçılardan seçilmesine neden olan fotoğrafı gördüm. Astrofotoğraf konusunda merakım bu şekilde ateşlendi.

Daha önce kendi gözlerimle Samanyolu’nu sadece bir kere çok düzgün bir şekilde görmüştüm. Bolu’da merkezden uzak bir tepedeki bir köyde. Her yıl en fazla 15 gün zaman geçirebildiğim yazlığımızda yarı profesyonel makinamla denemelere başladım. Tatillerimin en az bir haftasını Perseid Meteor Yağmuru’na denk getiririm. Bu denemeler hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Hem Perseid açısından hem de makinemin gücü açısından istediklerimi yapamamıştım. Elimde sadece bir kaç takımyıldız ve ufak tefek yıldız izi fotoğrafı vardı. Yine de eğlence için çektiğim hayalet fotoğrafları ile uzun pozlama tecrübemi geliştirmeye başladım.

img_9982

Astrofotoğrafçılık çok masraflı bir hobi. O dönem örneklerini internette gördüğüm fotoğrafları çekmek için, en temel ekipman için bile Türkiye’de küçük bir işletme yatırımı olabilecek miktarda paralar harcamak gerekiyordu. Bunu yapamadığımdan, kış aylarında yazın çektiğim fotoğrafları istifleme yöntemiyle işlemeye başladım. Bir kaç kısa yıldız izi time lapse’i yapmayı başarmıştım. Tabii ki çok yetersizdi.

İlk fırsatta yine yarı profesyonel ama 1200mm eşdeğerli (50X) zoom gücünde bir makine aldım. Ay fotoğrafları çekmek için bire birdi. Bu kamerayı 4 yıl geçmesine ragmen hala kullanıyorum. Astrofotoğraf adına ilk çekimlerim Ay fotoğrafları olmuştu. Her ne kadar manuel bir zoom halkası olmasa da bazen otomatik odaklaması sayesinde Ay yüzeyinin ayrıntılarını çekebilmeyi başarıyordum. Hatta Jüpiter ve Galilei uydularını nokta şeklinde olsa da ve Satürn’ü halkası belirli olacak şekilde fena bir renk kayması ile çekmeyi başarmıştım.

2013 yazında işten ayrılmamla beraber aldığım tazminatın bir kısmını ilk profesyonel kamerama harcadım. Giriş seviyesinin üstü, kit lensli bir kameraydı. Çektiğim fotoğraflarda Samanyolu’nun ilk ayrıntıları belirmeye başlamıştı. Bu seviyeden sonra ışık kirliliği, Ay’ın etkisi, nem oranı, Dünya’nın dönüşü gibi etkiler karşınıza çıkmaya başlıyor. Yine de “Bunu sen mi çektin gerçekten?” sorusuna sık sık maruz kalmak doğru yolda gittiğimin göstergesiydi. Bir sonraki yaz da aynı kamerayla geçti. Çektiğim fotoğrafları gören bir arkadaşımın referansıyla emlak ve panorama fotoğrafçısı olarak profesyonel fotoğrafçılık hayatım başladı.

img_1925

Başka türde fotoğraf konularıyla ilgilenmek beni fotoğraf işleme konusunda geliştirdi. Sonunda ucuzlayan fiyatlarla tam kare ilk kameraya da sahip olmuştum. Astrofotoğraf çekim tekniklerini araştırarak ışık kirliliğine karşı çekim yapmanın inceliklerini öğrendim. Tabii ki büyük şehirlerde ışık kirliliğini yenmek mümkün değil. Ama daha az ışık kirliliği olan yerlerde yıldızlardan gelen ışığı yakalamanın yolları var. Üç yıllık kendini geliştirme sürecinin sonucunda tatmin edici fotoğraflar çekebilmeye başladım.

Her geçen sene kamera sensörlerini teknolojisi gelişiyor ve astrofotoğraf çekebileceğimiz ekipmanlar ucuzluyor. Bundan 7-8 sene önce yetersiz kalan ilk kamerama harcadığım mikrarlarla çok güzel astrofotoğraflar çekebileceğimiz ekipman piyasada bulunuyor ve giderek ucuzlayacaklar. Astrofotoğrafa yeni merak saranlar bu konuda çok şanslılar. Bazı cep telefonlarıyla bile uygun şartlarda çekim yapabilmek mümkün. Yalnız ekipman fiyatı anlamında oluşan bu kolaylıktan bahsederken astrofotoğrafçılığın hiç de kolay bir uğraş olmadığını belirtmek istiyorum. Bu işe gönül verenlerin arka planda çok fazla zaman ve emek verdiğini bilmeniz gerekiyor.

Sadece tripod, kamera ve uygun lensleri kullanarak astrofotoğraf çekiyorum. İstanbul’da yaşayan biri olduğum için tatil zamanlarımda yılda belki bir iki hafta kullanma şansım olacak yıldız takip ekipmanı ya da teleskop için harcama yapmadım. Hayat şartları bu tür ekipmanı sürekli kullanabileceğim bir noktaya gelmeden de böyle bir yatırım yapmayı düşünmüyorum. Hep aynı noktada kalmamak için astrofotoğrafı, ışık boyama tekniğiyle birleştirmek üzerine çalışmaya başladım. Buradakilerin dışındaki örnekleri Instagram hesabımdan (@metinaltundemir) görebilirsiniz.

Eğer derin uzay cisimlerini fotoğraflamak istiyorsanız teleskop ve yıldız takip sistemleri kullanarak çekim yapan kişileri araştırmalısınız. Sitemizde diğer astrofotoğrafçıların yazılarını da okumanızı tavsiye ederim. Belki sizin için uygun olan ekipman bir DSLR ya da aynasız kamera değil, bir teleskop ve CCD kamera olabilir.

Temiz ve karanlık bir gökyüzü dileklerimle…

Metin Altundemir
Fotoğrafçı / Astrofotoğrafçı




Astrofotoğrafçılarımız: Alper GÜL

Başarılı astrofotoğrafçılarımızı tanıtma ve kendi ağızlarından tecrübelerini sizlere aktarmaları gayesiyle yayınladığımız yazı dizimize, deneyimli astrofotoğrafçı Alper Gül ile devam ediyoruz Keyifli okumalar…

Hayatın farkına varmak, gerçekliği hissetmek ve anlamlandırmak için yıllardır arayışta olan ben, fotoğraf sanatıyla tanıştım üniversite yıllarında. Eğitimler, asistanlık, ödüller, çekimler, karanık odalar, filmler, baskılar derken nihayetinde dijital dünyanın nimetleri ile tanıştık.

Sonra ne oldu? Milenyum çağı ile birlikte hızlıca ilerledik, ürettik! Ürettiklerimizi tükettik ve daha iyi tüketebilmek için daha fazla üretmeye devam ettik. Fotoğraf da bundan ciddi şekilde payını aldı. Nasıl mı? Dijital çağdan önce, analog makineler ile 36 kare fotoğrafı itina ile çekip, hızlı bir şekilde karanlık odaya koşup, heyecanla ve saatlerce ürettiklerimizi beklerdik ve hata yapma lüksümüz yoktu. Kullanılan ekipmanlar sınırlı ve ışığa hükmetme yeteneğimiz azdı.

Bir gün cep telefonu furyası başladı ve bir gazete reklamında artık telefonlardan fotoğraf çekebilen dijital bir yenilikten bahsedildi. Aman allahım nasıl yani dedik ve fotoğraf toplumumuzun temeline yerleşti. Kitlesel fotoğrafçılık doğdu, sosyal medya hesapları patladı, fotoğraf bir sektör haline geldi.

Alper Gül
Bir yıldız izi (star trail) çalışmam…

Bu arada teknoloji de, ilerlemeye hızlıca devam etti. İlk DSLR makinemin iso performansının maksimum 1600 oldugunu hatırlarım hey gidi noise! Bu rakam şimdilerle ise milyonlarda dolaşıyor, neyse… Gelelim teknoloji ile birlikte, küçük sınırlı bir kitlenin tekelinden çıkıp yaygınlaşan yepyeni bir fotoğraf dalı olan astrofotoğrafçılığa…

Nedir bu fotoğraf dalı?

İnsanların fotoğrafik bakışlarını birden alt üst eden, aslında yüzyıllardır orada duran ve hiç gitmeyen yıldızların, kısmen de olsa gezegenlerin, samanyolunun , kümelerin gösterimi… Belirli çekim teknikleri – kompozisyon – ve dijital işlemler uygulayarak yapılan görsel şölen! Astrofotoğrafçılık bir kaç evreden oluşmaktadır. Basite indirgemem gerekiyorsa; DSLR aşaması ve teleskop aşaması.

Nasıl başladım?

Şehirler arası bir yolculuk sırasında sürekli kafamda şu soru vardı; canım ülkemin %30’u fotoğrafçı 🙂 Herkes artık her şeyi çekebiliyor, farklılaşmak için ne yapılmalı? Yorulmuştum, çektim sağa çıktım arabadan dışarı, yaktım bir sigara! Kafamı gökyüzüne çevirmem ile Samanyolu‘nun bana bakması bir oldu! Bu nasıl bir güzellik! Bunu neden daha önce fark etmedim! Hızlıca eve gidip araştırmaya başladım. Evren, yıldız, bulutsu, M46, çizgiler, farklı dünyalar, patlamalar, büyüklük – küçüklük – kuramlar, teoriler, teleskoplar, kara delikler, noluyor ya? Ben ne kadar da küçükmüşüm! Hiçlik içinde varlık gösteren ben, bunları başkalarına göstermeliydim!

Bunlar 2 yıl önce başladı. Bir akşam kalk dedim arkadaşıma, yıldızlara gidiyoruz! Ama hiç bir şey yapmadan damdan düşer gibi gittik. Sonuç? Hüsran 🙂

Sonrasında fotoğrafın emek olduğu gerçeği ile yüzleşip, araştırmalara başladım. Bir kaç kare fotoğraf için yapmam gerekenleri kitaplardan, internetten, makalelerden, videolardan biriktirerek yola çıktık… Ve bir gerçekle daha karşılaştık yurtdışında bu dal yıllardır var ve inanılmaz örneklerle dolu! Bu bir yana, bu dal içerisinde farklı teknikler bile gelişmiş. Başladık çekmeye…

Her çekimde ayrı bir tecrübe edinmeye devam ediyoruz ve öğrendiklerimizi şu an fotoğraf eğimleri ile başkalarına aktarıyorum. Yıldızınız sizinle olsun…

Alper Gül
Astrofotoğrafçı




Astrofotoğrafçılık: Temel Tercihler

Astrofotoğrafları çekmek kadar bu görüntüleri de işlemek başlı başına bir alan oluşturuyor. Genelde insanlar teleskop ile bakarken internette gördükleri fotoğraflar gibi görüntüyle karşılaşacaklarını zannederler.

Ama durum çok farklı çünkü gözümüzün ışık toplama kapasitesi, uzun pozlama sonucu CCD ya da CMOS sensörlerin topladığı ışık yanında çok düşük kalıyor. O yüzden en sık karşılaşacağınız “teleskopla bu çektiğin fotoğrafın aynısını görebiliyor muyuz” sorusuna vereceğiniz en net yanıt “hayır” olacak. Daha da açık olursak; Hubble Teleskobu ile baksanız dahi, fotoğraflarda gördüğünüz canlı ve ışıltılı görüntüyü, çıplak gözle hiçbir zaman göremeyeceksiniz.

Astrofotoğrafçılığa ilk başladığım dönemde, bir kaç ay boyunca bu sorulara yanıt ararken aynı zamanda sık sık gözlem yapma ve fotoğraf çekme fırsatım oldu. Deneme yanılma yöntemiyle kendi yağımda kavruldum diyebilirim çünkü yaşadığım şehirde astrofotoğrafçılık ile uğraşan insanları tanımıyordum. Çok değerli gözlem sürelerinde teknik bilgilerimin eksikliği nedeniyle boşa harcadığım vakitler oldu ama insan en iyi hata yaparak öğreniyor sözünün doğruluğunu bir kez daha anladım.

Kullandığım kundağın artık bana yeterli gelmediğini anladım ve daha uzun pozlama süreleri ve daha iyi astrofotoğraflar için GoTo özellikli elektronik kundak almaya karar verdim. Tercihim Orion Atlas Pro serisi oldu çünkü fiyat/performans dengesi açısından rakiplerinin bir adım önünde bir kundaktı. Aynı zamanda 115mm.’lik Meade 6000 Serisi APO Triplet ED optik tüp alarak astrofotoğrafi alanına ciddi bir adım atmaya karar verdim. Kundağa ilişkin izlenimlerimi buradan okuyabilirsiniz.

disliler-5525-2Her ne kadar elektronik kundak kullansam da 60 saniye pozlama süresinden sonra yine gökcisimleri kaymaya, görüntüler uzamaya başladılar. Ne kadar iyi kundağınız olsa da, kılavuz sistemi olmadan bir süre sonra takip yetersiz kalıyor. Bunun en büyük sebeplerinden birisi kundağın dişlileri arasındaki boşluktan kaynaklanan “backlash” adını verdiğimiz sorun. Dişlilerin arasındaki milimetrik boşluklar periyodik takip hatalarına neden olurlar.

İşte burada “autoguider” dediğimiz kılavuz sistemi devreye giriyor. Autoguider sistemi hem polar ayardaki, hem atmosferdan kaynaklanan etkileri hem de backlash adını verdiğimiz kundak dişli mekanizmasından kaynaklanan takip hatalarını düzeltmek için geliştirilmiş bir sistemdir.

Kılavuz sistemi nedir?

Birkaç çeşit kılavuz sistemi olmakla birlikte kabaca kılavuz sistemi ayrı bir kamera ve optik sistemden oluşan mekanizmanın bir yıldız üzerine kitlenerek onu takip etmesi sağlanır. Sistem aynı zamanda teleskobun kundağına da bağlı olmakla birlikte, kundağa komut vererek hedefteki yıldızı sıkı bir şekilde takip etmesini sağlar. Adı üstünde olduğu gibi teleskopun kundağına kılavuzluk eder.

Astrofotoğrafçılık
Astrofotoğrafçılık, profesyonelleşmeye başladığınızda pahalı bir uğraş halini alabiliyor.

Üstteki kendi kullandığım sistemde de göreceğiniz üzere, optik tüpün üstüne sabitlenmiş olan görece daha küçük olan tüp ve arkasındaki kamera kılavuz sistemidir. Kılavuz sistemi kullanarak bu hatalar en düşük seviyeye indirilerek çok uzun süre pozlama yapılmasına imkan sağlanmış olur. Eğer derin uzay objelerini düşük ISO’larla uzun süre pozlayarak fotoğraf çekmek istiyorsanız kılavuz sistemi kullanmak kesinlikle gerekiyor.

Peki astrofotoğrafçılık için hangi tür teleskop, fotoğraf makinesi ve kundak almamız gerekiyor?

Astrofotoğrafi için hangi teleskobun kullanılması gerektiğinin kesin bir cevabı yoktur. Her bir teleskop (optik tüp) tipinin, kendine göre avantajları ve dezavantajları vardır. Şimdi sırasıyla inceleyelim:

Refraktör (Mercekli) Teleskoplar

Refraktör teleskoplar diğer bir ismiyle mercekli teleskoplar optik ana bileşeni mercekten oluşan teleskoplardır. Mercekli bir teleskopta, ışık mercekten geçerken kırılır. Bu özellik sayesinde, ışınlar belli bir noktada toplanarak odaklanabilirler.

Renk sapıncına bir örnek
Mercekli teleskoplarda astrofotoğrafçılık sorunu olan renk ayrışmasına bir örnek.

Ancak burada ortaya çıkan en büyük sorun ışık farklı renkleri içerir ve her renk farklı farklı dalga boyunda olduğundan farklı açılarla kırılır. Bu, cisimden gelen ışığın renklerine ayrışmasına yol açar. Bu istenmeyen bir durumdur, çünkü görüntünün netliği bozulur. İşte buraya apokromatik adı verilen mercek tipleri devreye girer ve bu hatanın çok büyük oranda düzeltilmesi sağlanır. Eğer astrofotoğrafi için refraktör teleskop tercih edecekseniz apokromatik olmasına dikkat edin. Mercekli teleskoplar kapalı optik tüp sistemine sahip oldukları için fazla bakım gerektirmezler ancak mercek maliyeti nedeniyle çok pahalıdırlar.

Aynalı Teleskoplar

Benim de ilk kullandığım optik tüp olan Newtonian reflector yani aynalı teleskopların objektifi aynadan oluşur. Optik tüpün en sonunda yer alan birincil aynadan yansıyan ışınlar teleskop tüpünün içine geri döner. Burada optik tüpün içinde yer alan ikincil aynadan 90 derecelik kırılma ile teleskobun yöneltildiği cismin görüntüsü  göz merceğine yönlendirilir.

Newton türü bir teleskop. Önde ikincil düzlem ayna, arkada birincil çukur ayna ve ön yan tarafta göz merceği yuvası
Newton türü Aynalı bir teleskop. Önde ikincil düzlem ayna, arkada birincil çukur ayna ve ön yan tarafta göz merceği yuvası

Aynalı teleskopların en büyük avantajı fiyatlarının uygun olmasıdır. Ayna çapı büyüdükçe toplanan ışık miktarı da artacağı için aynı çapta bir aynalı teleskop ile mercekli teleskopun fiyatları arasında çok büyük bir uçurum vardır. Ancak açık optik tüp sistemine sahip olduklarından çok sık bakım gerektirirler . Ayrıca birincil ve ikincil aynanın birbirne olan açıları zamanla bozulabileceğinden “kolimasyon” adı verilen bir ayar yapılmasını gerektirir. Aynalı teleskop kullanacaksanız ortama bağlı olmakla birlikte benim gibi gece yarısı gözlem ortasında saç kurutma makinesiyle işlem yapmanız gerekebilir.

Astrofotoğrafçılık için aynalı teleskop tercih edecekseniz, çektiğiniz karenin kenarlarında coma hatası denen bir bozulma olacağından, optik düzleme ekleyeceğiniz comma corrector adlı bileşeni de almanız gerekecektir. Şahsen yeni başlayacaklar için fiyat/performans açısından 6 veya 8 inç aynalı bir teleskop almanız sizi uzun bir süre idare edecektir.

Hem Aynalı Hem Mercekli (Katadioptrik) Teleskoplar

Bu tip teleskoplarda birinci aynadan önce optik düzlemde bir de düzeltici mercek bulunur. Bu sistemler hem optik gözlem hem de astrofotoğrafi için uygun olmakla birlikte karışık bir sistem oldukları için fiyatları da yüksektir. Ayrıca genellikle odak değerleri (f) yüksek olduğundan daha uzun süre pozlamalar yapmanız gerekebilir.
Astrofotoğrafi için hangi tür kamera kullanmak gerekiyor?

Bir Schmidt-Cassegrain türü teleskobu tutan Çatal Kurgu
Katadioptrik bir Newtonian teleskop.

Amatör astrofotoğrafçılık için yaygın kullanılan DSLR fotoğraf makineleridir. Yazılım desteği ve çekilen görüntülerin işlenmesine olanak sağlaması nedeniyle tercih edilen bu makineler hem günlük kullanım hem de astrofotografi için uygundur.

Bazı üreticiler astrofotoğrafçılık için özelleştirilmiş DSLR modelleri de üretmektedir. DLSR makinelerin handikapı sensörün aktif bir soğutma sistemine sahip olmaması nedeniyle ısınarak istenmeyen parazit ve gürültüleri oluşturmasıdır. Bu konuya yukarıda değinmiştik.

Diğer bir tercih ise aktif soğutma sistemine sahip CCD sensörlü astronomi kameralarıdır. Bu cihazların fiyatları çok yüksek olmakla birlikte renkli ve monochrome (siyah beyaz) olarak iki tipi vardır. Profesyonel fotoğrafçılar tarafından monochrome versiyonları tercih edilir. Çeşitli özellikteki filtrelerle siyah beyaz çekilen görüntüler birleştirilerek işlenir ve renkli görüntü elde edilir.

Astrofotoğrafi için hangi tür kundak kullanmak gerekiyor?

Ekvatoryel ve Alt-Azimuth kundaklar olarak iki tip kundak tipi mevcuttur. Fazla detaylarına girmemekle birlikte alt-azimuth kundaklarda kutup ayarı yapılamadığı için görüntüler bir süre sonra baş aşağı devriliyormuş gibi olacağından astrofotoğrafi amacıyla kundak alacaksanız kesinlikle ekvatoryel kundakları tercih etmeniz gerekecektir. Kundak sistemleri hakkında daha fazla bilgi için şu makalemizi okumanızı tavsiye ederiz.

Sonuç olarak astrofotoğrafi için ekipman tercihi konusunda fiyat/performans dengesini de gözeterek bütçenize uygun olabildiğince büyük teleskop çapını kaliteli bir kundak sistemi ve kamera ile birleştirmeniz gerekiyor. Filtre, makine için adaptör halka setleri vs. ek bileşenleri de dikkate almalısınız.

Ancak şunu unutmamalısınız ki tüm ekipmanlarınız mevcut olsa bile en büyük ihtiyacınız olan şey “sabır” olacak. Gördüğünüz astro fotoğrafların çoğunun altında saatler hatta günler boyu harcanan emek yattığını aklınızdan çıkarmayarak bu işe gönül verdiyseniz sabırlı olmayı ve sahada yaşayabileceğiniz tüm aksiliklere rağmen (bu bazen gözlem alanınıza demir atmış bir bulut bile olabilir) başarıyla çekip işlediğiniz ve son halini verdiğiniz güzel bir fotoğrafın verdiği zevke kesinlikle değer!

Murat SANA